
“ORTA SINIF YOK OLUYOR, YOKSULLUK KİTLESELLEŞİYOR VE TOPLUMUN BÜTÜN KATMANLARINA YAYILIYOR”
“TÜRKLER DE İNSAN, TÜRKLERE DE İNSANİ YARDIM YAPIN”
“İNSANIMIZI YOKSULLUĞA MAHKUM EDEN İKTİDARI EN KISA ZAMANDA MUHALEFETE YOLLAMAK BİZİM ASLİ GÖREVİMİZDİR”
“AMEDSPOR, PKK TERÖR ÖRGÜTÜNÜN KENDİSİNİ KULLANMASINA ZEMİN HAZIRLIYOR”
Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, Türk Milleti Basın Toplantısında Türkiye gündemini değerlendirdi.
Video indirme linki: https://we.tl/t-dFqAX4AuZSchbDeG
Fotoğraf indirme linki: https://we.tl/t-eP8o8KEsTUh11oE7
Prof. Dr. Ümit Özdağ: “Pazartesi günü TÜİK yine tüketici fiyat endeksini açıkladı 4,18 ve böylece yıllık enflasyon yüzde 32,37 oluyormuş. Öbür taraftan bağımsız akademisyenlerden oluşan enflasyon araştırma grubunun yapmış olduğu bir açıklama daha var. Bu daha gerçekçi. Yüzde 5,07 aylık enflasyon yani yıllık yüzde 55,38 gerçek enflasyon. Vatandaşın sadece hissettiği değil, bizzat iliklerine kadar yaşadığı çok ağır sonuçları olan bir enflasyon süreci bitmek bilmiyor. 5 milyon emekli 20 bin lira maaş alıyor. Emeklilerin yanında dul ve yetimlerin almış olduğu maaş 15 bin liraya kadar iniyor. Şimdi 20 bin lira üzerinden baktığımızda ilk 4 ayda bu 20 bin liranın 2 bin 918 lira enflasyon karşısında eridiğini görüyoruz. Yani şu anda 5 milyon emeklinin almış olduğu maaşla satın alma gücü 17 bin 82 liraya düşmüş durumda. Aynı manzara 28 bin 70 lira asgari ücret alan vatandaşlarımızın da karşı karşıya olduğu manzara, onların da maaşları 4 ayda 4 bin 110 TL erimiş durumda. Yani satın alma gücü açısından eline bir asgari ücretlinin sadece 23 bin 960 TL geçiyor. Bu rakamla insanlar nasıl yaşayacaklar? Nasıl karınlarını doyuracaklar? Çünkü Nisan 2026 itibariyle Türk-İş’in yaptığı araştırmaya göre açlık sınırı 34 bin 587 TL. Yani 5 milyon emekli ancak 15 gün karnını doyurabilecek. Ayın diğer 15 gününde aç kalacak. 11 milyon asgari ücretli ilk 20 gün karnını doyuracak. Bakın bunun içinde kira yok, bunun içerisinde doğalgaz yok, su yok. Bunların içinde giyinme yok. Sadece karın doyurmadan bahsediyoruz.
Özetle orta sınıf yok oluyor, yoksulluk kitleselleşiyor ve toplumun bütün katmanlarına yayılıyor. Şimdi Sayın Erdoğan iktidara gelirken 57. hükümeti muhalefet partisi genel başkanı olarak eleştirirken bir simit çay hesabı yapıyordu. Türkiye’ye her gittiği yerde simit şu kadar, çay şu kadar, şu kadar simit yiyebiliriz diyordu. Hadi gelin şimdi birlikte tekrar yapalım bu simit çay hesabını Sayın Erdoğan. Tabii, artık insanlar saraya taşınınca simit, çay hesabı yaparak halkın önüne de çıkmıyorlar. Şimdi durum bu kadar vahimken, birden bir haber düşüyor haber ajanslarına, Somali’ye geri ödemesiz 30 milyon dolar bir taze para hibe ediyoruz. Tamam o zaman emeklilerimiz Somali’ye taşınsınlar. Madem burada onlara para vermiyorsunuz, Somali’ye yolluyorsunuz paraları. Belki orada daha iyi geçinirler. Evet, verdiğiniz maaşla Somali’de bile geçinip geçemeyecekleri belirsiz.
Geçen sene 8 milyar dolar insani yardımı dünyanın değişik ülkelerine yapmışlar. Sarayın hatırlaması gereken bir şey var: Türkler de insan, Türklere de insani yardım yapın. Dünyanın değişik yerlerine insani yardım yapıyorsunuz madem. Türk milletinin de insan olduğunu hatırlayın. Sığınmacılara, kaçaklara yılda 11 milyar dolar para harcıyorsunuz. Ama mesele Türk emeklisine geldiğinde, işçisine geldiğinde, onların maaşlarına zam yapmanın enflasyonu artıracağını söylüyorsunuz. Bakın onlara yaptığınız zam artırmıyor. Milli Eğitim Bakanlığı’nın sözde veri güvenliği toplantısı için Antalya’da beş yıldızlı otelde 30 milyon TL vererek yapmış olduğu toplantı arttırıyor. 55 bin tane makam aracı arttırıyor. 14 tane uçak arttırıyor enflasyonu. Har vurup harman savurmanız arttırıyor. Yoksa 1 Mayıs’ta gözlerine biber gazı sıktığınız işçilerimiz ‘açız’ diye bağıran işçilerin aldığı maaş enflasyon arttırmıyor.
Sevgili Zafer Partililer,
Buradan değerli vatandaşlarımıza, işçilerimize, köylülerimize, orta direk yurttaşlarımıza birlikte seslenelim: Bu insanımızı açlığa ve yoksulluğa mahkum eden iktidarı en kısa zamanda muhalefete yollamak Türk milletinin boynunun borcu, bizim de asli görevimizdir. İnşallah bunu gerçekleştireceğiz. Bu iktidarı emekliye yolladıktan sonra da Suriyelileri, Afganları, diğer Asya ülkelerinden ülkemize kaçak gelenleri, Afrika’nın 36 ülkesinden ülkemize kaçak olarak gelen ve şimdi sayıları milyonları bulanları, vatanlarına devletler hukukuna uygun bir şekilde yollarken onlardan boşalacak işlere, onlara ayrılan kaynaklara da Türk insanının erişim hakkı ve imkanı olacaktır.
Değerli basın mensupları, sevgili Zafer Partililer,
Bugün aslında üzerinde çok Parti olarak konuşmadığımız bir konuya da girmek istiyorum. Sizler de biliyorsunuz, kamuoyu da biliyor. Ben Oğuz Kağan’dan beri her Türk Fenerbahçeli doğduğu için fanatik bir Fenerbahçeliyim. Gerçi oğlum diyor ki, baba neden beni Fenerbahçeli yaptın? Bir türlü şampiyon olamıyoruz. Oğlum diyorum, Oğuz Kağan’dan beri her Türk Fenerbahçeli doğuyor. İyi de diyor, Göktürklerden beri de şampiyon olamıyoruz.
Evet, ligin son haftalarına geldik. Şampiyon takımlar da yavaş yavaş belli olmaya başladılar. Sevgili Bursaspor çok güzel top oynadı. Efsane günlerine geri dönme kararlılığı içerisinde görünüyor. Ben de şampiyonluklarını ilan ettikleri maça katıldım. 40 binin üzerinde seyirci Bursa’da stadı doldurmuş. Olağanüstü coşkulu bir şekilde şampiyonluklarını kutladılar. Ben de sevgili Bursaspor’u tekrar buradan kutluyorum. Gelecek hafta sonu Bursa’da olacağım ve sevgili Bursaspor taraftarlarıyla da tekrar bir araya geleceğim. Tabii Bursaspor’u kutlarken Süper Lig’e çıkan sevgili Dadaşları da Erzurumspor’u da kutluyorum. Erzurumspor’la bir başka bağımız daha var. Genel Sekreterimiz Cezmi Polat’ın kardeşi Erzurumspor’un eski başkanıydı. 82 gol attı sevgili Dadaşlar. Güzel bir hücum futbolu oynadılar ve inşallah Süper Lig’de de başarıdan başarıya koşacaklar.
Ancak tabii ben Bursaspor’u kutlayınca, Erzurumspor’u kutlayınca, diğer başarılı takımları kutlayınca bazı çevrelerden de hani biz salağa salak deriz salakça eleştiriler geldi. Amedspor’u neden kutlamıyorsunuz diye. Bakın Amedspor’la ilgili durum çok farklı ve biz bu meseleyi Divanda da bir milli güvenlik meselesi olarak değişik boyutlarıyla ele aldık ve inceledik. 2025-2026 sezonunda Kürtçe slogan veya saç örme gibi ya da şiddet eylemleri nedeniyle bu kulübe yedi defa cezai işlem uygulanmış ve 5 milyon TL para cezası kesilmiş. Kasım ayında disiplin cezası alan beş oyuncunun sözleşmesi feshedilmiş, iki defa seyircisiz oynama cezası verilmiş.
Diyarbakır hiç şüphesiz güzide bir şehrimiz ve Diyarbakırlı futbolseverlere de büyük saygımız var. Ancak Diyarbakır’dan Süper Lige çıkan bu kulüpte terör örgütü yandaşlığı için kimi mahfillerce alan açılmaya çalışıldığını ve provokasyonlar için bu yapının kullanıldığını görüyoruz. Bu spor kulübü de PKK terör örgütünün kendisini kullanmasına zemin hazırlıyor. İşte bakın kulübün resmi hesabından yapılan paylaşım. Bizimkilerin keyfi yerinde. O gün sekiz askerimiz şehit olmuş. Hâlâ duruyor. Bu sporseverlik mi? Buradan ‘Amedspor’u kutluyorum’ diyen siyasetçilere, gazetecilere soruyorum. Nasıl kutluyorsunuz? İstiklal Marşı’mız çalınıyor, ayağa kalkmıyorlar. Kalkmadıkları gibi bir grup ıslıklıyor. Devam edelim, mutluluğun resmini yapabilir misin? ‘Sergi tutsak fırçalar, Sakinelerin rengiyle Rojava’da özgürleşiyor’. Bu spor mu?
Evet, bakın bu eleştiriler Diyarbakır’da gerçek sporseverler için yapmış olduğumuz eleştiriler asla değil. Partimizin Genel Başkan Yardımcısı, ortopedi profesörü, Prof. Dr. Ali Şehirlioğlu, Diyarbakır’da görev yaptığı sürece gönüllü olarak 2,5 sene Diyarbakırspor’un doktorluğunu yaptı. Maçlara birlikte çıktı. Takım galibiyet sevincini Ali Hoca’yı kucaklayarak kutladı. Mesele burada spor değil, Kandil’den teröristlerin Amedspor’a finansal destek istemesi, Amedspor’un eski başkanının bu spor kulübünü bir bölgenin dikkat edin milli takımı diye nitelendirecek kadar küstahlaşması. Evet, biz de onun için önümüzdeki sezonda PKK terör örgütünün bu spor kulübünü kullanarak Türkiye’de birçok tahrik eylemi gerçekleştirmesini büyük bir risk olarak görüyoruz. Futbol Federasyonu’nu, Gençlik Spor Bakanlığı’nı ve İçişleri Bakanlığı’nı bu konuda şimdiden önlem almaya davet ediyoruz. Daha sezon başlamadan İstanbul’da İstiklal Caddesi’nde Galatasaray seyircisiyle Amedspor taraftarlarının tırnak içinde karşı karşıya gelmesinin nasıl tehlikelerin önümüzdeki süreçte ortaya çıkartılacağını göstermesi açısından önemli bir belirti olduğunu düşünüyoruz. Terör örgütünün spor kisvesi altında Türkiye’nin değişik illerinde sosyal huzursuzluk çıkarma potansiyeline böylece erişeceğini, buna karşı şimdiden çok güçlü tedbirlerin alınması gerektiğini söylüyoruz.
Değerli basın mensupları, sevgili Safer Partililer, bizleri televizyonlarının başında izleyen değerli yurttaşlarım,
PKK terör örgütüyle ve Öcalan’la yapılan ve adına açılım denilen müzakereler 18 ayı geride bıraktı. 11 Temmuz 2025’te PKK bir mangal partisi düzenledi, 30 tane kalaşnikofu yaktı, güya silah bıraktı. Bu ucuz bir şovdu, şov olduğunu söyledik ama büyük yalanlar söylenmeye devam edildi. Müzakere olmayacak, bu bir al-ver süreci değil. PKK şartsız silah bırakacak, PKK şartsız kendisini feshedecek dediler ama ne PKK silah bıraktı ne kendisini gerçekten feshetti ve şimdi Cumhur İttifakı’yla çatır çatır pazarlık yapıyor, müzakere yapıyor ve gelinen aşamada artık iktidarın büyük tarafı, saray tarafı önce silah bıraksın diyorlar. Hani silah bırakmıştı? PKK ve DEM de diyor ki önce yasa değişikliği yapılsın, tüm PKK üyelerine, hatta terör örgütü üyeliği, propagandası konulu 40 bin kovuşturma ve 70 bin soruşturma dosyası iptal edilsin, Demirtaş serbest bırakılsın, PKK da bu arada silah bıraksın diyorlar. Hani al-ver yoktu, hani pazarlık yoktu? Bu arada da bazı AK Partililerin ve MHP’lilerin ara bulmak gibi bir misyon üstlendiklerini görüyoruz. İşte efendim, şartlı olsun bu af, suça bulaşmamış ve silah bırakan teröristler gelip toplumda aramıza karışsın diyorlar. Terör örgütü üyesi suça bulaşmamış ne demek? Zaten terör örgütü üyesi olmak suçlu olmak demek.
Bakın, bu arada adı açıklanmayan bir MHP’li yetkili dün basına bir röportaj veriyor ve diyor ki: PKK’nın tamamen silah bırakması gerçekçi değil. Sevgili Zafer Partililer, Kandil de böyle konuşuyor. PKK terör örgütü de böyle konuşuyor. Şimdi Balgat da mı Kandil gibi konuşmaya başladı? Kim bu MHP’li ya? Hadi kendini gizlemesin. Çıksın ortaya, ben söyledim desin. Yüreği yetiyorsa. Terör örgütü silah bırakmadan nasıl terörsüz olacakmış? Neymiş gerçekçi olmayan? Hani pazarlık yapmayacaktınız? Bu millete nasıl yalan söylediniz o zaman? PKK’nın silah bırakması gerçekçi değil ama biz Türk milletini Türk, Kürt, Arap diye üçe böleceğiz, öyle mi? Anayasanın 42. maddesini, 66. maddesini çıkartacağız. Bu gerçekçi mi oluyor?
Sevgili arkadaşlar, değerli Zafer Partililer,
Bakın PKK silah bırakmadı ama feshetmedi ama öbür taraftan PKK’nın SDY kolu Suriye’de Suriye devletinin parçası oldu. Dört tane tugay da örgütleniyor. Şimdi kolordu seviyesine çıkartmak istiyorlar. Ya bir PKK kolordusundan bahsediyoruz Suriye’de. Savunma Bakan Yardımcısı oldu burada aranan insanlar. İktidarın da bunu kabul ettiğini görüyoruz. Öcalan’ı, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne konuşma yapması için davet eden Bahçeli, bütün bu süreçte, Türk milletinin kafasına tekrar tekrar Öcalan’ın kurucu önder olduğu propagandasını yaptı. Öcalan’a statü istedi, kimse gitmezse ben giderim İmralı’ya Öcalan’a dedi. PKK ile yapılan pazarlıkları ana dinamiğini oluşturdu Devlet Bahçeli. Şimdi de Bahçeli, Öcalan için barış süreci ve siyasallaşma koordinatörü olsun diyor. İnanılır gibi değil. 1976’dan beri askerimizi, polisimizi, korucumuzu, öğretmenimizi, savcımızı, istihbaratçımızı şehit eden, beşikteki bebeklerin katliam emrini veren adamı, Devlet Bahçeli barış ve siyasallaşma süreci koordinatörü atıyor. Mavi Çarşı’da insanlarımızı yakan zihniyeti barış koordinatörü haline getiriyor. Hala sokaklarda gençlerimizi zehirleyen narkoterör örgütünün şefini siyasallaşma koordinatörü olarak gösteriyor. İnanılır gibi değil. Oldu olacak eş başkan yapın adamı ya. Ona hazırlanıyorsunuz zaten.
Değerli basın mensupları, sevgili Zafer Partililer,
Bu akıl ve vicdan dışına çıkan bir süreç. Hani diyorlar ya devlet aklı, devlet aklı. Evet, ancak İsrail devletinin aklı olabilir böyle bir süreç. Çünkü bu süreç Türk milletine, Türk devletine hakaret eden bir süreç. Türk milletinin gururunu onurunu ayaklar altına alan bir süreç. Bakın Türk milleti bu süreci desteklemiyor, ne yaparsanız yapın. Türk halkı milli üniter devletin tartışmaya açılmasını istemiyor. Türk halkı Atatürk’ten başka kurucu önder de tanımıyor.
Çok değerli basın mensupları, çok değerli Zafer Partililer, değerli yurttaşlarım,
Zafer Partisi Türkiye’nin bir terör örgütüyle pazarlıklarla sürüklenmeye çalışıldığı bu sürecin karşısında bütün varlığıyla ve kararlılığıyla mücadele etmeye devam edecektir. Şu ana kadar 13 ilde büyük paneller gerçekleştirdik ve yüz binlerce insanımıza doğrudan ya da sosyal medya aracılığıyla bu panellerde eriştik. Yapılan pazarlıkların arka planını bütün açıklığıyla ortaya koyduk. Bundan sonra da bu panelleri yapmaya ve vatandaşlarımızla bir araya gelmeye onların bu konulardaki sorularını cevaplandırmaya devam edeceğiz. Ama bunları yaparken Türkiye’nin karşı karşıya olduğu sığınmacılar meselesiyle ilgili ortaya koyduğumuz Anadolu Kalesi Projesini anlatırken ülkemize yönelik ağır uyuşturucu ve sanal kumar saldırısı karşısında Tertemiz Türkiye Projesi’yle nasıl mücadele edeceğimizi izah ederken, Türkiye’nin tekrar ekonomik kalkınması için Zafer Partisi’nin ekonomik programını Türkiye’yi dolaşıp iş dünyasına, esnaflara ve halkımıza anlatmaya devam ederken, bir taraftan da parti olarak sadece Türkiye Türklüğünün değil, bütün dünya Türklüğünün meselelerine sahip çıkmaya devam ediyoruz.
3 Mayıs’ta ifade ettim, tekrar ifade ediyorum: Zafer Partisi; Brüksel’de, Washington’da, Pekin’de, Moskova’da, Tel Aviv’de kurulmadı. Zafer Partisi, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Ankara’sında kuruldu. Anıtkabir’de dualarla kuruldu. Zafer Partisi, Türkistan’da Türklerin küçük haç diye ziyaret ettikleri İslam dininin Türkler arasında yayılmasını ve anlaşılmasını sağlayan, İslam’ı Türkçe anlatan Hoca Ahmet Yesevi’nin türbesinde dualarla kuruldu. Oradan aldığı toprağı Anadolu’ya, Hacı Bektaş Veli Hazretleri’nin türbesinin önündeki Karadut ağacının altına getiren ve o toprağı oraya seren milli zihniyetle kuruldu. Zafer Partisi, Doğu Türkistan Türklüğünün de partisidir. Zafer Partisi, Orta Doğu Türklüğünün de partisidir. Zafer Partisi, Tebriz’deki Türklerin de partisidir. Bakü’deki Türklerin de partisidir. Kerkük’teki, Tuz’daki, Telafer’deki, Halep’teki Türkmenlerin de partisidir. Batı Trakya’daki Türklerin de Bulgaristan’daki Türklerin de partisidir. Rumeli Türklüğünün de partisidir. Bulgaristan’da Türkkan Bebek anmalarında Zafer Partisi vardı. Yine İskeçe’de de ve Gümülcine’de Türk uyanış gününde Zafer Partisi vardı. Ve bu hafta şimdi güçlü bir heyetle Makedonya’ya ve oradan da Kosova’ya giderek Rumeli Türklüğünün Hıdrellez törenlerinde yanında olacağız ve onların neşeleriyle neşeleneceğiz. Ve sizlerin de selamlarını, sevgilerini, muhabbetlerini Ankara’dan Rumeli’ye götüreceğiz.”
Genel Başkan Prof. Dr. Ümit Özdağ konuşmasının ardından Partimize katılan isimlere rozetlerini takdim etti.
- İyi Parti İl Başkan Yardımcısı Polat Özbal
- Demokratik Sol Parti Eski Genel Başkan Danışmanı Okan Bal
- Akman Premium Otel Sahibi Atila Aydoğan
- İnşaat Mühendisi Kemal Özkan
- İnşaat Mühendisi Hüseyin Aksoy
- İncek Medikal Park Hastanesi Sahibi, Eski MİT Mensubu Hülagu Yüceer
“PKK ELEBAŞINA ADETA DEVLETİ VE TOPLUMU ONUN KURUCU ÖNDERLİĞİNDE TEKRAR ŞEKİLLENDİRME GÖREVİ VERİLMEK İSTENİYOR”
Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin terörist başı Abdullah Öcalan için Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü statü önerisine yanıt verdi.
Prof. Dr. Ümit Özdağ: “MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, narko-terör örgütü elebaşı Öcalan’ın barış süreci ve siyasallaşma koordinatörü olarak görevlendirilmesini istemiş. Barış süreci ve siyasallaşma koordinatörünün görevi, Bahçeli’nin ifadesiyle toplumsal onarım, siyasal normalleşme, demokratik katılım, kardeşlik hukuku ile kamu düzeni ve milli güvenlik ve huzurun geleceği birlikte ele alıp şekillendirmekmiş.
Özetle terörist başı Öcalan’a MHP Genel Başkanı Bahçeli, toplumsal onarım, siyasal normalleşme, demokratik katılım ve kardeşlik hukukunu sağlama görevi verilsin istiyor. Bu arada neymiş bu kardeşlik hukuku? Yurttaşların hukuku olur, yurttaşlık hukuku olur. Kardeşlik hukuku denilen şey iki halklı, iki milletli bir zemini işaret ediyor.
Bir de Bahçeli’ye göre Öcalan bunları yaparken Türkiye’nin kamu düzenini ve milli güvenliğini de göz önünde tutacakmış. Evet, PKK ile müzakerelerde, Öcalan’la pazarlıklarda geldiğimiz nokta budur. Narko-terörist PKK elebaşına adeta devleti ve toplumu onun kurucu önderliğinde tekrar şekillendirme görevi verilmek isteniyor.
Türk milletini bu sürece karşı Zafer Partisi çatısı altında toplanmaya ve Anayasamızı, milli birliğimizi, milli üniter laik devletimizi birlikte savunmaya davet ediyorum.”
“DAHA İYİ GÖRSÜN DİYE GÖZ AMELİYATI OLAN ÖCALAN’LA PAZARLIK MASASINA OTURANLAR, GÖZLERİNİ KAYBETMİŞ MEHMETÇİKLERİMİZİN DE GÖZLERİNİ GERİ İSTEYİN”
Parti Sözcüsü Azmi Karamahmutoğlu, Türkiye gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Azmi Karamahmutoğlu: “Dün Türkçüler Günüydü. 3 Mayıs Türkçüler Günü’nü andık, yad ettik. Yer yer kutlama duygularıyla da geçti. Her ne kadar bayram ibaresine ve kutlamayı ibaresine şerh düşülse de Türklüğün şahlanışı için Türkçülerin bir bayram havasında da bugünü ele alması gerekiyordu. 1944 olaylarından beri ele alınan 3 Mayıs Türkçüler Günü, içinde bulunduğumuz tarihlerde Türklüğün birçok coğrafyada tehdit altında olması sebebiyle daha bir anlam kazandı. Bu sebeple yapılan anma törenlerinde, sempozyumlarda, panellerde gördük ki gerçekten de 3 Mayıs 1944 yılındaki bilinç ve heyecanla ele alınıp işlenmeli, hatta daha da ileri götürülmeli, taşınmalı. Bu sebeple ilk günden itibaren Türklüğün varlığına sunmuş olduğu hizmet aynı şekilde işlemeye devam ediyor.
Tam da buradan hareketle biz de Zafer Partisi olarak dünkü anma toplantısından sonra bu cuma günü 8 Mayıs tarihinde Sayın Genel Başkanımız Ümit Özdağ’ın başkanlığında bir Genel Merkez Heyeti olarak Türkiye dışındaki bir başka Türk coğrafyasına, Türk nüfusunun yaşadığı bir coğrafyaya gideceğiz. Makedonya ve Kosova ziyaretlerimiz olacak. Burada Doğu Avrupa’daki Türk varlığını, Avrupa’daki Türk izlerini Balkan Türklüğünü hiçbir zaman ihmal etmediğimiz gibi bilindiği gibi Ocak ayı içerisinde Yunanistan’da Batı Trakya’daydık. Daha evvel Bulgaristan’a bir ziyaret yapılmıştı. Bu coğrafyadaki Türk varlığıyla ana vatan ilişkisi devam etmektedir. Fakat buna da yine Atatürkçü Türk milliyetçiliği çizgisinde olan Zafer Partisi’nin politikaları gereği bir şerh düşmek durumundayım. Bizim Avrupa’daki Türk izlerine ve Türk varlığına yaklaşımımız saltsı bir Osmanlı hinterlandına duyulan ilgi sebebiyle değildir. Bizim oradaki Türk varlığına olan ilgimiz Osmanlı hinterlandının evvelinden başladığı gibi hem kültürel hem de demografik olarak beraberinde bugünkü ulusal devletlerin, modern çağdaki ulusal devletlerin varlığına hürmeten oradaki Türk nüfusunun ve kültürünün devamlılığı açısından göstermiş olduğumuz bir yaklaşımdır. Bu sadece sözünü ettiğim gibi Osmanlı hinterlandıyla sınırlı değil, bütün bir Türk dünyasını kapsamaktadır. Makedonya ve Kosova ziyaretlerimize ilişkin yayınlarımız devam edecektir. Oradaki dostlarımızı şimdiden haberdar olmasını istiyorum ki gittiğimizde orada bir arada olabilelim. Yaptığımız görüşmeleri de etraflıca yine Türk kamuoyuyla paylaşacağız.
Değerli Türk kamuoyu,
Zafer Partisi Türk siyaset sahnesine çıktığı günden itibaren birçok kez haksız eleştirilere de uğramıştır. Şüphesiz bununla karşılaşacağımızı biliyorduk fakat ortaya koyduğumuz politikaların muhatapları tarafından, hedeftekileri tarafından yaratmış olduğu rahatsızlıktan kaynaklı olarak çok kere haksız eleştirilere uğradığımız ve bu haksız ve maksatlı art niyetli eleştirilerden etkilenen tarafsız bir kitlenin olduğunu da görmüşüzdür. Bizim hedefimiz asla zihniyetini değiştirebileceklerimiz değildir. Bizim hedefimiz aklı çelinecek olan iyi niyetli vatandaşlarımızın kaybedilmemesi şeklindedir. Başlangıçta bilindiği gibi Türkiye’deki demografik değişime yol açan, yasa dışı kaçak nüfus, sığınmacılar ve kaçak göçmenlerle ilgili politikasıyla çıkış yapan Zafer Partisi’ne getirilen eleştiri, özellikle Suriye’de rejimin değişmesiyle beraber Esad yönetiminin düşüp Ahmed eş-Şara yönetiminin yani seküler Arap milliyetçisi bir rejimin yerini şeriatçı, dinci, İslamcı bir Arap milliyetçisi rejimine bırakmasıyla birlikte bizim şikayetçi olduğumuz, Türkiye’yi zora sokan, Türkiye’deki yasa dışı kaçak nüfus varlığına ilişkin politikamızın çöktüğüne dair söylemler geliştirildi. Oysa Suriye’de rejimin değişmesinden bu yana, geçen Aralık ayında bakıyoruz ki yaklaşık 17 aylık bir süre içerisinde bakıyoruz ki hükümet bile dönen nüfusun sayısını doğru yanlış 600 binle sınırlı tutuyor. Oysa Türkiye’de bulunan sadece Suriyeli geçici sığınmacı nüfusun varlığı 4 milyona aşkındı. Bunun kayıt dışı olanıyla birlikte 6 milyon olduğu sabit bir gerçekliktir. Yani değerli Türk kamuoyu, yasadışı kaçak nüfus, sığınmacılar, kaçaklar, mülteciler, ilticacılar değişik değişik isimler altında bazıları doğru, bazıları yanlış adlandırmalarla Türkiye’de bulunan nüfusun toplam 13 milyonu bulan bu nüfusun varlığı halen daha Türkiye’de hem demografik bir bozulmaya yol açıyor hem ekonomik bir yük getiriyor hem de sosyal bir sorun olarak, bir emniyet, bir asayiş sorunu olarak orta yerde duruyor. Öyleyse Zafer Partisi bu politikasında düzensiz göç, kaçak göçmen politikası konusunda haklıdır ve bu sorun orta yerde durmaktadır, çözüm beklemektedir ve bu sorunu doğuran politikaların sahibi olan siyasi partilerin iş başında durmasıyla bu sorun çözülmeyecektir. Sorunun çözümü Zafer Partisi’nin iktidarda bulunması yahut Zafer Partisi politikalarının iktidar tarafından paylaşılması, sahiplenilmesi yoluyla ancak olabilecektir.
Diğer taraftan yine 18 aydır Türkiye’mizi meşgul eden, Türk kamuoyunu meşgul eden ve Türk devletinin ve milletinin gururunu, onurunu zedeleyen Cumhur İttifakı’nın bir başka politikasıyla yüz yüzeyiz. Bir sürecin içerisindeyiz. Bu PKK ile kurulan pazarlık masasıdır. 18 ay evvel devlet bahçelinin anonsuyla başlatılan bu süreç, bugün bir bilinmezliğin içerisinde, bir sis bulutunun içerisindedir ve pazarlık masasının tarafları bile bu işin nereye varacağını, ulaşacağını bilmemektedir. Bunu ele alacağız niçin böyle olduğunu. Fakat şunu giriş cümlesi olarak söylemek isterim ki: bu pazarlık masasındaki taraflar, toplumu razı edemediği için, toplum bu politikaya rıza göstermediği için, pazarlık masasındaki taraflar masada çakılı kalmışlardır. Anlaşıp, el sıkışıp masadan kalkamamışlardır. Özellikle son bir yıldır yine genel merkez kurullarımızın ele aldığı ve işlediği acil, öncelikli çözüm bekleyen sorunlar içerisinde Türkiye’mizde bağımlılıkla mücadele politikalarımızı ortaya koyduk. Ne mutlu ki bunun en azından hükümet partisi tarafından son aylarda sahiplenildiğini görüyoruz. İçişleri Bakanlığı en azından düzenlediği basın toplantılarında bunu gördük. Uygulama konulup konulmadığını, samimi olup olmadıklarını göreceğiz. Fakat en azından bağımlılıkla mücadele ki bu yalnızca uyuşturucu madde bağımlılığıyla beraberinde kumar bağımlılığı, kumar bağımlılığı da yalnızca sanal kumar bağımlılığı değil, bunların ele alınıp alınmadığını göreceğiz. Fakat biz yine de hem bu meselenin medya marifetiyle saklanan ürkütücü boyutunu toplumun göz önüne getirmeye devam edeceğiz. Hem de çözüm önerilerini hükümetin önüne koymaya devam edeceğiz.
Diğer taraftan yine Zafer Partisi’nin ısrarla ele aldığı, ortaya koymuş olduğu, vatandaşın birebir mutfağında, evinde, sokakta yaşadığı ancak hükümetin tekelindeki medya organları tarafından işlenmeyen, göz ardı edilen, sesi duyurulmayan bir meseleyi hayat pahalılığını, yani halkın enflasyonu olan gıda enflasyonundaki artışı sürekli işleye geldik. Yolsuzluğu, yoksulluğu, fukaralığı, açlığı ve bunların doğurmuş olduğu ruh hali, duygu hali olan geleceksizliği sürekli işleye geldik ve işlemeye devam edeceğiz. Halkın enflasyonunu, gıda enflasyonunu işlemeye devam edeceğiz. Devletin, hükümetin kontrolündeki kurumların açıklamış olduğu işlenmiş ve revize edilmiş rakamların dışında gerçek rakamları Türk kamuoyunun dikkatine getirmeye ve anlatmaya devam edeceğiz.
Bir diğer yanıyla şüphesiz içinde bulunduğumuz, yaşadığımız en can yakıcı sorunlardan biri de işsizlik ve özellikle de genç işsizlik. Hakeza Zafer Partisi’nin sürekli gündeme getirdiği sorunlardan biridir. Çünkü gençlerimiz içinde bulundukları hem eğitim sorunları bazen parasızlık sebebiyle okullarına ara vermek yahut binbir zahmetle bitirdikleri okulların sonucunda diplomalı işsizler haline gelmeleri sebebiyle ülkelerine olan ümitlerini yitirmeleri. Bunları Zafer Partisi olarak sürekli ele aldık ve her defasında haksız eleştirilerle karşılaştığımız oldu. Çünkü biz bu sorunları ele alırken ton farkı gözettiğimiz olmuştur. Meselenin içeriğine, hüviyetine, can yakıcılığına göre sorunda anlatımda ton farklılığı yaşadığımız olmuştur. Ve yaşadığımız ton farklılığına göre bazen hükümet o kadar çaresiz kalmıştır ki, örneğin çözüm süreci diye kurmuş oldukları pazarlık masasına ilişkin getirdiğimiz itirazda hükümet öylesine paniklemiştir ki, Türk kamuoyunu Zafer Partisi’ne ayağa kaldırıyor diye bunun olmaması için Zafer Partisi’nin Genel Başkanını özgürlüğünden yoksun bırakarak, siyasetten el çektirerek, Silivri Cezaevi’nde mahpus etmiştir, hapse atmıştır. Fakat Zafer Partisi aynı işleri yapmaktan, aynı politikaları işlemekten bir an bile geri kalmamıştır, kalmayacaktır ve yine de devam edecektir. Çünkü bahsetmiş olduğunuz kaçak göçmenler ve sığınmacılar meselesi, ülkesine kimsenin döndüğü yok değerli arkadaşlar. Hepsi yerde yerinde duruyor. Sadece birçok yerde ne yazık ki artık kanıksandığı için, alışıldığı için öncesi kadar göze batmıyor. Yoksa içimizde bulunan 13 milyonluk kaçak nüfusun, yasadışı göçle gelen bu kaçak nüfusun doğurmuş, yaratmış olduğu ekonomik bozulma, yani enflasyon, yani kiraz fiyatlarındaki artış, gayrimenkul satışlarındaki artış, gıda fiyatlarındaki artış, bu fazladan bakmak, beslemek zorunda kaldığımız, sırtımızda taşıdığımız fazladan 13 milyon nüfus sebebiyledir bir yanıyla da.
Diğer taraftan demografik bozulma, nüfustaki demografik bozulma ve özellikle Türk nüfusundaki doğurganlık oranının azalması, bebek sayısının azalması ve aksine bu nüfustaki doğurganlık oranında artması hem bugüne hem geleceğe dair önemli bir nüfus demografik bozulması tehlikesini içermektedir. Bunu işledik, anlattık, anlatmaya devam edeceğiz, unutulmasına göz yummayacağız. Bize şu dendi: Suriye’de yönetim değişti, sığınmacılar, kaçakçılar dönüyor, artık Zafer Partisi’ne gerek kalmayacak Türk siyasetinde. Oysa sorun çözülmeden, az önce söylediğim gibi artan nüfusuyla beraber bir de aynen orta yerde duruyor. Ve bu toplumsal bütünlüğe tehdit oluşturan, bu kaçak nüfusun ayırdığına, farkına Avrupa ülkeleri vardı. Başlangıçta görevdeki hükümetler yanıltılmıştı, rıza göstermişti buna. Fakat Avrupa ülkelerindeki halklar bu tehdidin farkına vardı ve bu göçe, yasadışı göçe rıza gösteren hükümetleri al aşağı ediyorlar. İşte Almanya’da bu sonuç yaşanıyor eyalet seçimlerinde. Fransa’da bu yaşanıyor. Birçok Avrupa ülkesinde bu yaşanıyor. Bizim de arzumuz, istediğimiz Avrupa’daki ulus devletlerin kendi varlığını koruması gibi, Türkiye’nin de seçmeninden hükümetlerine kadar, kamu bürokrasisine kadar bu bilince ulaşması, erişmesidir. Bütün çabamız bu konuyu ısrarla işlememiz bu yüzdendir.
Suriye’de yönetim değiştiği için burada kendilerini fatih olarak görenler vardı. Suriye’nin fethedildiğini söyleyenler vardı. Evet, Cumhur İttifakı iktidarının ortakları, Devlet Bahçeli, Recep Tayyip Erdoğan ikilisi böyle ifade ettiler. Kendilerini birer fatih olarak gördüler ve fethedilmiş bir toprağa gider gibi bürokratlarıyla, genel müdürleriyle oralara gittiler. Suriye’de fetih yaptıklarını sanan bu ikilinin politikaları neleri doğurdu? Bir de bunu ele alalım değerli arkadaşlar. Bu ikilinin, bu iki fatihin, güya fatihin politikaları PKK’yı yeni Suriye’nin ordusuna entegre etmiştir. Suriye PKK’sı SDG’yi yeni Suriye’nin ordusuna entegre etmiştir. 4 adet SDG terör tugayı Suriye ordusunun içinde yer almaktadır şimdi. Bunların marifetiyle, bu bizdeki fatihlerin, Suriye fatihlerinin marifetiyle bu olmuştur. Diğer yandanbu Suriye PKK’sı SDG, Suriye devletine imtiyazlı katılımcı olarak statü sahibi edilmiştir. Artık SDG terör örgütü, etnikçi terör örgütü, orada Suriye’de imtiyazlı bir statüye kavuşmuştur. Ve bir başka ayrıcalık olarak da Suriye PKK’sına hemen sınırımızda özerk, otonom bir bölge ve yönetim kazandırılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti hemen komşu sınır ülkemizde bütün bunlar olurken, geleneksel terörle mücadele yöntemini, politikasını bir kenara bırakmış ve olan biteni Terörsüz Türkiye propagandasıyla sadece izlemiştir. Dikkat edin arkadaşlar, geleneksel terörle mücadele politikası terk edilmiş, Terörsüz Türkiye politikasıyla Suriye’de olan biten seyredilmiş ve Suriye PKK’sı orada komşu ülkemizde, sınırımızda statü ve pozisyon elde etmiştir. Hükümetimiz ses çıkarmamıştır. Çünkü içeride Bahçeli-Erdoğan ikilisinin 18 ay önce başlattığı Terörsüz Türkiye yanıltmacası vardı. Evet, Türk kamuoyu yanıltıldı. Terörsüz Türkiye vaadiyle Türk kamuoyu, Türk halkı, Türk milleti yanıltıldı.
Şimdi aynı terör örgütünün, bu Kürtçü terör örgütü yapılanmasının İran’a karşı ABD-İsrail askeri saldırısında da sahaya sürülebilmesi için dönemin planları ve hazırlıkları vardı. Bu artık açık edildi. Doğrudan ABD Başkanı ağzından da bunları dinleyebiliyoruz. Yani İran ve Körfez Savaşı’nda bu etnik ayrılıkçı Kürtçü terör örgütü ABD-İsrail safında İran’a karşı kullanılacaktı. Elinin rahat olması, Türkiye’nin müdahale etmemesi için Türkiye defterinin kapatılması gerekiyordu. Tam da burada terörsüz Türkiye tabelası asıldı ve PKK tabelası Türkiye’de indirildi. Olan biten buydu 18 ay önce. Son 18 aydır Türkiye’ye yaşatılan buydu. Çünkü bunun olabilmesi için bu Kürtçü terör örgütünün ABD-İsrail safında İran’a karşı bir vekalet savaşı sürdürebilmesi için içeride, Türkiye’de PKK defterinin güya kapatılmış olması gerekiyordu. 2024’ün Ekim ayından itibaren, Devlet Bahçeli’nin anonsuyla başlatılan bu pazarlıklar sürecinin Türkiye’ye yaşatılmasının, bunları yaşamamızın ardında yatan gerçek neden, PKK’nın Türkiye’nin müdahalesinden korunmasıydı, muaf tutulmasıydı. Evet, Kürtçü terör örgütüyle PKK’yla böyle bir pazarlık masası kuruldu ve masa dağılmış değil. Biz, Zafer Partisi olarak bu pazarlık masasını dağıtacağız dedik. Bizimle hukuk marifetiyle fakat yasadışı yollarla mücadele ettiler uğraşılan, halen daha da öyle yapılıyor. Biz yine de Genel Başkanımızın mahpus edilmesi gibi bir bedel ödedik. Aynı bedelleri yine ödeyerek aynı şeyi yine söylüyoruz. Bu pazarlık masasını dağıtacağız. Zaman zaman başarılı olduğumuz oldu. Bu masada oturanların bebek katili, Kürtçü narko-terör örgütünün başı olan Öcalan’ın ikametgahına, ayağına, evet ikametgahına, cezaevi demeye artık yanaşılmıyor çünkü o binasına da bir statü istiyor. Ayağına kadar gidilmesinden alıkonulan siyasi partiler varsa, Cumhuriyet Halk Partisi gibi, Zafer Partisi’nin politikalarının bunda etkisi göz ardı edilemez.
Şimdi, kıymetli Türk kamuoyu, şunu lütfen hatırınızda tutarak bu pazarlık masasının varlığının devam etmesini bir arada ele alın. Güya terör yapmayı bıraktığını söyleyen bu Kürtçü narko terör örgütü, terör yapmaya başlarken birtakım siyasal taleplerle yola çıkmıştı. Pekala, bu Kürtçü terör örgütü silah bırakıyorum, artık siyaset yapmada terörü vasıta olarak kullanmayacağım derken yola çıkarken ilan ettiği, duyurduğu birtakım vatandaşlarımızı endokrine ettiği siyasal taleplerinden vazgeçmiş midir? Hayır, vazgeçmemiştir. Yani bu Kürtçü terör örgütü aynı siyasal taleplerini sürdürmektedir. Öyleyse siz bu Kürtçü terör örgütüyle bir pazarlık masasına nasıl ve ne için oturursunuz? Bu taleplerin birazını, birkaçını, bazısını karşılamak için mi? Taleplerin geri kalanını da bundan sonraki hükümetlere bırakmak devretmek için mi? Milletin kaderini, hayatını ve bir ülkenin, devletin hayatını bütün olarak ele alacak olursak bugünden yarının tehlikelerini kesmek durdurmak zorundayız. Yoksa bugün iş başındaki hükümetin kendi varlığını sürdürebilmesi için Rusya’yla kazanımlarımızdan, milli menfaatlerimizden elde ettiklerimizden birkaçını, bazısını taviz olarak vermesine rıza gösteremeyiz. Zafer Partisi ve Türk halkının ezici çoğunluğu bu ikinci çözüm ihanet sürecine karşı çıktığı için masadaki taraflar pazarlığı bağlayıp, tamamlayıp masadan kalkamıyorlar. Fakat pazarlık sürecini zamana yayarak Türk milletinin sabrını, direncini test ediyorlar. Yani yılmamızı, usanmamızı bekliyorlar. Oysa bu beklenti boşa çıkacaktır çünkü Zafer Partisi nöbettedir. Cumhuriyet Türkiye’sinin kazanımlarından tek bir taviz bile verilmeyecektir.
İmralı’daki terörist başı, bebek katili, hem kendisi için hem de kendisine yeni yapılan bina için bir statü peşindedir. Ve bulunduğu yerden alelacele talepleri karşılanmadığı için de tehditler savurmaktadır. Yeniden terörist saldırılara başlayacağı şeklinde tehditler savurmaktadır. Ve Kandil’deki halen ikamete devam eden terör baronları da aynı şekilde daha iki gün evvel, adını burada anıp Zafer Partisi Genel Merkezi’ni kirletmeyeceğim için adını burada anmayacağım terör baronları da aynı şekilde sürecin donduğundan, bittiğinden, durduğundan falan söz etmektedirler. Oysa terörist saldırılara başladıkları günden itibaren hem sivil vatandaşlar hem güvenlik kuvvetleri terör tehdidiyle karşı karşıyadır ve terörle de mücadele edilmektedir. Dolayısıyla bir tehdit bir devlete karşı sökmeyecektir ve tehditle bir masa kurulmayacaktır. Ama iki gün evvelki ziyaretinden öğreniyoruz ki, terörist başına giden heyet, ziyaretteki konuşmalar döküldüğünde tutanaklar öğreniyoruz ki, terörist başı bir göz ameliyatı geçirmiş ve pek mutlu, pek memnunmuş bu geçirdiği göz ameliyatından, sevinçliymiş. Halbuki terörle mücadelede gözlerini kaybetmiş yirmilik delikanlılarımız, kahraman Mehmetçiklerimiz, kararmış dünyalarında, zifiri karanlığa boğulmuş dünyalarında, gençliklerini bitirirken, Kürtçü terör örgütünün başı olan bebek katili Abdullah Öcalan, bu geçirdiği göz ameliyatı sebebiyle ziyaretçilerine duyduğu mutluluğu anlatıyor ve daha parlak, çok daha parlak, çok daha iyi göreceğini sevinçle söyleyebiliyor. Tam da burada benim gözümün önüne, bulup onu izleyin lütfen. Bir gazimize, generalimiz sorduğunda ‘benden bir şey istiyor musun?’ diye, iki gözünü de kaybetmiş olan gazimiz şöyle demişti, ‘gözlerimi istiyorum komutanım’ demişti. Şimdi siz ey PKK ile pazarlık masasına oturanlar, Abdullah Öcalan göz ameliyatı geçirmiş, yüzde yirmi daha çok parlak ve daha iyi görecekmiş. O pazarlık masasında, o al-ver pazarlık masasında bir şeyler alıp verirken, lütfen gözlerini kaybetmiş olan gazi Mehmetçiklerimizin de gözlerini isteyiverin, geri isteyin. Veremiyorlarsa şayet, o pazarlık masasını dağıtın!
Beraberinde Anayasa değişikliği talepleri de var. Milliyetçi Hareket Partisi dahil bazı partilerin de hazırlığını yaptığını, hazırladıkları Anayasayı kasaya kilitlediğini de biliyoruz. Fakat bugüne kadar açıklanmadı, açıklanamıyor da. Çünkü halk razı değil, Türk halkı razı değil. Bu kurulan masaya da razı değil, yapılacak olan Anayasa değişikliğine de razı değil. Çünkü yaşadığı sorunların sebebi öncelikli olarak yoksulluk, fakirlik, açlık, hayat pahalılığı. Bunun kaynağının Anayasa olmadığını biliyor, Anayasadan kaynaklanmadığını biliyor. Öyleyse bunlara çözüm istiyor. Yoksa revize edilmiş Anayasa ya da baştan aşağı yeni bir Anayasa istemiyor. Türk halkı rıza göstermiyor. Hükümet partisinin seçmenleri bile olsalar da Kürtçü terörün kat ettiği aşamaya vatandaş rıza göstermiyor. Cumhur İttifakı’nın siyaset eliti, iktidarda kalabilmek için milli devletin üniter devletten taviz vermeye, boyun eğmeye pek bir niyetli. Fakat aynı hükümetin, hükümet partisinin seçmenleri bu tavize, kendi partisinin çatısında duran siyaset elitlerinin bu tavizine karşı çıkıyor. Hükümet partisinin seçmenleri, AKP’nin, MHP’nin seçmenleri karşı çıkıyor. Geri adım atılmasına rıza göstermiyor ve itiraz ediyor. Cumhur İttifakı iktidarının seçmenleri itiraz ediyor. İşte biz Zafer Partisi olarak bu vatansever seçmeni kucaklıyor ve tebrik ediyoruz.
Değerli Türk Kamuoyu,
Vatandaşın bugünü de yarını da ekonomik açıdan güvence altında değil, sıkışmışlık duygusu, korku ve öfke toplumun yerleşik ruh haline gelmiş durumda ne yazık ki. Toplumun yerleşik ruh hali korku, öfke ve sıkışmışlık duygusu. Bunu toplumun her kesiminde gündelik hayatta da görebiliyorsunuz. Aynı şekilde hane içindeki aile hayatında da ne yazık ki görebiliyorsunuz. Eşler arası ilişkilerde de görebiliyorsunuz. Ebeveyn çocuk ilişkisinde de görebiliyorsunuz. Çünkü yaşamını sürdürebilmek için borç batağında yüzmek zorunda kalan, gencinden yetişkinine ve ebeveynlerine değin boğazına kadar borca batmış bir toplumun bireylerinin daha farklı olması da beklenemez. Mutlu olması, gülümsemesi beklenemez. Nitekim BDDK verilerine göre içinde bulunduğumuz 2026 yılı başı itibariyle henüz daha Mayıs ayındayız. Vatandaşın bireysel kredi kartı borcu yaklaşık 3 trilyon lira. Ayrıca tüketici kredileri, bireysel kredi kartları ve kredili mevduat hesaplarıyla birlikte ele alındığında hane halkının bankalara olan bireysel borcu 6 trilyon lirayı geçti. Beraberinde bir diğer borçlanma yöntemi olan kredili mevduat hesaplarının toplam büyüklüğü ise 814 milyar lira. Bu borç batağı tablosunda mutlu vatandaş görmek, yüzü gülümseyen bir vatandaş görmek elbette imkansız. Arada rastladığımız mutlu bireyler, yüzü gülümseyen şahıslar görüyorsak, bunlar pek yakından tanıyoruz ki ve biliyoruz ki sadece ve ancak Cumhur İttifakı iktidarının, AKP hükümetinin imtiyazlı siyaset zümreleri ve bu iktidarın dağıttığı nimetlerden geçinen, kamu kaynaklarının yağmalattırıldığı iktidar çevresidir. Bu çevrenin mensubu bireylerin yüzünde ancak gülümseyen ve mutluluk görebiliyoruz. Fakat gerçekte bunların bile sayısı bir yağma düzenini hükmet etmeye, hükümete taşımaya, iktidarda tutmaya yetmez. Yetmeyeceği için de AKP hükümeti hem yasal gereklilik olan ara seçimde hem de toplumsal bir zorunluluk olan erken genel seçimden kaçıyor. Seçimden kaçan AKP, önümüzde iki yıl daha varken bu iki yılı kendi iktidar altında geçirmemizi bekliyor. Önümüzdeki iki yıl daha AKP hükümetinin altında yoksulluk içinde, yoksulluk altında ezilerek geçirmeye kendimizi mahkum ve mecbur görmek istemiyoruz. AKP hükümeti bu iki yılda bizi buna mecbur bırakamaz, bırakmamalı. Çünkü biz bu yoksulluğa, fakirliğe mecbur değiliz. Türkiye’miz AKP kamburunu sırtında taşımaya mecbur değildir. Ve artık damarlarımızda, vatandaşın damarlarında emilecek kan bırakmadığınız için iki yıl daha tutunamayacak ve yapıştığınız bedenimizden kana doymuş bir sülük gibi düşeceksiniz. Ve kana doymuş bir sülük gibi damarlarımızda kan bırakmadan üzerimizden düştükten sonra biz Türk halkı AKP hükümetinin üzerini kireçle örteceğiz ki tekrar hayat bulmasın, gelecek nesillere kötü örnek olmasın diye.
📢 Haberle İlgili Bildirim
Haberle İlgili Düzeltme bildirebilir, ihbar gönderebilir veya yeni bir haber paylaşabilirsiniz.



