
Adalet Bakanı Akın Gürlek: Çocuklarımızın güvenliğini tehdit eden hiçbir ihmal karşılıksız kalmayacaktır’ dedi. Bakan Akın Gürlek’in olayla ilgili paylaşımı şöyle.
ÇOCUKLARIMIZIN GÜVENLİĞİNİ TEHDİT EDEN HİÇBİR İHMAL KARŞILIKSIZ KALMAYACAKTIR! Manisa’nın Turgutlu ilçesinde, okul binası dışında, öğrencilerimizin okullarına gittiği sokakta meydana gelen silahlı saldırıda 2’si ağır olmak üzere 11 öğrencimizin yaralanması hepimizi derinden üzmüştür. Yaralanan evlatlarımıza acil şifalar diliyor; ailelerine, arkadaşlarına ve eğitim camiamıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Olayın hemen ardından Turgutlu Cumhuriyet Başsavcılığımızca kapsamlı bir soruşturma başlatılmış, Başsavcımızın koordinasyonunda iki Cumhuriyet savcısı görevlendirilmiş, saldırıyı gerçekleştiren adli süreçteki çocuk kısa sürede yakalanarak gözaltına alınmıştır. Çocuklarımızın güvenliği söz konusu olduğunda hiçbir ihmalin, hiçbir sorumsuzluğun görmezden gelinmesi mümkün değildir. Yakın zamanda öncülük ettiğimiz yasal düzenleme ile ailelerin bakım ve gözetim yükümlülüklerine ilişkin sorumlulukları daha açık ve güçlü hâle getirmiştik. Bu kapsamda anne, baba ve saldırıda kullanılan silahın kullanımında bulunduğu belirlenen dede de gözaltına alınmıştır. Saldırıda kullanılan silahın çocuğun eline nasıl geçtiği, silahın muhafaza koşulları, anne ve babanın bakım ve gözetim yükümlülükleri ile olay öncesinde akran zorbalığı yaşandığı yönündeki iddialar çok yönlü ve titizlikle araştırılmaktadır. Çocuklarımızın güvenliğini tehdit eden bu olayın üzerine hukuk içinde ve kararlılıkla gidilecek; sorumluluğu bulunanlar titizlikle tespit edilecek, hiçbir ihmal gözardı edilmeyecektir. İlgili bakanlıklarımız ve kurumlarımızla güçlü bir koordinasyon içerisinde hem adli süreci hem de yaralı öğrencilerimizin durumunu hassasiyetle takip ediyoruz. Yaralı öğrencilerimize bir kez daha acil şifalar diliyoruz.
Okulda şiddeti önlemede erken uyarıları fark etmek kritik!
Erken uyarı işaretleri genelde tek bir davranıştan değil, bir örüntüden anlaşılıyor!
Okul başarısındaki ani düşüş, tehditkâr konuşmalar, belirgin sosyal çekilme ve zarar verme imaları… Gençlerde şiddet riskini değerlendirirken tek bir davranışa değil, bir arada görülen değişimlere dikkat edilmesi gerektiğini belirten Klinik Psikolog İpek Erol, aile, öğretmen ve ruh sağlığı uzmanları arasındaki iş birliğinin önemini vurguladı.
Her öfkeli veya içe kapanık gencin şiddete yönelmediğinin altını çizen İpek Erol, “Risk, çoğunlukla bireysel kırılganlıklarla aile, okul ve çevre koşullarının birleştiği noktada yükselir.” dedi. Okul saldırılarının arkasında çoğu zaman tek bir neden bulunmadığını belirten İpek Erol; dışlanmışlık hissi, küçük düşürülme algısı, yoğun yalnızlık, değersizlik duygusu ve intikam fantezileri gibi unsurların birikimli bir psikolojik sürecin parçaları olabileceğini söyledi.
İpek Erol, okulda şiddeti önleme çalışmalarında güvenlik önlemleri kadar öğrenciyi tanıyan, dinleyen ve gerektiğinde uzman desteğine yönlendiren bir yaklaşımın da gerekli olduğunu belirtti.
Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İpek Erol, okul temelli şiddet olaylarında erken uyarı işaretlerini, gençlerin yaşadığı duygusal güçlükleri ve önleme sürecinde aile, okul ve medyanın sorumluluklarını değerlendirdi.
Tek bir davranış değil, değişimlerin bütünü değerlendirilmeli
Gençlerin davranışlarındaki değişimlerin aileler ve öğretmenler tarafından dikkatle izlenmesi gerektiğini belirten Klinik Psikolog İpek Erol, “Erken uyarı işaretleri genelde tek bir davranıştan değil, bir örüntüden anlaşılır.” dedi.
Okul başarısında ani düşüş, okula yabancılaşma, yoğun öfke patlamaları, tehditkâr konuşmalar, intikam içerikli ifadeler, silahlara aşırı ilgi ve şiddeti romantize eden paylaşımların bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden İpek Erol; kendine ya da başkasına zarar verme imalarının, belirgin sosyal çekilmenin ve ağır bir aşağılanma ya da reddedilme sonrasında ortaya çıkan davranış değişikliklerinin de dikkate alınması gerektiğini söyledi.
İpek Erol, “Özellikle ‘beni görecekler’, ‘hesabını soracağım’, ‘artık dayanmayacağım’ gibi cümleler kesinlikle küçümsenmemelidir.” uyarısında bulundu.
Öğrenciyi yalnızca disiplin meselesi olarak görmek erken müdahaleyi zorlaştırıyor
Şiddeti önlemede öğrencinin yaşadığı güçlüklerin fark edilmesinin ve uygun desteğe ulaşmasının önemine dikkat çeken Erol, okulun yaklaşımının bu süreçte belirleyici olduğunu kaydetti.
İpek Erol, “Okul tarafında ise öğrenciyi yalnızca disiplin meselesi olarak görmek, rehberlik servislerini kriz yönetimi yerine evrak işine sıkıştırmak, öğretmenlerin risk sinyallerini tanıma konusunda yeterince desteklenmemesi ve kurumlar arası yönlendirme zincirinin zayıf olması büyük açık yaratır.” diye konuştu.
Rehberlik servislerinin tek başına yeterli olmadığını da vurgulayan İpek Erol, “Öğretmen, aile, okul yönetimi, çocuk-ergen ruh sağlığı uzmanı ve gerektiğinde sosyal hizmet birimleri birlikte çalışmadığında erken fark etme şansı azalır.” dedi.
Çocukla yalnızca kuralları değil, yaşadığı duyguları da konuşmak gerekiyor
Aile içindeki iletişimin gençlerin duygusal güçlüklerle baş etmesinde önemli bir yeri olduğunu belirten İpek Erol, duyguların konuşulamadığı ve çocuğun yalnızca başarısı üzerinden değerlendirildiği ortamların kırılganlığı artırabileceğini ifade etti.
İpek Erol, “Evde duyguların konuşulamadığı, sınırların ya çok gevşek ya çok sert olduğu, çocuğun görülmediği ya da sadece başarı üzerinden değer gördüğü aile ortamları kırılganlığı artırabilir.” dedi.
Ailelere çocuklarının yaşadığı duyguları anlamaya yönelik bir iletişim kurmaları çağrısında bulunan İpek Erol, “Aileler çocukla sadece kural konuşmamalı; utancı, öfkeyi, reddedilmeyi ve hayal kırıklığını nasıl yaşadığını da konuşmalı.” ifadelerini kullandı.
Her öfkeli veya içe kapanık genç şiddete yönelmiyor
Ergenlikte duyguların yoğun yaşandığını, buna karşılık duyguları düzenleme kapasitesinin henüz tam gelişmediğini anlatan Erol; dürtü kontrolündeki zayıflığın, kimlik karmaşasının, akran grubu içinde kabul görme ihtiyacının ve öfkeyi yönetememenin bazı gençlerde saldırgan davranış riskini artırabildiğini söyledi.
Ancak bu özelliklerin tek başına bir gencin şiddete yöneleceği anlamına gelmediğini vurgulayan İpek Erol, “Her öfkeli, her içe kapanık ya da her kimlik krizi yaşayan genç şiddete yönelmez; risk, çoğunlukla bireysel kırılganlıklarla aile, okul ve çevre koşullarının birleştiği noktada yükselir.” diye konuştu.
Erol, davranışı kontrol etmekte güçlük, yoğun duygusal sıkıntı, okula düşük bağlılık, aile içi çatışma ve şiddete maruz kalmanın birlikte değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti.
Görünür olma isteği ile yalnızlık bir arada yaşanabiliyor
Gençlerin taşıdığı duygusal yükün de göz ardı edilmemesi gerektiğini belirten Erol, “Yalnızlık, değersizlik hissi, sürekli karşılaştırılma, başarısızlık korkusu, dışlanma, gelecek kaygısı ve anlam kaybı gençlerin en sık yaşadığı duygular arasında.” dedi.
Dijital kültürün görünür olma baskısıyla bu yükü artırabildiğini ifade eden İpek Erol, “Genç hem çok görünür olmak istiyor hem de gerçek ilişkilerde çok yalnız hissedebiliyor. Bu da özellikle narsisistik incinme, utanç ve öfke döngüsünü güçlendirebiliyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Okul saldırılarının arkasında çoğu zaman tek bir neden bulunmadığını belirten İpek Erol; dışlanmışlık hissi, küçük düşürülme algısı, yoğun yalnızlık, değersizlik duygusu ve intikam fantezileri gibi unsurların birikimli bir psikolojik sürecin parçaları olabileceğini söyledi.
Psikiyatrik değerlendirmede erken müdahale önem taşıyor
Bazı vakalarda daha ağır psikiyatrik tabloların da söz konusu olabileceğini ifade eden İpek Erol, özellikle psikotik süreçlerde gerçeklik algısının bozulmasının kişinin çevresini olduğundan farklı algılamasına yol açabildiğini belirtti.
Psikiyatrik hastalıklarla şiddet arasında doğrudan ve genelleyici bir bağ kurulmaması gerektiğine dikkat çeken Erol, erken psikiyatrik değerlendirme ve müdahalenin önemini vurguladı.
Dijital oyunlar üzerinden tek nedenli açıklama yapılamaz
Şiddet olaylarının yalnızca dijital oyunlarla açıklanamayacağını belirten Erol, “Dijital oyunları tek başına neden gibi göstermek doğru değil.” dedi.
Şiddet içerikli oyunların bazı gençlerde saldırgan duygu ve tepkileri artırabileceğine ve duyarsızlaşmaya katkı sunabileceğine ilişkin bulgular bulunduğunu ifade eden İpek Erol, bu bulguların ağır ve hedefli saldırıları tek başına oyun oynamakla açıklamadığını vurguladı.
Erol, “Asıl belirleyici olan; gencin ruhsal durumu, aile ortamı, maruz kaldığı şiddet, sosyal dışlanma, öfke düzenleme kapasitesi ve en kritik olarak silaha erişim gibi etkenlerin birleşimidir.” diye konuştu.
Medyada failin hikâyesi yerine önleme ve destek yolları öne çıkarılmalı
Şiddeti önleme konusunda medyanın da sorumluluk taşıdığını kaydeden İpek Erol, failin adını, görüntüsünü ve hikâyesini öne çıkaran yayınların bazı kırılgan gençler açısından model oluşturabileceğine dikkat çekti. Erol, bu durumun literatürde ‘taklit/bulaşma etkisi’ olarak tanımlandığını belirtti.
Haberlerde kullanılan dilin ve seçilen odağın önemini vurgulayan Erol, “Odağı failden mağdurlara, toplumsal iyileşmeye ve önleme yollarına kaydırmak gerekir. Olayın dramatik detaylarını tekrar tekrar vermek yerine, erken uyarı işaretlerine, psikolojik destek yollarına ve çözüm önerilerine yer vermek çok daha koruyucudur. Çünkü mesele sadece bir olayı aktarmak değil, o bilginin toplumda nasıl bir etki yaratacağını da gözetmektir.” şeklinde sözlerini tamamladı.
📢 Haberle İlgili Bildirim & Paylaşım
Haberi WhatsApp'ta paylaşabilir, düzeltme bildirebilir, ihbar gönderebilir veya yeni haber paylaşabilirsiniz.






