Ekonomi-teknoloji-magazin-yaşam haberleri (11.11.2020)

TİM ve İhracatçı Birlikleri’nden “Birlikten İzmir Doğar” yardım kampanyasına 10 Milyon TL’lik destek

Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM), İzmir depremi sonrasında Ege İhracatçı Birliği’nin içinde bulunduğu İzmir İş Dünyası tarafından başlatılan “Birlikten İzmir Doğar” yardım kampanyasına 10 milyon TL bağışladığını açıkladı.

TİM Başkanı İsmail Gülle, “Bizleri güçlü yapan birlikteliğimizdir, dayanışma ruhumuzdur. Biz bir oldukça, “İhracatla Yükselen Türkiye’yi”, Ne afetler, ne salgın, ne ekonomik baskılar durduramayacaktır. TİM ve İhracatçı Birliklerimiz olarak, konut, okul ve sosyal alan yapımını öngören bu anlamlı projeye katkıda bulunacağız” dedi.

95 bin ihracatçının Türkiye’deki tek çatı kuruluşu olan Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM), Türkiye genelinde 61 ihracatçı birliği ile İzmir’in yaralarını sarmak için harekete geçti. TİM bu kapsamda, İzmir iş dünyası tarafından başlatılan “Birlikten İzmir Doğar” kampanyasına 10 milyon TL bağışladı. Kampanya ile depremde yaşamını yitirenlerin ailelerinin ev sahibi yapılması hedefleniyor.

“61 Birliğimizle İzmir’in yanındayız”

Ege İhracatçı Birlikleri’nde basın toplantısı düzenleyen TİM Başkanı İsmail Gülle 95 bini aşan ihracat ailesini temsilen, İzmirlinin zor günde yanında olduklarını belirterek, “Ülkemizin üreten yüzü olarak bizler, elbette bu zorlu süreçte, İzmirimizin elinden tutmadan, elimizden gelen tüm desteği vermeden, bu felaketi köşemizden izleyemezdik. Her ne kadar, yiten canlar geri gelmeyecek olsa da, yuvasından olan kardeşlerimizin yarasına, bir nebze de olsa merhem olmak istiyoruz. Barış Pınarı Harekatında, “Birliklerimiz, birlikteliğimizdir” diyerek, bölgeye nasıl tırlar dolusu yardım gönderdiysek, bugün de aynı birliktelik ve dayanışma ruhuyla, depremzede ailelerimizin yanındayız” dedi.

İhracatçı Birlik Başkanları’nın, bu anlamlı projeye her aşamada, koşulsuz destek verdiğini dile getiren Gülle, “Destek verdiğimiz proje, Tarım ve Orman Bakanlığımız tarafından tahsis edilecek arsa üzerinde; Ege İhracatçı Birliklerimiz, İzmir Ticaret Odası, Ege Bölgesi Sanayi Odası ve İzmir Ticaret Borsası ortaklığında gerçekleştirilecek. Proje kapsamında, okul ve sosyal tesisten oluşan İzmir Deprem Konutları inşa edilmesi planlanıyor. TİM ve İhracatçı Birliklerimiz olarak, bu anlamlı projeye, 10 Milyon Türk Lirası katkıda bulunacağız” diye konuştu.

Gülle şöyle devam etti: “Belki yaralarımız hemen iyileşmeyecek, fakat depremzedelerin yaralarını sarmak adına, İhracat ailesi olarak, 61 İhracatçı Birliğimiz, 13 Genel Sekreterliğimizle; güçlü İzmir ve güçlü Türkiye için, biz hep burada olacağız. Bizleri güçlü yapan birlikteliğimizdir, dayanışma ruhumuzdur. Biz bir oldukça, “İhracatla Yükselen Türkiye’yi”, Ne afetler, ne salgın, ne ekonomik baskılar durduramayacaktır. Ülkemiz ekonomisinin ve ihracatının kalbi olan şehrimizin acısı bizim acımızdır. Biliyoruz ki, göz bebeğimiz İzmir, bu felaketten de güçlenerek çıkacaktır.”

“Kampanya dünyanın dört bir tarafından yoğun ilgi görüyor”

Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Jak Eskinazi ise, “5 Kasım 2020 tarihinde; Ege İhracatçı Birliklerimiz, İzmir Ticaret Odası, Ege Bölgesi Sanayi Odası, İzmir Ticaret Borsası, Deniz Ticaret Odası İzmir Şubesi, İzmir Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği, ESİAD, EGİAD ve İZSİAD ile birlikte “Birlikten İzmir Doğar” isimli bir yardım kampanyasını başlattık. Hedefimiz İzmir’in yaralarını bir an önce sarmak. Kampanya dünyanın dört bir tarafından yoğun ilgi görüyor. 50 milyon TL toplama hedefiyle yola çıkmıştık. İlk 2 günde kampanyamıza gösterilen ilgiyi de görünce bu hedefi de aşacağımızı ön görüyoruz. Kampanyamızda hedefi aştığımızda yapacağımız yardımın boyutu da artacak. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan projemize ilk andan itibaren büyük destek verdi. Evleri yapacağımız arsayı bizlere bedelsiz tahsis etti. Türkiye genelinde 95 bin ihracatçımızın çatı kuruluşu Türkiye İhracatçılar Meclisimiz ve Ege İhracatçı Birliklerimiz öncülüğünde Türkiye genelindeki 61 ihracatçı birliğimizle yardım kampanyasına güçlü bir şekilde katılıyoruz. Ege İhracatçı Birlikleri üyelerimizi ve tüm vatandaşlarımızı yardım kampanyasına katılmaya, örnek bir projenin manevi ortağı olmaya davet ediyorum” şeklinde konuştu.

HAZIR BİR DİJİTAL ÇÖZÜM YOK: KOBİ’LER GEÇ KALMADINIZ

Dijital Dönüşüm, Endüstri 4.0 Uzmanı ve Halıcı Group CEO’su Dr. Hüseyin Halıcı, KOBİ’lere dijital dönüşüm sürecinde rehber niteliği taşıyan, dikkat edilmesi gereken kriterleri anlattı.

Dr. Hüseyin Halıcı her şeyden önce KOBİ’lerin geç kalma psikolojisine girmemeleri ve panik yapmamaları gerektiği konusunda uyarırken, yanlış yatırımı önlemek amacıyla detaylı araştırmalar gerçekleştirmelerinin süreçte büyük fayda sağlayacağını vurguladı.

“ÖNCELİKLE DOĞRU ANALİZ VE DURUM TESPİTİ YAPILMALI”

Süreçte birlikte iş birliği yapılacak, beraber yürünecek danışmanlık ve uygulama firmalarını doğru seçmenin önemine değinen Dr. Halıcı, yanlış bir firmayla yol almanın zaman kaybından ziyade, kendilerine büyük maddi kayıplara da yol açabileceğine ve telafisinin çok zor olabileceğine dikkat çekti.

Dijital dönüşümün standart ve/veya hazır bir reçetesi, çözümü olmadığının altını çizen Dr. Halıcı, doğru analiz ve durum tespiti yapılmadan çözüm almanın yanlış olacağını söyledi.

“BİLEŞENLERİN, TAM VE EKSİKSİZ ÇALIŞMASI ŞART!”

Dr.Halıcı, dijital dönüşüm talebi ile ilgili çözümleri ise şöyle sıraladı: “Sanayide Dijital Dönüşüm (Endüstri4.0) çözümü talep edildiğinde, istenilen çözüm üç grupta toplanıyor. Bu bileşenlerin tamamının sağlanması durumunda, doğru çözümün elde edileceği göz ardı edilmemelidir. Bunlar; Mekanik-Robot, Elektrik-Otomasyon, Bilişim-İletişim ve Yapay Zeka.”

Söz konusu bileşenlerden birinin eksik olması ya da birbirleriyle tam uyumlu şekilde çalışmaması halinde tam anlamıyla bir çözüm gerçekleşmeyeceğini söyleyen Dr. Halıcı, “Bu bileşenlerden birinin eksik olması ve/veya birbirleriyle uyumlu olarak çalışmaması durumunda, tam anlamıyla bir çözüm olmayacağı bilinmelidir. Bileşenleri dikkate aldığımızda, Sanayide Dijital Dönüşüm (Endüstri 4.0) akıllı sistemleri, yapay zeka uygulamalarıyla destekleyerek bir otonomi sistemi olarak görebiliriz.” ifadelerini kullandı.

Morhipo.com: Her şeyin değil, stilin adresi
Moda ve stil konusunda online alışverişin adresi Morhipo.com, online alışverişlerde müşteriyi zorlayan karmaşayı ortadan kaldıracak çözümü sunduğu yeni reklam kampanyasını yayınladı. “Her şeyin değil, stilin adresi Morhipo” başlığıyla yayına giren ve PunchBBDO imzası taşıyan reklam filminin yönetmen koltuğunda Elif Kalkan yer alıyor.
Online alışverişte müşterilerin karşılaştığı karmaşayı ve moda alışverişinin keyifli dünyasından uzak deneyimi konu edinen kampanyada Morhipo.com, karmaşalarda kaybolmadan alışverişin keyfini çıkarmak için en doğru adresi veriyor ve elbise ararken matkap, ayakkabı seçerken silikon tabancası görmek istemeyenleri stilin adresi Morhipo.com’a davet ediyor.
“Her şeyin değil, stilin adresi Morhipo” başlığıyla yayına giren kampanyanın yaratıcı ajansı PunchBBDO, yapım şirketi Depo Film. Yönetmen koltuğunda ise Elif Kalkan var.

Panasonic, Avrupa’da Gemba Süreç İnovasyonu için doğru zamanın geldiğini söylüyor
Avrupalı işletmelerin satın alma davranışlarındaki ve dijital dünyadaki değişim fırtınasıyla karşı karşıya kaldıkları bir dönemde Panasonic, Gemba Süreç İnovasyonu olarak adlandırılan yeni işletme inovasyonu için doğru zamanın geldiğini söylüyor. Panasonic’in Japonya’daki deneyimlerine dayanarak oluşturduğu Gemba Süreç İnovasyonu, bir işletmenin iş yapış şeklini dönüştürmeye yardımcı olmak için bir kuruluşa yönelik derin anlayışı en son teknolojilerle bir araya getiriyor.
Panasonic’in işletmeler arası bölümü, şirketlere kendilerini dönüştürmeleri için ihtiyaca özel, entegre sonuçlar sunmak adına endüstri anlayışını, donanım, yazılım mühendisliğini ve entegrasyon becerilerini bir araya getirerek Gemba Süreç İnovasyonu’nu Avrupa’ya getiriyor. Değerin üretildiği fiziksel alan anlamına gelen Japonca bir ifade olan Gemba, tedarik zincirinde ise eşyaların yapıldığı, taşındığı veya satıldığı yer olarak tanımlanıyor.
Avrupa’da Gemba Süreç İnovasyonu en net şekilde üretim, lojistik ve perakende sektörlerine uygun olmakla birlikte birçok endüstride de uygulama alanı buluyor. Gemba Süreç İnovasyonu, üretim alanında robot teknolojisi gibi teknolojileri kullanarak otomasyonu hızlandırabiliyor. Lojistik alanında ise Derin Öğrenme ve Nesnelerin İnterneti (IoT) sensör teknolojilerini kullanarak ürünlerin sınıflandırılması, planlanması, izlenmesi ve ürünlerin durumunun takip edilmesini sağlayabiliyor. Perakende alanında da kişiselleştirilmiş dijital pazarlamanın yanı sıra ürünlerin ulaşılabilirliğini iyileştirmek amacıyla stokları otomatik olarak yeniden sipariş etmeye olanak sağlamak için YZ ve kamera teknolojisini devreye alırken kullanılabiliyor.
Panasonic System Communications Company Avrupa (PSCEU) yeni Yönetim Kurulu Başkanı Hiroyuki Nishiuma, konuyla ilgili şunları söylüyor: “Avrupa’da iş dünyasını şekillendiren dış baskılar hiç bu kadar büyük olmamıştı. Değişen tüketici satın alma alışkanlıkları, artan çevresel ve etik farkındalık ve iş gücü havuzunu daraltan yaşlanan nüfus, bu baskılardan bazıları. İşletmeler bu sorunları yeni teknolojik inovasyonlarlaele alırken Panasonic değerin yaratıldığı yer olan gemba’yı dönüştüren endüstri çözümlerine odaklanan tam bir hizmet sağlayıcı olarak onlara yardım etmeyi planlıyor.”

Milyarlarca cihaz birbiriyle konuşurken en önemli konu dijital güvenlik olacak

Pandemiyle birlikte dijitalleşme daha da önemli hale geldi. Uzaktan çalışanların yanı sıra telefonuyla işletmesinde neler olduğunu görmek isteyenlerin ya da uzaktan evindeki beyaz eşyalarını çalıştırmak isteyenlerin sayısı giderek artıyor. Tüm dünyada internet ağına bağlı cihaz sayısının 2020 yılında 50 milyar, 2025 yılında ise 75 milyar seviyesine ulaşacağı uzmanlar tarafından öngörülüyor. Buzdolabının biten gerekli gıda maddeleri hakkında sahibini bilgilendirmesi ya da bir beyaz eşya markasının hangi evdeki ürünün bozulacağı hakkında mesaj iletmesi yakın zamanda günlük hayatta deneyimleyebileceğimiz konular arasında yer alacak. Uzmanlar, 5G ağlarının sağlayacağı daha hızlı servisler sayesinde dünya çapında daha çok cihazın birbiriyle bağlantılı olacağını öngörüyor. Verilerin gizliliğini, bütünlüğünü ve kullanılabilirliğini koruyarak güvenliğini sağlamak için ileri teknolojili çözümler sunan ve tescilli tek yerli ve milli güvenlik modülü üreticisi Procenne, 5G teknolojisinin dünya genelinde yaygınlaşmasıyla birlikte dijital güvenlik konusunun çok daha fazla önem kazanacağını ve üreticilerin bu alana yatırım yapmaları gerektiğini vurguluyor.

Çalışmaları devam eden ve gelecek yıl itibarıyla yaygınlaşması hedeflenen 5G teknolojisinin en çok etki edeceği alanlardan biri Nesnelerin İnterneti (IoT) olacak. İş uygulamalarıyla iş analitiği yazılımları tarafından üretilen verinin toplanması ve depolanmasının da sağlanabildiği IoT teknolojisinde, güvenli bir ortam sağlanabildiğinde akıllı nesnelerle verimli bir kullanım alanı oluşturulabiliyor. Riskli durumları önlemek adına cihazların şifreli haberleşmesi ve hassas bilgilerin üçüncü kişiler tarafından erişilemez olması gerekiyor.

Fiber altyapı ve mobil haberleşmenin yaygınlaşmasıyla birlikte daha fazla bilginin elektronik ortama aktarıldığını dile getiren Procenne CEO’su Resul Yeşilyurt, şu açıklamalarda bulundu: “Dijital dönüşümü destekleyen IoT, yapay zekâ, makine öğrenimi gibi teknolojiler geliştikçe dijital güvenlik sorunları da aynı doğrultuda artmaya devam ediyor. Bireylerin ve kurumların gizliliğinin yanı sıra uzaktan müdahale edilebilecek cihazların kötü niyetle kullanılabilme ihtimali, dijital güvenliğin önemini daha da artırıyor. Çalışmaları devam eden yeni nesil kablosuz telefon teknolojisi 5G, daha fazla verinin daha hızlı aktarılmasını sağlayacak. Uçtan uca gerçekleştirilen bağlantıların hızlarında ciddi bir artış söz konusu olacak ve büyük veri kavramı gündemde daha fazla yer edinecek. Tüm dünyayı etkisine alan pandemiyle birlikte dijitalleşmenin ve uzaktan iletişimin önemi daha da arttı. Bu ihtiyaçlara daha hızlı cevap vermesi beklenen 5G’nin yaygın şekilde kullanılmasıyla birlikte birçok cihazın teknik olarak internete bağlanması ve birbiriyle konuşabilmesi mümkün olacak. Otomobil ve beyaz eşyalardan sonra çok sayıda elektrikli ev eşyası, doktorlara ya da hastane sunucularına hasta hakkında bilgi gönderebilecek medikal cihazlar veya arabalara bilgi verecek trafik ışıkları da ‘akıllı’ olacak. 5G dünyasındaki gelişmeler, IoT uygulamalarının efektif yönetilmesini ve birden çok kullanıcının aynı bant genişliği kanallarında yer almasını sağlayarak daha adil bir kullanımın ve daha iyi bir veri alışverişinin önünü açması bekleniyor.”

5G ile milyarlarca akıllı cihaz birbiriyle konuşacak

5G teknolojisinin en çok etki edeceği alanlardan birinin IoT olacağını söyleyen Yeşilyurt, açıklamalarına şu şekilde devam etti: “Araştırmalara göre tüm dünyada internet ağına bağlı cihaz sayısının 2020 itibarıyla 50 milyar, 2025 yılında ise 75 milyar seviyesine ulaşacağı öngörülüyor. Daha akıllı, daha verimli yaşamlar sürdürülmesine olanak tanıyan internet ile iletişim kurabilen akıllı cihazların kullanımı yaygınlaşıyor. Buzdolabının biten gerekli gıda maddeleri hakkında evde değilken bizi bilgilendirmesi ya da bir beyaz eşya markasının evdeki hangi ürünün yakın zamanda bozulacağı hakkında mesaj iletmesi günlük hayatta duyacağımız konular olacak. Uzmanlar, 5G ağlarının sağlayacağı daha hızlı servisler sayesinde dünya çapında daha çok cihazın birbiriyle bağlantılı olacağını öngörüyor.Akıllı üretimden tedarik zincirine ve depo sistemlerine, kişiselleştirilmiş perakendeden ulaşım, enerji, su ve atık yönetimine kadar hayatımızın her alanında neredeyse tüm cihazlar birbiriyle konuşabilecek. Bu noktada, üretici firmaların cihazları ve verileri korumak için dijital güvenliğe yatırım yapmaları her zamankinden daha da çok önem kazanıyor.”

Pandemiyle birlikte uzaktan erişilen verilerin gizliliği büyük önem kazandı

Bugün güvende olmamızı sağlayan teknolojilerin zamanla daha düşük bir güvenlik seviyesi sunduğunu söyleyen Resul Yeşilyurt, “IoT teknolojisindeki risklerin belirlenmesi ve geç kalmadan güvenlik önlemlerinin alınması gerekiyor. Dijital güvenliğin en baştan itibaren sürekli ve sürdürülebilir bir stratejiyle cihaz tasarım süreçlerine dâhil edilmesi gerekiyor. Kullanılacak güvenlik ve kontrol uygulamalarıyla alınacak basit önlemler sayesinde cihazlar verimli şekilde kullanılabilir. Dijital dönüşümün hızlanmasıyla ciddi oranda yeni veri doğarken verilerin korunması ve siber saldırıların önlenmesi, özellikle iş hayatı için çok büyük önem teşkil etmeye başladı. Son zamanlarda daha çok konuşulmaya başlanan 5G teknolojisinin yaygın hale gelmesiyle şirketler, kurum ve kuruluşlar dijital güvenliğe daha fazla eğilmeye başlayacak. Uzaktan erişim sağlayan yazılımlar, hem uç noktalar için hem de son noktalar için güvenlik riskleri yaratıyor. Bu yazılımların geliştirilmesinde kullanılan yazılım geliştirme kitlerinden başlayarak yazılan koda ve kullanılan ağ donanımlarına kadar her detayın incelenip doğru şekilde ayarlanmış olması gerekiyor” dedi.

“Tescilli tek yerli ve milli güvenlik modülü üreticisiyiz”

Pandemiyle birlikte artan mobil cihaz kullanımının da güvenlik uzmanlarını mobil uygulama güvenliği süreçlerini daha fazla geliştirmeye yönlendirdiğini söyleyen Yeşilyurt, sözlerini şöyle tamamladı: “Riskli durumları önlemek adına cihazların şifreli haberleşmesi ve hassas bilgilerin üçüncü kişiler tarafından erişilemez olması gerekiyor. Oldukça niş bir alanda, en büyüğü bir Fransız markası üzere sınırlı sayıda rakibin yer aldığı bir sektörde faaliyet gösteriyoruz. Procenne olarak tescilli tek yerli ve milli güvenlik modülü ile özelleştirilebilir algoritmalar ve yapay zeka teknolojisinin yanı sıra akılcıl yerli güvenlik tasarım fikriyle inovatif ürünler geliştiriyoruz. 5G ve IoT dünyasındaki gelişmeleri de yakından takip ediyoruz. Yaptığımız Ar-Ge çalışmalarıyla dijital dünyanın bu alanlarındaki güvenlik katmanına hem ülkemiz hem de uluslararası pazarda katkı sunmaya devam edeceğiz.”

Başta kamu ve bankacılık olmak üzere e-ticaret, perakende, endüstri ve enerji sektörlerinin veri güvenliği ve dijital dönüşüm projelerinde yer alan Procenne, kurulduğu 2013 yılından bu yana e-dönüşüm projeleri ve bulut güvenliği gibi pek çok alanda yüksek güvenlikli ürün ve çözümler sunuyor.

Yünsa net kârını 10 kat artırdı

Avrupa’nın en büyük entegre yünlü kumaş üreticisi Yünsa, pandeminin damga vurduğu 2020 yılının üçüncü çeyreğini başarıyla kapattı. Salgına rağmen yatırımlara devam eden şirketin üçüncü çeyrek finansal sonuçları, yıl sonu için güçlü sinyaller veriyor.

Yünsa’nın 2020 yılı üçüncü çeyreğine ait konsolide faaliyet sonuçları açıklandı. Avrupa’nın en büyük entegre yünlü kumaş üreticisi olan ve 50’den fazla ülkeye ihracat yapan Yünsa, pandeminin etkisine rağmen yılın ilk dokuz ayında brüt kâr marjını önceki yılın aynı dönemine göre yaklaşık 7 puan artırarak yüzde 23’e çıkardı.

Yılın ilk dokuz ayında 244 milyon TL ciro elde ettiklerini belirten Yünsa Genel Müdürü Mustafa Sürmegöz üretim maliyetleri, faaliyet ve finansman giderleri yönetimindeki çevik uygulamalarının başarılı sonuçlar verdiğini belirtti. Kumaşta kalite kaybına yol açan üretim hatalarını önleyen ve kendilerine Kaizen Ödülü kazandıran projenin katkısını da dile getiren Sürmegöz, bu gelişmeler sayesinde pandemiye rağmen Yünsa’nın net kârının geçen yılın aynı dönemine göre 10 kattan fazla artarak 11,2 milyon TL’ye ulaştığını söyledi. Sürmegöz 2019’daki devirden sonra Yünsa’nın hızla büyüdüğünü vurgulayarak yukarı yönlü seyreden rakamların başarıyı kanıtladığını kaydetti.

Sürmegöz, “Covid-19 salgını sektörde hem yurt içi hem de yurtdışı pazarlarımızı etkiledi. Ancak biz yatırımlarımıza planlandığı şekilde devam ettik. Pandeminin etkisiyle meydana gelen kapasite kullanım oranımızdaki düşüşü fırsata çevirdik ve rekabet üstünlüğümüze katkı sağlaması için makine parkımızda teknolojik odaklı yenilemeleri uygulamaya aldık. Ar-Ge çalışmalarımız, inovatif ürünlerimiz önümüze yepyeni fırsatlar çıkarıyor. Esnek, teknolojiyi iş süreçlerinin merkezine alan, müşteri odaklı anlayışımız bize başarılı iş sonuçları getiriyor. Kârlılıkta kaydettiğimiz artış da doğru yolda olduğumuzu gösteriyor. Hedefimiz yılı da aynı şekilde kârlı kapatarak 2021’e güçlü bir başlangıç yapmak” dedi.

Üst segment ve yenilikçi ürünleri ile Türkiye’yi, dünyada başarıyla temsil eden milli markalardan Yünsa, yıllık 4 bin 500 ton kamgarn iplik üretme ve 10.5 milyon metre kumaş dokuma kapasitesine sahip. Antiviral, su itici, UV korumalı, kendi kendini temizleyen gibi özelliklerde kumaşların yanı sıra paraşüt kumaşı gibi stratejik öneme sahip ürünleri de bulunan Yünsa, 47 yıldır hem Türkiye’de hem de dünyada uluslararası markalara ürün sağlıyor.

Türk lojistik pazarı, 2030 yılında 1 trilyon dolara koşabilir

Dünya lojistik pazarı, 2020 başı itibariyle 5 trilyon doların üzerine çıktı. 2030 yılında ise 20 trilyon doları geçmesi bekleniyor. Asya ve Avrupa’nın geçiş güzergahında olan Türkiye, coğrafi konumunun yanı sıra, Çin’in Bir Kuşak bir Yol Projesi’nin de en kritik köprülerinden birisinin üzerinde otuyor. Türkiye’den 67 ülkeye sadece 4 saatlik uçuşla ulaşılabiliyor. Türkiye, aynı zamanda dünyanın en büyük ithalatçısı pozisyonunda olan nitelikli Avrupa pazarının da yanı başında yer alıyor.

Türkiye’nin, bulunduğu coğrafyanın uçtan uca lojistik ve üretim üssü olabileceğini kaydeden Tırport Pazarlamadan Sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi Burcu Kale, şunları söyledi: “Türkiye’nin önünü açabilecek çıkış noktalarından birisi de “lojistik sektörü” olacaktır. Lojistik sektörü, doğru yatırımla desteklenirse, Türk lojistik pazarı 2030 yılında 1 trilyon dolara koşabilir. Yine, gelecek 10 yıl içinde sektör, 2.5 milyon doğrudan yeni istihdam yaratma potansiyeline sahiptir” dedi.

Tırport, 7 ayda iş hacmini %300 artırdı

Lojistik yönetimini uçtan uca dijitalleştiren Tırport, akıllı algoritmalarla desteklenen uygulamalarıyla, geçtiğimiz 7 aylık dönemde iş hacmini %300’ün üzerinde artırdı. Hacmin bu kadar hızlı artmasında, Türk nakliye pazarında yollardaki kamyonların %95’nin şahıslara ait olması ve kontratlı taşıma yapan lojistik firmalarının da spot pazardan güvenilir kamyoncu aramasının etkisi büyük oldu.

Tırport olarak, nakliye operasyonlarının uçtan uca mobil telefonla yönetilmesinin ve güvenilir kamyonculara ulaşmanın dijital dönüşüm noktası olduklarını ifade eden Tırport Pazarlamadan Sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi Burcu Kale, konuşmasına şöyle devam etti:

Türkiye’nin en büyük lojistik firmalarının bile günde maksimum 2.500-3.000 kamyon FTL (tam kamyon yükü) taşıma yapabildiği bugünlerde, özellikle KOBİ’lerden gelen yoğun taleple, Tırport olarak günlük taşımayı 2.800 FTL kamyona çıkardık ve 2020 yılının sonunda günlük 4 bin FTL taşımaya ulaşmayı planlıyoruz. Nitekim, KOBİ’ler coronavirüs nedeniyle alışık oldukları klasik yöntemlerle uygun kamyonlara ulaşamayınca, dijital platform olan Tırport’u keşfettiler. Aynı şekilde, kamyoncular da hızla Tırport üyesi olmayı tercih ediyorlar. Geldiğimiz noktada sistemimizdeki aktif üye sayısı, son birkaç ayda 20 binden 55 bine çıktı. Tırport olarak, 2023 sonunda, pazardan %7’lik bir pazar payı almayı ve günde 30 binin üzerinde FTL taşımayı yönetmeyi planlıyoruz. Türkiye’deki 250 bin kamyoncunun bulunduğu yerden yük bulmak ve daha yolda giderken dönüş yükü yakalamak için 1 numaralı tercihi olmayı istiyoruz. Aynı zamanda, Avrupa, Afrika ve Türki Cumhuriyetlerde lojistik ekosistemine liderlik eden teknolojilerden birisi olacağız” diye konuştu.

Türkiye’nin 100 milyar dolarlık lojistik sektörü, Tırport ile dijitalleşecek

Geliştirdikleri yapay zeka algoritmalarıyla desteklenen iş modeliyle lojistik yönetimini uçtan uca dijitalleştirdiklerinin altını çizen Tırport Pazarlamadan Sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi Burcu Kale, şunları anlattı:

Dünyada iş yapma ve yönetme tarzları, pandemi nedeniyle, kalıcı olarak değiştirmeye devam ediyor. Eğitim, lojistik, sağlık gibi birçok sektör uçtan uca dijitalleşmesini hızla sürdürüyor. Artık, günlük hayatta ihtiyaç duyduğumuz birçok hizmet, akıllı algoritmalarla desteklenen yeni nesil dijital platformlar sayesinde, konum tabanlı ve gerçek zamanlı olarak yönetilmeye başladı. Bu değişim ve dönüşümde Tırport, lojistiğin cepten yönetilerek, yükün de cepten bulunmasını sağlayan uçtan uca dijitalleşmeye imkan sağlıyor” şeklinde konuştu. 

Elite Concept’ten Bağdat Caddesi’ne 6, E-5 karayoluna 1 dakikada ulaşmak mümkün

Hayata geçirdiği projelerle bulunduğu lokasyonların mimari, sosyal ve finansal gelişimine öncülük eden Şua İnşaat, son yılların yükselen değeri Kadıköy Fikirtepe’de konumlanan projesi Elite Concept ile dikkatleri üzerine çekiyor. Kara, deniz, hava yolu ve raylı sistem gibi pek çok farklı ulaşım alternatifinin kesişim noktasında yer alan Elite Concept hem ulaşım hem de zaman tasarrufu sağlıyor.

28 yıldır sürdürülebilirlik misyonu çerçevesinde çevreye duyarlı ve insana saygılı projeler üreten Şua İnşaat, pek çok farklı ulaşım alternatifinin kesişim noktasında yer alan Elite Concept projesi ile hem ulaşım maliyetlerinden hem de zamandan büyük tasarruf sağlıyor. Elite Concept Kadıköy Fikirtepe’de; eğlence, kültür, alışveriş, yatırım ve hayatın tam merkezindeki konumunun yanı sıra İstanbul’un dört bir yanına hakim manzarasıyla elit bir yaşam konsepti sunuyor.

E-5 karayoluna 1 dakika mesafe, metro ve metrobüsün yanı başında

Kara, deniz, hava yolu ve raylı sistem gibi pek çok farklı ulaşım alternatifinin kesişim noktasında yer alan Elite Concept,E-5 karayoluna 1 dakika mesafede, metro ve metrobüsün yanı başında yer alıyor. Çevresinde birçok eğitim kurumu ve hastanenin yer aldığı Elite Concept; Bağdat Caddesi’ne6 dakika, 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’ne 5 dakika, Avrasya Tüneli’ne ve Harem Arabalı Vapur İskelesi’ne 8 dakika, Kadıköy vapur iskelesi, Moda sahil ve Kalamış Marina’ya 10 dakika, İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı’na 20 dakika, Akasya AVM’ye 400 metre ve Emaar Square Mall’a ise yaklaşık olarak 1 km mesafede konumlanıyor.

Fikirtepe bölgesinin kendi içerisinde açık teras bahçeleri bulunan tek projesi

Akıllı telefon ya da tabletlerle internet bağlantısı üzerinden kontrolü sağlanabilen akıllı ev konsepti ile hayatı kolaylaştıran Elite Concept, 24 katlı 3 blokta 1+1’den 4+1’e kadar çeşitli büyüklük ve özellikte 785 konut, 26 ticari ünite ve sosyal yaşam alanlarından oluşuyor. Yüzde 75’i sosyal donatı ve peyzaj alanlarına ayrılan projenin sosyal tesisleri içinde; kapalı havuz, sauna, buhar odası, fitness center, cafe, süs havuzları, koşu ve yürüyüş parkurları, çarşı otoparkı ve kapalı otopark yer alıyor. Blok zeminlerinde yer alan çarşı caddedeki mağazalar ise giyimden gıdaya, eczaneden markete, banka şubelerinden ATM’lere kadar tüm önemli ihtiyaçlara yanıt verecek şekilde tasarlandı. Yüksek enerji verimliliği ve su tasarrufu sağlayan proje Fikirtepe bölgesinin kendi içerisinde açık teras bahçeleri bulunan tek projesi olarak öne çıkıyor.

Türkiye’de ürettiği medikal trafolarla dünya sağlık sektörüne güç katıyor

Transformatör(trafo) üretimi ve enerji kalitesi alanında 40 yıllık köklü bir geçmişe sahip olan Elektra Elektronik, koronavirüs salgını döneminde hastane ve klinikleri çin kritik önem taşıyan medikal transformatörler ile sağlık sektörüne destek oluyor. Medikal transformatörler, hastanelerin ameliyathaneleri ve operasyon odalarında hastaların durumunu takip eden elektronik cihazlarda ve elektrik şebekesinde oluşabilecek kaçak akım arızalarına engel olarak hastalar ve sağlıkgörevlilerinin sağlığının riske atılmasının önüne geçiyor. Yeşilköy Prof. Dr.Murat Dilmener Acil Durum Hastanesi başta olmak üzere yeni yapılacak hastanelerdekullanılacak medikal transformatörler için üretimlerine hız verdiklerini belirten Elektra Elektronik Genel Müdürü Emin Armağan Şakar, Türkiye genelinde yaklaşık 130 farklı hastane ve klinikte, tıbbı izolasyon güç paneli ve ameliyathane kontrol paneli sistemlerine yönelik özel çözümler sunduklarını açıkladı. Yanı sıra İngiltere, Fransa, Çek Cumhuriyeti, Ürdün ve Kolombiya’ya medikal transformatör ihracatı yaptıklarını belirtti.

Üretim kapasitesi, çalışan sayısı veihracat oranı açısından Türkiye’de alçak ve orta gerilim trafo ile reaktör sektörünün lider firması konumunda olan Elektra Elektronik, pandemi döneminde hastaneve kliniklere medikal transformatör üretimi ile destek oluyor. Şirket, koronavirüs önlemleri kapsamında İstanbul Yeşilköy’de inşa edilen Prof. Dr. Murat Dilmener Acil Durum Hastanesi’nin yanı sıra Türkiye genelinde yaklaşık 130 farklıhastane ve klinikte, tıbbı izolasyon güç paneli ve ameliyathane kontrol paneli sistemlerine yönelik özel çözümler sunuyor. Elektra Elektronik’in hastanelerinoperasyon odalarında kritik önem taşıyan medikal transformatörleri; AnkaraBilkent Entegre Sağlık Kampüsü, Mersin Entegre Sağlık Kampüsü, Konya KaratayŞehir Hastanesi, Bursa Çekirge Devlet Hastanesi, Medipol Üniversitesi ÇamlıcaHastanesi, Ankara Gazi Üniversitesi Hastanesi ve Eskişehir Yunus Emre DevletHastanesi gibi Türkiye’nin dört bir yanındaki pek çok hastanede tıbbi izolasyongüç paneli ve ameliyathane kontrol paneli sistemlerinde yer alıyor.

“Pandemi döneminde cihazların sorunsuz çalışması daha da önem kazandı”

Medikal transformatörlerin hastaneler için kritik önem taşıdığını belirten Elektra Elektronik Genel Müdürü Emin Armağan Şakar, sözlerine şöyle devam etti; “Bilindiği gibi pandemi sürecinde hastaneler mevcut kapasitelerinin oldukça üzerinde faaliyet gösterdiler. Bu dönemde ameliyathane ve operasyon odalarındaki cihazların sorunsuz çalışması çok daha fazla önem kazandı. Cihaz arızası sebebiyle oluşacak herhangi bir aksaklık sağlık hizmetinde ciddi bir duraksamaya sebep olabiliyor. Biz de ürettiğimiz medikal transformatörler ile bu olasılıkları devre dışı bırakarak operasyonların sorunsuz ilerlemesini sağlıyoruz. Hastanelerin ameliyathanelerinde ve operasyon odalarında hastanın durumunu takip eden ve operasyonun sorunsuzluğunu sağlayan çok sayıda elektronik cihaz bulunuyor. Gerek bu cihazlarda gerekse elektrik şebekesinde oluşabilecek arıza durumlarında olası bir kaçak akımdan dolayı hastalar veya sağlık ekibinin zarar görmesinin önlenmesi gerekiyor. Normal koşullarda düşük sayılabilecek kaçak akım değerleri operasyon masasında hayati sonuçlara neden olabiliyor. Bu nedenle sağlık kuruluşlarındaki enerji sistemlerinin özel medikal transformatörler ile koruma altına alınması gerekiyor.”

“Elektriksel cihazlar hastayı yaşatacak ve yaşamını kurtaracak derecede önemli”

Tıbbi ortamların elektriksel güçbeslemesinin ortamın elektriksel güvenliğine göre seçildiğini belirten Şakar,“TSE, IEC ve IEE standartları, tıbbi ortamları hasta güvenliği ile ilgili olarak Grup 0, Grup 1 ve Grup 2 olmak üzere 3 gruba ayırmış durumda. Bugruplardan elektrik enerji sürekliliğinin ve yalıtımın en kritik olanıameliyathane, kardiyak alanları ve yoğun bakım ünitelerini kapsayan Grup 2oluyor. 2. gruba giren ortamlardaki elektriksel cihazlar işlev olarak hastayıyaşatacak ve yaşamını kurtaracak derecede önem taşıyor. Bu ortamlardaki cihazların herhangi birarızada ortamdaki kişilere zarar vermeden, kesinti yaşamadan çalışmaları gerekiyor.Bu sebepten dolayı Grup 2 yerleşimlerinde IT izole güç sistemleri kullanılıyor. Medikal transformatörler hastane ve kliniklerin operasyon odaları gibi sonderece hassas alanlarda kullanılması nedeniyle diğer transformatörlere oranlaizolasyon seviyelerinin daha yüksek olması gerekiyor. Elektra Elektronik’inmedikal transformatörleri; yüksek gerilim darbelerine karşı dayanım gücü,iletkenlerle koruyucu toprak arasındaki izolasyon direnci seviyesi veyasargılardan oluşabilecek kaçakları önleme alanındaki hassasiyeti gibi konulardastandart tip transformatörlere göre oldukça üstün bir konumda yer alıyor” dedi.

İngiltere, Fransa, Çek Cumhuriyeti,Ürdün ve Kolombiya’ya ihracat

Elektra Elektronik olarak 6 farklı kıtada 60’a yakın ülkeye yerli ve milli trafo ve elektronik ürün ihracatı gerçekleştirdiklerini belirten Şakar, “Sağlık sektörüne katma değer sunan medikal transformatörlerimizi İngiltere, Fransa, Çek Cumhuriyeti, Ürdün ve Kolombiya’ya ihraç ediyoruz. Pandemi döneminde hem ülkemizde hem de dünyada sağlık sektörünün önemi daha daarttı. Bununla birlikte tüm dünyada yeni hastane inşaları oldu. Bu noktada ihracatımıza yeni ülkeleri eklemek için görüşmelerimiz devam ediyor. Medikal transformatörlerimizi akım gerilim seviyesi ve beslenme tipinin değişiklik gösterdiği ülkeler için özel olarak tasarlıyoruz. Örneğin Kolombiya’da 60 Hz üretim yapılıyor, çünkü oradaki gerilim 220 değil 120 volt. Ek olarak, sağlık sektörüne yönelik bu ürünleri EN-61558-2-15 standardına uyumlu olaraktasarlayıp ISO 9001 Kalite Yönetim Sistemi altında Avrupa standartlarında üretiyoruz” açıklamasında bulundu.

Türk gıda ihracatçıları Çin’e 1 milyar dolar ihracat hedefi koydu

Türk gıda ihracatçıları, 2019 yılında yüzde 63’lük ihracat artış hızıyla 226 milyon dolar ihracat yaptıkları, en büyük hedef pazarlarından Çin Halk Cumhuriyeti’nde bu yıl 3. kez düzenlenen China International Import Expo (CIIE) 2020-Çin Uluslararası İthalat Fuarı’na katılarak pandemi sonrasına yatırım yaptı.

Türk gıda ihracatçıları, önümüzdeki 5 yıllık sürecin sonunda Çin’e yaptığı gıda ürünleri ihracatında 1 milyar doları geçmeyi hedefliyor.

Çin Uluslararası İthalat Fuarı, 5-10 Kasım 2020 tarihleri arasında Şanghay’da düzenlendiği bilgisini veren Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Jak Eskinazi, 8 milli katılım, 7 bireysel katılım olmak üzere toplam 15 Türk firmasının katıldığı fuarın Türkiye Milli Katılım Organizasyonunun Ege İhracatçı Birlikleri’nce üstlenildiğini dile getirdi.

Çin, 2,1 trilyon dolarlık ithalat yapan büyük bir dev

2019 yılını ‘Çin Yılı’ ilan ettiklerini hatırlatan Eskinazi, “Çin, Türkiye’nin en fazla dış ticaret açığı verdiği iki ülkeden biri konumunda. Çin mal almak için uzak bir ülke olmadığına göre, ihracat için de uzak bir ülke değil. İki ülke arasındaki dış ticaretin dengeye gelmesi için çaba gösteriyoruz. Çin,2019 yılında 2,4 trilyon dolar ihracat yaparken, 2,1 trilyon dolar da ithalat yaptı. Çin’in dünyadan yaptığı ithalatın şekillenmesinde Çin Uluslararası İthalat Fuarı çok önemli yer tutuyor. Çin’e daha fazla ihracat yapmak için önümüzdeki yıllara yatırım yaptık” şeklinde konuştu.

Celep: “Profesyoneller ve direk alıcılar katıldı”

Çin’in Wuhan kentinden tüm dünyaya yayılan Covid-19 virüsü sonrasında Çin’e gıda ihracatında 2020’nın Ocak – Ekim döneminde yüzde 11’lik bir daralma yaşandığını belirten Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkan Yardımcısı Birol Celep, pandemi sonrasında Çin pazarında daha güçlü olmayı hedeflediklerini, Çin hükümetinin büyük önem verdiği Çin Uluslararası İthalat Fuarı’nda yer aldıklarını kaydetti. Celep, “Pandemi koşullarının yarattığı tüm olumsuzluklara rağmen beklentinin üzerinde bir ziyaretçi ile karşılaştık. Geçen yıllara kıyasla daha düşük bir ziyaretçi sayısı olmasına karşın profesyoneller ve direk alıcılar katılım sağladı” dedi.

Fuara Türkiye’den Online olarak bağlandık.

Çin anakarasında yerleşik tüm ticari temsilciliklerimiz tarafından aktif katılım sağlanan fuarda önemli görüşmelerde bulunulduğunu dile getiren Celep, sözlerini şöyle tamamladı; “Ayrıca WeChat programı üzerinden video konferans formatında ziyaretçilerimizle görüntülü görüşme yapma imkanı sağladık ve fuara online olarak Türkiye’den bağlandık. Çin’e gıda ürünlerimizin ihracatında 5 yıl sonunda 1 milyar dolar ihracat hedefliyoruz.”

Türk lezzetleri Çin damak tadına göre sunuldu

Çin’in gıda sektöründe faaliyet gösteren en büyük devlet şirketlerinden Cofco Firması aracılığıyla Türk ürünleri ile Çin damak tadına uygun menülerin ziyaretçilere sunulduğu Türkiye standında kuruyemiş, lokum, Türk kahvesi, dondurma, süt ve süt ürünleri, baklava, kuru incir, kuru üzüm, kuru kayısı, organik sağlıklı atıştırmalıklar, zeytin ve zeytinyağı vb gıda ürünlerinin tanıtımı yapıldı ve Türk ürünleri büyük beğeni aldı.

Çinliler en çok Türk fındığını tercih etti

Türkiye, 2020 yılının Ocak – Ekim döneminde Çin’e 157 milyon dolarlık gıda ürünleri ihraç ederken, Çinliler en çok Türk fındığını tercih etti. Çin’e fındık ihracatımız 41 milyon 20 bin dolar olurken, 12,7 milyon dolarlık patates ihraç edildi. Deniz hıyarı ihracatı 10,5 milyon dolarla en çok ihraç edilen üçüncü ürün olarak gerçekleşti.

Süt ürünleri ihracatı 5 milyon doları aştı

Çin’e ihracat vizesini Mayıs 2020 itibariyle alan Türk süt ürünleri sektörü, Çin pazarında yerini almaya başladı. Süt ürünleri sektörü 2020 yılının 10 aylık döneminde Çin’e 5 milyon 7 bin dolarlık ihracata imza attı. Antep fıstığı, ayçiçeği yağı, kiraz, aspir yağı, nohut, mercimek, kuru incir, kuru kayısı, çekirdeksiz kuru üzüm, bisküviler ve zeytinyağı Çin’e ihracatta öne çıkan diğer gıda ürünleri oldu.

Çin Uluslararası İthalat Fuarı’na, 6 farklı sektörde 15 farklı holde 2800 firma katılırken, Türkiye’den 16 firma ve kurum yer aldı. Ege İhracatçı Birlikleri’nin Türkiye Milli Katılım Organizasyonu’yla; Aydın Kuruyemiş San. Tic. A.Ş., CLK İpekyolu Lojistik A.Ş., Dimes Gıda San. ve Tic. A.Ş., İstanbul İhracatçı Birlikleri Genel Sekreterliği, K.F.C. Gıda Tekstil Sanayi İthalat İhracat Yatırım A.Ş., Kırlıoğlu Tarımsal Ürünler Gıda İnş. San. Tic. A.Ş., Yaşar Dondurma ve Gıda Maddeleri A.Ş. ve Trade Türk Gıda Yatırım A.Ş.” firmaları katıldı.

San Deco’nun Sedef Efektli Su Bazlı Boyaları Yeni Yıl Ruhunu İç Mekanlara Taşıyor…

San Deco efekt boya grubu ve çeşitli uygulama stilleri ile yılbaşı ruhuna farklı bir yaklaşım sunuyor. Yeni yıl ile beraber yaşam alanlarında değişim yaratmak isteyen ev sahipleri için su bazlı Atracto, San Deco Art, Arista, Vivaldi, Effect Wind ve Decopia boyaları sedef görünümleriyle ideal çözümler sunuyor.

San Deco, yeni yılla beraber eskinin enerjisini üzerinden atmak ve pozitif enerji veren, dinamik mekanlar yaratmak isteyen ev sahipleri için yılbaşı ruhunu elegan bir şekilde sunan sedef efektli ürünlerle ışığı yansıtan, şık bir dekorasyon vadediyor.

Su bazlı ve çevre dostu özelliğiyle ev, kafe, otel, ofis gibi pek çok alanda kullanılan Atracto, içerisindeki metalik pigmentler sayesinde ışıltılı ve ipeksi bir görünüm sunarken altın ve gümüş sedefli bir bitiş sağlıyor. Baz halinde satışa sunulan ürün, ürün renk kartelasından müşterinin seçtiği tonlara göre renklendiriliyor.

Metal sedef efektli kuvars kumlu dekoratif kaplama San Deco Art ise içeriğindeki organik ve inorganik pigmentlerle yüzeyde canlı, parlak ve grenli bir doku görüntüsü sağlıyor. Baz olarak satışa sunulan ürün renk kartelasından seçilen bir ton ile renklendirilebiliyor.

Arista içerdiği sedef pigmentler sayesinde ışığa göre değişkenlik gösteren, parlak bitişli, dekoratif amaçlı bir iç cephe boyası. İçerdiği sedef pigmentler, parlaklık ve ışıltı efekti verirken aynı zamanda ışık açısına göre renk değiştiriyor. Silinebilme özelliğine sahip olan ürün, grubun diğer üyeleri gibi renklendirilebiliyor.

Silinmeye dayanıklı olan Vivaldi, akrilik emülsiyon esaslı, uygulandığı yüzeylere kadife görünümü kazandırmak üzere tasarlanan, çeşitli katkı malzemeleri, dolgular ve sedef görünümlü pigmentler içeren dekoratif bir iç cephe kaplama malzemesi olarak karşımıza çıkıyor.

İç mekanlar için kullanılan dekoratif su bazlı boya Effect Wind ise uygulandığı yüzeylerde özel gren dokusu ve iki boyutlu sedefleri sayesinde farklılıklar yaratıyor; özel uygulama fırçası ile yüzeylere görsel olarak deniz dalgası efekti verebiliyor.

Üç boyutlu prizmatik sedef içeren Decopia, akrilik emülsiyon esaslı, ışığa göre farklı renk efektleri veren özel simlerin karışımından oluşan dekoratif koruyucu bir iç cephe son kat boyası. Uygulandığı alanlarda ışığa ve bakış açısına göre üç farklı renk gözlemlenebiliyor.

İnşaat 4. Çeyreğe İyi Başladı

Türkiye Hazır Beton Birliği (THBB), her ay merakla beklenen inşaat ve bununla bağlantılı imalat ve hizmet sektörlerindeki mevcut durum ile beklenen gelişmeleri ortaya koyan “Hazır Beton Endeksi” 2020 Ekim Ayı Raporu’nu açıkladı. Ekim ayı ile birlikte 5 aydır inşaat sektörünün yükseliş trendini devam ettirdiğini ortaya koyan Rapor, inşaat sektörünün yılı, tüm ekonomik zorluklara rağmen pozitif tarafta kapatacağına işaret etti.

Türkiye Hazır Beton Birliği (THBB) her ay açıkladığı Hazır Beton Endeksi ile Türkiye’de inşaat sektöründeki ve bağlantılı imalat ve hizmet sektörlerindeki mevcut durumu ve beklenen gelişmeleri ortaya koymaktadır. İnşaat sektörünün en temel girdilerinden biri olan ve aynı zamanda üretiminden sonra kısa bir süre içinde stoklanmadan inşaatlarda kullanılan hazır betonla ilgili bu Endeks, inşaat sektörünün büyüme hızını ortaya koyan en önemli göstergelerden biridir.

İnşaat sektörü 5 aydır yükseliş trendini devam ettiriyor

THBB, her ay merakla beklenen Hazır Beton Endeksi’nin 2020 Ekim Ayı Raporu’nu açıkladı. Ekim ayındaki hareketlilik ile birlikte 5 aydır inşaat sektörü yükseliş trendini devam ettirmektedir. Konut satışlarındaki yavaşlamaya rağmen devam eden projeler hızlanmıştır. Temmuz ayından bu yana yükseliş gösteren beklenti ise düşme eğilimindedir. Özellikle faizlerdeki tırmanmaya rağmen devam eden kur artışı beklentinin gerilemesindeki temel sebep olarak karşımıza çıkmaktadır. Güven Endeksi negatif tarafta kalmıştır. Beklenti ve güvenin ekim ayı için aşağı yönlü bir hareketi söz konusudur.

İnşaat sektöründeki tablo geçen yıla göre olumlu

Hazır Beton Endeksi Ekim Ayı Raporu’ndaki bütün endekslerde ve dolayısıyla inşaat sektöründe 2019 yılına kıyasla olumlu bir tablo söz konusudur. Ay bazında beklenti ve güven negatif tarafta kalsa da önceki yıla göre yükselmiştir.

İnşaat sektörü 2020 yılını tüm ekonomik zorluklara rağmen pozitif tarafta kapatacak

Raporun sonuçlarını değerlendiren THBB Yönetim Kurulu Başkanı Yavuz Işık, “Yükselen faiz, kredi yavaşlaması, talepteki durağanlık, ABD seçimleri sonrasında Türkiye-ABD ilişkilerindeki yeni gelişmeler, pandemiye yönelik alınacak tedbirler ile birlikte yılın son 2 ayında ekonomik faaliyette yavaşlama beklenmektedir. PMI yani Satın Alma Yöneticileri Endeksi ve kapasite kullanım oranlarındaki son rakamlar bu yavaşlamanın başladığını ortaya koymaktadır. İnşaat sektörünün de bu gelişmelerden bağımsız bir hareket sergilemesi beklenemez. Ancak ekim ayı THBB Hazır Beton Endeksi rakamları inşaat sektörünün yılı, tüm ekonomik zorluklara rağmen pozitif tarafta kapatacağına işaret etmektedir.” dedi.

Yılın 3. çeyreğinde yani Temmuz-Ağustos-Eylül aylarında Türkiye ekonomisinin büyümeye uygun makro konjonktürü içerisinde inşaat sektörünün de ciddi bir atılım gösterdiğini vurgulayan Yavuz Işık, “Ekim ayı sonuçları inşaatın son çeyrekte de potansiyelini ortaya koyacağını ve ekonominin büyümesinde kendinden beklenenin üstüne çıkacağını bize söylemektedir.” dedi.

Sinoz 24K Gold Beauty Serum ile hızlı bakım

24 ayar altın parçacıkları ile anında botoks etkisi

Her kadının ihtiyacı ışıltılı ve zinde görünen cilt için 24 ayar altın cevherinin parçacıklarıyla güçlendirilen Sinoz 24K Gold Beauty Serum, anında doğal botoks etkisi sağlıyor.

Canlı ve sıkı bir cilt görünümü her kadının arzusu. Çevresel faktörler, yanlış beslenme, sigara, düzensiz uyku ve en önemlisi doğru cilt bakım ürünü kullanmamak zamanla cildin dış yüzeyinde nem ve elastikiyet kaybına yol açıyor. Sinoz 24K Gold Beauty Serum içeriğindeki aktif kolajen, hyalüronik asit ve 24 ayar altın parçacıkları ile zamanı tersine çeviriyor.

Altın mucizesi ile hızlı botoks etkisi

Bakımlı görünümün ilk aşaması sağlıklı beslenme ve doğru bakımı cilde uygulamak olsa da, Sinoz 24K Gold Beauty Serum ile zamana meydan okumak mümkün.

24 ayar altın parçacıkları ile zenginleştirilen serum içeriğindeki kolajen ve hyalüronik asidin, cevher ile cilt dokusuna emilimini artırıyor. Hızlı ve doğal botoks etkisi yaratan serum düzenli kullanımda arzu edilen görünümün sağlanmasına destek oluyor.

Sinoz 24K Gold Beauty Serum ile ışıltılı, zinde ve genç görünüm hayal olmaktan çıkıyor.

Kullanım Önerisi: Yeterli miktarda serumu damlalığa çekiniz. Göz çevresi hariç temiz cilde günde iki defa dairesel hareketlerle masaj yaparak uygulayınız. Cilt tarafından emilim gerçekleşene kadar bekleyiniz. Günlük kullanıma uygundur. Makyaj öncesi kullanılabilir. İlaç değildir. İçilmez.

SİNOZ KIRMIZI JEL İLE ANINDA MASAJ ETKİSİ!

Hayatın Temposu Senin Elinde!

Birbirinden etkili ürünleriyle beğenilen yerli marka SİNOZ, şimdi herkese özel yeni ve etkili Kırmızı Jel ile kaslarda anında rahatlık ve ferahlık hissi sunuyor. Hızlı masaj etkisi ile bölgesel rahatlama sağlayan SİNOZ Kırmızı Jel herkesin vazgeçilmezi olacak!

Hayatın koşuşturmacası, stresli süreçler, ani gelişen durumlar derken gün içerisinde bedenimiz de zihnimiz gibi hızla gelişen olaylar karşısında biraz yavaşlama sinyallerini hissettiriyor. Ani sırt ve omuz ağrıları, kol ve bacaklarda kramplar derken bedenimiz aktif koşturmaca karşısında biraz mola vermeye ihtiyaç duyuyor. Bu ve benzer pek çok bizi hayatın maratonundan alıkoyan sızılar karşısında SİNOZ, yeni ve efektif ürünü Kırmızı Jel ile anında masaj ve ferahlama etkisi sağlıyor.

Kırmızı masajın ferahlatıcı ve rahatlatıcı etkisini anında hissedin!

Her zaman yeni ürünleri ile kadınların beğenisini kazanan yerli marka SİNOZ, bu defa erkeklerin de beğenerek kullanacağı etkili bir ürün geliştirdi. SİNOZ Kırmızı Jel, vücudunuzda rahatsızlık hissi veren kol, bacak, omuz ve sırt gibi bölgelerde kısa bir masajın aktif etkilerini yansıtıyor.

SİNOZ Kırmızı Jel (Masaj Jeli), içeriğindeki kırmızı asma yaprağı, atkestanesi ve arnika ekstratı; masajın deriye nüfuz edici etkisiyle kaslarda anında rahatlama hissi sağlıyor. Kaslarda ilgili bölgelere sıcaklık ve serinlik hissi veren mucizevi jel ile hayat istediğiniz tempoda devam ediyor. PSF: 99 TL

Kullanım ve Uyarılar:  Uygulama yapılacak bölgeye yeterli miktarda sürülür ve masaj yapılarak yedirilir. Kol, bacak ve sırt bölgesinde kullanılabilir. Yüz bölgesi kullanımına uygun değildir. Günde 2 kez tekrarlanabilir. Uygulama esnasında ve sonrasında sıcaklık hissi verebilir. Haricen kullanım içindir. Çocukların ulaşamayacağı yerlerde muhafaza ediniz. Göz ile temasından kaçınınız, temas halinde bol su ile yıkayınız. Oda sıcaklığında, direkt güneş ışığından uzakta saklayınız. Uygulamadan sonra ellerinizi yıkayınız. İlaç değil, kozmetik üründür.

Türkiye, 90 ülkeye kuru kayısı ihraç etti

Türkiye, 2020-21 kuru kayısı sezonuna başarılı bir giriş yaptı. 2020-21 sezonunun ilk çeyreğinde Türkiye’nin kuru kayısı ihracatı miktar bazında yüzde 13,47 düşerken, döviz bazında yüzde 8,3 artış gösterdi.

Türkiye’nin geleneksel ihraç ürünlerinden kuru kayısıda 2020/21 sezonunun ilk çeyreği geride kaldı. Ege İhracatçı Birlikleri verilerine göre; 1 Ağustos – 31 Ekim 2020 tarihleri arasında Türkiye, 25 bin 342 ton kuru kayısı ihracatı karşılığı 82 milyon 291 bin dolar döviz geliri elde etti.

Kuru kayısı ihracatımız, 1 Ağustos – 31 Ekim 2019 tarihleri arasında ise; 29 bin 829 ton karşılığı 75 milyon 974 bin dolar olarak gerçekleşmişti.

2019/20 sezonunda ortalama 2 bin 765 dolara ihraç edilen kuru kayısı, 2020/21 sezonunda, 90 ülkede ortalama 3 bin 410 dolara alıcı buldu. Türk kayısısı dolar bazında yüzde 23 daha katma değerli ihraç edildi.

Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından 2020 yılı kuru kayısı rekoltesinin 85 bin ton olarak açıklandığını belirten Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Birol Celep, kuru kayısı rekoltesinin geçen yıllara göre düşük olmasının ihraç fiyatını arttırdığını kaydetti.

Kuru kayısı vücutta bağışıklık sistemini güçlendiriyor

Pandemi nedeniyle vücutta bağışıklık sistemini güçlendiren gıdalara yönelişe de dikkati çeken Celep, “Kuyu kayısı Dünya Sağlık Örgütü’nün bağışıklık sistemini güçlendiren gıdalar listesinde yer alıyor. O nedenle kuru kayısıya olan talep dolar bazında yüzde 23,3’lük fiyat artışını beraberinde getirdi. Önümüzdeki süreçte kuru kayısının ihraç fiyatı bir miktar daha artabilir” şeklinde konuştu.

Lisanslı depoculuk kuru kayısının katma değerini arttıracak

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının Cazibe Merkezlerini Destekleme Programı kapsamında Fırat Kalkınma Ajansı, Malatya Ticaret Borsası ve Lisanslı Depo A.Ş. (TMO-TOBB Tarım Ürünleri Lisanslı Depoculuk A.Ş.) tarafından Malatya’da kurulan Türkiye’nin ilk kuru kayısı lisanslı deposunun Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından 25 Ekim 2020 tarihinde açıldığını dillendiren Başkan Celep, sözlerini şöyle tamamladı; “Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, kuru üzüm ve incirde uygulanan alım müdahalelerinin kuru kayısıda da uygulanacağını dile getirdi. Toplam 30 bin metrekare alan üzerine kurulan 6 bin ton kapasiteli, 31 milyon 922 bin liraya mal olan depoda, Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) tarafından ürün alımı gerçekleştirilecek. Üreticilerimizin 30 yıldır hayal ettiği, her fırsatta ‘sektörün en önemli beklentisi’ diye adlandırdığımız taban fiyatı oluşturma ve devletin ürüne sahip çıkma politikasıyla ilgili konuşulanın gerçeğe dönmeye başladı. Tarım ve Orman Bakanımız Dr. Bekir Pakdemirli tarafından 4 numara kuru kayısı fiyatı kükürtlenmiş için 21 lira, kükürtlenmemiş (gün kurusu) için ise 23 liranın açıklandı. Kuru kayısı sadece Malatya’da değil Kahramanmaraş, Elazığ, Sivas gibi şehirler için çok önemli bir gelir ve istihdam kaynağı. Lisanslı depoculuk sayesinde kuru kayısının kalitesi korunabilecek ve daha katma değerli pazarlanması ve ihracatı mümkün olacak. Kuru kayısıda, 2019-20 sezonunu 253 milyon dolar ihracatla kapatmıştık. 2020-21 sezonunda ise 300 milyon dolar ihracat hedefliyoruz.”

1 Ağustos – 31 Ekim 2020 tarihleri arasında Türk kayısısını en çok Almanya talep etti. Almanya’ya yapılan kuru kayısı ihracatı geçen sezonun ilk çeyreğinde 7 milyon 55 bin dolar iken, bu sezon yüzde 36’lık artışla 9 milyon 613 bin dolara yükseldi.

Türk kuru kayısısını en çok tercih eden ikinci ülke ise; 9 milyon 246 bin dolarlık tutarla Amerika Birleşik Devletleri oldu. ABD’ye kuru kayısı ihracatı yüzde 19 artış gösterdi. Brezilya 7,8 milyon dolarlık Türk kayısısı tercih ederken, Fransa 7,2 milyon dolar, Avustralya 4,3 milyon dolarlık kuru kayısı talebinde bulundu. Türkiye, 2020/21 sezonunun ilk çeyreğinde 90 ülkeye kuru kayısı ihraç etti.

Deprem sonrası fırsatçılar İzmir’de kira fiyatlarını yüzde 30 artırdı. Turyap Deprem Bölgesinde Sivil Toplum Kuruluşu Gibi Çalışıyor

İzmir depreminin ardından bölgede toparlanma çalışmaları devam ederken, Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden gelen nakliye firmaları depremzedelerin mağduriyetini su istimal ediyor. Kiralık daire fiyatları yükselmeye devam ediyor.

•Deprem sonrası fırsatçılar İzmir’de kira fiyatlarını yüzde 30 artırdı.

•Nakliye firmaları depremzedelerin mağduriyetini acımasızca fırsata çeviriyor.

•Turyap temsilcilikleri İzmir’de Depremzedelerin Yaralarını Sarıyor

•Turyap Deprem Bölgesinde Sivil Toplum Kuruluşu Gibi Çalışıyor

İzmir’i vuran 6.6’lık depremde yaşanan can kayıpları tek tek toprağa verilmeye devam ederken, bir yandan da bölgede yaralar sarılmaya devam ediyor.

Ülke olarak İzmirlileri bu kâbustan hızlıca kurtarmak için yoğun bir çaba sarf ediliyor. Turk Emlak Haber Ajansı, bölgede aktif olarak çalışan temsilcilikleri aracılığı ile son durumu araştırdı. Evleri hasar görse de görmese de insanlardaki korku hala geçmiş değil. Kızılay, AFAD ve sivil toplum örgütlerinin kurduğu çadırlara yerleştirilen depremzedeler için çalışmalar tam gaz devam ediyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatı ile Çevre Şehircilik Bakanlığı’nın deprem konutları için hummalı bir çalışma yapılıyor.

İzmirliler ne yapacak?

İzmir satılık ve kiralık konut piyasasında son durum ne durumda? Deprem kiralık konut fiyatlarını etkiledi mi? Vatandaş hangi tip konutlara yöneliyor? İzmir’den başka illere göç olacak mı? İzmir’in en güvenli bölgeleri nereler? Tüm bu soruların cevaplarını Turk Emlak Haber Ajansı İzmir Bölge Temsilciliği felaketin yaşandığı bölgede faaliyet gösteren Turyap Bornova Temsilcisi Hüseyin Atıcı’ya konuyla ilgili düşüncelerini sordu. İşte Atıcı bölgeyle ilgili şunları söyledi;

“İzmir’de sanılanın aksine bir bilinmezlik ve kaos ortamı var”

Şu an bölgemizde bir kaos ortamı var. Her ne kadar kiralar yükselmesin diye çabalasak da maalesef fırsatçılar bunu yükseltiyor. Biz Turyap olarak bundan sonra bize gelecek ister satılık olsun ister kiralık olsun hasar sorgulaması yapmadan hiçbir portföyü listemize katmıyoruz. Mutlaka açık adres ve mülk sahibinin TC’sinden binanın durumunu kontrol edip, sakıncalı değilse ondan sonra kabul ediyoruz. Kirasını yükselten veya satılık evin fiyatını fahiş oranda yükselten, fırsata çevirmeye kalkanlarla çalışmama kararı aldık.

“Tüm Türkiye’den nakliyeciler mağduriyeti fırsata çevirmek için buradalar”

Bizi en çok üzen konulardan birisi de Türkiye’nin her yerinden buradaki mağduriyeti fırsata çevirmek için akın eden nakliye firmaları. İnsanlar burada canını kaybetmiş, hayatta kalanlar da başlarını sokacak bir ev arama derdindeyken, “Nasıl daha fazla fiyata ev taşırım” diyen bir zihniyet ile karşı karşıya kalmış durumdalar. 1.500 – 2.000 TL’lik taşıma ücretlerine 4.500 – 5000 TL gibi rakamlar talep ediyorlar. İnsanlar ağır hasarlı evlerine sadece bir kez yarım saatliğine girebiliyor. Kurtarabildikleri eşyalarını almaya çalışıyorlar. Ama bu durumda bile vicdan yoksunu nakliye firmaları türediğini söyleyebilirim. Bakanlığın sabit fiyat belirlemesine rağmen buna uyan kimse yok. Maddi durumu iyi olanlar, yüksek taşıma bedellerini ödüyor ve bir an önce bölgeden ayrılmak istiyor.

“Akşamları semt karanlığa gömülüyor”

Bölgemizde akşamları semtimiz karanlığa gömülüyor. Bütün parklar çadır dolu, insanlar bir haftadır çadırlarda yatıp kalkıyor. Şu an depresif bir hal var. Evlerinde hasar olmayanlar bile, evlerine girmek istemiyorlar. Buradaki semtler Bornova, Bayraklı şu an tam bir travma yaşıyor diyebilirim. Özellikle Mansuroğlu Manavkuyu bölgelerindeki binalar boşalıyor.

“Ev bulmak çok büyük sıkıntı”

İnsanlar ev bulma konusunda büyük sıkıntı yaşıyor. Binlerce aile kendilerine güvenli ev bulma telaşı içine girince, bölgelerde büyük sıkıntılar yaşanmaya başladı. İzmir’in farklı semtlerine taşınma durumu da şu an gündemde. Bu durum kiralarda yüzde 30 ile yüzde 40 bandında artışa sebep oldu.

“Bornova içinde Evko 3 ve Atatürk Mahallesi talep görüyor”

Baktığımız zaman insanlar Bornova içinde Evko 3 ve Atatürk Mahallesi tarafına yoğun ilgi gösteriyor. Ayrıca Kemalpaşa bölgesi ve diğer bölgelerden de kısmen Çiğli taraflarına doğru bir gidiş söz konusu. Bu bölgelere gidiş sebepleri ise yakınlarda kiralık daire kalmaması ve daha güvenli yapılarda oturma isteği ağır basıyor.

“İzmir halkı hiçbir zaman unutmayacak!”

Ayrıca şunu da ifade etmek isterim ki İzmir halkı bu zor günlerde kimlerin yanında olduğunu, kimlerin karşısında olduğunu hiçbir zaman unutmayacak. Biz Turyap olarak her zaman depremzedelerin yanında olduk ve olmaya devam edeceğiz. Hiçbir hizmet bedeli almadık ve almayacağız. İzmir halkının hakkını da sonuna kadar savunmaya devam edeceğiz. Elimizden geldiğince fırsatçılara burada engel olmaya devam edeceğiz. “Diyerek sözlerini tamamladı.

Depremzede Aileye Turyap desteği

Turk Emlak Haber Ajansı’nın depremzede ailelerden Burcu Toptaş ile yaptığı röportajda o anlarda neler yaşandığını sordu;

Depremzede ailelerden Burcu Toptaş’ın anlattıkları

“Deprem anında ben ve eşim çalışıyorduk. Evim ve dükkanımın arası birbirine çok yakın. Biz dışarı çıktık fakat çocuklarım ve annem evdeydi koşarak oraya gittik. O anları tekrar hatırlamak istemiyorum açıkçası. Evimiz ağır hasar gördü. Ben ve eşim o akşam Turyap Bornova Temsilcisi Nuri Taşoğlu abi ile görüştük kendisi de çok zor durumdaydı. Depremden o da etkilenmişti. Fakat bize yine de yardım etti. Kendisi o durumda bile bizim için ev buldu. Ev sahibiyle görüştü kira fiyatını düşürmek için ev sahibi ile defalarca görüştü. Çok ciddi bir fiyat düşürerek mağduriyetimizi giderdi. Bizden hiçbir ücret dahi talep etmediler. Turyap İzmir’de gerçek bir kurtarıcı gibi hareket etti. Bizler zaten zor durumdayız. Buraya bile borç alarak gelmiştik. Turyap temsilcisi kendisi de deprem mağduru olduğu halde, bizimle sonuna kadar ilgilendi. Allah onların da işlerini rast getirsin. Tam bir kurtarıcı sivil toplum kuruluşu gibi çalışıyorlar. “diyerek sözlerini tamamladı.

İkonik botlara Christopher Raeburn dokunuşu
Timberland FW20 erkek bot koleksiyonunda ikonik Timberland botlar yeni dokunuşlarla ve alternatiflerle karşımıza çıkıyor. Yeni erkek bot koleksiyonu tüm Timberland ürünleri gibi kaliteli işçilik, dayanıklılık ve su geçirmezlik özelliklerinden ödün vermeden, çevreye karşı sorumlu olacak şekilde tasarlandı ve üretildi. Dünyadaki sürdürülebilir moda akımının öncüsü İngiliz Modacı ve Timberland Küresel Tasarım Direktörü Christopher Raeburn’un moda felsefesi, Timberland’ın DNA’sında yatan eko-inovatif tasarım felsefesiyle buluşarak bu sezon erkek bot koleksiyonunda yeniden yorumlandı.
Tamamı Timberland Küresel Tasarım Direktörü ünlü İngiliz Tasarımcı Christopher Raeburn imzalı ilk sezon olma özelliği de taşıyan Timberland FW20 erkek bot koleksiyonu, markanın özündeki kaliteli işçilik, dayanıklılık ve su geçirmezlik özelliklerinden ödün vermeden, çevreye karşı sorumlu olacak şekilde tasarlandı ve üretildi.
İkonik Timberland botlar bu sezon eko-inovatif vizyon ve farklı tasarım dokunuşlarıyla karşımıza çıkıyor.
Timberland’ın tüm üretim tekniklerinde neredeyse tamamen organik, yenilenebilir veya geri dönüştürülmüş malzemeler kullanılırken, Earthkeepers® Edition ürünleri ise buna ek olarak markanın en yüksek eko-inovasyonlarından bazılarını da yansıtıyor.
Bu kış Timberland erkek botlarının en iddialı ürünü, ilhamını ikonik Timberland botlardan alan kamuflajlı Ecoriginal EK+ bot modeli. Sarı üzeri yeşil kamuflaj ve siyah-gri kamuflaj olarak iki alternatife sahip Christopher Raeburn’un bu sezonun imza ürünü olarak nitelendirilen Ecoriginal EK+ Timberland bot modelinin fiyatı 1.699 TL.
Timberland Ecoriginal EK+ Timberland botlar:

2030 vizyonunun temelindeki “rejeneratif tarım” vizyonuyla örtüşen sorumlu üretim felsefesini yansıtıyor.

Su, enerji tüketimi ile atık yönetimi alanlarında çevresel süreçlere dikkat edilerek üretildi.

Gümüş sertifikalı tabakhanelerden tedarik edilen Better Leather malzemeyle tasarlandı.

Tasarımında kullanılan doğal kauçuk, yağmur ormanlarını tahrip etmeyen, çevreye karşı sorumlu kaynaklardan temin edildi.

Kaliteli işçilik, dayanıklılık ve su geçirmez koruma özelliklerinden ödün vermeden çevreye karşı sorumlu olarak tasarlandı.

Dayanıklılık yeniden tasarlandı: Timberland Malynn botlar zamansız, stil sahibi ve doğa dostu
Timberland bu sezon farklı kombinlere kolayca uyum sağlayabilen, eko – inovatif, ultra hafif ve sağlam bir kadın bot koleksiyonu ile karşımıza çıkıyor. Çevre dostu, sorumlu üretim tekniklerini inovasyonla buluşturan Malynn botlar su geçirmezlik, hafiflik ve rahat taban özellikleriyle bu kış stilden çok daha ötesini vadediyor.
Kalın ve rahat tabanlı, hafif ve su geçirmez özellikleriyle ayrışan Timberland Malynn Earthkeepers® kadın bot koleksiyonu bu sezon koleksiyondaki favori kadın ürünü olarak öne çıkıyor.
Gücünü günümüzün stil anlayışından olduğu kadar, Timberland’in marka DNA’sında ve tüm üretim tekniklerinin merkezinde yer alan sorumlu üretim, organik, yenilenebilir ve geri dönüşüm felsefesinden alan bu koleksiyon, markanın en yüksek eko-inovasyon kapasitesini de yansıtıyor.
Timberland Malynn botlar iki renk alternatifine sahip; kahverengi modelini sarı detaylar tamamlarken siyah modele ise pembe detaylar eşlik ediyor.
Timberland Malynn kadın botlarının öne çıkan özellikleri arasında;

Tasarımında kullanılan doğal kauçuk, yağmur ormanlarını tahrip etmeyen, çevreye karşı sorumlu kaynaklardan temin edildi.Su, enerji tüketimi ile atık yönetimi alanlarında çevresel süreçlere dikkat edilen üretim teknikleri. Gümüş sertifikalı tabakhanelerden tedarik edilen Better Leather malzeme. Timberland’in patentli ürünü olan geri dönüştürülmüş plastik “ReBOTL” malzemesinden elde edilen kumaş astar.Su geçirmez özellikleri sayesinde tüm Timberland ürünleri gibi mevsim koşulllarına dayanıklı.Hafif EVA orta taban ve bio-foam köpük iç taban ile gün boyu rahatlık.

DİJİTAL İLETİŞİM UZMANI DR. NABAT GARAKHANOVA:“SOSYAL MEDYA PLATFORMLARINA YASAL DÜZENLEMELER ŞART”

Türkiye’de geçtiğimiz dönemde ve çokça tartışılan sosyal medya platformlarının temsilci bulundurması için verilen süre 2 Kasım Pazartesi günü doldu. MEZO Dijital Yönetim Kurulu Başkanı ve Dijital İletişim Uzmanı Dr. Nabat Garakhanova, sosyal medya düzenlemesini ilk yapan ülkenin Fransa olduğunu belirtirken, veri güvenliği açısından sosyal medya düzenlemesinin şart olduğunun altını çiziyor.

Sosyalleşme aracından ticaretin ve siyasetin nabzının tutulduğu alanlara dönen sosyal medya platformlarıyla ilgili düzenlemeler Türkiye kadar tüm ülkelerin önünde büyük bir sorun olarak duruyor. “En son Rusya, Almanya, Fransa, Avustralya gibi birkaç ülkede düzenlemelerin yapıldığını gördük. İngiltere de yeni bir düzenleme hazırlığı içerisinde. Fransa, teknoloji devlerine dijital vergi uygulamasını devreye sokan ilk Avrupa ülkesi. Facebook, Amazon ve Google gibi teknoloji şirketleri ülkede elde ettikleri gelirin yüzde 3’ünü vergi olarak ödeyecek.” diyen MEZO Dijital Yönetim Kurulu Başkanı ve Dijital İletişim Uzmanı Dr. Nabat Garakhanova, Türkiye gibi diğer ülkelerin de sosyal medya düzenlemelerinde cezai yaptırımlar uyguladığını belirtiyor. Garakhanova, Almanya üzerinden verdiği örnekte, “Almanya’daki yasal düzenleme ile 2 milyondan fazla kayıtlı kullanıcıya sahip teknoloji şirketleri, içeriklere yönelik şikayetlerin değerlendirilmesiyle ilgili prosedürler oluşturması, yasalara aykırılık taşıyan içeriklerin 24 saat içerisinde kaldırılması ve bu konuda attıkları adımlarla ilgili raporlar yayımlamaları gerekiyor. Uymayanlara ise cezai yaptırımlar var. Bireyler için azami para cezası 5 milyon, şirketler için ise 50 milyon Euro.” açıklamasında bulunuyor. Sosyal medya yasası hazırlığı içerisinde olan Avustralya’da ise “Nefret Uyandırıcı Şiddet İçeren Materyal Kanunu” ile sosyal medya şirketleri içerik kaldırma taleplerine uymazlarsa, yöneticilere 3 yıla kadar hapis cezası verilmesi gündemde.

Mahkeme kararına uyacaklar

Türkiye’deki sosyal medya düzenlemesiyle sosyal medya platformlarının ülkemizdeki mahkeme kararlarına da uyacaklarını ifade eden Dr. Nabat Garakhanova, “Twitter Şeffaflık Raporu’na göre 2019’un ilk yarısında Türkiye’den Twitter’a 388 mahkeme kararı ve 5 bin 685 diğer çıkartma talebi gönderildi. Bu taleplerle 8 bin 993 Twitter hesabının kapatılması talep edildi. Twitter da bu süre içinde 264 hesabı ve 230 tweet’i Türkiye’den görünmez kıldı.  Bu raporda görüldüğü üzere Twitter, mahkeme kararı ve çıkartma taleplerinin çok küçük bir kısmını yerine getiriyor.” diyor. Ülkelerin veri güvenliği açısından sosyal medya yasalarının oluşturması gerektiğini belirten Garakhanova, temsilciliğin zaman içerisinde vergi ödeme kapısını açabileceğini ama bunun için daha zaman olduğunu da sözlerine ekliyor. Fransa, teknoloji devlerine dijital vergi uygulamasını devreye sokan ilk Avrupa ülkesi. Facebook, Amazon ve Google gibi teknoloji şirketlerinde ülkede elde ettikleri gelirin yüzde 3’ünü vergi olarak alıyor. Fransa, uygulama ile yılda 400 milyon Euro gibi bir gelir elde etmeyi planlıyor.” diyen Dr. Nabat Garakhanova’nın verdiği bilgilere göre sosyal medya platformlarının ülkelerdeki temsilcilik ofis sayıları şu şekildedir:

Sensormatic, kayıp önleme teknolojilerinde ürün ailesini Essentials RF Serisi ile güçlendirdi

Birbiriyle entegre çalışan Radyo Frekans (RF) teknolojisine sahip sistemler, mağazalarda ürün güvenliğini sağlarken mağaza yönetimini kolaylaştırıyor, güvenli alışveriş ile çalışan performansını ve müşteri memnuniyetini artırıyor.

Mağazalarda ve marketlerde kötü niyetli kişilerin eylemleri, çalışan hataları, tedarik zincirindeki eksiklikler veya yönetimsel nedenlerden dolayı meydana gelen kayıplar, perakende sektörünün sıklıkla karşı karşıya kaldığı sorunlar arasında yer alıyor. Bu nedenle boyutu, ürün kategorisi, mağaza ortamı ve yatırım düzeyi gereksinimleri ne olursa olsun; her perakendeci için doğru çözümlere sahip olmak kayıp önlemede büyük bir önem taşıyor.

Perakendecilerin beklenti ve ihtiyaçlarına göre en doğru kayıp önleme çözümünü tasarlamada uzman olan Sensormatic, geniş ürün yelpazesine Essentials Radyo Frekansı (RF) Sistemleri’ni ekleyerek kayıp önleme teknolojilerinde eksiksiz bir portföy sunmaya başladı. Sensormatic Teknoloji Direktörü Dr. Serdar İnce, “Sensormatic’in uzun yıllara dayanan deneyimini ve kalite yaklaşımını yansıtan Essentials RF ailesi ile ürün portföyümüzü güçlendirirken, perakende sektörünün mağaza yönetimi ve kayıp önleme konusundaki farklı ihtiyaçlarını da karşılamış olduk.” diye konuştu.

Essentials RF Sistemler, opt­imum faydayı sağlamak ­için mağazanın ihtiyacına göre Algılama Ekipmanları, Kasa Ekipmanları, Tüketim Ekipmanları ve Mıknatıs Algılama gibi bileşenlerini entegre şekilde sunuyor. Çözüm ile birlikte kullanılabilen Sensormatic Kayıp Önleme Yönetim Sistemi (SMaaS) ise Elektronik Ürün Takip Sistemi kapsamındaki cihazların performans yönetimini yaparak, mağaza içi kayıpların önlenmesi için yöneticilerin kullanabileceği anlamlı veriler üretiyor.

Gıda ve teknoloji marketlerinin tercihi

Essenti­als RF Si­stemler, daha çok gıda ve teknoloji perakendecileri tarafından tercih ediliyor. Sensormatic gıda marketlerinde kötü niyetli kişiler tarafından daha fazla hedef alınan et, küçük ürünler ve deniz ürünleri gibi yüksek değerli gıdalar için güvenilir performans ve ürün koruması sağlayan RF Gıda Etiketi’ni sunuyor. Özellikle soğuk zincirde veya şarküteride kullanılan bu etiketler, Mikrodalga ve Dolaylı Gıda Teması (ISEGA) sertifikasına sahip olduğu için insan sağlığı açısından da herhangi bir risk yaratmıyor. Bu etiket, ilgili ürünlerin rafta bulunabilirliğinin ve dolayısı ile de satışlarının artırmasına yardımcı oluyor.

Sensormatic, çeşitli perakende ortamları için uygun fiyatlı, şeffaf ve zarif bir görünüme sahip Essentials 2.0m Açık Çerçeve RF ve Essentials 2.0m Akrilik RF Anten seçeneklerini sunuyor. Kasa Ekipmanları da etiketleri geçiş yönü fark etmeksizin algılayarak devre dışı bırakıyor. En küçük kasa alanlarında bile yüksek performans sergilerken, kolay kullanımı sayesinde kasa süreçlerini hızlandırıyor.

SMaaS Platformu ile kayıplar en aza iniyor

Sensormatic’in kayıp önleme teknolojilerinde yarattığı en önemli farklardan biri, kendine ait bulut tabanlı bir sistem olan Kayıp Önleme Yönetim Sistemi (SMaaS) Platformu. SMaaS, mağaza sistemlerinin sağlıklı çalışıp çalışmadığını tespit ediyor, alarmların dilini anlamlandırıyor, elde ettiği veriler sayesinde mağaza içi kayıpların nedenlerinin belirlenmesine yardımcı oluyor. Sensormatic Teknoloji Direktörü Dr. Serdar İnce, SMaaS’ın mağaza içindeki işlevini şu örnekle açıkladı: “Her mağazada günlük olarak belli sayıda alarm oluşur, bu o mağazanın alarm trendini gösterir. Örneğin; günde ortalama 500 ila 1000 arasında alarm oluşan bir mağazada alarm sayısı birden 3000’e çıkmışsa bu o mağazada olağan dışı bir şeyler yaşandığını gösterir. SMaaS platformu, burada devreye girerek elde edilen verileri analiz eder ve müşterimize rapor sunar. Bu sayede olağan üstü durumun ne olduğu araştırılabilir ve önleyici çözümler üretilebilir.”

Deneme kabinlerinde istenmeyen kayıplara son!

Mağaza içindeki kayıpların en sık yaşandığı alanların başında deneme kabinleri geliyor. Deneme kabinine sokulan mıknatıs ya da manyetik sökücüyü algılayan Sensormatic Mıknatıs Algılama Çözümü, kötü niyetli kişilerin tespit edilmesine olanak tanıyor. Söz konusu kişilerin mıknatısı hareket ettirmesi ile değişen manyetik alanı algılayan sistem alarm veriyor. Bu sayede henüz olay gerçekleşmeden müdahale etmek mümkün oluyor.

Perakendecilere uyarı: “Performans zincirini kırmayın!”

Sensormatic olarak perakendecilere performans zincirinin içinde kalmalarını tavsiye ettiklerini belirten Dr. Serdar İnce, “Kayıp önleme sistemlerinde ancak doğru teknoloji, doğru etiket kullanımı ve doğru süreç tanımıyla hayata geçirildiğinde maksimum fayda sağlanıyor. Mağaza performans zincirindeki bu 3 ana halka, yapılan doğru tercihlerle eksiksiz çalıştığında güvenlikle birlikte verimlilik ve karlılığa doğrudan etki ediyor. Bazı perakendecilerin orijinal olmayan, ucuz ürünlere yöneldiklerini gözlemliyoruz. Bu performans zincirinin kırılması anlamına geliyor ki, bu da kayıp önleme teknolojilerinden istediğiniz verimi almanızı engelleyen bir durum. Bu nedenle perakendecilere performans zincirinin içinde kalmaları yönünde uyarılarda bulunuyoruz. Sensormatic’in sunduğu güven, sertifikasyon, teknik destek gibi çok önemli konulardan ödün vermemelerini tavsiye ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Taze domates ihracatı 250 milyon doları aştı

Türkiye geneli domates ürün grubu ihracatı 2020’nin Ocak-Ekim döneminde 496 milyon dolara ulaştı.

252 milyon dolara ulaşan taze domates pazarında öne çıkan ülkeler Romanya’ya yüzde 40, Ukrayna’ya ise yüzde 36 ihracat artışı yaşandı.

Toplamda 110 ülkeye gönderilen domates salçasında Almanya’ya yüzde 116, Suudi Arabistan’a ise yüzde 75 artış dikkati çekiyor.

105 ülkeye ihracatı yapılan domates sosları ve ketçap ihracatı ise Birleşik Arap Emirlikleri’ne yüzde 57, Irak’a yüzde 37, Suriye’ye yüzde 35, İspanya’ya yüzde 15 yükseldi.

“Son dönemde en çok konuştuğumuz kavramların başında sürdürülebilirlik geliyor.” diyen Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Hayrettin Uçak’a göre sürdürülebilir bir dünya için gıda kaynakları ve beslenme bir bütün olarak ele alınmalı.

“Sektörümüz organik ve sürdürülebilir tarımı destekleyen yapısıyla ülke ekonomisine ciddi ölçüde katma değer sağlıyor. Domates, hem mamul hem yaş sebze ürün grubunun en geniş ürün gamına sahip. Kullanım alanı çok geniş ve Türkiye için önemli bir ekonomik gelir kaynağı. 1 Ocak-30 Ekim tarihinden bu yana taze domateste 252 milyon dolar, domates salçasında 131 milyon dolar, kurutulmuş domateste 65 milyon dolar, dondurulmuş domateste 27 milyon dolar, domates sosları ve ketçapta 16 milyon dolar, domates suyunda 2 milyon dolar, kabuğu soyulmuş domateste 1 milyon dolarlık ihracata imza attık.”

Uçak, “Domates ürün grubu ihracatımız her sene artarak devam ediyor. Geçen sene Ocak-Ekim döneminde 486 milyon dolar olan ihracatımız bu sene yüzde 2 yükselerek 496 milyon dolara ulaştı. Sene sonuna kadar 650 milyon dolarlık dövizi ülkemize kazandırmayı hedefliyoruz. Türkiye taze domates üretiminde dünyada dördüncü sırada. 2001’den 2019 yılına kadar olan süreçte taze domates üretimimiz yüzde 50 civarında artarak 13 milyon tona ulaştı. Domates salçası, domates sosları ve ketçap ihracatımızda Irak, domates suyu ihracatımızda Japonya, dondurulmuş domates ve kabuğu soyulmuş domates ihracatımızda İngiltere, taze domates ihracatımızda Rusya, yağda kurutulmuş domates ihracatımızda Almanya, kurutulmuş domates ihracatımızda ise İtalya öne çıkıyor.” dedi.

‘’Dijital Devrim’e zamanında geçilmesi gerekiyor’’
İGİAD başkanı Ayhan Karahan, Dijital Devrim’e zamanında geçilmesi gerektiğini belirterek, bunun için iş dünyasına, kamu idaresine ve akademiye büyük işler düşmektedir’’ dedi.
Türkiye İktisadi Girişim ve İş Ahlakı Derneği Başkanı Ayhan Karahan, Dijital Devrim’e zamanında geçilmesi gerektiğini belirterek, ‘’Türkiye ekonomisinin dünya dijital ekonomisinden hak ettiği payı almasına yol açacak kapsamlı bir strateji programına ihtiyaç var’’ dedi.

Türkiye İktisadi Girişim ve İş Ahlakı Derneği (İGİAD) tarafından “Dijital Dünyada Ekonomi Ve İş Ahlakı” temasıyla düzenlenen “Türkiye İş Ahlakı Zirvesi’nin 5’ncisi İstanbul’da başladı. Dijital platformlar, e-ticaret, dijital ekonominin hukuku ve veri mahremiyeti konularının ele alındığı zirvenin açılış konuşmasını Türkiye İktisadi Girişim ve İş Ahlakı Derneği Başkanı Ayhan Karahan yaptı.
Zirve Düzenleme Kurulu Başkanı Prof. Dr. Ömer Torlak’ın karşılama konuşmasından sonra oturumlara geçildi. Koronavirüs tedbirleri kapsamında çevrimiçi gerçekleşen zirvenin moderatörlüğünü ise Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bayram Zafer Erdoğan ve İstanbul Ticaret Üniversitesi, İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mete Çamdereli yaptı.
Çevrimiçi düzenlenen zirveye; Türkiye İktisadi Girişim ve İş Ahlakı Derneği Başkanı Ayhan Karahan, Zirve Düzenleme Kurulu Başkanı Prof. Dr. Ömer Torlak, Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bayram Zafer Erdoğan ve İstanbul Ticaret Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mete Çamdereli, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) E-Ticaret Meclis Başkanı Ozan ACAR, Bilgi Ekonomisi Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Davut Kavranoğlu, Bilgi Sistemleri A.Ş. CEO’su Bekir Sami Nalbantoğlu, İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Saffet Köse, Elektronik Ticaret İşletmeciler Derneği (ETİD) Yönetim Kurulu Başkanı Emre Ekmekçi ve Kişisel Verileri Koruma Kurumu (KVKK) Başkanı Prof. Dr. Faruk Bilir konuşmacı olarak katıldı.
-Dijital devrim birçok kavramı bizimle tanıştırdı
İGİAD başkanı Ayhan Karahan, bugünün dünyasında dijital iletişimin, ilişkilerin ve uygulamaların hangi ahlaki kriterlere sahip olması gerektiğinin, ihmal edilemez bir konu haline geldiğini belirtti.
Karahan, konuşmasına şöyle devam etti; ‘’Dijital Devrim, yenilikçi teknolojilerin yanı sıra pek çok kavramı da bizimle tanıştırdı. E-devlet, e-insan, e-ekonomi gibi kavramların yanı sıra artık e-etik kavramını da kullanmamız gerekecek. Yani elektronik veya dijital ahlak. Dijital Ekonomide iş yapış şekilleri değiştiği gibi İş Ahlakı Kodları da buna paralel değişecektir. Yapay zekaya veya yapay zekâ tarafından kontrol edilen herhangi bir makineye her türlü teknik bilgi yüklenebilmektedir, ancak ahlak gibi insani değerler öğretilememektedir’’ dedi.

‘’Dijitalleşmenin gelişiminden sonra küreselleşmenin farklı bir boyuta taşındığını hep birlikte yaşadık’’
Karşılama konuşmasını yapan Zirve Düzenleme Kurulu Başkanı Prof. Dr. Ömer TORLAK, sosyal medya kullanımının artması sonucunda kullanıcıların kendi iradesiyle dijital ortamlarda haddinden fazla dijital ayak izleri bıraktığını belirtti.
Torlak; ‘’dijital dünyanın yeni kartellerinin farklı bir sömürgecilik biçimi ile ekonomiyi ve iş hayatını rekabetçilikten uzaklaştıran iş ahlakına aykırı çıkışlarına tanık olmaktayız. İş ahlakı konusu piyasaların, girişimcilerin ve ekonomilerin öncelikli başlıkları arasında yerini sürdürmeye devam etmektedir. Değişen; aktörler, yöntemler ve enstrümanlardır. İnternetin hayatımıza girmesinden sonra küreselleşmenin farklı bir boyuta taşındığını hep birlikte yaşadık ve yaşamaya devam ediyoruz. Ürünler ve insanların sınır tanımaksızın dünya ölçeğinde mobil hale gelmesi ve mobil cihazların yaygınlaşmasıyla birlikte kullanılan uygulama sayısının artması, işletmeler, kurumlar ve devletlerin elindeki dijital veriyi tahmin edilenin çok ötesine taşımıştır. Tüm bu gelişmeler ticaret ve iş dünyasında fiziki pek çok ilişkiyi sanal ortama taşırken, ekonomilerdeki arz-talep dengesi ve fiyat oluşumu da dijitalleşmeden nasibini almıştır’’ dedi.
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) E-Ticaret Meclis Başkanı Ozan ACAR, ‘’Ticaretin etik kodları ve ahlaki değerleri ile e-ticaretin etik kodları ve ahlaki değerlerinde bir fark görmüyorum. E-ticaret birkaç şirketin yaptığı bir şey değil. E-ticaret ile Türkiye’nin en doğusundaki küçük bir ilçede üretim yapan bir esnafın İstanbul’daki yerleşik bir zincir markayla aynı pazara ulaşmasını sağlıyor. Bunu sağladığı da çok ciddi verimlilik artışı var’’ dedi.
Bilgi Ekonomisi Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Davut KAVRANOĞLU, Dijitalleşme ile dünyada refahın sağlanması için çok iyi bir fırsat olduğunu belirterek, iyi bir internet alt yapısı ile dünyanın en geri kalmış ülkesi ile dünyanın en gelişmiş ülkesinde yaşayanların eşit şartlara gelebileceğini söyledi.
Bilgi Sistemleri A.Ş. CEO’su Bekir Sami Nalbantoğlu, ’’Verilerimizi yanlış kullanılmasından dolayı artık eskisi gibi mahremiyete sahip olamayacağız. Daha açık bir yapıya doğru gidiyoruz. Dünyada artık suçların çoğu siber suçlardan oluşuyor. Bu verileri onlara sağlayıcı da kendimiziz. Bazen bu veriler birçok devlet istihbaratları için de kullanılıyor. Bilgi artık mahremiyeti sağlamıyor, bilgiyi artık herkese sunuyorsunuz’’ dedi.
İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Saffet Köse, Dijital ortamda yapılan alışverişler hem üreticilerin hem tüketicilerin mutlaka dürüst olması gerekiyor. Dijital ortamda müşteriler aldığı ürünlerle ilgili yorumlarda bulunabiliyorlar bu yorumlar manipüle edilmemelidir’’ dedi.
Elektronik Ticaret İşletmeciler Derneği (ETİD) Yönetim Kurulu Başkanı Emre Ekmekçi, ‘’Dijitaldeki iş ahlakı da artık günümüzde farklı, ürünü satan firma ahlaksız şekilde bir uygulamaya gittiği zaman dijital skor kartı da bundan etkileniyor. Artık her satıcının sosyal medya itibarı var. Tüketiciler bu şekilde kimlere tercih edebileceğini de seçebiliyor. Dijitalleşme demek işi kolay yapmak ya da temel unsurlarından farklı yapmak anlamına gelmiyor’’ dedi.
Kişisel Verileri Koruma Kurumu (KVKK) Başkanı Prof. Dr. Faruk Bilir, ‘’Mahremiyet kişi özgürlüğünün de bir parçasıdır. Kişisel veriler artık hayatımızı ciddi şekilde etkilemektedir. Bireyin mahremiyeti dijital ortamda da tesis edilmelidir. Nasıl ki normal hayatımızda kendi kişisel özel alanımız varsa dijital ortamda da bunun tamamen sağlanması gerekiyor. Dijital mahremiyetimiz içinde bulunduğumuz zamanda en önemli insan haklarından biri haline geldi’’ dedi.

Apple’ın iOS 14 ile Çıkardığı Yeni Gizlilik Özellikleri Reklamverenleri Nasıl Etkileyecek?

Apple, IDFA’yı kısıtlayan yeni gizililik özelliklerinin uygulamasını geciktirmiş olsa da, iOS 14 hayatımıza çoktan girdi ve yeni gizlilik yönergeleri kapsamında IDFA’ya gelecek değişiklikler önümüzdeki yıl geçerli olmaya başlayacak. Bu ek süre, reklamverenler ve pazarlamacılar için Apple değişimi başlattığında başarılı olmak adına öğrenmek, test etmek ve denemek için en iyi zaman!

Apple, kullanıcıların cihaz kimliklerini takip etme ve üçüncü taraflarla paylaşmak için yeni bir düzenleme ile onay alma sorumluluğunu uygulama geliştiricilerine aktardı. Geliştiriciler için değişiklikleri uygulamak basit olabilir, ancak bu değişiklerin aynı zamanda tüm mobil ekosistem üzerindeki etkilerinin karmaşık olacağını söylemek de kesinlikle yanlış olmaz. Zaman ayırmak ve Apple’ın sağlamış olduğu bu ek süreyi doğru bir şekilde kullanmak gerekiyor.

AdColony ve MMA, marka reklamverenlerinin Apple’ın gizlilik değişiklikleri hakkında bilmesi gereken her şeyi ve bundan sonra iOS uygulamalarında medya satın alımlarına nasıl yaklaşılacağını açıklamak için bir webinar düzenledi.

Webinar sırasında tartışılan üç ana fikir şunlardı;

2021’de Apple’dan Gelecek Üç Önemli Gizlilik Değişikliği

Yayıncıların, IDFA’ya erişim elde etmek yani kullanıcıların cihaz kimliklerini takip edebilmeleri için Apple’ın Uygulama Takip ve Şeffaflık yönergesi çerçevesinde kullanıcılardan belirgin içerik isteyen uygulamaya özgü bir modeli benimsemeleri gerekecek. Nihayetinde, katılım oranları ve ne olacağı şimdilik net olmasa da açık olan şu ki, tüketicileriyle daha iyi ilişkileri olan markalar ve uygulamalar, data paylaşımı ve IDFA’nın önemi konusunda katılım oranlarını güven ve iletişim yoluyla artırabilecekler.

iOS 14 değişikliğiyle, kullanıcılar bir uygulamayı indirdiklerinde, uygulamanın gizlilik ve veri kullanımı hakkında çok daha fazla bilgi edinebilecekler. Hangi kullanıcı verileri toplanıyor, bu uygulamadan kim sorumlu gibi benzer sorulara kolaylıkla cevap bulabilecekler.

Apple’ın SKAdNetwork ölçümleme çözümünün yeni bir sürümü çok yakında hayatımızda olacak. SKAdNetwork’ün hem bir kaynak uygulaması hem de yüklenmiş bir uygulama bileşeni var, bu nedenle eğer uygulamanız SKAdNetwork’ü desteklemiyorsa, herhangi bir SKAdNetwork uygulama indirme kampanyası envanteriniz için teklif veremez hale geliyor. Yeni kullanıcılar elde etmek isteyen reklamverenler ve pazarlamacılar bu değişiklikler konusunda rahatladıkça ve Apple kapasite ve imkanlarını genişlettikçe, SKAdNetwork talebinin de zamanla artması bekleniyor.

Bu Değişikliklerin Etkileri

Reklam gösterim sıklık sınırlamaları veya günlük gösterim sınırlaması, demografik hedefleme veya kitle hedeflemesi, katılım oranları değişsin ya da değişmesin, IDFA verilerinin kaybından en çok etkilenecek olan pazarlamacıların kullandığı temel metrikler. Mobil ölçümleme ise bir bütün olarak Apple’ın IDFA değişikliklerinden etkilenecek. Burada reklamcıların veya pazarlamacıların yanıtlaması gereken en büyük soru, bu değişikliklerle karşı karşıya kaldıklarında, verimli ve uygun reklam harcamalarını sürdürebilmek için başka hangi araçlara ihtiyaçları olacakları. Yeni çözümler bulan reklamverenler bu yeni mobil dünyada kazananlar olacak.

Gizlilik, Apple’ın vazgeçemediği bir ürünü diyebiliriz. Apple, gizliliğe ne kadar önem verirse, daha fazla tüketici Apple işletim sistemlerini içeren Apple cihazlarını satın almaya devam edecek. Bu güncelleme ile tüketiciler, şeffaf bir şekilde verilerinin takip edilip edilmeyeceğine kendileri karar verecek. Bu nedenle, Apple aslında hem tüketici değerlerine hem de kendi iş önceliklerine önem verdiğini bizlere gösteriyor.

SKAdNetwork’e Hazır Olmak

SKAdNetwork için uygulama indirme kampanyalarınızı tasarlarken, aşağıdaki konu başlıklarına dikkat etmeyi ihmal etmeyin:

İş zekası (BI) sistemleriniz bu değişimlerin üstesinden gelmek için donatıldı mı?

Kampanya kurulumunuz veya kampanyanızın yapısı bu değişimleri idare edecek donanıma sahip mi?

Mobil ölçüm ortağınız (MMP) bu değşimlerle başa çıkmak için hazır mı?

Özellikle marka performansı kampanyaları için, mobil ölçümlemenizin SKAdNetwork ile uyumlu olduğundan emin olmanız gerekiyor. – Marka performansı kampanyalarının temel hedeflerine göre, reklamverenler Apple değişiklikleri için yeni çözümler aramalı ve mutlaka öncesinde kampanyalarını test etmeliler.

AdColony ve MMA’nın organize ettiği, AdColony EMEA (Avrupa, Orta Doğu ve Afrika) ve Latin Amerika Satış Başkan Yardımcısı Warrick Billigham’ın moderatörlüğünü yaptığı, AdColony Reklam Ürünleri Müdürü Alasdair Pressney ve AdColony Gizlilik ve BigData Ürünleri Müdürü Alex Ritchie’nin katılımıyla gerçekleşen webinarı aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz:

KolayPeyk, işverenlerin yükümlülüklerini kanuni açıdan ispatlamalarını sağlıyor

İş kanunları kapsamındaki kayıt ve belgeleri dijitalleştiren KolayPeyk Platformu, işverenlerin yükümlülüklerini kanuni açıdan ispatlamalarını sağlıyor. Turizm, lojistik, gayrimenkul, sağlık, perakende gibi tüm sektörlerdeki işverenler, çalışanlarına yaptıkları yazılı bildirimlerini KolayPeyk Platformu üzerinden yaptıklarında, mevzuatta öngörülen yükümlülüklerini yerine getirmiş oluyorlar ve zaman damgalı olarak gönderilen tüm belgeler, resmi evrak niteliği taşıyor.

KolayPeyk Platformu ile personel yönetimi süreçlerindeki tüm evrakların dijitalleştiğini ve ayrıca kağıt döküm almaya gerek kalmadığını kaydeden Kolaysoft Teknoloji AŞ Kurumsal İş Geliştirme Uzmanı Derya Gökkaya, şunları söyledi:

KolayPeyk Platformu üzerinden iş kanunları gereği personele tebliğ edilmesi gereken; ücret, hesap pusulaları, puantaj, sözleşme, ihtar, iş güvenliği, KVKK bildirimleri, izin onayları gibi bildirimler e-imza ile imzalanıp, TÜBİTAK zaman damgası ile mühürlenerek çalışanlara tebliği yapılıyor. Yine, aynı platform üzerinden, personel kendisine gelen bildirimi TÜBİTAK zaman damgası ile mühürleyerek onaylıyor. TÜBİTAK zaman damgası; belli bir verinin belirtilen bir tarihte var olduğunu kanıtlar. Zaman damgası sunucusu, zaman damgalarını imzalamak için açık anahtar teknolojisini kullanarak, verinin bütünlüğünü ve belirli bir tarihteki varlığını onaylar. 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu’na göre zaman damgası, bir elektronik verinin, üretildiği, değiştirildiği, gönderildiği, alındığı ve/veya kaydedildiği zamanın tespit edilmesi amacıyla, elektronik sertifika hizmet sağlayıcısı tarafından elektronik imzayla doğrulanan kaydı ifade ediyor. KolayPeyk Platformunda, verilerin ispatı noktasında zaman damgası esas alınıyor, gönderilen bildirimler ve gönderilen bildirimlerin onayı resmi evrak statüsüne ulaşıyor ve bu evraklar T.C. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve T.C. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından kabul edilmektedir” dedi.

KolayPeyk, işletmelere hangi faydaları sunmaktadır?

KolayPeyk Platformunun dijital olduğunu ve pandemi döneminde kağıt temasını önlediği için dünyanın dikkatini çektiğini ifade eden Kolaysoft Teknoloji AŞ Kurumsal İş Geliştirme Uzmanı Derya Gökkaya, aynı zamanda IASP (Uluslararası Teknoparklar Birliği) tarafından inovatif ürünler içerisinde dünyaya ilan edildiğini anlattı.

KolayPeyk’in işletmelere sağladığı faydalara değinen Derya Gökkaya, konuşmasına şöyle devam etti:

KolayPeyk ile çalışan işletmeler; etkili bir zaman yönetimi sağlamanın yanı sıra, gönderdikleri belgeleri hukuki bir statüye kavuşturuyor. Gönderilen belgeler, hukuki delil niteliği kazanıyor. Bu sistem ile arşivleme derdi ortadan kalkıyor ve geleneksel uygulamanın yarattığı kargo, kağıt ve toner, bordro nüshaların arşivlenmesi v.b. süreçlerin yol açtığı işgücü ve maliyet gibi giderlerin de önüne geçiliyor. İşletmelere kontrol kolaylığı sağlarken, her geçen gün gelişen İnsan Kaynakları (İK) yönetimine teknolojik destek sağlanarak, tüm İK süreçlerini hızlandırıyor. Zaman, maliyet, hukuki nitelik kazandırması gibi birçok teknolojik imkanı sağlıyor” diye konuştu.

KolayPeyk’in modülleri nelerdir?

*Bordro: Ay sonlarında düzenlenen personel bordroları, bordro sahiplerine bildirilmek zorundadır. Bu bordrolar, KolayPeyk üzerinden personellere gönderilip, personelden resmi olarak tebliğ onayı alınabilmektedir.

*Özlük İşlemleri: Fiziki ortamda tutulan personel özlük dosyaları, KolayPeyk sayesinde elektronik ortamda saklanabilmektedir.

*Sözleşme: Çalışanlarla ile yapılan tüm sözleşmeler KolayPeyk üzerinden yapılabilmektedir. KolayPeyk üzerinden yapılan bu sözleşmeler yasal hale gelmektedir.

*KVKK/Tüm Bildirimler: Personelle ilgili tüm bildirimler (KKVK, Covid-19 v.b.), KolayPeyk üzerinden yasal olarak yapılabilmektedir.

*Savunma/İhtarlar: Çalışanların savunmaların alınması, gerektiğinde ihtar gönderilmesi işlemleri KolayPeyk üzerinden yapılabilmektedir.

*Maaş/Prim/Hedef Performans: Çalışanların, ay sonlarında düzenlenen bordroya bağlı olarak oluşan puantaj, ücret hesap pusulası v.b. bildirimleri işletmeler tarafından, KolayPeyk üzerinden gönderilebilmektedir.

*İş Güvenliği Bildirimleri: İşletmelerin iş güvenliği uzmanları KolayPeyk üzerinden yetkilendirilebilmektedir. Yetki verilen iş güvenliği uzmanları, iş güvenliğine ilişkin tüm belgeleri KolayPeyk sistemi üzerinden gönderebilirler.

*Mazaret İzni/Yıllık İzin/Görevlendirme/Avans Talep vb Talep Formları: Çalışanlar, izin talep formalarını, avans talep formlarını, seyahat talep v.b. formlarını KolayPeyk üzerinden yönetici onayına gönderebilirler.

*Anlık Form Tasarlama: İşletmeler anlık olarak, doküman, anket ve form tasarımlarını, KolayPeyk üzerinden yapabilirler. Bu belgeler istenildiğinde, personel onay akışına dahil edilerek personele iletilebilir. Bu belgeler, excell formatına dönüştürülerek, istenilen raporlar oluşturulabilir. Örnek olarak; firmalar personellerinin kronik rahatsızlığı olup olmadığını öğrenmek amacıyla formlar oluşturabilirler.

Hakkında Davut Güleç

Gazeteci, televizyoncu, Uzman polis-adliye muhabiri, Spor yazarı, TEMA’cı, Kızılay’cı, Dağcı, Trekkingci, Alp disiplini kayak milli hakemi, Herkes İçin Spor Federasyonu Kayseri il temsilcisi, Erciyes Kar Kaplanları Spor Kulübü Basın sözcüsü, Kayseri Spor Adamları Derneği yönetim kurulu üyesi, Kent Güvenlik konseyi üyesi, Halkla İlişkiler Tanıtım, Adalet, Kamu Yönetimi mezunu Davut Güleç Kimdir ?

Göz Atabilirsiniz.

“Bırakmam Seni’’ ödülleri düzenlenen törenle sahiplerine teslim edildi

Beşiktaş JK’nın tarihi kampanyası “Bırakmam Seni’’ ödülleri düzenlenen törenle sahiplerine teslim edildi Beşiktaş JK’nın Haziran …