25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü, etkinlikler, açıklamalar, mesajlar

Kayseri Kadın Kolları İl Başkanı Burcu Avcı’nın, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü açıklaması

CUMHURİYET HALK PARTİSİ AİLE VE SOSYAL HİZMETLERDEN SORUMLU GENEL BAŞKAN YARDIMCISI VE KADIN KOLLARI GENEL BAŞKANI AYLİN NAZLIAKA’NIN 25 KASIM KADINA YÖNELİK ŞİDDETE KARŞI ULUSLARARASI MÜCADELE GÜNÜ’NE İLİŞKİN

Bugün, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü. Cumhuriyet Halk Partisi Kadın Kolları olarak, 81 il ve 973 ilçede alanlarda eş zamanlı basın açıklaması yapıyoruz. Şiddet nedeniyle yaşamını yitiren tüm kız kardeşlerimizi saygıyla anıyoruz.

Bugün, dünyada ve ülkemizin dört bir yanındaki kadınlarla tek yürek olduk: her türlü şiddete, sömürüye ve savaşa meydan okuyoruz. Dünya tarihine “kelebekler” olarak geçen Mirabel Kardeşler’in direnişine sahip çıkıyoruz. Bundan tam 63 yıl önce Dominik Cumhuriyeti’nde diktatörün devrilmesi için canları ile bedel ödeyen Mirabel Kardeşler’i saygıyla anıyoruz.

Değerli Basın Mensupları,

Adında “adalet” olan AKP Hükümeti’nin yönettiği ülkemizde her gün en az iki kadın katlediliyor. Kadın cinayetlerini sadece “sayı” olarak değerlendiren iktidar, çarpıttığı verilerle şiddetin azaldığını iddia ediyor. Hayattan koparılanın bir evlat, bir anne, bir abla, bir kardeş, bir arkadaş, bir dost olduğu gerçeği yok sayılıyor. Cinayetlerin üzeri “şüpheli kadın ölümü” denilerek kapatılmak isteniyor. İstismara uğrayan çocuğun davasında “çocuğun rızası”ndan bahsediliyor. Kadına ve çocuğa yönelik şiddet uygulayanlar cezasızlık politikası ile ödüllendiriliyor. Kırmızı çizgimiz olan İstanbul Sözleşmesi hukuksuzca feshediliyor. 6284 Sayılı Şiddet Yasası’na göz dikiliyor. Cumhuriyetin biz kadınlar üzerindeki en önemli kazanımlarından olan Medeni Kanun budanmaya çalışılıyor. Kadının insan haklarının en büyük güvencesi olan laik düzen büyük bir tehdit altında. Yeni Anayasa tartışmalarında, kadınlar hedef tahtasına konuluyor. Bakanlığın adından dahi “kadın” ibaresini kaldıran zihniyet, toplumsal cinsiyet eşitliğini yok sayıyor. Kadınlar kıyafetine göre ayrıştırılmaya, dayanışma parçalanmaya çalışılıyor. Kadınların istihdama katılımını teşvik edecek politikalar uygulanmak yerine, çalışmak isteyen kadınların işsizliği artırdığı iddia ediliyor. “Kadının fıtratına uygun” işlerde çalışması gerektiğini dahi söyleyenler çıkıyor. Kadınların siyasete aktif katılımı önüne sürekli engeller konulmaya çalışılıyor. Erken yaşta ve zorla evlilikleri meşru kılmak için adeta fırsat kollanıyor. İktidarın kadının hayatını cehenneme çeviren politikaları saymakla bitmiyor.

Biz bütün bu uygulamalar karşısında yılmadan, usanmadan, direnmeye ve sesimizi yükseltmeye devam ediyoruz. AKP karanlığını aydınlığa çevirmek için kadın hareketi ile sımsıkı kenetlenerek, olanca gücümüzle direniyoruz. Haklarımızdan, hayallerimizden ve hayatlarımızdan asla vazgeçmiyoruz.

AKP Hükümeti, 6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un bir gerekliliği olan Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri (ŞÖNİM) sayısını artırmıyor. Resmi verilere göre; Türkiye’de sadece 81 ŞÖNİM bulunuyor. 6284’ün yükümlülüklerini yerine getirmeyen Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ise yaşlılara, engellilere ve ihtiyacı olduğu düşünülen herkese yönelik hizmet sunan Sosyal Hizmet Merkezleri (SHM) açmakla yetiniyor. Durum bildiğiniz gibi: Bakanlık kadına yönelik şiddetle etkin mücadele konusunda samimi değil.

Bu konuda samimi olsaydı, ALO Şiddet Hattı 183’ü engellilere, gazilere ve yaşlılara da hizmete açılmazdı. Biz engellilerimize, gazilerimize ve yaşlılarımıza hizmet sunulmasın demiyoruz. Bu hizmetin, ölümle burun buruna gelen bir kadının arayacağı ALO ŞİDDET hattı üzerinden verilmesine itiraz ediyoruz. İstanbul Sözleşmesi’nin yükümlülüğü olan ALO Şiddet hattının amacı dışında kullanılmasını doğru bulmuyoruz.

AKP, kadına yönelik şiddeti önlemek adına hayata geçirdiği politikalarında “mış” gibi yapmaya devam ediyor. Hal böyle olunca da bizler, en temel hakkımız olan yaşam hakkımız için mücadele etmeye mecbur bırakılıyoruz.

2002 yılından bu yana kadın cinayetleri sistematik bir artış gösterdi. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun verilerine göre, 2002 yılında 66 kadın cinayeti işlenmişken, bu yıl 10 ayda 194’ü şüpheli olmak üzere en az 447 kadın öldürüldü. Bir kez daha haykırıyoruz: şüpheli kadın ölümü yoktur, etkin yürütülmeyen soruşturma vardır. Kadın cinayetleri politiktir (NOKTA).

Bizler AKP’den medet ummuyoruz. Neden umalım? Çarşamba günü Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın bütçesi görüşüldü. Bir daha gördük ki bu bütçede kadını güçlendirme hedefi yok! Bütçede sekiz başlık var. Kadının güçlenmesi başlığı kendine ancak yedinci sırada yer bulmuş. Bu amaçla Bakanlığın bütçesinden ayrılan pay ise sadece binde 8.6.

Bütçeden kadının payına yine yoksulluk düştü. Bakanlık verilerine göre; 2018 yılında sosyal yardım alan hane sayısı 3 milyon 494 bin 931 iken 2023 itibarıyla 4 milyon 400 bin haneye ulaştı. Üstelik sosyal yardımlardan yararlandırılan toplam 4,4 milyon haneden 3,5 milyonu “düzenli sosyal yardımlar” kapsamında yer alıyor. Yoksulluktan en çok da çocuklar nasibini alıyor. Ailesi tarafından bakılamadığı için “Sosyal ve Ekonomik Destek” programı kapsamına alınan çocuk sayısı katlanarak artıyor. 2022 yılında SED programında 155 bin çocuk var iken 2023’de bu sayı 163 bin 995’e yükseldi. Bu utanç AKP’nindir!

Bugün CHP’li belediyelerimizle “Yerel Yönetimlerde Çalışma Yaşamında Şiddet ve Tacizi Önlemeye Yönelik Politika Belgesi”ni paylaştık. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün ilgili sözleşmesini (ILO 190), iktidar imzalamasa da bizler yerel yönetimlerimizle hayata geçireceğiz. CHP’li Belediyeler çalışma hayatında şöyle bir irade ortaya koyuyor:

1-İstanbul Sözleşmesi’nin yanı sıra Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler, Anayasa ve diğer mevzuat hükümlerinin öngördüğü toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik tüm düzenlemeleri esas alırız. Her türlü ayrımcılığın karşısında dururuz. Bu anlayışla, Yerel Eşitlik Eylem Planı hazırlamayı, hayata geçirmeyi ve veri toplamayı kabul ediyoruz.

2-Belediye çalışanlarına farkındalık ve bilinçlendirme amaçlı toplumsal cinsiyet eşitliği eğitimleri vereceğiz. Bu eğitimleri çalışma süresinden sayacağız.

3-İş yerinde şiddetin ve ayrımcılığın ortadan kaldırılması için şiddet mağduru çalışanı gözeteceğiz.

4-Kadınlara yönelik cinsel taciz ve cinsel saldırı vakalarında adli makamlara yansıyan durumları esas kabul edeceğiz ve gerekli her türlü tedbiri alarak gerekli adımları ivedilikle atacağız. Bu süreçte gizlilik esasına göre hareket edeceğiz.

5-Şiddet mağduru çalışanın talep etmesi halinde; hukuki ve/veya psikolojik destek sağlayacağız.

6-Belediye çalışanlarının istihdamında yüzde 50 cinsiyet kotasını hedefleyeceğiz.

7-25 Kasım Kadına Yönelik Şiddet ve Mücadele Günü etkinliklerine katılan kadın üyelere -işi aksatmamak kaydıyla- idari izin vereceğiz.

Bizler eşitlik mücadelemizden asla vazgeçmeyeceğiz! “Kadınlar Vardır, Kadınlar Her Yerde” diye haykırırken sesimizi de sözümüzü de yükselteceğiz. Budamaya çalıştıkları yasaların etkin uygulanması için örgütlü gücümüzle direneceğiz. Can simidimiz olan İstanbul Sözleşmesi’ni ilk fırsatta yeniden uygulamaya koyacağız. Kıyafetimizden kahkahamıza, kaç çocuk doğuracağımızdan ne zaman evleneceğimize kadar her şeyimize karışanlara geçit vermeyeceğiz. Kadını aile içinde eritmeye çalışanlara, eşit yurttaşlık haklarımıza sahip çıkarak cevap vereceğiz.

Kadına yönelik şiddeti de kadın cinayetlerini de sonlandıracağız.

Biz kadınlar vardık, varız ve var olacağız.

Çok kararlıyız. 63 yıl önce çırpılan kelebeklerin kanatları bugün daha güçlü çırpılıyor!

Önümüzde durmaya kimsenin gücü yetmez, yetmeyecek.

Türk Kadınlar Birliği Kayseri Sube Başkanı Ayşe Uzunlu’nun mesajı

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü, tüm dünyada kadınlara karşı yapılan şiddetin sona erdirilmesi için birlikte hareket etmeye ve bu konuda gelişme sağlanmasına yönelik bir gündür.
1960 yılı 25 Kasım’ında Dominik Cumhuriyeti’nde demokrasi ve özgürlük talebiyle direniş bayrağını yükselten Mirabel Kardeşler tecavüz edilerek öldürülmüşlerdir. Bugün hala kadınlar öldürülmeye devam ediliyor. Bildiğimiz anlamda şiddetle, ama savaşlarla.

Kadına şiddet küresel bir sorundur. Kadınlar ve kız çocuklarının uğradığı fiziksel, cinsel, psikolojik, ekonomik ve dijital şiddet ile ısrarlı takip; tanımlanmış ve üzerinde çalışmalar yapılan şiddet türleridir. Şiddet kadınları haklarından mahrum bırakmakta, sağlıklarını ve yaşam kalitesini olumsuz etkilemektedir. Bu durum yaşanılan toplumun da sağlıksız bir yapıya sahip olmasına sebep olmaktadır. Dolayısıyla da dünyanın.

Maalesef çok yakınımızda devam eden savaşlarda hem bölgedeki hem de dünyadaki şiddeti farklı bir yönden gözler önüne seriyor. Yakınlarını kaybetmenin acısının yanı sıra cinsel şiddet, tecavüz, zorla evlilik, erken yaşta zorla evlendirme ve modern anlamda kölelik savaşın kadınlar açısından yarattığı en önemli şiddet çeşitleridir. Zorunlu göç de bunların hepsini olumsuz yönde arttırmaktadır. Acı ve çaresizlik yaşatılan en büyük şiddettir.

Kötü yönetilen bir dünyamız var. Dünyayı da erkekler yönetiyor. Savaşlar çıkarılıyor, insanlar öldürülüyor. Doğa talan ediliyor, iklim krizi kapımızda. Sel felaketleri de savaşlar kadar tehlikeli. Depremler öncesinde alınmayan önlemler nedeniyle daha çok can alıyor. İşsizlik, ekonomik güçlükler yoksulluğu derinleştirirken şiddet de boyut değiştiriyor.
2022 Yılında Erkekler Tarafından 334 Kadın Öldürüldü, 245 Kadın Şüpheli Şekilde Ölü Bulundu. Yani kadın cinayetleri eksilmeden devam ediyor. Buna rağmen 6284 sayılı kanunun aşındırılması için çaba gösteren gruplar var. Ekonomik sıkıntılar, kalıp yargılar devam ederken kadının aldığı üç kuruş nafakaya göz dikenler var. Yaşlı nüfusun arttığı, ekonomik sıkıntıların gençlere yüklendiği dönemde yeterince hasta-yaşlı bakım evi ve kreş yok. Ekonomik sıkıntılar kadınları daha çok çalışmaya zorlarken güvencesiz çalışma, eşit ücret alamama, mobing kadınların yaşam koşullarını zorlaştırmaktadır.

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü, tüm dünyada kadınlara karşı yapılan şiddetin sona erdirilmesi için birlikte hareket etmeye ve bu konuda gelişme sağlanmasına yönelik bir gündür.
1960 yılı 25 Kasım’ında Dominik Cumhuriyeti’nde demokrasi ve özgürlük talebiyle direniş bayrağını yükselten Mirabel Kardeşler tecavüz edilerek öldürülmüşlerdir. Bugün hala kadınlar öldürülmeye devam ediliyor.Bildiğimiz anlamda şiddetle, ama savaşlarla.

Kadına şiddet küresel bir sorundur. Kadınlar ve kız çocuklarının uğradığı fiziksel, cinsel, psikolojik, ekonomik ve dijital şiddet ile ısrarlı takip; tanımlanmış ve üzerinde çalışmalar yapılan şiddet türleridir. Şiddet kadınları haklarından mahrum bırakmakta, sağlıklarını ve yaşam kalitesini olumsuz etkilemektedir. Bu durum yaşanılan toplumun da sağlıksız bir yapıya sahip olmasına sebep olmaktadır. Dolayısıyla da dünyanın.

Maalesef çok yakınımızda devam eden savaşlarda hem bölgedeki hem de dünyadaki şiddeti farklı bir yönden gözler önüne seriyor. Yakınlarını kaybetmenin acısının yanı sıra cinsel şiddet, tecavüz, zorla evlilik, erken yaşta zorla evlendirme ve modern anlamda kölelik savaşın kadınlar açısından yarattığı en önemli şiddet çeşitleridir. Zorunlu göç de bunların hepsini olumsuz yönde arttırmaktadır. Acı ve çaresizlik yaşatılan en büyük şiddettir.

Kötü yönetilen bir dünyamız var. Dünyayı da erkekler yönetiyor. Savaşlar çıkarılıyor, insanlar öldürülüyor. Doğa talan ediliyor, iklim krizi kapımızda. Sel felaketleri de savaşlar kadar tehlikeli. Depremler öncesinde alınmayan önlemler nedeniyle daha çok can alıyor. İşsizlik, ekonomik güçlükler yoksulluğu derinleştirirken şiddet de boyut değiştiriyor.
2022 Yılında Erkekler Tarafından 334 Kadın Öldürüldü, 245 Kadın Şüpheli Şekilde Ölü Bulundu. Yani kadın cinayetleri eksilmeden devam ediyor. Buna rağmen 6284 sayılı kanunun aşındırılması için çaba gösteren gruplar var. Ekonomik sıkıntılar, kalıp yargılar devam ederken kadının aldığı üç kuruş nafakaya göz dikenler var. Yaşlı nüfusun arttığı, ekonomik sıkıntıların gençlere yüklendiği dönemde yeterince hasta-yaşlı bakım evi ve kreş yok. Ekonomik sıkıntılar kadınları daha çok çalışmaya zorlarken güvencesiz çalışma, eşit ücret alamama, mobing kadınların yaşam koşullarını zorlaştırmaktadır.
Ailenin korunmasının baş rolü kadınlara verilmişken, her türlü fedakârlık ve hoşgörü kadınlardan beklenirken hayatın kadınlar için kolaylaştırılmasını beklemek en büyük haktır. Kadınlar toplumun yarısını oluşturmaktadır. Şiddet gören, ezilen, yalnız bırakılan, güçsüz bırakılan kadınların olduğu toplumdan düzen beklemek fazla iyimser bir düşüncedir. Çözüm yöneticiler tarafından hayatı kolaylaştırıcı önlemlerin bir an önce alınması, yargıda adaletli olmaya özen gösterilmesi, var olan yasaların uygulanması ve alanda çalışan sivil toplum örgütleri ve yerel yönetimlerle birlikte hareket ederek şiddetin kökünün kazınmasıdır.
25 Kasım’da haklar ve özgürlükler için; şiddete, cinsiyetçiliğe, savaşa, yoksulluğa karşı; eşitlik, adalet ve barış için çalışalım.

25 KASIM KADINA YÖNELİK ŞİDDETE KARŞI ULUSLARARASI MÜCADELE VE DAYANIŞMA GÜNÜ

ORUÇ BİLEN/NEVŞEHİR

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü dolayısıyla Nevşehir Belediyesi Kadın ve Aile Hizmetleri Müdürlüğü tarafından kadınlara yönelik program düzenlendi.

Program, Nevşehir Belediyesi Kadın ve Aile Hizmetleri Müdürlüğü konferans salonunda gerçekleştirildi.

Burada konuşan Nevşehir Belediye Başkanı Dr. Mehmet Savran’ın eşi Nejla Savran, kadına karşı şiddetin önlenebilmesinin ancak eğitim ile mümkün olabileceğini belirterek, “ Hepimiz, kadın ve erkeğin bir bütünün iki eşit yarısı olduğuna inanan bir gelenekten geliyoruz.  Ben de şahsım adına, kadın ve erkeğin karşılıklı adalet ve hakkaniyet içinde yeryüzünü birlikte imar edeceğine inanıyorum. Bu özel ve anlamlı günde, kadına verilen değerin, insan haklarının bir gereği olduğunu, dolayısıyla kadının saygınlığının ve itibarının korunması gerektiğini vurgulamak istiyorum.  Peygamber Efendimizin “Ahlakı en güzel olanınız, eşlerinize en iyi davrananızdır” sözünden yola çıkarak, kadına yönelik şiddetin bir alışkanlıktan çıkarılması gerektiğini düşünüyorum. Bunun da çocuklarımızın eğitimi ile mümkün olduğuna, bu anlamda da anne ve babaların özellikle erkek çocuklarını yetiştirirken, şiddetin bir çözüm olmadığını ve şiddetin hiçbir türünün uygulanmaması gerektiğini vurgulamalarının çok etkili olacağına inanıyorum. Bu duygu ve düşüncelerle; 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nün dünyada ve ülkemizde kadına yönelik şiddetin önlenmesi, kadın haklarının korunması ve geliştirilmesine katkı sağlayacak çalışmalara vesile olmasını temenni ediyorum. Tüm kadınlarımızın mutlu, sağlıklı ve sevgi dolu bir dünyada hiçbir şiddete maruz kalmadan yaşamalarını diliyorum.” dedi.

Savran’ın konuşmasının ardından Nevşehir Belediyesi Aile Danışma Merkezi’nde görevli Psikolog Emine Eker tarafından ‘Şiddet ve Şiddetin Türleri” konulu bir sunum yaptı.

Nevşehir Barosu Kadın Hakları Komisyonu Başkanı Avukat Sema Yurtbilir Yavuz tarafından ‘Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesinde Hukuki Yollar’ anlatıldı.

Program İŞKUR İş Meslek Danışmanı Gonca Uğuroğlu’nun kadınlara yönelik Kariyer Planlama sunumu ile sona erdi.

Belediye Başkanı Dr. Mehmet Savran’ın eşi Nejla Savran, Nevşehir Belediyesi Kadın ve Aile Hizmetleri Müdürü Sevinç Sesveren Atılgan ve Kadın Çalışmaları Eğitim Merkezi (KAÇEM) kursiyerlerinin katıldığı programın sonunda kadınlar hep birlikte branda üzerine şiddet ile ilgili düşüncelerini yazarak birlikte fotoğraf çektirdi.

Bu arada 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü dolayısıyla Nevşehir Belediyesi Kadın ve Aile Hizmetleri binasında Nevşehirli kadınlara yönelik ‘Toplumsal Cinsiyet Eşitliği’ ve ‘Şiddet İle İlgili Kadın Hikâyeleri Analizleri’ konulu atölye çalışmaları gerçekleştirildi.

Umut Çınarı Kadın ve Çocuk Koruma Derneği Başkanı Ümit Özer’in, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü açıklaması…

Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü, 1999 yılında kadına yönelik şiddete karşı toplumda farkındalık yaratmak amacıyla Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu kararı ile ilan edilen önemli bir gündür. BM Genel Kurulu, 1999 yılında 25 Kasım gününü Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü olarak ilan etmiştir. Ancak, ne yazık ki bugün ülkemizde ve dünyada yaşadığımız acı olaylar kadına, çocuğa, aileye yönelik şiddetin acımazsız şekilde her alanda sürdüğünü göstermektedir. Yaşadığımız olaylar hala ders alınmadığını, yapanın yanına kar kalınan bir düzeni de ortaya koymaktadır. Bugün İsrailin Filistin’de uyguladığı vahşette olduğu gibi anneler, çocuklar katlediliyor, emperyalizm en acımasız yüzünü ortaya koyuyor. İsrail ordusunun Gazze Şeridi’ne 7 Ekim’den bu yana düzenlediği saldırılarda 5 bini çocuk, 3 bin 330’ü kadın olmak üzere toplam 12 bin 300 kişi hayatını kaybetti. Sömürüyü yaşam tarzları yapanlar insanlığı katlederken, vicdanları yaralamayı sürdürüyor. Neredeyse her gün savaşlarda ölen, sokakta, iş yerlerinde cinayete kurban giden, istismara uğrayan kadın ve çocuk haberleri görüyor ve okuyoruz.
Dünya genelinde olduğu gibi ülkemizde yasalardaki eksiklilerden, uygulamalardaki adaletsizliklerden, söz de ‘iyi hal’ kötülüğünden ve de kadını koruyan, kollayan, yaşatmayı hedefleyen İstanbul Sözleşmesini keyfi olarak rafa kaldıranlardan güç alanlar, kadınlara, çocuklara yönelik şiddetin her türlüsünü giderek arttırıyor. Ekonomik krizle birlikte artan sıkıntılara çocuklar, anneler kurban ediliyor, aileler yok ediliyor.
Her yıl binlerce kadın, çocuk fiziki ve psikolojik şiddete maruz kalıyor. Yaşanan, göz göre göre yaşatılan, alınmayan önlemler nedeniyle de yüzlerce kadın hayatını kaybediyor, yaşamdan koparılıyor. Bunun yanında çocuk yaşta evlilikler, toplumsal cinsiyet ayrımcılığı da tıpkı kadına yönelik şiddet gibi her geçen gün katbekat artarak, karşımıza çıkıyor.
Değerli kamuoyu, geçtiğimiz Eylül ayında ülkemizde erkekler tarafından 52 kadın katledildi. Katledilen kadınların 16’sı ise şüpheli ölüm. Kadınların 25’i kontrolsüz şekilde kabus haline dönüşen bireysel silahlanmanın göstergesi ateşli silahlarla, 14’ü de kesici aletle öldürüldü. Ekim ayında da erkekler tarafından ülkemizde 19 kadın öldürüldü, 18 kadın şüpheli şekilde ölü bulundu. 1 Ocak – 30 Ekim tarihleri arasında ülkemizde 342 kadın katledildi.
Evet, bu kötü tablo yıllardır şiddet dilini körükleyenlerin, şiddete davetiye çıkaranların, sorumlu davranmayanların, yasaları etkin uygulayanların, kısacası görevlerini yapmayanların eseridir!
Bizler, Umut Çınarı Kadın ve Çocuk Koruma Derneği olarak, bu kötü tablonun sona ermesi için üzerimize düşeni yapmaya, mücadelemizi her yerde her platformda sürdürmeye devam edeceğiz.
Kadınların, çocukları, insanlığın şiddetten uzak, mutlu ve huzurlu bir yaşama kavuşması için çalışacağız. Yaşadığımız bütün olumsuzluklara, yaşanılan bütün acımasız olaylara rağmen bizler yüksek sesle yaşam hakkını haykırmaya, savaşa, şiddete karşı tek ses olmaya devam edeceğiz.
Bundan önce olduğu gibi Cumhuriyetimizin 100. yılında da çocukların, kadınların yüzünün güleceği bir gelecek için mücadelemizi her alanda her yerde sürdüreceğiz. Bu uğurda asla pes etmeyeceğiz. Çünkü bizler biliyoruz ki kadın gülerse çocuk güler, çocuk gülerse kadın güler. Çocukların ve kadınların güldüğü, güvende olduğu sağlıklı bir toplumda da herkes güler. Bu duygu ve düşüncelerle 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü’nün, gerçekten şiddetle mücadele edilen, kadınları, çocukları koruyan, iyiliğe, güzelliğe, huzura, yapanın yanına kar kalmayıp, ihmalleri ortaya çıkarıp sorumlulardan hesap soran, adaletin işlediği bir düzene, o güzel günlere vesile olmasını temenni ediyorum.

SES:  25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü’nde “Savaşa, şiddete, yoksulluğa karşı; barışı, hayatlarımızı ve haklarımızı savunuyoruz!” şiarıyla sendika binasında kahvaltı düzenledi.

Kadına yönelik Şiddet ve Toplumsal Cinsiyet konusunda Ses Kayseri Şube Başkanı Eyza Türker tarafından üye ve eşlerine bir sunum yapıldı. SES Genel Merkezi’nin 11. Olağan Genel Kurulu toplantısında; 6 Şubat depremi sonrası emeklerini esirgemeden Afet Bölgelerinde hizmet veren, emek harcayan 10. Dönem Şube Yönetim Ekibine plaketleri verildi.  Kayseri Kadın Platformu basın açıklamasınada katıldı.

EŞİK:Kadın erkek eşitsizliğini pekiştiren her söz, her eylem ya da eylemsizlik şiddetin sebebidir

25 Kasım Kadına Karşı Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü’nde kadınlar olarak, her yıl olduğu gibi ülkenin her yerinde bir dizi etkinlikler düzenliyoruz. Söze, 25 Kasım 1960 yılında, Dominik Cumhuriyeti’nde diktatör Trujillo’nun emriyle vahşice öldürülen üç siyasi kadın aktivist olan Mirabel kardeşleri anarak başlıyoruz. Erkeklerin kadınlara hükmetme isteği ve zorbalığı yüzünden ülkemizde katledilen yüz binlerce kadından adı aklımıza kazınan Güldünyalar, Özgecanlar, Gülistanlar’dan bahsediyoruz. En temel insan hakkından; yaşam hakkından söz ederken kaç kadının öldürüldüğünü saymak zorunda bırakılıyoruz. Bu yıl da, “Kim bilir kaçıncı kez bu ülkede kadınlar sadece kadın oldukları ve boyun eğmedikleri için şiddete maruz kalıyor, günde en az 3’ü katlediliyor, farkında mısınız?” diyeceğiz.
Kürsülerden yapılacak hamasi konuşmalara bir kez daha maruz kalacağız, kadınları sahiplenilmesi gereken varlıklar olarak gören zihniyetin kibirli sözleri yine kulaklarımızı tırmalayacak ama biz yılmadan, yorulmadan, eşit olduğumuzu söylemeye ve bunun için mücadeleye devam edeceğiz.
Sadece ortaya çıkarılabilen kadarını bildiğimiz halde, her geçen yıl giderek artan çocuk cinsel istismarını önlemek için hiçbir şey yapılmaması karşısında kulaklarımız uğulduyor, gözlerimiz doluyor, sözcükler boğazımıza diziliyor. Çocukları “evlilik” adı altında veya devletin eğitimi ihale ettiği paralel kuruluşların sözüm ona koruması altındayken istismar edenlerle; cinsel istismarcıları affedenlerle ve çocukları cinsel obje olarak görüp karma eğitime karşı çıkanlarla aynı göğün altında yaşıyor olmaktan dolayı tarifsiz bir acı duymamız bizleri mücadeleden alıkoymuyor, tam aksine öfkemizi büyütüyor.
“Neden kadına ve çocuklara şiddet yıldan yıla artıyor?” diye soracağız. Yanıtı yine bizler vereceğiz. Sesimizin sözümüzün ulaştığı her yerde, cinsiyet eşitsizliğinin şiddetle hatta ölümle sonuçlandığını anlatacak; asıl sebep, eşitsizliği pekiştiren her söz ya da sessizlik, her eylem ya da eylemsizliktir diyeceğiz.
Yargı felç, adalet rafta, cezasızlık normalleşti, şiddetle mücadele yasaları devre dışı bırakıldı  
Kadınlara karşı şiddetin temel sebebini cinsiyet eşitsizliği olarak tanımlayan İstanbul Sözleşmesi’nden hukuksuz çıkışla, Sözleşme’nin şiddetle mücadelede devlete yüklediği önleyici sorumluluklar da terkedildi.  Topluma anlatılanın aksine Sözleşme’den çıkılmasının asıl nedeni bu tanım ve yükümlülüklerdi. Hukuksuz çıkış kararı potansiyel failleri cesaretlendirirken, kadınların şiddete karşı direnme gücünü zayıflattı.
Danıştay’da süren İstanbul Sözleşmesi davasının duruşmaları için 28 Kasım’da yine Danıştay’da olacağız. İstanbul Sözleşmesi’ni savunmaya, “Sözleşme’den çıkış hukuksuzdur” demeye devam edeceğiz. Sözleşme’nin her bir maddesi Anayasa’nın 90. maddesi ve 6251 Sayılı Yasa gereğince yasa hükmündedir ve hala yürürlüktedir. Mücadeleden vazgeçmeyeceğiz.
Bir gecede Anayasa’nın onlarca maddesi ihlal edilerek Sözleşme’den çıkılmasına karşı yürüttüğümüz mücadele, salt şiddetsiz hayat hakkımız ve kadın erkek eşitliğini savunmak değil, aynı zamanda Anayasa’ya ve ülkenin hukuk güvenliğine de sahip çıkma mücadelesidir. Bugün karşı karşıya kaldığımız, Anayasal düzeni askıya alma ve istisnasız her vatandaşın hukuk güvenliğini tehlikeye atma girişimine sessiz kalmayacağız.   Anayasal düzene, hukuk devletine, demokrasiye ve laikliğe sahip çıkmaya devam edeceğiz.
İstanbul Sözleşmesi’nin ulusal mevzuatta tamamlayıcısı olarak hazırlanan 6284 sayılı Şiddetle Mücadele Yasası, çarpıtılmış iddialarla aşındırıldığı için uygulamada çoğu zaman devre dışı bırakılıyor. Amacı, kadınları ve çocukları şiddetten korumak olan bu Yasa da aile düşmanı ilan edildi. Ailenin asıl düşmanının şiddet olduğu gerçeğinin üzeri kapatılıyor, kadınlar şiddete boyun eğsin, şikayet etmesin isteniyor.
Kadınlara karşı işlenen suçların yargılanmasında cinsiyetçi şekilde uygulanan iyi hal, haksız tahrik gibi ceza indirimlerinin, şiddetin artarak devam etmesindeki etkisini yüzlerce örnekle yıllardır anlatıyoruz. Cezasızlık politikalarının özellikle son 3 yılda getirildiği durum ise failleri değil, mağdurları cezalandırmaya dönüştü.
Şiddet failleri yakalansa da mahkemelerde verilen ceza Meclis’te infaz düzenlemesi adı altında affediliyor. Kadın katilleri ve tecavüzcüler salıveriliyor, cezasızlık bu suçları körüklüyor. Covid önlemleri bitti ama, Nisan 2020’den bu yana Covid izni adı altında uygulanan af halen bitmedi. 31 Temmuz 2023’te yürürlüğe giren yeni İnfaz Yasası
ile toplum vicdanında çok derin yaralar açan suçlar da dahil; cinayet, tecavüz, dolandırıcılık, uyuşturucu ticareti, insan ticareti gibi suçlar suç olmaktan çıkarıldı. Bu düzenlemeden sonra hukuk literatürüne ve Google arama motoruna  “yatarı ne kadar” deyimi eklendi. Örneğin, 9 yıl ceza alan bir suçlu kapalı ceza evinde sadece 1 ay kalıyor. Ancak, “siyasi suçlular”; barınma hakkını arayan öğrenciler, haber yapan gazeteciler, seçilmiş milletvekilleri, belediye başkanları, siyasetçiler ve Anayasal hakkını kullanarak sokak protestosu yapan kadınlar da dahil hiç kimse bu infaz sisteminden yararlandırılmıyor.
Yargının felç edilmesi, adaletsizlik ve hukuksuzluk her alanda, toplamda tüm vatandaşları, özellikle de kadınları hakkını aramak ve yasalardan yararlanmaktan alıkoyuyor. Suç iklimini besliyor.
Kadın haklarının bir bütün olarak aşındırılması eşitsizliği ve şiddeti besliyor    
“Kadın hakları tamamen kaldırılsın” diyeninden “Kadınlar evin dışında çalışmasın” diyenine; “Nafaka hakkı kaldırılsın” diyeninden “Kadınların şahitliği geçerli olmasın” diyenine varlığımızı tümden yok sayan cümleler havada uçuşuyor.  İktidar, organize eşitlik karşıtlarının, erkek “boş ol” deyince kadına ve çocuklarına hiçbir şey vermeden hemen boşanabilsin; erkek 4 kadınla evlenebilsin; kadının miras hakkı, çocuklarının velayetini alma hakkı olmasın; kadınların evlilik boyunca edinilen hiçbir şeyde hakkı olmasın gibi taleplerini esas kabul ederek yasaları değiştirmeye çalışıyor. Medeni Kanun’daki miras, boşanma, nafaka gibi haklarımızı ve Kanun’un eşitlikçi maddelerini yok etmek isteyenlerle işbirliği yapıyor.
İktidar, sanki kadınlar ne giyineceğine, başını örtüp örtmeyeceğine, örtecekse nasıl örteceğine karar veremezmiş gibi, tıpkı İran’da ya da Afganistan’da olduğu gibi, kadınların kıyafetine de devletin karar vermesini istiyor. Hatta bunu Anayasa yoluyla yapmaya çalışıyor. Kıyafetlerimizi kanunla belirlemek, evdeki erkek yetmezmiş gibi ne giydiğimize devleti de bekçi yapma hevesinden başka bir şey değildir.
Organize eşitlik karşıtları, doğduğumuzda babamıza, evlendiğimizde kocamıza, yaşlandığımızda oğlumuza itaat eden birer varlıktan ibaret olmamızı istiyorlar. İktidarla el ele, hiçbir hak iddia etmeden, şikayet etmeden, erkeklerin çıkardığı savaşlar için asker, neoliberal düzeninin dönmesi için ucuz işçi doğurmamızı, tek başımıza bakıp büyütmemizi türlü şekillerde dayatıyorlar.
Aynı çevrelerin kadın haklarını savunan kadınları, LGBTİ+’ları, sanatçıları ve sporcu kadınları, muhalif kadın siyasetçileri aile düşmanı ilan etmesi, organize nefret söylemlerine maruz bırakması da şiddet kültürünü ve eşitsizlik fikrini körüklüyor.
Savaşsız, şiddetsiz ve kaynakların eşit paylaşıldığı bir dünya mümkün; ancak herkesin çabasıyla!
Her yeni güne daha yoksul başlıyoruz. Güvencesiz çalışmaya zorlanıyoruz ya da iş bulamıyoruz. İşyerlerimizde haklarımızı korumak için sendikalara üye olursak terörist ilan ediliyor, asılsız suçlamalarla işten çıkarılıyoruz. Pandemi, deprem gibi afetlerden sonra bile hakkımız olan kaynaklardan pay ayrılmıyor. Kadınların hayatıyla ilgili bakanlıklara kuş kadar bütçe ayrılırken, kadınlara “Erkeğinize hizmet edin, itaat edin” diyen kuruluşa milyarlarca lira kaynak ayrılıyor.
Dünyada yükselen savaş, ayrımcılık, ırkçılık iklimi ve ekolojik kriz bütün ülkeleri etkiliyor. Yanı başımızdaki ülkelerde süren savaşlar bütün hayatımızı ateş çemberiyle sardı. Filistin’de binlerce çocuk ve kadın kırıma uğratılırken kınamanın yetmediği bir insanlık sınavındayız.
Genç yaşlı, yoksul zengin, dindar dindar olmayan, köylü kentli, A partili B partili fark etmeksizin demokrasiden, adaletten, eşitlikten, hukuktan, eşit paylaşımdan yana vicdan sahibi herkesin, tüm bunların ve kadın erkek eşitsizliğinin diğer bütün eşitsizlikler kadar önemli olduğunu görmesi ve sorumluluk alması gereken gün bugündür.
Eşitlik ve özgürlük mücadelesine katılan kadınlar bu sorumluluğu tarih boyunca aldı, almaya devam ediyor.
Yaşasın kadın dayanışması!
“Atatürk Kıyafetleri Defilesi”
Türk Kadınlar Birliği Kayseri Şubesi Cumhuriyetimizin 100.yıl etkinlikleri kapsamında “Atatürk Kıyafetleri Defilesi” düzenledi. Kayseri Olgunlaşma Enstitüsü’nün hazırladığı ve Türk Kadınlar Birliği’nin ev sahipliği yaptığı defileye sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri de büyük ilgi gösterdi.
Başkan Uzunlu yaptığı konuşmada kıyafetlerin toplumların kültürel mirası olduğunu ve kişilerin kimliklerine ilişkin anlamlar taşıdığını söyledi. Atatürk’ün, annesi Zübeyde Hanım ve manevi evladına ait kıyafetlerin sergilendiği defilede bir dönem de gözler önüne serildi. Mirasımıza sahip çıkarak göz nuru ile onları hazırlayan Kayseri Olgunlaşma Enstitüsü’ne de teşekkür eden Uzunlu, kıyafetleri halkla buluşturmaya vesile olmaktan duyduğu mutluluğu dile getirdi.
Cumhuriyetimizin 100.yılında yurt çapında gerçekleştirilen her faaliyetin değerli olduğu, bu etkinliklerde tarihin geçmiş sayfalarına dönülerek çekilen cefaları, yapılan fedakârlıkları hatırladığımıza ve kazanımlarımıza bakarak da cumhuriyetin kıymetini anladığımıza dikkat çekti.
Cumhuriyet rejiminin sağladığı eşitlik imkânı ile kadınların bir birey olup özgürlüğü yaşadığını söyleyen Uzunlu, 99 yıl önce Türk Kadınlar Birliği Derneği’ni kuran Nezihe Muhittin ve arkadaşlarının kadınların eşitliğe ulaşması için çok çaba sarf ettiğini, ısrarcı tutumları ile de halkı ve o zamanki aydın kesimi eşitliğe hazırladıklarını vurguladı.
Sözlerini Cumhuriyetin 100.yılını kutlamaktan dolayı çok mutlu olduklarını ve Atatürk’ün kadınlar için çok değerli büyük bir lider olduğunu belirterek tamamladı.
UN Women, 16 gün boyunca kadına yönelik şiddetin #BahanesiYok diyecek  
Kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddet, dünyadaki en yaygın insan hakları ihlallerinden biri olmaya devam etmektedir. Birçok ülke kadına yönelik şiddetle mücadele için yasalar çıkarmasına rağmen, yasaların uygulanmasındaki sorunlar ve ayrımcı sosyal normlar nedeniyle kadına yönelik şiddet önemli bir sorun olmaya devam ediyor. Küresel olarak tahminen 736 milyon kadın – neredeyse her üç kadından biri – hayatları boyunca en az bir kez fiziksel ve/veya cinsel yakın partner şiddetine, ya da partneri olmayan kişiler tarafından cinsel şiddete veya her ikisine birden maruz bırakılmıştır.
25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Gününden başlayarak, 10 Aralık İnsan Hakları Gününe kadar devam eden 16 Günlük Aktivizm Kadınlara Yönelik Şiddete Son Kampanyası, kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddetin önlenmesi ve ortadan kaldırılması çağrısında bulunuyor.
Birleşmiş Milletler bu yıl 16 Günlük Aktivizmi tüm dünyada “BİRLEŞİN! Kadınlara ve Kız Çocuklarına Yönelik Şiddeti Önlemek için Yatırım Yapın” teması ile başlatıyor. #BahanesiYok sloganını kullanan kampanya, kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddetin önlenmesi için yatırım yapılması ve toplumsal normların dönüştürülmesi için çağrıda bulunuyor.
#BahanesiYok kampanyası yasal çerçevelerin önemini vurguluyor
UN Women Türkiye (Birleşmiş Milletler Kadın Birimi) küresel kampanya ile paralel olarak #BahanesiYok kampanyası ile kadına yönelik şiddete hiçbir koşulda, hiçbir yerde ve hiçbir zaman müsamaha gösterilemeyeceğini vurguluyor.
16 Günlük Aktivizm boyunca #BahanesiYok kampanyası, koruyucu yasal çerçevelerin öneminin altını çiziyor ve kadına yönelik şiddetin önlenmesi için yasaların etkin bir şekilde uygulanması çağrısında bulunuyor. Kampanya, kadınlara yönelik şiddetin bahanesinin olmadığını ve bir insan hakları ihlali olduğunu bir kez daha #BahanesiYok diyerek vurguluyor.
UN Women Türkiye Ülke Direktörü Asya Varbanova konuyla ilgili yaptığı açıklamada şunları söyledi: “#BahanesiYok kampanyasıyla, kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddetin olmadığı bir dünya inşa etme kararlılığımızı bir kez daha vurguluyoruz. Bu yılki kampanya, Türkiye’deki mevcut mevzuat hakkında kamuoyunda farkındalık yaratmayı, bu mevzuatın etkin bir şekilde uygulanması ve uluslararası standartlar ve tavsiyeler temelinde daha da güçlendirilmesi için çağrıda bulunmayı amaçlıyor. 16 Günlük Aktivizm boyunca ve sonrasında, sivil toplum ve kamu kurumlarından ortaklarımızla birlikte, yasaların iyi uygulandığında hayatları koruyabileceğini ve dönüştürebileceğini göstereceğiz. Kadınların ve tüm toplumun haklarını nasıl kullanabilecekleri konusunda bilgi sahibi olmalarının önemini ve politika ve yasaların etkili bir şekilde uygulanması için kamu kurumları ile kadın sivil toplum kuruluşlarının yakın işbirliği içinde çalıştıkları çok paydaşlı bir yaklaşıma duyulan ihtiyacı vurgulayacağız.”
16 Günlük Aktivizm Kadınlara Yönelik Şiddete Son Kampanyasını memnuniyetle karşıladıklarını belirten Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Nikolaus Meyer-Landrut şunları söyledi: “Kadına yönelik şiddetin ortadan kaldırılması ve kadın hakları ile toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda ilerleme kaydedilmesi, hem Avrupa Birliği içerisinde hem de ortağımız olan ülkelerde Avrupa Birliği gündeminin en üst sıralarında yer almaktadır.”
UN Women #BahanesiYok kampanyasını Ankara’da bir etkinlikle başlatıyor.
#BahanesiYok kampanyası, 24 Kasım 2023 tarihinde Ankara’da Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu ile ortaklaşa düzenlenecek bir etkinlikle başlıyor. Etkinlik, kadınlara ve kız çocuklarına yönelik her türlü şiddetin sona erdirilmesine yönelik dayanışma ve kararlılığı ifade etmek üzere sivil toplum kuruluşlarını, hükümet yetkililerini, diplomatik temsilcileri ve medyayı bir araya getirecek.
Etkinlikte sivil toplum kuruluşlarından temsilciler sahne alarak şiddetin her türlüsüne “Bahanesi Yok” diyecek. Kadınların öncülük ettiği sivil toplum kuruluşları sadece kadına yönelik şiddetin sona erdirilmesine yönelik manifestolarını ve kararlılıklarını ifade etmekle kalmayacak, aynı zamanda hayatta kalan kadınların hayatlarının dönüştürülmesinde oynadıkları önemli rolü de paylaşacak.
Lansman etkinliği kapsamında sanatçı ve avukat Kutlay Evrensel (@kutlayus) ile işbirliği içinde bir sanat performansı sergilenecek. Gerçek zamanlı olarak kurgulanan sanat eseri, temel kavramları kullanarak yasal çerçevelerin önemini vurgulamayı amaçlıyor.
Dünyadan veriler
  • · Küresel olarak tahminen 736 milyon kadın – neredeyse her üç kadından biri – hayatları boyunca en az bir kez fiziksel ve/veya cinsel yakın partner şiddetine, ya da partneri olmayan kişiler tarafından cinsel şiddete veya her ikisine birden maruz bırakılmıştır.
  • · Her 3 kadından 1’i yaşamları boyunca yakın ilişkide olduğu partneri tarafından fiziksel veya cinsel şiddete maruz bırakılıyor.
  • · 2021 yılında 45 bin kadın yakın partneri ya da kendi ailelerinden biri tarafından  öldürülmüştür. Yani her saat 5’ten fazla kadın veya kız çocuğu öldürülmektedir.
  • · Yakın partner şiddeti, kadınlara yönelik şiddetin en yaygın biçimidir ve farklı geçmiş ve kültürlerden kadınları etkilemektedir.
  • · Şiddete maruz bırakılan kadınların yüzde 40’ından daha azı yardım aramaktadır.
  • · Kadına yönelik şiddet yalnızca fiziksel zararlara yol açmakla kalmayıp, aynı zamanda ciddi psikolojik ve duygusal travmalara da neden olmaktadır.
  • · Economist Intelligence Unit tarafından yapılan küresel bir araştırma, kadınların yüzde 38’inin kişisel olarak siber şiddet deneyimi yaşadığını ve dijital alanda zaman geçiren kadınların yüzde 85’inin diğer kadınlara yönelik dijital şiddete tanık olduğunu ortaya koymuştur.
  • · BM Kadın Birimi tarafından 58 ülkede yürütülen COVID-19’un sosyoekonomik etkilerine ilişkin Hızlı Toplumsal Cinsiyet Değerlendirme anketlerine göre, kadınların yüzde 45’i COVID-19’dan bu yana kendilerinin veya tanıdıkları bir kadının kadına yönelik şiddetin bir türüne maruz kaldığını bildirmiştir.
  • Türkiye’den veriler: (2014 Türkiye’de Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet Araştırması)
  • · Her 10 kadından 4’ü eşi veya birlikte olduğu partnerinin fiziksel veya cinsel şiddetine maruz bırakılmaktadır.
  • · Şiddete maruz bırakılan her 10 kadından sadece 1’i yardım için bir kuruluşa başvurmaktadır.
  • · Her 10 kadından 3’ü 18 yaşına gelmeden evlendirilmektedir;
  • · 18 yaşında evlenen kız çocuklarının yüzde 48’i fiziksel şiddete maruz bırakılmaktadır;
  • · Kadınların yüzde 11’inin çalışması aileleri tarafından engellenmektedir;
  • · Türkiye’deki insan ticareti mağdurlarının yüzde 90’ı kadındır.
 

Yazar - Davut Güleç

Gazeteci, televizyoncu, Uzman polis-adliye muhabiri, Spor yazarı, TEMA’cı, Kızılay’cı, Dağcı, Trekkingci, Alp disiplini kayak milli hakemi, Herkes İçin Spor Federasyonu Kayseri il temsilcisi, Erciyes Kar Kaplanları Spor Kulübü Basın sözcüsü, Kayseri Spor Adamları Derneği yönetim kurulu üyesi, Kent Güvenlik konseyi üyesi, Halkla İlişkiler Tanıtım, Adalet, Kamu Yönetimi mezunu -----Davut Güleç Kimdir ? -----

İlginizi Çekebilir

14 Şubat sahneleri, Sevenlerini hüzne boğdu!, Gerçek Hayvanların Anatomi Sergisine uzatma, Sarışın bomba Seda Mete’den ‘Yanıla Yanıla’

SARIŞIN BOMBA SEDA METE’DEN YENİ ŞARKI: “YANILA YANILA”  İstanbul’un en şık mekanlarında ve özel gecelerde …