Köşe Yazıları

YUNUS EMRE ve RİSÂLETÜ’N-NUSHIYYE

Hilmi ÖZDEN[1]

Giriş

           Yunus Emre (1240-1320) tarafından kaleme alınmış Risâletün-Nushıyye  573 beyitlik aruz vezninde bir mes­nevidir. 556. beyitte, Yunus Emre: “Söze târih yedi yüz yidi yidi/Yunus cânı bu yolda fidiyidi” (Tarih, lafzen yedi yüz yedi idi. Yunus’un canı da bu yolda feda idi) diyerek hangi tarihte yazdığını bildirmiştir. Bilinen kayıtlara göre Yunus Emre, hicri 720 yılında 82 yaşında vefat etmiştir. Bu ölüm tarihi kabul edi­lirse Yunus Emre Risâlât al Nushiyya’yı, ölümünden 13 yıl önce yazmıştır. Bu tarih de milâdî olarak 1307(8) yılına tekabül etmektedir. Risâletün-Nushıyye  hissî değil fikrî, öğretici bir eserdir. Burada şâir, kendi duygularını değil, umumiyetle insanoğlunun hali­ni ortaya koyar. Mısralarındaki kesif ifade, derin düşünce ve hayâl gücü, gazellerinden hiç de aşağı kalmaz; Burada değişik olan Yunus’un duygu yerine fikre ön planda yer vermesi, lirik eda yerine mesneviye has hikâye üslûbunu kullanmasıdır (Kaplan, 1973: 65). Bu çalışmanın amacı, Yunus Emre’nin Risâletü’n-Nushıyye adlı eserine sosyolog, psikanalist, teolog ve ahlak felsefecilerinin dikkatini çekmek olacaktır. Her ne kadar edebiyat dünyasında eserin değerlendirmeleri bulunsa da diğer birçok disiplin tarafından incelenmesi büyük bir zihin hazinesinin kapağını aralayacak ve insanlığın hizmetine sunacaktır.

           Risâletü’n-Nushıyye  (Öğüt Kitabı)

           Risâletün-Nushıyye’nin konusunu, insan ve onun iç dünyasındaki mücadeleleri teşkil etmektedir. Şair, nefsin arzularının insanı ne hale getirebileceği ve bunlardan nasıl kurtulmak gerektiğini, çeşitli kişileştirmelerle alegorik (sembollerle anlatım) bir tarzda ele alır. Oğuz Kağan Destanı ve Dede Korkut gibi edebi eserlerde, insanın dış dünyası ele alınmıştır (Günay& Horata, 2004: 67; Kaplan, 1992)”. Esasında dikkatli bir şekilde analiz edilirse bu destanların da insanın iç dünyasına olan yolculuğu anlattığı bölümler içerdiği görülebilmektedir. Çünkü destanlar toplumların millî hafızası olmakla birlikte kişilerin iç dünyalarını zenginleştiren yolculukların öncüsü de olmaktadır.   “Oğuz Kağan Destanı” ve “Dede Korkut destanları” da dış ve iç yolculuğu birlikte tamamlatan, çok boyutlu özelliğe sahip örneklerdir. Bu destanlar için de daraltıcı genellemelerden kaçınılmalıdır. Genel kabulden hareket edilirse Yunus Emre’nin farklı sunuş tarzı ve Türk Milletinin gönlünde bıraktığı derin izler düşünüldüğünde şu tespitleri vurgulamak gerekebilir: “Yunus ise burada, insanı dıştan içe; yani kendisine döndürerek, onun içindeki yüce varlığı idrak ettirmeye çalışır. Bu sebeple eser, daha önce gördüğümüz dışa dönük, dünyevi arzular peşinde koşan, konar göçer, savaşçı, “alp tipi”nden farklı olarak, yeni bir medeniyet ve onun yetiştirdiği insan tipinin oluşumunu da vermektedir. Bu da “veli” tipidir (Günay& Horata, 2004: 67; Kaplan, 1992). Yunus Emre derin bir görüşle sosyal bir psişik olanı birbirine bağlar. Sosyal sulh ve sükûnun bir sınıfın diğer bir sınıfa galebesi şeklinde değil her insanın içinde iyinin kötüye galebesi şeklinde tahakkuk edeceğine inanır.  Bu da ancak ruhun başlıca kuvvetlerini teşkil eden akıl ve irade ile mümkündür. Yunus mesnevisinde akla üstün bir değer verir. Onu insanın içindeki iyi ve kötü kuvvetleri bilen ve iyi kuvvetlere harekete getiren, düşünen, hükmeden ve emir veren bir hükümdar olarak tasvir eder (Kaplan, 1992: 26).

           Yunus Emre bu eserinin  giriş bölümünde Tanrı’nın insanı dört unsur ve can (ruh)dan yaratığını söylenir. Su, ateş, hava ve toprak felsefi gelenekten tasavvuf anlayışına da intikal etmiştir. Yunus Emre’ye göre bu unsurlar huy ve davranışların simgeleri olarak açıklanır. İnsanlara, vücutlarını oluşturan bu dört unsurdan, dört iyi ve dört kötü huy gelerek birbirine zıt davranışlar doğurmuştur. Toprakla, insana “sabr”, “eyü hü” (iyi huy), “tevekkül” (işi Allah’a bırakıp kadere razı olmak), “mekrümet” (yücelik); su ile “safa” (temizlik), “saha” (cömertlik), “lütf” (iyilik, ihsan), “visal” (kavuşmak) gibi iyi huylar gelmiştir. Buna karşılık yel ile “kizb” (yalan), “riya” (iki yüzlülük), “tizlik” (acelecilik), “nefs” (insanın dünyevi ihtiyaç ve arzulan); od (ateş) ile de “şehvet” (şiddetli nefsî istekler), “kibr” (kendini beğenmek), “tama” (açgözlülük) ve “hased” gibi kötü huylar gelmiştir. “Can” ile de, insanların kendilerini kötü ihtiralarına karşı ko­ruyabileceği özellikler gelmiştir. Bunlar da “izzet” (şeref, yü­celik), “vahdet” (birlik, tezatlardan birliğe, Allah’a ulaşma kuvveti), “haya” (utanma) ve “adab-ı hal” (vahdet neşesine sahip olma edepleri) dir (Günay&Horata, 2004: 69).

Yunus Emre bu eserini bir destan üslubunda yazmıştır. Her bölüm zıt kutupların mücadeleleri anlatan destan kısımları ile ilerler. Örneğin Dâstân-ı Kibir (Kibir Destanı), Dâstân-ı Buşu yani Gazap (Öfke yani Gazap Destanı), Dâstân-ı Buhl u  Haset (Cimrilik ve Hasetlik Destanı),  Dâstân-ı Gaybet ü Bühtan (Gıybet ve İftira Destanı) ve diğerleridir. Tabii bu bahsedilen kötü hasletlerin karşısına ise daima iyi huyların çıkarılarak adeta askerlerin savaşması gibi esere destansı bir özellik katılır. Askerlerin komutanları ise bir tarafta akıl diğer tarafta ise nefs (ego) bulunmaktadır. Yunus Emre’nin Risâletün-Nushıyye ’sinde en çok dikkat çeken özelliklerinden biri akla verdiği önemdir. Çünkü bu eser onun olgunluk döneminde yazılması sebebiyle gelmiş olduğu insanı kâmillik makamının üst seviyesinden konuştuğunu gösterir. Bu özellik tüm ariflerin ömrünün son yılları ile tasavvufla tanıştığı başlangıç yılları arasındaki fark olarak kendini göstermektedir. Burada akıl; akl-ı maaş, aklı maad ve aklı kül olarak derecelendirilir. Yunus’a göre akıl insanın en önemli hazinesi ve niteliğidir. Akıl eserinde; akl-ı cüzvi(Cüzzzi) (insana mahsus akıl), akl-ı mayiş( dünya işlerini kavrayan akıl), akl-ı maaş (dünya işlerini düzenleyen, düşünen akıl), akl-ı maad (ahret işlerini düzenleyen düşünen akıl), akl-ı Külli (tam akıl, Rabbını bilen akıl) (Boz, 2012: 253) olarak ifade de edilir.

Eserin “fi-tarifil-akl (Aklın tarifi üzerine) kısmında Yunus şunları vurgunlar; “akl padişahun kadimlıgı pertevindendür”. “akl dahı üç dürlüdür. biri -akl-ı maaşdur dünya tertiblerin bildürür. biri de -akl-ı ma-addur ahıret ahvalin bildürür. biri de -Akl-ı küllldür Allah teaala marifetin bildürür.” Akıl, Hz. Allah’ın ezeli ışığındandır. Akıl da üç türlüdür. Birisi geçim aklıdır, dünya işlerini düzenler. Birisi de ahiret aklıdır, ahiret işlerini düzenler. Birisi de tam akıldır. Hz. Allah’ı bilmeyi bildirir (Boz, 2012: 39).

Risâlât al Nushiyya’de Yunus Emre akılda olduğu gibi imanı da detaylandırır ve üstünde durur:

İman, Hz. Allah’ın Müslümanlık yolu ışığındandır. İman da üç türlüdür. Birisi bilgi yolu ile bilmedir ve birisi gözle görür derecede bilmedir. Birisi de yaşayarak bilmedir. İlme’l-yakin olan iman, akılda yerleşiktir. Ayne’l-yakin olan iman, gönülde yerleşiktir. Hakka’l- yakin olan iman, ruhta yerleşiktir. Ruhta olan iman, ruhla birlikte gider. Cennet, Hz. Allah’ın cömertliği ışığındandır. Cehennem, Hz. Allah’ın adaleti ışığındandır. Toprak Hz.Allah’ın nuru ışığındandır. Su, Hz. Allah’ın hayatı ışığındandır. Hava, Hz. Allah ‘ın büyüklüğü ışığındandır. Ateş Hz. Allah ‘ın öfkesi ışığındandır (Boz, 2012: 40). Yunus Emre Risâletün-Nushıyye ’sinde daha sonra beş ana başlık altınsa ahlakın iyi ve kötü kavramları karşı karşıya getirir. İyi sıfatların galip gelmesinin yollarını anlatır:

1-Nefis (açgözlülük) ve ruh (gönül zenginliği) (14-82. beyitler arası) “Ruh, nefis ve onlarla ilgili durumlara bağlı olan şeylerin öyküsü”

Bu bölümde genel olarak insana hâkim olan iki güçten; ruh ve nefsten bahsedilir. Ruh, insanları güzele, iyiye ve doğruya çağırırken nefs ise çirkine, kötüye ve yanlışa yöneltmektedir.

iki sultan durur sana havale/diler her birisi kim mülki ala (19)

“İki sultan (nefs ve ruh) senin sorumluğundadır, her birisi seni elde etmek ister”.

biri rahmanidür can hazretinden/biri şeytanıdür ğaraz yatından (20)

“Birisi ruhun katından gelir, Rahman’a aitti, birisi kötü düşünceye sahip olmaktan gelir şeytana aittir”.

gör imdi kim seni kime taparsın/kime kapu açup kime yaparsın (21)

“Kendini bil ki: kimin yolundan gidersin; kime ilgi gösterirsin, kimden yüz çevirirsin”.

Ruhu ve nefsi temsilen rahmani ve şeytanî askerler vardır, Yunus bunların sayılarını verir ve mücadelelerinden bahseder(Boz, 2012: 11).

2. Kendini beğenme ve alçak gönüllülük (83-180. beyitler arası) “Dastan-ı kibr .. Kendini beğenme öyküsü”

Bu bölümde genel olarak kendini beğenme (kibr) ve alçak gönüllülükten (alçaklık-tevazu) bahsedilir. Kendini beğenme, dağ başlarında yol kesen kötü biri; gönül zenginliği ise su gibi saf ve iyi biri olarak verilir. Kendini beğenmenin ne kadar kötü bir huy olduğu hatta insanı imansız edebileceğine ve bu karaktere sahip olanların kendilerinden başka kimseye değer vermediklerine dikkat çekilir

kibir dirler ana bulurlar anı/ ana uyan İmansuz vire canı (89)

“Onu bulurlar, ona kendini beğenme derler, ona uyan canını imansız verir (Boz, 2012: 14).

özinden gayri kimseyi beğenmez/ yüce yerde turur aşaga inmez (90)

“Kendinden başka kimseyi beğenmez, burnu havadadır ve kimseye tenezzül etmez”.

Buna karşılık alçak gönüllülük hep övülmüş, ruhun ancak bu şekilde arınabileceği belirtilmiştir.

kapu gözet kapu ko dip gözetme/ ki devlet kapudadur koma gitme (96)

“Alçak gönüllü ol ve yükseklere heveslenme, mutluluk alçak gönüllülüktedir, ayrılma”.

Kendini beğenmenin insana verebileceği bütün zararlar tek tek anlatıldıktan sonra bilge akıl, tekrar sahneye çıkar ve bütün bu kötülüklerden kurtulmanın çaresini söyler,

yöri imdi meded iste akıldan/ esir olmış kişisin niçe yıldan (143)

“Yürü, şimdi akıldan yardım iste, uzun yıllardan beri kendini beğenmeye esir olmuş kişisin”.

işit imdi ne der gör akl ana/ ki alçaklık ider derdüne deva (149)

“Şimdi dinle, bak akıl ona ne söyler; (onun) derdine deva alçak gönüllülüktür”.

Kendini beğenme, alçak gönüllük ile karşılaşınca kaçar ve mücadeleyi kazanan alçak gönüllülük olur. Artık kendini beğenmeden arınmış olan ruhta alçak gönüllülük ile gönül zenginliği (kanaat) dost olurlar (Boz, 2012: 15).

3. Öfke ve sabır (181-302. beyitler arası) (dastan-ı buşu yani ğazab) “öfke yani hiddet destanı”

Bu bölümde genel olarak öfke (buşu) ve sabırdan bahsedilir. Başta, öfke uzun uzun anlatıldıktan sonra ondan kurtulmanın çaresi olarak sabır tavsiye edilir. Öfke, insana hâkim iki güçten biri olan nefsin kötülüklerindendir. Donanımlı bir asker gibi tasvir edilen öfkenin, neleri yakıp yıktığı, kimleri öldürdüğü ve kimsenin onun karşısında duramadığı anlatılır (Boz, 2012: 15).

Her bölümün sonunda olduğu gibi, akıl yine görünür. Bu halden kurtulmak için akla başvurulur ve ondan yardım istenir.

aya uşlu kişi sen bir haber vir/ nerede var bize ger gizlenecek yir (219)

“Ey akıllı kişi, sen bir haber ver; bize gizlenecek (insanlardan el çekecek) yer nerede var?”

Akıl uzun uzun öğüt verdikten sonra emrindekilere seslenerek doğruluk ve sabrı bulmalarını emreder (Boz, 2012: 18).

İster peygamber ister veli olsun kişinin ancak sabır ile doğru yolun bulacağı ve huzura kavuşacağına dikkat çekilir.

nebidür ger veli yol sabra uğrar/ eger sende varursan sabrıla var (291)

“İster peygamber ister veli olsun (hepsinin) yolu sabırdan geçer eğer sen de (doğru) yoldan gideceksen sabırla gitmelisin” (Boz, 2012: 18).

4. Kıskançlık-cimrilik ve cömertlik (303-438. beyitler arası) dastan-ı buhl u hased “cimrilik ile kıskançlık öyküsü”

Bu bölümde genel olarak kıskançlık (hased) ve cimrilikten (buhl) bahsedilir. Bu iki kötü huydan kurtulmanın ancak cömertlik ile olacağı belirtilir.

Kıskanç kişinin hem kendine hem de etrafına zarar verdiğine ve özellikle başkasına kuyu kazarken bu kuyuya kendisinin düştüğüne dikkat çekilir (Boz, 2012: 19).

bahil kandayısa karunla kopar/ ki ol da ancılayın mala tapar (349)

“Cimri, Karun gibi mala tapdığı için nerede olursa Karun ile birlikte dirilip toplanacak”.

çü karuna maliçün buyruk indi/ zekatı vermedi vü dini döndi (351)

“Karun malı için (zekât) emri gelince zekatını vermedi ve dininden döndü”.

Bölümün sonunda cimri bu halinden kurtulmak için aklın huzuruna çıkar ve yardım ister. Akıl ona cömertliği önerir (Boz, 2012: 21).

 gelüp akl önüne  yüz yire urdı/ eser itmişdi ana buhlun odı (387)

“(Cimri) aklın önüne gelip yere kapandı, (onun) yüzünde cimrilik ateşinin (belasının) izi vardı”.

akıl eydür gele bir gözlerün aç/ sehavet kandayısa ol yana kaç (394)

“Akıl söyler; hele gel, gözlerini bir aç; cömertlik neredeyse o tarafa git”.

Elün ala sehavet gide bile/ göresin hak yolın boş tertibile (395)

“Cömertlik (senin) elini tutusun (dost olun), birlikte yaşayın; (o zaman) doğru yolun güzel düzenini görürsün”.

Akıldan bu öğüdü alan kişi, her şeyini “terk” eder ve yüce makamlara erişir. Yunus, böylelikle “terk”in tasavvuftaki önemine ve gereğine dikkat çeker (Boz, 2012: 22).

5. Dedikodu-iftira ve doğruluk (439-562. beyitler arası) dastan-ı ğaybet ü bühtan “Dedikodu ve iftira öyküsü”

 Bu bölümde genel olarak dedikodu (gaybet) ve doğruluktan bahsedilir. Öncelikle insanların dedikodu ve iftirayı dikkatten kaçırarak sıradanlaştırdıkları ancak bunun sonunun hiç iyi olmayacağı belirtilir.

egerçi işlenür bühtan u gaybet/ serencam oldılar bunlar melamet (446)

“Her ne kadar iftira ve dedikodu işlense de bunların sonu kınanmışlıktır”.

Dedikodunun ne kadar kötü bir huy olduğu hem insanı hem de toplumu bozduğu, kişiyi Allah’tan uzaklaştırdığı ve maddi manevi zarar uğrattığı uzun uzun anlatılır.

ki gaybet canıla kadimi degül / ki gaybet kandasa ademi degül (447)

“Dedikodu, ezelden beri ruh ile (birlikte) değildir, dedikodu neredeyse (orada) insanlık yoktur” (Boz, 2012: 23-24).

Bu bölümün sonunda da akıl sahneye çıkar. Dedikodu yaptıklarından pişman olarak aklın önüne gelir ve yardım ister. Akıl da yardım için doğruluğu çağırır.

diyüp ahvalini derdin yeniler/ akıl şahenşehinden çare diler (533)

“Halini söyleyip derdini tekrarlar, padişahlar padişahı akıldan yardım diler”.

işi togruluga buyurdı akil/ yöri imdi buna tacıl yarı kıl (535)

“Akıl, doğruluğa iş buyurdu; şimdi git, buna acilen yardım et”.

Doğruluk arkadaşlarını toplayarak gelir ve dedikodunun evini yerle bir eder.

gör imdi togrulık bir neler eyler/ yıkar gıybet evin kara yir eyler (537)

“Gör şimdi, doğruluk neler yapacak, dedikodu evini yıkıp yerle bir edecek”.

Yunus, bundan sonra doğruluğun faziletlerini uzun uzun anlatır.

togrulık cümlesinden yüksek üzer/ togrulık besleyenler arşda gezer (538)

“Doğruluk hepsinden yüksek uçar (yüksektedir), doğrulukla yaşayanlar gökyüzünde gezerler” (Boz, 2012: 27-28).

         Yunus Emre Risâletün Nushiye isimli mesnevisinde görüldüğü gibi bir nevi ahlak ilkelerinin destanını yazılmaktadır. Çeşitli başlıklarda destan kelimesinin açıkça kullandığı da görülmektedir. Bir insanın beşeri mücadelesi anlatılırken özellikle onun iç dünyasında cereyan eden çarpışma hikâye edilmektedir. Bu hikâyede birbiriyle zıt olan niteliklerin bir savaş alanında güçlerini sergilediği gösterilir.  Bu savaş sonucunda ise iyi ahlakın üstün geleceği tüm evrensel değerlerle birlikte akıl öncülüğünde ispat edilmektedir.

Sonuç

Yunus Emre’nin Risâletün-Nushıyye isimli eseri divanı ile karşılaştırıldığında akademik çevreler ve okuyucular tarafından yeterince ilgi görmediği anlaşılmaktadır. Hâlbuki Yunus Emre’nin bu eserinin yazılış tarihi göz önünde bulundurulursa hayatının tüm fırtınalı dönemlerini geçirdikten sonra ulaşmış olduğu olgunluk günleri düşüncelerini yansıtmaktadır. Toplumun ahlak seviyesinin akıl çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini bir destan öğretisi çerçevesinde Türk insanıyla paylaşmaktadır. “Kendini gerçekleştirmiş” bir insan olarak gelmiş olduğu bu nokta tasavvuf araştırmacılarını da düşündürmelidir. Çünkü dikkat edilirse bu eseri divanındaki gibi coşkulu aşk mısralarından ziyade durulmuş; ırmakların denizlere kavuşması gibi sessiz ve derin okyanusları andırmaktadır. Eser yılların Yunus Emre’deki oluşturduğu, inşa ettiği birikimin sonucu öğüt ve terbiye kitabı olmaya namzet olmaktadır. Divanındaki şiirleri ise onun okuyucusu ile birlikte ruh (can) ile nefs (madde) arasındaki (ırmağın denize yolculuğu) oluşumunun fırtınalı dönemleri; denizin (tamamlanmış hali) sukutuna uzaklık ve yakınlığına göre değişmektedir. Yunus Emre’nin bu eseri insanlığın problemlerini çözmeye talip tüm disiplinlerin her türlü incelemesine açık ve anlaşılır bir şekilde beklemektedir. Yunus burada divanında (Ya elim al kaldır beni/ Ya vaslına erdir beni/ Çok ağlattın güldür beni/ Gel gör beni aşk neyledi) olduğu gibi kendisinin gülmesini/saadetini değil insanlığın gülmesini/ saadetini beklemektedir.

Kaynaklar

Erdoğan Boz, Risâletü’n-Nushıyye Öğüt Kitabı (Fatih Nüshası), Gazi Kitapevi, Ankara, 2012.

Mehmet Kaplan, Yunus Emre’nin İnsan ve Ahlak Görüşü (Risalat al Nushiyya’nın tahlili), Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi, Yıl 1973, Cilt: 21, 65 – 82.

Mehmet Kaplan, “İki Destan İki İnsan Tipi”, Türk Edebiyatı Üzerine Araştırmalar, Dergâh Yayınları, İstanbul, 1992.

Umay Günay& Osman Horata, Yunus Emre, Risâletü’n-Nushıyye, Akçağ Yayınları, Ankara, 2004.

[1] Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Türk Dünyası Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü

Davut Güleç

Gazeteci, televizyoncu, Uzman polis-adliye muhabiri, Spor yazarı, Kayseri ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ile Küresel Gazeteciler Konseyi, TSYD, TİMEF, AVKON, ADD üyesi, TEMA’cı, Kızılay’cı, Dağcı, Trekkingci, Alp disiplini kayak milli hakemi, Herkes İçin Spor Federasyonu Kayseri il temsilcisi, Erciyes Kar Kaplanları Spor Kulübü Basın sözcüsü, Kayseri Spor Adamları Derneği, Tüm Mücadele Sporları Derneği, Kayseri Spor Adamları Derneği, Kent Güvenlik konseyi üyesi, Halkla İlişkiler Tanıtım, Adalet, Kamu Yönetimi mezunu ----- Davut Güleç Kimdir ? -----

İlgili Haberler

Android Uygulama Popup
Logo

📲 Davut Güleç Haberler

Android cihazınızdan kolayca haberleri takip edin!

📥 Uygulamayı İndir
Davut Güleç Panel İletişim Davut Güleç – Sağ Menü
Yukarı Çık Butonu - Siyah Halka
Modern GDPR Çerez Popup