Ana Sayfa / Haberler / Sağlık / Sağlık Haberleri (09.11.2018)

Sağlık Haberleri (09.11.2018)

BU BESİNLERLE DİYABET RİSKİNİZİ AZALTIN!

Araştırmalar diyabet hastalığının günden güne artmasındaki en önemli nedenin sağlıksız beslenme ve hareketsiz yaşam olduğunu gösteriyor. Diyabete karşı riskinizi azaltmak için hayatınızda hareketi, sağlıklı beslenme planınızda ise bu besinleri eksik etmeyin.

14 Kasım Dünya Diyabet Günü öncesinde Uzman Diyetisyen Nilay Keçeci Arpacı, diyabet riskini azaltan yardımcı besinleri ve diyabetten korunmak için yapılması gerekenleri anlattı.

Omega 3’ler insülin direncini kırıyor

Özellikle tip 2 diyabet hastalığının tedavisinde araştırmalarla da etkisini kanıtlamış olan omega 3; kilo kontrolünde, insülin direncini kırmada etkili yağ asitlerindendir. Omega 3, insan vücudunda üretilmez. Bu yüzden besinlerle almak gerekir. Avokado, omega 3 deposudur. Diyabet riskini azaltmak için sabahları üzerine limon sıkılarak tüketilebilir. Fazlası yağ olarak depolanabilir. Bu nedenle günde yarım avokadodan fazla tüketilmemelidir. Omega 3 deposu yeşillerden brokoli, kan şekerini dengelerken diğer bir taraftan günlük C vitamini ihtiyacını karşılar. Yine omega 3 yağ asitleri açısından zengin olan balık, haftada 2-3 kez fırın ya da ızgara olarak tüketilebilir. İçerdiği omega 3 ile hücreleri yeniler ve diyabet riskini azaltır. Doğru porsiyon kontrolü ile her gün 1 avuç olacak şekilde tüketilen kabak çekirdeği de özellikle omega 3 gibi içerdiği yüksek vitamin ve minerallerle vücudun insülin ihtiyacına destek verir

Yabanmersini kan şekerini dengeliyor

Yaban mersini ya da diğer adıyla blueberry, özellikle antioksidan ve lif etkisi yüksek bir besindir. Kuru ya da taze meyve olarak tüketilebilen yaban mersini, her gün 1 avuç tüketildiğinde kan şekerini dengelemeye yardımcıdır. Tip 2 diyabet hastaları için insülin üretme açısından etkilidir.

Kızartılmazsa tatlı (baby) patates anti-diyabet bir besin

Son araştırmalarda insülin direncini azalttığı bilinen tatlı patates diğer bir adıyla baby (beybi) patates, kızartma dışında tüketildiği takdirde anti-diyabet bir besindir. Normal patatesin aksine tatlı patates, insülin direncini azaltır. Antosiyanin içeriğiyle damarların genişlemesini sağlar ve kan basıncının düşmesine yardımcı olur. Zengin bileşenleriyle antioksidan etki gösteren tatlı patates, kandaki şeker seviyesinin artışını önler

Diyabetten korunmak için bunlara dikkat edin!

  • İşlenmiş gıdalardan uzak durun
  • Şeker kullanımı en aza indirin, tatlılarla aranıza mesafe koyun
  • Mevsiminde bol sebze tüketin
  • Her gün mutlaka en az 30 dakika yürüyün
  • Kilo kontrolü sağlayın
  • Beyaz unu beslenme planınızdan çıkarın
  • Mutlaka sağlıklı ara öğünler alın

ORTODONTİ İLE HER YAŞTA DÜZGÜN DİŞLER

Günümüzde her yaştan bireyin ortodonti tedavisi görerek düzgün ve sağlıklı dişlere kavuşabileceğini belirten Hospitadent Diş Hastanesi’nden Diş Hekimi İlke Elgün, “ Ancak unutulmaması gerekir ki alt veya üst çene darlığı ya da genişliği olan durumların ihmal edilmesi ilerki yaşlarda cerrahi müdahaleyi gerektirebilir. Bu nedenle ortodontik tedaviye geç kalınmadan başlanmalıdır” dedi.

Dişleri çapraşık veya seyrek olan, diş eksikliği, diş fazlalığı veya gömülü dişleri bulunan, gülümseme esnasında dişleri çok az veya çok fazla görünen, üst çene ve/veya alt çenesi normalden ileri veya geride olan bireylerin ortodontik tedaviye ihtiyacı olduğunu söyleyen Dt, İlke Elgün, “Dişlerin çene içinde hareketi ve çenelerin yeniden konumlandırılması esnasında diş ve kemik dokunun zarar görmemesi ve biyolojik olayların ideal şekilde gerçekleşebilmesi için ortodontide kuvvetlerin belli limitler dahilinde uygulanır. Bu nedenle de ortodontik tedavilerde çok kısa sürede sonuç alınamaz. Problemin şiddetine, hastanın yaşına ve tedaviye gösterdiği uyuma bağlı olarak tedavi süresi oldukça değişkendir, bu sürenin 6 ay ila 3 yıl arasında olduğu söylenebilir” diye konuştu.

Dt. İlke Elgün, “ Özellikle sabit apareylerle yetişkin hastalar da ortodontik tedavi görerek düzgün ve sağlıklı dişlere kavuşabilir. Problem sadece dişlerle ilgiliyse yani çenelerde iskeletsel bir problem yoksa, dişler diş teli ile her yaşta düzeltilebilir. Ancak, büyüme gelişimin devam ettiği 9-15 yaş arası çocuk hastalarda hem dişler hem de çenelerin düzeltilmesi mümkündür ve yetişkin bireylere göre tedavi daha hızlı sonuçlanır. Bu nedenle ortodontik tedavilere geç kalınmadan başlanması çok önemlidir” dedi.

Ortodontik tedavi hastaya iyi bir ağız bakımı ile ömür boyu sorunsuz şekilde kullanacağı dişler sunar ve hastayı ileride karşılaşacağı ağız diş sağlığı problemlerinde yapılacak olan dolgu, çekim, implant, protez gibi toplamda çok daha yüksek ücretler gerektiren tedavilerden kurtarmış olur diyen Hospitadent Diş Hastanesi Dt. İlke Elgün, bu nedenle ortodonti tedavisi sadece estetik değil, ileride oluşacak problemlerin önüne geçilmesi açısından tıbbi bir zorunluluktur” dedi.

Ortodonti dünyasında dijital dönüşümün ayak sesleri hızlanıyor
Ortodonti dünyasında devrim yaratma hayali kuran iki öğrenci tarafından, 1997 yılında, Silikon Vadisi’nde kurulan Align Technology şirketi; geliştirdiği Invisalign ve iTero teknolojileriyle ağız taramalarının dijital ekipmanlarla yapılmasına, diş kalıplarının ve hasta verilerinin bulutta saklanmasına ve 3D baskı teknolojisiyle her hastaya özel şeffaf diş plaklarının üretimine olanak sağlıyor. Bugün itibariyle Ar-Ge alanında 21 yılı aşkın deneyime, 800’ü aşkın aktif patente ve dünyanın en büyük 3D baskı operasyonuna sahip olan şirket, dünya genelinde 5,8 milyondan fazla kişinin hak ettiği gülüşü yakalamasına destek oldu. Şirket tarafından geliştirilen dijital ağız tarama ve tedavi teknolojileri sayesinde, ortodontik tedavilerde kullanılan manuel kalıplar ve diş telleri yakın bir gelecekte tarihe karışabilir
Dünyanın en büyük 3D baskı operasyonuna sahip olan Align Technolgy her gün, her biri kişiye özel ve benzersiz olan 330.000 Invisalign şeffaf diş plağı üretiyor. Analog/klasik kalıp alma ve diş teli uygulamalarından dijital sistemlere geçen doktorların sayısı hızla artarken, bu sayede uygulanan tarama ve tedavilerin hassasiyeti, doğruluğu ve hasta memnuniyeti de yükseliyor. Align Technology tarafından geliştirilen dijital ortodontik sistemin temelini, iTero ağız tarama cihazıyla elde edilen, dijital formda ve bulutta saklanan dijital hasta verileri oluşturuyor. Bu güvenilir ve hassas veriler ışığında ve dijital tedavi planlama yazılımının desteğiyle bir analiz yapan diş hekimleri her hastaya özel tedavi seçeneklerine karar veriyor. Son olarak ise, hastanın tüm ihtiyaçları gözetilerek hazırlanan şeffaf plaklarla tedavi süreci başlıyor.
Align Technology artık Türkiye’de
Dünyanın en gelişmiş şeffaf diş plak sistemi Invisalign®‘ın ve, ortodontik ve restoratif diş hekimliği uygulamalarına yönelik ağız içi tarayıcısı iTero®‘nun tasarımını, üretimini ve pazarlanmasını üstlenen küresel bir tıbbi cihaz şirketi olan Align Technology Inc. (NASDAQ: ALGN), Türkiye’deki ilk ofisini İstanbul’da açarak hizmet ağını daha da genişletti. Dünya genelinde tedavi gören 5,8 milyon hastası ve kişiye özel üretilen şeffaf plaklarıyla Invisalign tedavisi, diş düzeltme işlemine yönelik modern ve dijital temelli bir yaklaşım sunuyor.
Dijital tedavi planlamasını ve kişiye özel yaklaşımı, biyomekanik prensiplere dayalı mühendislikle birleştiren Invisalign teknolojisi küresel çapta ortodonti sektöründe devrim yarattı. Align Technology tarafından geliştirilen ve 1999 yılında kullanıma sunulan Invisalign şeffaf plakları diş sağlığı profesyonellerinin ve hastaların hayatlarını dönüştürmeye devam ediyor ve Invisalign eğitimi alan diş hekimleri tarafından dünya çapında 100’den fazla ülkede kullanılıyor.
Align Technology Avrupa, Ortadoğu ve Afrika Kıdemli Başkan Yardımcısı ve Genel Müdürü Simon Beard şunları söyledi: “Türkiye diş sağlığı pazarı hızla büyüyen ve gelişen bir pazar. Bu büyümeyi destekleyecek yeni kaynaklar yaratacağımız ve  şeffaf plaklar ve dijital ortodonti konusundaki liderliğimizi daha da genişletme olanağı bulacağımız için son derece heyecanlıyız. Align’in tescilli SmartTrack® malzemesi, SmartForce® özellikleri ve SmartStage™ teknolojisi gibi benzersiz unsurlarıyla daha öngörülebilir diş hareketlerine ulaşmak için tasarlanan Invisalign sistemi, diş hekimlerinin hastalarına rahat ve hayat değiştiren bir tedavi deneyimleri sunarak mükemmel klinik sonuçlar elde etmelerini sağlıyor.”
Invisalign sistemi 
Her hastanın benzersiz gülümsemesi için özel olarak üretilen Invisalign sistemi, doktor tarafından belirlenen bir tedavi planı ışığında şeffaf plaklardan faydalanarak diş çapraşıklıklarını düzeltir. Basit bir plastik parçasından çok daha fazlasını sunan her Invisalign şeffaf plak, tescilli sanal modelleme yazılımı ClinCheck, hızlı üretim süreçleri, özelleştirilmiş üretim ve özel olarak tasarlanmış tescilli malzemelerin kombinasyonunu temsil eder.
Invisalign şeffaf plakları, genel diş hareketinin öngörülebilirliğini %75’ten yüksek oranda artıran tescilli SmartTrack® malzemeden üretilir[1].
Invisalign portföyü bir yandan yetişkinler için özel tedavi özellikleri sunarken, bir yandan da genç hastalara yönelik ‘Invisalign Comprehensive Mandibular Advancement’ ve diş yapısı henüz sabitlenmemiş daha genç hastalara yönelik Invisalign First ile her yaştan hastaya hitap eder. Tedavi seçenekleri basit çapraşıklıkların düzeltilmesinden karmaşık vakalara ve tedavi sonrası koruma uygulamalarına kadar uzanır.
iTero tarayıcı ve hizmetler
iTero Element ağız içi tarayıcı, hasta deneyimini iyileştirerek ve klinik sonuçların doğruluğunu artırarak bugünün diş sağlığı uygulamalarını geleceğe taşıyor. iTero’nun paralel konfokal görüntüleme teknolojisi, optik ve lazer tarama tekniklerini kullanarak en doğru sonuçları renkli olarak sunar. Tam ağız içi taramaları 60 saniye kadar kısa bir sürede tamamlanabilir[2]. iTero Elements, yenilikçi teknolojisi sayesinde hem ortodontik hem de restoratif diş hekimliği uygulamalarına güç kazandırır. Restoratif ve ortodontik laboratuvarlara, üçüncü taraf tedavi planlarına, özel implant desteklerine ve lab CAD/CAM sistemlerine bağlanabilir. Taşınabilir, güçlü ve kullanıcı dostu bir şekilde tasarlanan bu dijital inovasyon, uygulamaları dönüştürür ve diş hekimlerinin daha iyi bir uygulamayı mümkün kılmasına olanak tanır.

Çocuğunuza prenseslik veya prenslik vadetmeyin
Tüm dünyada kadın erkek eşitliğinin sağlanmasına yönelik her alanda kapsamlı çalışmalar yürütülüyor. Yetişkinlere yönelik farkındalık çalışmalarının değerli olduğunu fakat toplumsal cinsiyet eşitliği bilincinin erken yaşta benimsetilmesi gerektiğini vurgulayan Muzipo Kids Kurucu Ortağı ve Uzman Eğitimci Aslı Olgun, “Cinsiyetlere bağlı toplumsal yargılar, pek çok çocuğun yaratıcılığını ve yeteneklerini sınırlamasına neden oluyor” diyor.
18 ay-12 yaş aralığındaki çocuklara erken yaşta spor alışkanlığı kazandırmayı hedefleyen, ekip ruhu çerçevesinde sosyalleşmelerini ve eğlenmelerini destekleyen Türkiye’nin ilk çocuk hareket üssü Muzipo Kids, çocukların gerçek potansiyellerini keşfedebilecekleri programlar sunuyor. Program içerikleri; çocuk hakları, toplumsal cinsiyet eşitliği, eleştirel düşünme ve bilimsel yaklaşım değerlerinin süzgecinden geçirilerek, çocuklarda yaratıcılığın gelişimi ve olumlu sorgulama esaslarıyla hazırlanıyor.
Eşitsizlik bebeklik döneminde öğreniliyor
Cinsiyet eşitsizliğinin çok erken yaşta öğrenildiğini söyleyen Uzman Eğitmen Aslı Olgun, çocukların toplumsal kalıplarla önce aile içerisinde karşılaştığını vurguluyor: “Toplumsal cinsiyet kavramlarının öğrenilmesi bebeklik döneminde bilinçsiz bir şekilde başlar. Çocukların cinsiyet rollerine ilişkin bilgiler önce aileye, sonra çevreye ve günümüzde çok etkili olan televizyon gibi araçların ilettiği mesajlara dayanıyor. Çocuklar bu rolleri gözlemler, taklit eder, öğrenir ve benimser. Çocuklar, beş-altı yaşlarına geldiklerinde kadınlar ile erkekler arasındaki anatomik cinsiyet farklılıklarını toplumsal cinsiyet rolleriyle özdeşleştirmeye başlarlar ve oyuncaklarını cinsiyet rollerine göre sınırlandırırlar. Bebeklerle oynamayı keyifli bulan bir oğlan, araba gibi oyuncaklara yönelir. Benzer şekilde, büyüklerinden duyduğu gibi erkeklerin güçlü olmak zorunda olduğunu kadınların ise hassas ve kırılgan olduklarını düşünebilir. Bu özdeşleştirme süreci çocukların hem düşünce yapılarını kısıtlamaya başlar hem de toplumdaki eşitsizlikleri besler.” Cinsiyetlere bağlı toplumsal yargılar, pek çok çocuğun yaratıcılığını ve yeteneklerini sınırlamasına neden oluyor. Kız çocukları spordan uzak durabiliyor ya da bilime olan ilgisini bastırabiliyor. Oğlanlar ise duygularını gizleyebiliyor ve bu durum davranış sorunlarına neden olabiliyor.
Cinsiyet kalıpları özgüveni ve yaratıcılığı zedeliyor
“Muzipo Kids’te okunan masalların içeriğinden drama atölyelerine ve doğum günü organizasyonlarına kadar tüm içeriklerde toplumsal cinsiyet eşitliği bilincini çocuklara aşılamayı hedefliyoruz.” diyen Olgun, çocukların cinsiyetlerine bağlı olarak nasıl görünmeleri, düşünmeleri, hissetmeleri ve davranmaları gerektiğine ilişkin kalıplaşmış yargıların ve beklentilerin tüm yaşamlarını temelden etkilediğini söylüyor:“Toplumsal cinsiyet rolleri çocuklarımıza nasıl görünmeleri ve nasıl davranmaları gerektiğine dair kimi kalıplar sunuyor. Örneğin bu kalıplar yüzünden, oğullarımızın bir prens gibi cesur; kızlarımızın ise bir prenses gibi narin olması gerektiğini düşünüyoruz. Kızlarımızdan ‘prensi tarafından kurtarılmayı bekleyen bir prenses’ rolünü benimsemesini istemek aslında onun kendi ayakları üzerinde duramayacağını düşünmek anlamına geliyor. Muzipo Kids’te prens ve prenses kavramlarından uzak duruyoruz. Bu kavramlar çocukların gerçeklik dışı beklentilere girmesine ve karakter oluşumunda sorunlar yaşamasına neden oluyor. Bu türlü gerçek dışı benzetmeler çocukların zorluklarla başa çıkmalarını ve sosyalleşme becerilerini olumsuz etkiliyor. Kızlara prenseslik, oğlanlara da prenslik vadetmeyin. Kız ve oğlan çocuklara benzer görev ve sorumluluklar vererek çocukların hayal güçlerini besleyebilir ve daha duyarlı bireyler olarak yetişmelerine katkıda bulunabilirsiniz.”
“Sporun cinsiyeti yoktur”
“Oğlan çocuk sahibi ailelerin çoğu, çocuklarının okulda saldırgan davranışlarda bulunduğuna dair şikayet almıştır. Bu durum, çocukların üzerlerinde hissettiği başarılı olma kaygısından kaynaklanıyor olabilir. Çünkü pek çok araştırma ailelerin oğlanlarından kızlarına oranla daha fazla başarı beklediğini ortaya koyuyor. Diğer taraftan kız çocukların içine kapanık olması da sıkça karşılaşılan bir durumdur. Bu da kızların kendilerine dayatılan uslu olma baskısının yarattığı özgüvensizlikten kaynaklanıyor olabilir.” diyen Olgun, sporun özgüven gelişimi için önemli bir rol oynadığını belirtiyor: “Muzipo Kids’te hareket odaklı programlar sunarak çocukların güvenli bir ortamda özgürce bedenlerini kullanmalarını hedefliyoruz. Kız çocuklarının oğlanlara göre sporla daha az ilgilendiği önyargısına rağmen, sporun cinsiyeti olmadığı gerçeğine dayanarak hem kızlara hem de erkeklere aynı programı uyguluyoruz ve kız çocuklarının özgüvenlerinin sporla arttığını gözlemliyoruz.”

KAYSERİ’DE ORGAN BAĞIŞINA YETERLİ İLGİ YOK..ORGAN BAĞIŞINDA DUYARLILIK OLUŞTURULMALI

 Erciyes Organ Nakli Vakfı Başkanı Mahmut Hiçyılmaz, 03-09 Kasım tarihleri arasında kutlanacak olan, “Organ Bağışı Haftası” nedeniyle bir açıklama yaptı. Hiçyılmaz, organ bağışı konusunda vatandaşları daha duyarlı olmaya davet ederek, “Organ bağışı, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de en önemli sağlık sorunlarının başında gelmektedir. Organ bağışı hayat kurtarır, insanlar için yaşam umududur” dedi.

Başkan Hiçyılmaz, “Türkiye;de binlerce hasta organ bağışı beklemektedir.  Bağışlarımızla bu bekleyiş bitsin, yaşam devam etsin” diye konuştu.

Hiçyılmaz,”Türkiye’de bugün 24 bin 935 kişi organ nakli için sıra beklemektedir. Geçtiğimiz yıl ülkemiz de  4 bin 16 organ nakli başarı ile gerçekleştirilmiştir. Ülkemizde organ bağışı istenilen düzeyde olmasa bile, geçtiğimiz yıl, toplam gönüllü bağışçı sayısı 342  bin 463;ü  bulmuştur. Bu sayının artmasında, bizim gibi gönüllü kuruluşların, vakıfların ve diğer sivil toplum örgütlerinin çalışmaları büyük rol oynamıştır. Tüm bu rakamlara rağmen, ülkemizde ve Kayseri’de organ bağışı maalesef düşük düzeydedir. Bu rakamların çok daha artmasını sağlamalıyız” diye konuştu.

Hiçyılmaz, Türkiye’de,  bölgesel ve şehirler düzeyinde organ bağışı değerlendirmesi yapıldığında, Kayseri’nin çok çok gerilerde kaldığına dikkat çekerek, bağışçı oranının artırılması konusunda toplumun uyarılması gerektiğini söyledi.

Kronik böbrek hastalarının haftanın en az üç günü diyaliz makinalarına bağlanarak yaşamlarını zor şartlar altında sürdürdüklerine dikkat çeken Erciyes Organ Nakli Vakfı Başkanı Mahmut Hiçyılmaz, diyaliz hizmetlerinin böbrek hastaları için geçici bir çözüm olduğunu bu hastalar için kesin tedavinin ancak organ nakli ile gerçekleştirilebileceğini söyledi.

Türkiye’de organ nakli konusunda önemli çalışmalar yapıldığını ancak organ bağışının dünya standartlarının çok altında kaldığını belirten vakıf başkanı Hiçyılmaz, “Toplumumuz,  organ bağışı konusunda yeterince duyarlı değil, organ bağışına dikkat çekmek ve toplumumuzu daha bilinçli hale getirmek için çeşitli çalışmalar yapıyoruz. Bu konuda diğer sivil toplum kuruluşlarının da  üzerine düşen görevi yerine getirmesi gerekir. Ülkemizde ve kentimizde çok sayıda insan organ beklemektedir. Tüm vatandaşlarımızın konuya daha büyük hassasiyet göstermelyerini, vakfımıza destek olmalarını bekliyoruz. Türkiye’de yürürlükte olan yasalar çerçevesinde 18 yaşını dolduran kişilerin, ölümlerinden sonra kullanılmak üzere organ ve dokularını bağışlayabilirler.

Diyanet İşleri Başkanlığımız, dini açıdan organ bağışı yapılmasının bir sakınca olmadığını defalarca hatırlatmaktadır. “Kim bir insana hayat verirse o tüm insanlara hayat vermişçesine sevap kazanacaktır.” Kuran-ı Kerim’in Maide Suresi, 32. ayet organ naklini bu şekilde anlatmaktadır. Dinimizce büyük sevap sayılan organ nakli ülkemizde o kadar yaygın değildir. 03-09 Kasım tarihleri arası “Organ Bağışı Haftası” olarak belirlenerek Organ naklinin önemi anlatılmaya çalışılmaktadır ” dedi. Hiçyılmaz, organ ve doku nakli hizmetlerinde en önemli sorunun organ ve doku temini olduğunu söyledi.

Erciyes Organ Nakli Vakfı, Organ Bağışı Haftası’na dikkat çekmek amacıyla, okullar, sanayi kuruluşları ve değişik platformlarda çok sayıda etkinlik gerçekleştirmeyi amaçlıyor.

 “Organ Bağışı Haftası” Etkinliği

 3-9 Kasım “Organ Bağışı Haftası” etkinlikleri çerçevesinde Müdürlüğümüz Sağlık Hizmetleri Başkanlığına bağlı İzleme, Değerlendirme ve Denetim Birimi  tarafından Cumhuriyet Meydanı’nda farkındalık standı açıldı.

4 Kasım 2018 sabahı gerçekleşen stant açılışına, İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Ali Ramazan Benli, ilimiz sağlık yöneticileri, sağlık çalışanları ve çok sayıda vatandaş katıldı. Açılışta konuşan İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Benli; organ bağışının önemine vurgu yaparak “ İnsanın serbest iradesi veya yakınları vasıtası ile organlarının başka organ bekleyen hastalara verilmesine organ nakli diyoruz. Bunun gönüllülük esasına göre tevdi edilmesine de organ bağışı diyoruz. Bazı hastalıklar özellikle karaciğer ve böbrek sadece organ nakli ile tedavi edilebiliyor. Dünyada böbrek ve karaciğer nakli konularında başarı oranı çok yüksek. Ülkemizdeki cerrahi gücün de dünya standartlarının üzerinde olmasından dolayı yurt dışından da birçok nakil gelmektedir. Doku naklinde ise Erciyes Üniversitesi; nakil merkezi olarak geçmektedir. Kayseri Şehir Hastanesinde de nakil ekibi oluşturmak için çalışmalarımız devam etmekte olup önümüzdeki sene inşallah Kayseri Şehir Hastanesinde de nakil yapacağız.

2013 yılından bu tarafa 1601 organ bağışı yapıldığı belirlenmiş olup 2018 yılında ilimizde 240 organ bağışı yapılmıştır. Organ bağışı önemli. Hepimizin bildiği gibi Peygamber Efendimizin de bu konuda “Kim Bir İnsanı Yaşatırsa Tüm Alemi Yaşatmıştır” şeklinde düsturu var. Organ bağışı yaparak insanlığın yaşamasına yardımcı olmak gerekir. Organ bağışı için İl Sağlık Müdürlükleri, Aile Hekimlikleri veya organ bağış merkezlerine müracaat edebilirsiniz. Biz de bugün burada organ bağışımızı gerçekleştirdik. Organ bağışı yapmaya herkesi davet ediyorum” dedi

Açış konuşmasının ardından organ nakli olan bir hasta söz alarak; organ nakli sayesinde hayata bakış açışının değiştiğini ve yeniden yaşama tutunduğunu belirtti ve nakilden önce yaşadığı sıkıntıları dile getirerek herkesi organ bağışlamaya davet etti.

Kapadokya Üniversitesinden Nevşehir’e Önemli Bir Çağrı Var

 Kapadokya Üniversitesi öğrencileri Lösemili Çocuklar Haftası dolayısıyla farkındalık yaratmak için derslere maskeyle girdi ve Nevşehir halkına önemli bir çağrıda bulundu.

Lösemili Çocuklar Haftası dolayısıyla LÖSEV’in sosyal medya hesaplarından başlattığı “Maskeni tak fotoğrafını @losev1998 etiketi ile paylaş” kampanyasına destek vermeyi amaçlayan Kapadokya Üniversitesi öğrenci ve akademik personellerinin fotoğraflarını kurumsal sosyal medya hesaplarından paylaşan Kapadokya Üniversitesi, “Lösemi değil, iyilik bulaşıcıdır” mesajı verdi.

Lösemili Çocuklar Vakfı ile koordineli Nevşehir’de bir çok proje düzenleyerek lösemili çocuklara destek ve umut olan Kapadokya Üniversitesi öğrencileri, Nevşehir’de yaşayan herkesi sosyal medyada maskeli fotoğraf paylaşmaya ve fotoğraflarda LÖSEV’i etiketleyerek lösemili çocuklara umut olmaya davet etti.

Yılbaşı makyajınız ile tüm gözler  üzerinizde olsun

Yeni yıl hiç kuşkusuz yeni umutlar, yeni kararlar ve yeni bir imaj demek. Yeni yıla nasıl girilirse bütün bir senenin de öyle geçeceğine dair bir inanış mevcut. Sizde onlardan biriyseniz, o geceye hazırlanırken hem zarif, hem de güzel bir görüntü yaratmak için makyajınızı özenle yapmanız şart. 2019’un ilk gecesi, doğru teknik ve cilt tipinize uygun ürünlerle yaptığınız makyaj, sizi gecenin ve bütün bir senenin yıldızı yapabilir. Cortex Pharma Estetisyeni Bade Özavcı, doğru yılbaşı makyajı için ipuçları verdi.

Yeni yıl demek yeni umutlar, hayaller ve yeni kararlar demek. Yılbaşı yaklaştıkça hemen herkesi o gece “ne giyeceğim” telaşı sarıyor. Ancak yılbaşı gecesi kıyafetleriniz kadar makyajınız da oldukça önemli. Cilt tipinize uygun doğru makyaj ürünleri ile yeni yıla kusursuz ve asil bir görünümle girebilirsiniz.  Cortex Pharma Estetisyeni Bade Özavcı, yılbaşı makyajının püf noktalarını verdi.

Cilt tipinize uygun fondöten makyajınızın en önemli dokunuşu

Yılbaşı makyajınızı yaparken dikkat etmeniz gereken en önemli unsurlardan biri cilt tipinize uygun fondöten seçimidir. Oldukça hafif, cilt tonunuzu eşitleyecek ve uzun süren bu gecede sizi yarı yolda bırakmayacak kalitede ürünler seçmelisiniz. Yüzünüzde ağırlık hissi yaratmadan, kapatıcı özelliği güçlü fondötenleri tercih edebilirsiniz. Fondötenin tonunun yanı sıra uygulanış biçimi de çok önemli. Eşit dağılmayan fondöten kötü görünümüyle tadınızı kaçırabilir.

Çarpıcı yeni yıl makyajının püf noktası ten renginize uygun bir ruj

Beyaz tenliyseniz çok şanslısınız çünkü dilediğiniz ruju tercih edebilirsiniz. Eğer esmer tenliyseniz ruj konusunda biraz daha seçici olmanızda fayda var. Pembe tonlu rujları tercih edebilirsiniz. Bu özel gecede size kırmızı veya bordo renkli bir rujun eşlik etmesi de doğru bir tercih olacaktır.

Doğal ve sağlıklı görünen yanaklar

Rujumuzun çarpıcı olduğu makyajda, daha hafif şeftali tonlarında allıklar tercih edilmelidir.

Işıltılı farlar 2019’un olmazsa olmazı

Önümüzdeki yıl mat tonlar yerini parlak ve canlı tonlara bırakıyor. Işıl ışıl parlayan gözlerle çarpıcı bir makyaj elde edebilirsiniz. Hangi farı kullanacağınıza öncelikle göz renginizi, ardından giyeceğiniz kıyafeti esas alarak belirlemelisiniz. Gözlerinizin rengi size hangi renk tonlarını sürebileceğinizi söylüyor aslında. Kahverengi gözlere sahipseniz eğer; bakır, bronz, haki, tüm toprak tonları, mavinin her tonu ve koyu laciverti öneririz. Mavi gözlere sahipseniz tercih etmeniz gereken renkler; toprak tonlarına yakın turuncular, ten renkleri, açık ve koyu kahverengi ve çikolata. Göz makyajınızı abartılı yapmayı tercih ederseniz, rujunuzu daha hafif sürmenizde fayda var. Bir diğer püf noktası ise, göz makyajınızın rujunuzla uyumlu olması ve ruju geri planda bırakmadan göz makyajı yapılması.

Doğal görünümlü kış makyajı için “Sensilis Make Up”

Sensilis Make Up ürünleri, doğal görünümlü kış makyajınız için birbirinden özel ürünler sunuyor. İşte sizin için seçtiklerimiz: Tüm Sensilis ürünlerine www.cortexpharma.com adresinden ya da Türkiye genelindeki eczanelerden ulaşılabilir.

SKIN PERFORMER PERFECTIONING SMOOTHING BASE 206,70 TL

SUBLIME LIFT Lift Cream Make-Up 219,70 TL

COVERESSENCE EVEN_FINISHING CONCEALER 128,70 TL

BRONZING VEIL RADIANT BRONZING POWDER 193,70 TL

INVISIBLE MATT MATTIFYING AND MOISTURIZING COMPACT POWDER 193,70 TL

HYDRABLUSH HYDRA BI – COLOUR MOISTURIZING BLUSHER 154,70 TL

INFINITE EYES LONG-LASTING EYELINER 97,50 TL

INFINITY WATERPROFF MASCARA 128,70 TL

MONOCHARM NOURISHING Eye Shadow 89,70 TL

PERFECT LINE LIP PENCIL 97,50 TL

SHEER MOISTURISING LIPSTICK 128,70 TL

SHIMMER LIPS COMFORT LIP GLOSS 123,50 TL

İl Sağlık Müdürlüğü Çalışanları Hatıra Ormanına Ağaç Dikti

Müdürlüğümüz çalışanları Kayseri Orman İşletme Müdürlüğü işbirliği ile  4 Kasım 2018 Pazar günü Müdürlük önünde buluşarak İl Sağlık Müdürlüğü Hatıra Ormanında ağaç dikme etkinliğine katıldılar.

Sabah saatlerinde neşeli başlayan etkinliğe; İl Sağlık Müdürümüz Doç. Dr. Ali Ramazan Benli, İl Sağlık Müdürlüğü yöneticileri, İlimiz de hizmet eden hastanelerin idarecileri, Umke gönüllüleri, çok sayıda sağlık çalışanı ve aileleri katıldı.

Orman İşletme Müdürlüğü çalışanlarının eşlik ettiği sedir ağacı dikim etkinliğinde; İl Sağlık Müdürümüz Doç. Dr. Benli “Bugün burada İl Sağlık Müdürlüğü olarak Orman Bölge İşletmesi ile birlikte ağaç dikimi gerçekleştirdik Yaklaşık 200 adet sedir çamı diktik. 150 kadar personelimizle birlikte dikimi gerçekleştirdik. Ormanlar bizim hayatımızda gerçekten çok önemli.

 Peygamber Efendimiz bir hadisinde şöyle buyuruyor. Kıyamet kopacağını bilseniz dahi elinizde bir fidan varsa o fidanı dikiniz diyerek bize karşılıksız iyilik yapmayı da öğretiyor. Ayrıca tarihimize baktığımızda Sultan Fatih’in nizamnamesinde “ormandan bir dal kesenin başını keserim” diye sert bir ifadesi de mevcut. Bu da bizim tarihimizde ormanlara ve ağaca verdiğimiz önemi gösteriyor.

Ayrıca Türkiye’de orman oranına baktığımız zaman Türkiye’nin yüzde 28 oranla bir ormanlık alanı var. Kayseri ise yüzde 12 seviyelerindedir. İklim şartları etkili olmakta. Ancak biz bunu el birliğiyle yüzde 28 civarlarına çıkaramasak bile yüzde 20 seviyelerine çıkaracağımızı umuyorum. Bu iş birliğini bize sunduğu için Orman Bölge Müdürlüğüne teşekkür ediyorum” diye konuştu.

Müdürlüğümüz UMKE gönüllülerinin de ağaç dikip bayrak açtığı etkinlik, aşure ve su ikramı ile son buldu.

Aşılanmamış tüm bireyler toplum sağlığını tehdit ediyor

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre, her yıl 2-3 milyon kişi aşı ile önlenebilir enfeksiyonlar nedeniyle hayatını kaybediyor. Oysa dünya genelinde aşılama oranlarının artırılmasıyla bu ölümlerin yarı yarıya azaltılması mümkün. Türkiye Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanlık Derneği (EKMUD), ülkemizde erişkin bağışıklaması konusunda farkındalığı artırmak ve tüm sağlık çalışanlarıyla buluşmak amacıyla, 2-3 Kasım 2018 tarihlerinde, Ankara’da “II. Erişkin Bağışıklama Akademisi” düzenledi. Toplantıda enfeksiyon kaynaklı ölümlerin dünya genelinde azaltılması için erişkin bağışıklamasının önemine dikkat çekilirken, Genişletilmiş Bağışıklama Programı kapsamında artık risk grubu erişkinlere yönelik aşıların ücretsiz yapılmasına karar verildiği duyuruldu. Artık tüm 65 yaş üstü erişkinler, diyabet, kronik akciğer ve kalp hastaları gibi risk grupları aile sağlığı merkezlerinde ve aşıya erişimin olduğu kurumlarda ücretsiz aşılanabilecek.

Bağışıklamanın, günümüzde halen hastalıkların önlenmesinde en başarılı, en etkili ve maliyet etkin yaklaşımlardan biri olduğuna dikkat çekilen etkinliğe Halk Sağlığı Uzmanları Derneği, Türk Geriatri Derneği, Türk İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği, Türk Toraks Derneği, Türkiye Aile Hekimleri Uzmanlık Derneği, Viral Hepatitle Savaşım Derneği ve Aile Hekimleri Dernekleri Federasyonu paydaş olarak katıldı. Bağışıklama, aşı uygulayarak kişinin bir enfeksiyon hastalığına karşı bağışık hale gelmesinin sağlanması olarak tanımlanıyor. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre, bağışıklama sayesinde her yıl 2-3 milyon kişinin enfeksiyona bağlı ölümü engelleniyor. Küresel bağışıklama kapsamı arttırılarak ilave 1,5 milyon ölümün daha engellenmesi mümkün. Aşılanmamış çocukların yanı sıra erişkinler de risk altında. Özellikle 65 yaş üzeri kişilerde aşı ile korunmanın mümkün olduğu grip ve zatürre önemli bir ölüm nedeni olarak öne çıkıyor. Dünya genelinde her yıl 2 milyondan fazla ölüme yol açan zatürreden ve 500 binin üzerinde ölüme neden olan gripten aşı ile korunmak mümkün.

Dünya genelinde aşılama sayesinde ölümcül hastalıklar ortadan kalkıyor 
Türkiye EKMUD Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Canan Ağalar şu bilgileri verdi: “Enfeksiyon hastalıklarının binlerce yıllık geçmişine rağmen çok kısa bir geçmişe sahip olan aşılar ile dünyanın çoğu yerinde çocuk felci, kuduz, difteri, tetanos, boğmaca, kızamık, kabakulak gibi pek çok enfeksiyon hastalığı kontrol altına alınabilmiş ve çiçek hastalığı dünya genelinde ortadan kaldırılmıştır. Aşılama, immünoloji ve biyoteknolojideki gelişmeler sayesinde sıtma, insan immün yetmezlik virüs enfeksiyonu, Kırım Kongo hastalığı gibi bulaşıcı hastalıkların yanı sıra kanser gibi bulaşıcı olmayan hastalıklar için de umut ışığı olmaktadır.”

“65 yaş ve üzeri kişiler ile diyabet ve KOAH gibi kronik hastalığı olanlar risk altında”
Aşı ile korunması gereken 65 yaş ve üzeri tüm bireylerin zatürre için önemli  bir risk grubu olduğunu belirten Türkiye EKMUD Erişkin Bağışıklama Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr. İftihar Köksal şöyle devam etti: “Sadece yaş değil, aşı ile korunması gereken risk gruplarındaki artış da ayrı bir öneme sahiptir. Günümüzde şeker hastaları, kronik akciğer hastaları, kalp hastaları, organ ve kök hücre nakli yapılanlar, yapısal akciğer hastalığı olanlar, kronik böbrek hastaları, immün sistemi baskılayan ilaç tedavisi alanlar, kemoterapi alanlar gibi pek çok risk grubu aşı ile korunabilen hastalıklara maruz kalabilmekte ve yaşam kaliteleri olumsuz etkilenebilmektedir. Aşılanmamış kişilerde gelişen enfeksiyonların tedavisi tüm dünyanın korkulu rüyası haline gelen antibiyotik direnci nedeni ile giderek zorlaşmaktadır. O halde bağışıklama antibiyotik kullanımını ve dolayısıyla direnç olasılığını da azaltacaktır. Ayrıca tüm dünyada erişkin bağışıklamada yeni bir risk grubu oluşmuştur; mülteciler ve göçmenler. Kendi ülkelerinde farklı bağışıklama stratejileri olan bu kişiler enfeksiyon hastalıkları açısından tehdit unsurudur ve acilen aşılanmaları gereklidir.”

“Grip ve zatürre gibi hastalıklara bağlı ölümler aşıyla önlenebilir”
Türk Toraks Derneği MYK Üyesi Prof. Dr. Metin Özkan, grip ve zatürre aşıları hakkında önemli bilgiler verdi: “Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre grip her yıl 1 milyar kişide enfeksiyon oluşturmaktadır ki, bu dünya nüfusunun yaklaşık %20’si demektir. Yıllık 300.000 ila 500.000 olguda ölümcül seyretmekte ve ölümlerin çoğu kronik hastalıkları olan yaşlılarda görülmektedir. Astımlı ve KOAH’lı hastalarda grip daha sık ve ciddi seyreder. Bu hastalarda grip; hastane yatışı, ölüm ve zatürre gibi bakteriyel enfeksiyonları artırır. Zatürre ise dünya genelinde sağlığı tehdit eden ve ciddi bir ekonomik yüke neden olan bir hastalıktır. Avrupa’da zatürrenin toplam maliyeti yıllık 10,1 milyar avrodur. DSÖ verilerine göre her yıl 2 milyondan fazla kişi (çoğu çocuk ve yaşlı) zatürre nedeniyle hayatını kaybediyor. Zatürre tüm dünyada enfeksiyon nedenli en sık üçüncü ölüm nedenidir.

“En yüksek ölüm oranı 65 yaşın üzerinde görülüyor”
Prof. Dr. Metin Özkan şöyle devam etti: “Yaşlılar, astım, KOAH ve diyabet hastaları; kortizon ve kanser ilaçları alanlar, kalp yetmezliği olanlar, sigara içenler, iskemik kalp ve kapak hastalığı olanlar zatürre aşısı olması gereken risk gruplarını oluştururlar. Aşılama, aşılanan kişiyi etkene karşı direkt korurken, indirekt olarak da hastalığın yayılımı azalacağı için aşılanmayan kişileri de korumaktadır.”

“Aşı reddini savunanlar, aşıların yokluğunun nelere sebep olabileceğini gündeme getirmiyor”
Türk İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği’nden Prof. Dr. Mine Durusu Tanrıöver şöyle konuştu: “Aşı ile önlenebilir hastalıklar erişkinlerin sağlığını tehdit eden bir toplum sağlığı sorunudur ve sağlıklı yaşlanmanın önündeki en büyük engellerden biridir. Esas olarak çocukluk çağı enfeksiyonları olarak düşünülen tetanos, difteri, boğmaca ve kızamık gibi enfeksiyonlar için bazı erişkinler de oldukça düşük koruyucu antikor düzeylerine sahiptirler ve bu hastalıkları erişkin yaşta çok ağır bir şekilde geçirebilirler. Bunun yanında diyabet, kronik akciğer ve kardiyovasküler hastalıklar, kanser, grip ve zatürre gibi hastalıklar için belirgin risk faktörleridir. Buna rağmen, aşılardan erişkin yaşta maalesef çok az oranda faydalanılmaktadır. Aşıların güvenli olduğuna dair tüm bilimsel verilere rağmen, aşıların yan etkilerinin aşı reddinin bir numaralı mazereti olarak gösterildiği bir ortamda, aşılanmamanın etkilerinin neler olduğunun tartışılmaması şaşırtıcıdır. Sonuç olarak aşıların birey ve toplum için önemini her zaman vurgulamak, gerçek veriler ışığında toplumu bu konuda doğru bilgilendirmek gerekmektedir. İç hastalıkları uzmanlarının günlük pratiklerinde hasta ile olan her karşılaşmaları, erişkin aşılaması için bir fırsattır ve derneğimiz de ‘yaşam boyu aşılama’ kavramının toplumumuzda yerleşmesi için tüm imkanları ile çalışmaktadır.”

“Aşı reddine karşı bir yasa çıkarılmalı”
Aile Hekimleri Dernekleri Federasyonu Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Şenol Atakangörüşlerini şöyle özetledi: “Ülkemiz sağlıkta dönüşüm projesi kapsamında yaklaşık 15 yıl kadar önce aile hekimliği sistemi ile tanışma fırsatı bulmuştur. Sistemin geçmiş ve geleceğiyle ilgili saatlerce tartışmak mümkündür. Ancak sistemin tartışılmayacak noktası, aile hekimi arkadaşlarımızın olağanüstü gayreti neticesinde aşılama çalışmalarında gelmiş olduğumuz noktadır. Dünya sağlık örgütü verilerine göre ülkemizde 3 doz hepatit B aşısı uygulanan bebek oranı %96’dır. Bu oran siyasi ve ekonomik alanda imrenerek izlediğimiz ülkelerin çok çok ilerisindedir. Benzer bir durum yine difteri, boğmaca, tetanoz aşısı için de geçerlidir. Erişkin popülasyon açısından önemli bir sağlık riski konumunda olan aşı ile önlenebilir hastalıklar ile ilgili gerekli hassasiyeti aynen çocukluk çağı aşılamalarında olduğu gibi yine bakanlığımızın göstermesi gerekmektedir. Birinci basamak sağlık hizmetlerinin asıl görevi olan koruyucu sağlık hizmetlerine tekrar tam olarak yoğunlaşıldığında, ülkenin sağlıklı yarınlara yelken açacağı konusundaki inancım tamdır. 2017 yılında 23.642’lere ulaşan aşı reddi konusunda mücadelemiz devam edecektir. Bu vesileyle TBMM gündeminde olan sağlıkla ilgili yasa teklifleri içinde yer almayan aşı reddi ile ilgili yasanın da olması gerektiğini bir kez daha belirtiyor ve AHEF olarak bu amaçla TBMM’ne ve Sağlık Bakanlığına gönderdiğimiz yasa teklifinin dikkate alınmasını istiyoruz. Tekrar hatırlatmak  isterim ki yapmakta olduğumuz  bir çok işin icinde şüphesiz “yaşam boyu aşılama” bizim  en kıymetli işimiz.”

“Erişkin ve yaşlıların da aşılanmaya ihtiyacı var!”
Bulaşıcı hastalıkların toplumda yayılmasını önlemenin en etkili yollarından biri aşı uygulaması olduğunu belirten Halk Sağlığı Uzmanları Derneği (HASUDER) Başkanı Prof. Dr. Türkan Günay şöyle devam etti: “Enfeksiyon kaynaklı ölümlerin dünya genelinde azaltılması için erişkin aşılaması da çocukluk çağı aşılaması kadar önemlidir. Aşı ile toplumu koruyabilmek için sunulan bu hizmetin tüm paydaşlar tarafından kabul edilmesi gerekmektedir. Erişkin ve yaşlılık döneminde özellikle kronik hastalığı olan grupların ve sağlık personelinin aşılanması çok önemlidir. Buna karşın aşılama ve aşı programları ile ilgili hazırlıklar ve ulaşılabilirlik erişkin bağışıklamasında çocukluk dönemi kadar yeterli ve kapsayıcı değildir. Ayrıca bu konuda erişkinler ve yaşlılarda aşılamanın gerekliliği konusunda bilgi eksikliği yanında aşılanma talebi de düşüktür. Birinci basamak sağlık hizmeti sunan kurumlarımızda çocukların aşılarının zorunlu izlenmesi gibi bir hizmetin erişkin ve yaşlılar için bulunmaması bu gruplarda aşılanma kapsayıcılığının düşük kalmasına neden olmaktadır. Erişkin ve yaşlıların aşılanmasında Sağlık Bakanlığı’nın Genişletilmiş Bağışıklama Programı gibi bir programının olması ve hatta bu programın yaşamın tüm evrelerini kapsayan bir program olması önerilir. Bu konuda Sağlık Bakanlığına “Yaşam Boyu Bağışıklama Programı” hazırlamasını ve uygulamasını önermekteyiz. Ayrıca son yıllarda ülkemizde de gördüğümüz “aşı reddi” hem çocuklarımızı hem de yetişkinlerimizi aşı ile korunabilir hastalıklar açısından risk altında bırakmaktadır. Bu konuda Sağlık Bakanlığı ve Uzmanlık Derneklerinin aşı/aşılama hakkında doğru, güvenilir bilgileri toplumla paylaşması gereklidir. Toplumun doğru bilgilendirilmesi için medya kuruluşlarına sağlıklı bilgi akışı sağlanması bilgi kirliliğini önlerken, diğer yandan aşılara karşı güveni de artıracaktır.”

“Hepatitler bulaşıcı ve toplum sağlığını tehdit eden ciddi enfeksiyonlardır”
Viral Hepatitle Savaşım Derneği (VHSD) Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Esragül Akıncı şunları söyledi: “Viral vepatitler karaciğerin en sık görülen hastalıkları olup, siroz, karaciğer yetmezliği ve karaciğer kanserine ilerleyerek ölüme neden olabilirler. Ülkemizde de kronik hepatit, siroz ve karaciğer kanseri vakalarının yarısından fazlası viral hepatitlere bağlıdır. Karaciğer nakillerinin de yaklaşık %60’ını viral hepatitlere bağlı karaciğer yetmezliği oluşturmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü 2015 (DSÖ) verilerine göre dünyada viral hepatite bağlı 1,34 milyon ölüm gerçekleşmiştir. Hepatit virüsleri insandan insana bulaşabilmektedir. Bu nedenle korunmada aşı ile bağışıklama oldukça önemlidir. Ülkemizde hepatit A ve B aşıları çocukluk çağı aşı takviminde yer almaktadır. Ayrıca ülkemizde risk gruplarında aşı ücretsiz olarak uygulanmaktadır (hemodiyaliz hastaları, kronik HCV ya da HIV enfeksiyonu olanlar, solid organ ya da kemik iliği nakli adayları, homoseksüeller, sık kan/kan ürünü kullanan kişiler, madde bağımlıları, cezaevlerinde olanlar, HBV taşıyıcılarının aile içi temaslıları, sağlık personeli vb). Aşı hem kendi sağlığımız hem de toplum sağlığı açısından korunmada en önemli araçtır. Ülkemizde risk gruplarında ise aşılama kapsayıcılığının artırılarak sürdürülmesi gerekmektedir.”

“Aşı bilincini artırmak için Sağlık Bakanlığı, STK’lar ve ilgili branş dernekleri işbirliği yapmalı”
Türkiye Aile Hekimleri Uzmanlık Derneği (TAHUD) Merkez Yönetim Kurulu ÜyesiUzm. Dr. Şehnaz Hatipoğlu görüşlerini şu şekilde ifade etti: “Aşılarla ilgili zaman zaman medyada yer alan haberler ve bilimsel temelli olmayan açıklamalar aşı konusunda kafa karışıklıklarına ve yıllardır yüksek olan bağışıklama oranlarında düşmelere neden olmaktadır. Erişkin aşıları bağlamında sorunları üç ana başlıkta değerlendirebiliriz: 1- Hastaya ait sorunlar: farkındalık/bilgi eksikliği, aşı ile ilgili korkular 2- Hekime ait sorunlar: farkındalık, zaman, motivasyon eksikliği, iş yükü 3- Sağlık sistemine ait sorunlar: erişkin bağışıklama konusunda destek eksikliği, mali sorunlar, tedavi edici hekimliğin koruyucu hekimliğin önüne geçmesi. Erişkin aşılamasında istenen hedefe ulaşmak için öncelikle eksiklerin bilinmesi ve farkındalık yaratılması esastır. Bu amaçla ulusal düzeyde iyileştirme çalışmalarına ve ortak projelere ihtiyaç bulunmaktadır. Erişkin bağışıklamasında aile hekimlerine önemli görevler düşmektedir. Buradan hareketle erişkin aşılamaları hakkında farkındalık yaratmak, mevcut durumu gözden geçirmek ve yapılması gerekenlere bir çerçeve oluşturmak amacıyla Sağlık Bakanlığı, STK’lar ve ilgili branş dernekleri ile yol haritası hazırlanmalıdır. Biz de TAHUD olarak erişkin bağışıklaması konusunda her zaman destek vermeye ve bilimsel temelli tüm projelerde işbirliğine hazır olduğumuzu bildiririz.”

“Erişkin ve yaşlıların aşılanma oranı yeterli seviyede değil”
Bütün bu gerçeklere rağmen erişkin ve yaşlılık döneminde aşılama ve aşı programları ile ilgili hazırlıklar ve ulaşılabilirliğin, çocukluk dönemi kadar yeterli olmadığını belirten Prof. Dr. İftihar Köksal şunları söyledi: “İster erişkin, ister çocuk olsun, aşılanmamış tüm bireyler toplum sağlığı açısından tehdit oluşturmaktadır. Mutlulukla ifade etmek isterim ki derneğimiz ve çalışma grubumuz önderliğinde hazırlanan, tüm ülkemizde önemli bir kaynak olarak gösterilen erişkinlere ait bağışıklama rehberimiz var. İlk defa 2007 yılında Türkiye Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanlık Derneği (EKMUD) önderliğinde Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Türkiye Aile Hekimleri Uzmanlık Derneği, Geriatri Derneği, Halk Sağlığı Uzmanları Derneği, Türk Hematoloji Derneği, Türk Toraks Derneği ve Viral Hepatitle Savaşım Derneğinin temsilcileri ile iki yıllık bir çalışmanın sonucunda hazırlanmış ve 2009 yılında basılmıştır. İkinci baskısı 2016’da güncellenen rehberimiz 2019 yılında üçüncü güncellemesi ile hazır olacaktır. Türkiye EKMUD Erişkin Bağışıklama Çalışma Grubu olarak “her yaşın aşısı vardır ve yaşam boyu bağışıklama sağlıklı bir toplum için gereklidir” diyoruz.”

“Lösemi’nin tedavi şansı yüzde 80”

Çocuk Hematoloji Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Tunç Fışgın, löseminin tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu söyledi. Prof. Dr. Fışgın, “1960’larda tanı konulduktan sonra yüzde 100 ölümler yaşanırken bugün löseminin tedavi edilme oranı yüzde 80’in üstünde” dedi.

2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası dolayısıyla hastalık hakkında bilgi veren Altınbaş Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı ve Çocuk Hematoloji Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Tunç Fışgın, günümüzde gelişen tıp teknolojisi sayesinde erken teşhis ve etkili bir tedavi yöntemiyle iyileşme oranının oldukça yüksek olduğunu vurguladı.

LÖSEMİ NASIL ORTAYA ÇIKIYOR?

Löseminin çocukluk çağında en sık görülen kanser türü olduğunu belirten Prof. Dr. Fışgın, “Kemik iliğindeki kan kökenli hücrelerin anormal, kontrolsüz çoğalması sonucunda bu hastalık ortaya çıkıyor. Kemik iliğinde kanser yayılınca kan üretme fonksiyonu kayboluyor. Vücut kan üretemediği için çocuklarda kan değerleri düşmeye başlıyor. Bunun sonucunda çocukta kansızlığa bağlı yorgunluk, bitkinlik, halsizlik, okul başarısında düşme gibi belirtiler karşımıza çıkıyor” diye konuştu.

TEKRARLAYAN KANAMALARA DİKKAT!

Kandaki bazı diğer değerlerin düşmesine bağlı olarak diş eti, burun ve özellikle kız çocuklarında adet kanamalarının görüldüğünü söyleyen Prof. Dr. Fışgın, “Tabi bir kere değil tekrarlayan kanamalar olduğunda endişe etmeliyiz” ifadelerini kullandı.

“ENFEKSİYONLAR RİSK TAŞIYOR”

Birçok çocuğun enfeksiyon geçirdiğini fakat sık sık geçirilen enfeksiyonlara dikkat etmek gerektiği uyarısında bulunan Prof. Dr. Fışgın, “Çocuk, her şey normal seyrinde giderken artarda üç veya dört kez sık sık enfeksiyon geçiriyorsa o zaman ‘acaba bağışıklık sisteminde bir sıkıntı var mı?’ diye düşünmeliyiz. Çünkü Lösemi ne yazık ki böyle karşımıza çıkıyor” dedi.

“TÜRKİYE’DE 2 BİN ÇOCUK LÖSEMİ HASTASI”

Löseminin dünyada 100 bin kişiden 3 veya 4’ünde görüldüğünü belirten Prof. Dr. Fışgın, “Bu hastalık en çok 2 ile 5 yaş arasında özellikle de erkek çocuklarında görülüyor. Türkiye’de Sağlık Bakanlığı rakamlarına göre bin 500, 2 bin çocuk lösemi hastası. Lösemi adı bizi çok korkutuyor kanser ve çocuk olması itibariyle ama lösemi çocuklukta tedavi edilebilen ve başarı yüzdeleri oldukça yüksek olan bir hastalık” diye konuştu.

“TANININ GEÇ KONULMASI HASTALIĞI İLERLETİYOR”

Bazı çocuklarda tanı konulma noktasında zorluklar yaşandığını aktaran Prof. Dr. Fışgın, “1960’larda tanı konulduktan sonra yüzde 100 ölümler yaşanırken bugün tedavi edilme oranları yüzde 80’in üstünde. Çok geç tanı konulduğunda hastalık ciddi anlamda ilerlemiş oluyor” ifadelerini kullandı.

“TEDAVİ AİLE,ÇOCUK VE DOKTOR UYUMU GEREKTİRİYOR”

Tedavinin uyum gerektirdiğini söyleyen Prof. Dr. Fışgın, “Çünkü tedavi bir, iki hafta değil en az 2 yıl sürüyor. O nedenle hasta iyi bir merkezde doktor ve aile uyumunun da olduğu şekilde tedavi edilmelidir. Çocukları kemoterapiye getirmek zor oluyor. Çocuklar hastalığın farkına varınca hastanede neler yaşayacaklarını biliyor. O yüzden çocukların hastaneye daha mutlu ve uyumlu gelmelerini sağlamalıyız. Uyumsuzluk olursa hastalık tekrar nüks edebilir” dedi.

Çocukların beslenmesinin de önemli olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Fışgın, “Mümkün olduğunca doğal beslenmelerini öneriyoruz. Lösemide belirtiler bir hafta ile 1 buçuk ay arasında oluşur. Her şey normal giderken çocuk üst solunum yolu enfeksiyonu geçirdi, bir hafta sonra idrar yolu enfeksiyonu oldu, daha sonra başka bir enfeksiyon daha geçirdiyse; tekrarlayan enfeksiyonlar ve tekrarlayan kanamalar gözleniyor ise mutlaka hekim ile görüşmek gerekir.” diye konuştu.

ÇOCUKLARDA EN SIK DEMİR EKSİKLİĞİNE BAĞLI ANEMİ GÖRÜLÜR

 Bebeklik ve adölesan dönemde en çok görülen çocuk hastalıklarından biri de demir eksikliği anemisidir.

Önlenebilen bir hastalık oluğu için önemlidir. Demir eksikliği anemisini önlemek için  anne ve babalara da büyük görev düştüğünü söyleyen Türkiye İş Bankası iştiraki Bayındır İçerenköy Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Özlem Türkoğlu; erken dönemde belirtilerin çok kolay gözden kaçabileceğinden sağlam çocuk takiplerinin çok önemli olduğunu vurguladı ve şu bilgileri verdi:

Kansızlık (anemi) hemoglobin konsantrasyonunun veya kırmızı kan hücrelerinin (alyuvarların) o yaşa uygun normal değerlerin altına düşmesi sonucu oluşan bir klinik tablodur. Her yaşta görülebilen bir sorundur. Ancak bebeklik ve çocukluk çağında daha sık görülür ve genellikle demir eksikliğine bağlı anemi olarak karşımıza çıkar.

Demir eksikliğine bağlı kansızlık basit bir sorun değildir. Sadece fiziksel rahatsızlıklara neden olmakla kalmayıp zekâ düzeyini de etkiler. Bu yüzden önleme ve erken tanı çok önemlidir. Anne ve babalar kansızlığın belirti ve etkileri konusunda bilinçlendirilmelidir.

HIZLI BÜYÜME DÖNEMLERİNDE BESLENMEYE DİKKAT! 

Kansızlık çocuklarda kendini çok değişik biçimlerde gösterir. Diyetin en önemli olduğu yaş grupları 6 ay-2 yaş arası ve adölesan dönemdir. Büyümenin çok hızlı olduğu bu iki dönemde diyetle yeterli demir alınmaması sonucunda demir eksikliği anemisi meydana gelebilir. Adölesan kızlarda adet kanamalarının düzensiz ve fazla olması da demir eksikliğine katkıda bulunan bir faktördür.

Kan yapımında önemli rol oynayan diğer iki besinsel faktör vitamin B12 vitamini ve folik asittir. Ancak bu iki besinin eksikliğine bağlı anemiler çocuklarda demir eksikliğine bağlı anemi kadar sık görülmezler.

Sadece diyet değil bazı ilaçların kullanımı da çocuklarda anemiye neden olabilir. İlaçlar alyuvarların yıkımına katkıda bulunarak veya kemik iliğine doğrudan etki göstererek alyuvar yapımını baskılamak suretiyle anemi meydana getirebilir. Kronik hastalığa sahip çocuklarda da anemi görülebilir.

İLK ALTI AY ANNE SÜTÜ DEMİR İHTİYACINI KARŞILAR

İlk 6 ay anne sütü ile beslenen bebeklerde demir eksiliği anemisi gelişme riski daha düşüktür. Anne sütündeki demir çok kolay emilebilir ve ilk 6 ay için bebeğin ihtiyacını karşılar. Ancak altı aydan sonra ek gıdalar ile yetersiz demir alan bebekler demir eksikliği tehlikesi ile karşı karşıya kalıyor. Bu nedenle bebeklere ağızdan demir desteği verilir, bu destek ülkemizde ücretsiz olarak da verilmektedir. Kırmızı et, yumurta sarısı, yeşil sebzeler ve hububat demir açısından zengin gıdalardır. Bebeğin tamalayıcı beslenmeye geçiş döneminde ve yine büyümenin hızlı olduğu adölesan dönemde diyet demirden zengin gıdalar ile desteklenmelidir.

BELİRTİ VE BULGULAR ÇOK GENİŞ BİR YELPEZAYE DAĞILIR 

Süt çocuklarında huzursuzluk, davranış değişiklikleri, iştahsızlık, uykusuzluk veya normalin üzerinde uyuma gibi belirtiler görülebilir. Daha büyük çocuklarda ve adölesanlarda yorgunluk, halsizlik, baş dönmesi, baş ağrısı, çabuk yorulma ve nefes darlığı gibi yakınmalar ile ortaya çıkabilir. Anemiyle birlikte lenf bezelerinin, karaciğer ve dalağın da büyük olması durumunda alvuyar yıkımına bağlı anemiler ve lösemi mutlaka araştırılmalıdır.

Demir eksikliği gelişen bebeklerde huzursuzluk, iştahsızlık ve uyku bozuklukları görülebiliyor. Büyüme ve gelişme de duraklama görülebiliyor. Anemi ilerlerse cilt renginde solukluk başlar. Bu solukluk en çok göz kapaklarının içinde, ağız mukozasında, avuç içlerinde ve tırnak yataklarında kendini gösterir. Demir eksikliğine erken tanı konup tedavi edilmesi durumunda bu bozuklukların büyük bir kısmı düzelme şansına sahiptir.

Çocuklarda demir eksikliği anemisi en sık görülen anemi tipidir. Ailelerin bilinçlendirilmesi ve düzenli sağlam çocuk takipleri ile önlenebilen bir durumdur. Tedavi ise çoğunlukla ağızdan verilen demir ilaçları ile yapılıyor. Demir depolarının dolabilmesi için en az 3 ay tedaviye ara verilmeden devam edilmesi gerekiyor.

ZEYTİNYAĞI SAĞLIK KAYNAĞI

Zeytinyağının faydaları saymakla bitmiyor. Kalp hastalıklarından alzheimer’a kadar birçok hastalığa iyi gelen zeytinyağını tüketmenin faydalarını Türkiye İş Bankası iştiraklerinden Bayındır İçerenköy Hastanesi ve Levent Tıp Merkezi Kardiyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Timur Timurkaynak,  düzenlenen 14. Ayvalık Uluslararası Zeytin Hasat Günleri’nde anlattı.

 Uluslararası üne sahip Ayvalık zeytinyağı için hasat zamanı geldi. İlk hasat zamanında düzenlenen 14. Ayvalık Uluslararası Zeytin Hasat Günleri 26 – 29 Ekim tarihleri arasında gerçekleştirildi.

 Yeni ürünlerin tanıtıldığı etkinliğin bu yıl ki sloganı “Zeytinyağı, Sağlık Kaynağı” olarak belirlendi. Yoğun ilginin olduğu etkinlikte zeytinyağının insan yaşamındaki etkilerini anlatan Bayındır İçerenköy Hastanesi ve Levent Tıp Merkezi Kardiyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Timur Timurkaynak, uzun yaşamın sırlarını da açıkladı.

 Türk insanının sağlık karnesi nedeniyle sınıfta kaldığını söyleyen Timurkaynak; “Tüm dünyada olduğu gibi obezite, diyabet ve kalp hastalığı ülkemizde de salgın olarak geliyor.  Spordan uzak, sedenter yaşam, sağlıksız ve abur cubur ile beslenme kronik hastalıklara zemin hazırlıyor. Oysaki kalp hastalıkları kader değildir. Yaşam çok renkli ve güzel. Sigara içen, kilosuna dikkat etmeyen sağlık bilinci düşük, bilimsellikten uzak gerçeklere inanan ve mucizevi tedavi yöntemlerinin peşinden koşup kendince doğal sandığı şekilde beslenen bir toplum olmamalıyız ”dedi.

ERKEN HASAT ZEYTİNYAĞI İLE  CEVİZ FINDIK BADEM DAMARLARI KORUR

Akdeniz – Ege mutfağı tipi beslenmenin en sağlıklı beslenme türü olduğunu sözlerine ekleyen Timurkaynak; “Bugün birçok popüler diyet görüyoruz, okuyoruz, duyuyoruz. Bunlar mucizevi şeyler vaat ediyorlar. Ancak tıp literatürüne girmiş ve bilimsel olarak ömrü uzatan, kalp hastalığından koruyan tek bir diyet var o da Akdeniz – Ege mutfağı. İçerisinde rengarenk sebzeler, meyveler, baklagiller, zeytinyağı, balık, ceviz, fındık ve badem olan bir mutfak. Tıp dünyasının en saygın bilimsel dergisi New England Journal of Medicine dergisinden yeni yayınlanan bir araştırmada erken hasat sızması zeytinyağı ile beraber her gün düzenli olarak çiğ ceviz, kavrulmamış fındık ve badem tüketimi kalp ve damar hastalığından koruyan bir numaralı beslenme şekli olarak kanıtlanmış durumda.” dedi. 

UZUN YAŞAMIN SIRRI HER GÜN 1 KAŞIK  ZEYTİNYAĞINDA SAKLI

Uzun yaşamın reçetesini de veren Prof. Dr. Timur Timurkaynak; “Yaşamı uzatan tek beslenme biçimi Akdeniz-Ege mutfağı. Bu mutfak hem obeziteden koruyor hem de sadece kalp değil, kanseri de önlüyor. Son yapılan bir çalışma zeytinyağının çağımızın belası Alzheimer hastalığına yol açan beyinde protein birikimini önlediği ve biriken proteini de azaltabildiğini gösteriyor. Tüm bunlara ek olarak çok da lezzetli bir yiyecekler grubu. Her gün 1 yemek kaşığı zeytinyağı içerek güne başlamak kalp, kanser ve Alzheimer hastalığından korunmanın en etkili yolu.”

Mobil Sağlık Evi Uygulaması Yahyalı’da da Hizmete Başladı.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklanan ‘100 Günlük İcraat Programı kapsamında; Sağlıklı yaşam kültürünün desteklenmesi amacıyla kronik hastalıkların ve risk faktörlerinin azaltılarak güçlü gelecek, sağlıklı nesiller oluşturulması için’ Kayseri İl Sağlık Müdürlüğü tarla, park, bahçe, yer mekan fark etmeden vatandaşlarımıza mobil sağlık evi uygulaması hız kesmeden devam etmektedir. 

İl Sağlık Müdürlüğü tarafından koordine edilen ‘Mobil Sağlık Evi’ uygulaması; Sarıoğlan, Tomarza, Bünyan, Sarız’dan sonra Yahyalı’da da hizmet vermeye başladı.

Başlatılan mobil sağlık evi uygulaması ile bütün vatandaşların düzenli olarak birinci basamak sağlık hizmetlerinden yararlanmasını sağlayarak toplum sağlığını korumak ve yükseltmek, iyileştirici ve rehabilite edici sağlık hizmetlerini koordine etmek ve bu hizmetlerin etkin ve verimli bir şekilde sunulmasını amaçlamaktadır. Mobil Sağlık Evi Uygulaması ile varsa bulaşıcı ve bulaşıcı olmayan hastalıkların erken teşhisi ve tedavisi, özellikle rahim kanserinin erken teşhisi, o gün için ilçe merkezine gelemeyecek hastaların muayenelerinin yapılarak varsa pansuman, enjeksiyonlarının yapılması, şeker ve tansiyonlarının ölçülmesi, obez hastalara diyetisyen tarafından eğitim verilmesi, gerektiği durumda ileri tetkik ve tedavi için sağlık merkezlerine yönlendirilmesi, yaşlı ve kimsesiz yatağa bağımlı evde sağlık hizmeti birimlerine ulaşamayan hastaların tespiti ve tedavilerinin sağlanması, köyün çevre sağlığı bakımından değerlendirilerek çözüme yönelik çalışmalar yapılması, su numunesi alınıp tahlilinin yaptırılarak halkın temiz içme suyu kullanımının sağlanması hizmetleri verilmeye başlanmıştır.

Mobil Sağlık Hizmetleri uygulaması kapsamında Dr. Halil Sami Postallı, Dr. Yusuf İkbal Erdoğdu, Ebe Seher Tığ ve Ebe Emine Özsoy tarafından Yahyalı’nın Çubuklu ve İlyaslı mahallelerine gidilip, 90 vatandaşımıza Meme, Kolon, Serviks ve Prostat kanseri hakkında bilgilendirmeler yapıldı. Tarama programlarına katılımın öneminden bahsetti. Mobil Sağlık Uygulamasında; Hipertansiyon, diyabet, kan glukoz ölçümleri yapıldı. Bu taramalar esnasında 2 vatandaşımızda meme kanseri tespit edilmiş olup, erken teşhis edilerek tedavisi hızlı bir şekilde başlatılmıştır.

     Yahyalı’daki Mobil sağlık hizmeti kapsamında amacımız köylerimizde bulunan 12597 kişiden 900-1000 kişinin sağlık hizmetlerinden faydalanmalarını sağlamaktır. Bu kapsamda kalan 25 köyümüz de mobil sağlık evi uygulamasından hizmet alınması hedeflenmektedir.

NEDEN SABAHLARI YORGUN UYANIYORUZ?

 Düzenli uyku saatlerine rağmen sabahları yorgun kalkıyorsanız, gün içerisinde dikkat dağınıklığı ve baş ağrısı yaşıyor, üzerine bir de yakınlarınızdan “horlama” şikayeti alıyorsanız dikkat! Her 100 kişiden 4’ünde görülen uyku apnesi rahatsızlığı sizde de olabilir.

 Horlamaya eşlik eden uyku apnesinin ciddi bir rahatsızlık olduğunu söyleyen Türkiye İş Bankası iştiraklerinden Bayındır İçerenköy Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Ethem Şahin; “Horlama ve uyku apnesi artık cerrahi tedaviler ile kabusunuz olmayacak. Doğru tedavi planlaması ile hastalıktan kurtulabilirsiniz.”

  • Uyku sırasında şiddetli horlamaya, 10 saniyenin üzerinde solunum durmasının eşlik etmesine uyku apnesi denir. Ciddiye alınması gereken bir hastalık olan uyku apnesi, her 100 kişiden 4’ünde görülmektedir. Türkiye’de kesin istatistiki veri bulunmamakla birlikte sürekli horlama veya uyku apne sendromu görülme sıklığı çok fazladır.

HORLAMAYA KARŞI KİLO VERİN SİGARAYI BIRAKIN 

  • Uyku apnesinin eşlik etmediği horlama, kişinin sorunu değildir. Bu durum sadece horlayan kişinin çevresindekileri rahatsız eder, ancak apne söz konusuysa ciddiye alınmalıdır.
  • Horlama, uyku apnesinden kaynaklanmıyorsa çoğunlukla kişi yan yattığında ya da kilo verip, sigarayı bıraktığında azalmaktadır. Ancak, horlamalar arası nefesin kesildiği fark ediliyorsa uyku apnesinin mutlaka araştırılması gerekmektedir.
  • Burundan nefes alamayanlarda ağız ve burun arkasındaki hava yolunda darlığa bağlı olarak horlama ortaya çıkabilmektedir. Soluk borusu, dilin arkası ve yumuşak damak ve küçük dilin olduğu kısmın genizle birleştiği bölge, uyku sırasında kendiliğinden daralabilir.
  • Bunlar şişman hastalarda uyku sırasında daha kolay bir şekilde tıkanmaya neden olmaktadır. Soluk açlığı nedeni ile şiddetli alıp verilen nefes ile birlikte özellikle küçük dil ve damak titreşmekte ve horlama ortaya çıkmaktadır. Horlamaya apne eşlik etmiyorsa sadece çevredekiler rahatsız olur ve bunu büyük oranda tedavi edecek cerrahi metodlar bulunmaktadır.

UYKUDA DİNLENEMİYORSANIZ DİKKAT! 

  • Apne, solunum duraklamalarından kaynaklanan ve uyku düzeninin bozulmasına sebep olan önemli bir hastalıktır. Uykuda hava akımının 10 saniye süreyle duraklaması, kandaki oksijen miktarının azalmasına ve kalp ritim bozukluğu ve benzeri önemli sistemik sorunlara bağlı olarak ciddi sonuçlara yol açabilmektedir. Uykudaki ani ölümlerin büyük sebebi apnelere bağlıdır ki ciddiye alınması gereken bir hastalıktır.
  • Kalp, diyabet ya da tansiyon gibi hastalıklarda apne daha tehlikeli sonuçlar doğurabilir. Gürültülü horlamaya, gün içinde aşırı uyku ve sinirlilik hali, yorgunluk hissi, unutkanlık, dikkat dağınıklığı ve öğrenme bozukluklarının yanı sıra depresyon eşlik ediyorsa uyku apnesinden şüphe duyulmalıdır.  Sabah saatlerindeki baş ağrısı, ağız kuruluğu, gece çok sık idrara çıkma, uyku sırasında aşırı terleme varlığı diğer belirtiler arasında sayılabilir.

UYKU APNESİNİ CERRAHİ YÖNTEM İLE YENİN

  • Uyku apnesi ve horlama hastası multidisipliner yaklaşımla değerlendirilip, hastaya uyku testi ve uyku endoskopisi yapılarak en iyi tedavi seçeneği sunulmalıdır. Uyku endoskopisinde hastaya tam anestezi verilmeden uyku hali yaratılıp özel cihazlarla yumuşak damak, küçük dil ve dil kökü görüntülenip ameliyat gerekliliği daha net şekilde gösterilip kaydedilebiliyor.
  • Uyku apnesinde seçilmiş vakalarda cerrahi müdahale edilebilir. Fayda görebilecek hasta seçimi ile tedavide başarı %70’lere kadar çıkmaktadır. Cerrahiden fayda göremeyecek ağır apnelerde uyku sırasında takılacak cihazlarla kesin tedavilerde sağlanabilir.

Vitamin ve mineral içeriği yüksek gıdalar ile hastalıklara savaş açın

Kış aylarının gelmesiyle beraber sert mevsim geçişlerinden dolayı bağışıklık sistemimiz zayıflıyor. Çok sık nezle ve grip olmakla birlikte, halsizlik, yorgunluk ve stres gibi belirtiler artıyor. Bu nedenle, özellikle bahar aylarında bağışıklık sistemini güçlendiren gıdalar tüketmek son derece önemli. Sofra/Compass Group Türkiye Ülke Diyetisyeni Emel Terzioğlu Arslan, yaklaşan soğuk kış ayları için bağışıklığımızı güçlendiren gıdalar hakkında ipuçları verdi.

Bağışıklık sistemi vücudu mikroplara, bakterilere ve virüslere karşı koruyan en önemli savunma sistemidir. Hastalıklara yakalanmamak ya da daha az hasarla atlatmak için sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz, yeterli uyku ve stresten uzak durabilmek çok önemli. Günümüzde değişen iklim koşulları ve zor yaşam şartları nedeniyle bağışıklık sistemini güçlü tutmak da oldukça zorlaşıyor. Ancak yaşam kalitesini artırmak için, tüketilen gıdalara dikkat etmek şart. Sofra/Compass Group Türkiye Ülke Diyetisyeni Emel Terzioğlu Arslan, mevsim geçişlerinde vücut direncinin güçlendirmek için sağlıklı bir yaşam tarzının yanında dikkatli beslenmenin de önemine dikkat çekiyor.

Antioksidan içeren sebze ve meyve tüketimi çok önemli

Bağışıklık sistemini güçlendiren besinlerin sahip olması gereken en önemli özellik antioksidan kapasitenin yüksek olmasıdır. Antioksidan içeriği yüksek olan besinlerin başında meyve ve sebzeler geliyor. Bu dönemde beslenmenizde özellikle elma, armut, nar, portakal, mandalina, kivi gibi meyveler ile ıspanak, karnabahar, brokoli, pazı, roka, maydonoz, soğan, sarımsak, kereviz gibi sebzelere mutlaka yer verin.

Bol bol C vitamini alınmalı

Turunçgiller iyi bir C vitamini kaynağı olmasının yanı sıra potasyum, folik asit ve flavonoid kaynağıdır. Ayrıca turunçgillerde bulunan naringenin ve hesperidin narenciyelere acımsı tadı veren bileşikler olup, kan yağlarının ve kan şekerinin normal sınırlarda seyretmesinde faydalıdır. Nar, mandalina, portakal, kivi gibi meyveler ve maydonoz, brokoli, roka gibi sebzeler antioksidan özelliği olan C vitaminini bol miktarda içerir. Bu sayede bağışıklık sistemini güçlendirerek hastalıklara karşı direncimizi artırır.

Doğal antibiyotik soğan ve sarımsak

Yüzyıllardır soğan ve sarımsağın ünü devam ediyor. Hem çok iyi bir antioksidan hem de mükemmel bir antibiyotik olarak vücudu enfeksiyonlara karşı koruyorlar.

Probiyotik olmazsa olmaz

Bilim insanları yıllar sonra bağırsağın ikinci beyin olduğunu ilan ettiler. Bağışıklık sistemini direk ilgilendiren organın bağırsak olduğu ortada. Dolayısıyla vücut direncini arttırmak adına bol bol probiyotik içeren gıdalar tüketilmesi gerekiyor. Kefir ve yoğurt bunların başında geliyor. İçerdikleri dost bakteriler sayesinde bağırsak sağlığını koruyarak bağışıklık sistemini güçlendiriyorlar.

Vitamin ve mineral deposu zencefil ve zerdeçal

Zencefil ve zerdeçal kış aylarının vazgeçilmezleri olarak beslenmemizde mutlaka yer almalı. Zencefil B3, B6 vitaminleri, demir, kalsiyum, fosfor, potasyum, magnezyum gibi zengin vitamin ve mineral içeriği sayesinde birçok hastalığa iyi geliyor ve bağışıklığı güçlendiriyor. Zerdeçal da bol miktarda A ve E vitamininin yanında demir, manganez, potasyum, bakır, B6 vitamini gibi vitamin ve mineraller açısından oldukça zengin. Bu sayede serbest radikallerin oluşmasını engelleyerek, vücut direncinin düşmesini önlüyor.

Yulafı sık tüketmeli

Olmazsa olmazlardan biri de yulaf. Yulaf, içerdiği beta-glukan sayesinde antimikrobiyal ve antioksidan özellik gösterir. Beta-glukan bağışıklığı güçlendirir ve yara iyileşmesini hızlandırır.

Su içmeyi ihmal etmeyin

Son olarak unutmamamız gereken bir nokta, su tüketimi. Kuru ve soğuk havalar vücuttan su kaybına neden olabiliyor. Ayrıca kış aylarında su içme isteğimiz de azalabilir. Bu nedenle su içmeye özen göstermeli ve günde en az 8-10 bardak su tüketilmeli.

Grip deyip geçmeyin! Devam eden soğuk algınlığı tehlikeli olabilir!

Kışın soğuk algınlığı ve gribal enfeksiyonlara yakalanmamak için sihirli bir ilaç bulunmadığını belirten Kulak Burun Boğaz ve Baş Boyun Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Seçkin Ulusoy, bu hastalıklardan korunmak için koruyucu ve destekleyici yöntemleri disiplinle uygulamanın en önemli anahtar nokta olduğunu vurgulayarak, “Bu yöntemlerin arasında, sık el yıkama alışkanlığının edinilmesi, farklı renkteki meyve ve sebzelerin düzenli tüketilmesi ve bu hastalığa yakalanmış kişilerden uzak durulması korunmanın temeli. Meyve ve sebzeleri bol tüketmek en etkili grip ilacı” dedi.

İki haftadan uzun sürüyorsa dikkat

Gribal enfeksiyonlar iki haftadan uzun sürüyorsa uzman hekime gidilmesi gerektiğini anlatan Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Seçkin Ulusoy, şunları söyledi:

“Gribal enfeksiyonlar, genellikle hafif atlatılıp kendiliğinden geçer. Ancak risk gruplarının daha dikkatli olması gerekir. Küçük bebekler, yaşlılar ve çeşitli bağışıklık sisteminde zafiyet yaratan hastalıklar başlıca risk gruplarını oluşturuyor. Dünya genelinde, özellikle 2 yaş altındaki bebekler ve 65 yaş üstündeki yetişkinler gribal enfeksiyonlar nedeniyle hayatlarını kaybedebiliyor. Eğer gribal şikayetler, 2 haftadan uzun zaman sürüyorsa, 39 dereceye ulaşan ateş yükselmeleri varsa, baş ağrısı, solunum sıkıntısı, balgamlı öksürük ve göğüs ağrısı gibi şikayetler mevcutsa, uzman bir hekime gidilmelidir. Gribal enfeksiyonlar üst solunum yolundan, alt solunum yolu enfeksiyonlarına (zatürre, bronşit) yayılmaya başlamışsa, uygun tedavinin başlanması zorunludur” diye konuştu.

Çocuklar genelde üst solunum yolu hastalıkları nedeniyle doktora gidiyor

Çocukluk çağındaki doktor ziyaretlerinin büyük çoğunluğunu üst solunum yolu enfeksiyonlarının oluşturduğunu kaydeden Doç. Dr. Seçkin Ulusoy, konuşmasına şöyle devam etti: “Nezle, gribal enfeksiyonlar, bademcik iltihapları, sinüzit, orta kulak iltihapları gibi hastalıklar üst solunum yolu enfeksiyonlarını oluşturuyor. Genelde, çocuklar yılda 6 – 8 kez, yetişkinler ise yılda 2 – 4 kez arasında üst solunum yolu enfeksiyonları nedeniyle doktora gidebiliyor. Üst solunum yolu enfeksiyonlarının büyük çoğunluğu virüs kaynaklı olduğundan, antibiyotik kullanılmasına gerek yoktur. Ancak, az önce de yukarıda ifade ettiğim üzere, beraberinde ateş, şiddetli ağrı, boyundaki lenf bezlerinin büyümesi gibi şikayetler devam ediyorsa, uzman bir hekime gidilmesi gereklidir” dedi.

Grip salgınları Ocak ayında zirve yapıyor

Sonbahar ve kış aylarında görülen grip salgınlarının özellikle Ocak ayında zirve yapabildiğini ifade eden Doç. Dr. Seçkin Ulusoy, şunları anlattı:

“Grip salgını, genelde Ocak ayında zirve yapıyor, fakat bu durum tüm sonbahar ve kış aylarında görülebiliyor. Çocuklarımızı, okul dönemlerindeki bulaşıcı hastalıklardan korumak için öncelikle eksik aşıları varsa tamamlamalıyız. Aynı zamanda, bağışıklık sistemini güçlendirecek besinleri tüketmesinin sağlanması, mevsim özelliklerine uygun giydirilmesi, sık sık antiseptik solüsyonlar veya sabunla el yıkama alışkanlığının kazandırılması çok önemlidir. Ayrıca, çocuklarımız okul önlerinde satılan açık gıdalardan uzak tutulmalıdırlar. Bir diğer konu, hasta bir arkadaşının çok yakınında durmaması ve eşyalarını kullanmaması gerektiği de öğretilmelidir” diye konuştu.

Gribal enfeksiyonlar toplu yaşam alanlarında hızlı bulaşıyor

Gribe yol açan virüsün toplu yaşam alanlarında kolay ve hızlı şekilde bulaştığını kaydeden Doç. Dr. Seçkin Ulusoy, şunları söyledi:

“Grip, kısa sürede ortaya çıkan ateş, adale ve eklemlerde ağrılar, halsizlik, yorgunluk, bitkinlik, titreme, baş ağrısı, kuru öksürük gibi belirtilerle kendini gösterir. İlk 24-72 saat arasında bulaşıcı hale gelirken, istirahat ile 7-10 gün içinde geçiyor. İnsanlar, gribe yakalandıklarını dahi fark etmeden, bu virüsü etrafındakilere bulaştırabiliyor. Öksürük ve hapşırıkla etrafa saçılan damlacık dediğimiz havada uçuşan mikro salgıların, hava yoluyla yayılması ve hasta kişilerle direkt temas edilmesi de bulaşmayı hızlandırıyor. Ayrıca grip dışındaki, Hepatit A (sarılık), kabakulak gibi birçok hastalık toplu yaşam alanlarında benzer yollarla yayılmaktadır, yani hijyen ve korunmanın sağlanması pek çok başka hastalıklara yakalanmamak içinde çok önemlidir” dedi.

Grip aşısı etkili mi?

Grip aşısı konusuna da değinen Doç. Dr. Seçkin Ulusoy, şunları söyledi:

“Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından risk grubu olarak tanımlananlara grip aşısı önerilse de, sürekli kendini yenileyen farklı virüslerin olması, aşının etkinliğini sınırlıyor. Grip aşının yan etkileri ve aşılama sonrası oluşacak gribal şikayetler de dikkate alındığında, konunun uzmanı olan otoriteler arasında, aşı kullanımının etkinliği konusunda henüz bir fikir birliği oluşmuş değil. Fakat genel olarak risk gruplarının aşılanması, bunun dışındaki kişilerin üstteki korunma önerilerine uyulması öneriliyor” diyerek sözlerini tamamladı.

Bulaşıcı hastalıklardan korunmanın 8 etkili yolu şunlardır

Gribal enfeksiyonlardan korunmanın temelinin, hastalığa sebep olan virüslerden uzak kalmak olduğunun altını çizen Doç. Dr. Seçkin Ulusoy, bulaşıcı hastalıklardan korunmanın 8 etkili yoluna ilişkin şunları anlattı: 

1-Bulaşıcı hastalıklardan korumak için eksik aşılar varsa tamamlanmalıdır.

2-Okul dönemi boyunca, sınıfların, odaların, kapalı ortamların sık sık havalandırılması gerekir.

3-Bağışıklık sisteminin sağlam olmasında, her türlü vitaminleri içeren meyve ve sebzelerin yanında, minerallerin dengeli tüketilmesi gereklidir. Bağışıklık sistemi, sadece C vitamini- ekinezya gibi doğal ürünlere bağlı olmayıp, bütün vitaminlerin ve güneş ışığının da uygun dozda alınmasıyla güçlenecektir. Bu bağlamda sadece portakal suyu içip, bol sarmısak yemekle hastalıktan korunma olmayacağı aşikardır.

4-Ellerin, gün içerisinde sık sık antiseptik solüsyonlar veya sabunlu suyla yıkanması gerekir.

5-Hastalar ile temastan ve ortak eşya kullanımından kaçınmak kesinlikle şarttır. Hasta olduğu bilinen kişilere, bir metreden fazla yaklaşılmamalıdır. Hasta ile ilgilenmek durumunda olan kişilerin ise, ağız ve burnunu kapatacak bir maske kullanmaları önerilir.

6-Hasta kişiler hapşırırken, ağızlarını kapatacak şekilde kağıt peçete kullanmalıdır. Kullanılan peçetelerin de uygun şekilde toplanarak, poşetlenip ağzı kapatarak çöpe atılması gereklidir.

7-Mevsimlerin özelliklerine uygun giyinmek lazımdır. Grip etkeni olan influenza virüsü, tüm hava koşullarında yaşar. Virüsün aşırı soğuklarda yayılma hızı biraz azalsa da, vücuda girdiğinde vücut ısısı ile aktive olarak hızlı biçimde çoğalır.

8-Kaloriferler havayı kurutarak, bağışıklık sistemine zarar verebilir. Bu nedenle, odaların nemlendirilmesi önemlidir.Bu amaçla nemlendirici cihazlar kullanmak veya en azından kaloriferin üzerinde su bulundurmak oldukça faydalı olacaktır.

 

Hakkında Davut Güleç

Gazeteci, televizyoncu, Uzman polis-adliye muhabiri, Spor yazarı, TEMA’cı, Kızılay’cı, Dağcı, Trekkingci, Alp disiplini kayak milli hakemi, Herkes İçin Spor Federasyonu Kayseri il temsilcisi, Erciyes Kar Kaplanları Spor Kulübü Basın sözcüsü, Kayseri Spor Adamları Derneği yönetim kurulu üyesi, Kent Güvenlik konseyi üyesi

Göz Atabilirsiniz.

Kayseri Şehir Hastanesi’nde bölüm tanıtıldı

Cumhurbaşkanı tarafından bu yılın Mayıs ayında açılan Kayseri Şehir Hastanesi’nde basına teknik bilgi eşliğinde ilk ‘bölüm’ tanıtımı gerçekleştirildi. …