Ana Sayfa / Haberler / Ekonomi, teknoloji, magazin haberleri(13.07.2019)

Ekonomi, teknoloji, magazin haberleri(13.07.2019)

TOYOTA’DAN KPSS SINAVINDA “TRAFİKTE SESSİZ SÜRÜŞ” ÇAĞRISI

Toyota, on binlerce kişinin katılımıyla 14 Temmuz Pazar günü gerçekleştirilecek Kamu Personeli Seçme Sınavı’nda da sürücüleri korna çalmadan trafikte sessiz bir sürüşe davet ediyor.

2015 yılında “Korna Çalma Huzurumu Çalma” sosyal sorumluluk projesini başlatan Toyota, bu kapsamda özellikle milyonlarca kişiyi ilgilendiren sınav günlerinde sınava girenlerin dikkatlerinin dağılmaması için “Kornasız Gün” çağrısı yapıyor.

Bir çevre sorunu olarak görülen ve insan sağlığına olumsuz etkilerinin yanında, toplumların gelişmişlik seviyesiyle doğru orantılı bir konu olduğunun altının çizildiği “Korna Çalma Huzurumu Çalma”  sosyal sorumluluk projesi Milli Eğitim Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, İstanbul, İzmir, Adana, Gaziantep, Şanlıurfa ve Eskişehir Büyükşehir Belediyeleri, İstanbul Taksiciler Esnaf Odası başta olmak üzere çok sayıda kurum tarafından destekleniyor.

“Korna Çalma Huzurumu Çalma” projesi çerçevesinde daha öncede yapılan tüm çalışmalar ile birlikte toplumun genelinde farkındalık yaratılması ve uzun vadede Türkiye’deki 25 milyon sürücüye ulaşılması hedefleniyor.

LEXUS’un LÜKS teknesi LY 650 YIL SONUNDA DENİZE İNİYOR

Sadece otomobil değil bir yaşam tarzı markası olan Lexus, LY 650 lüks yatını tüm hızıyla üretmeye devam ediyor. Lexus tasarım dilinin en yeni temsilcilerinden biri olan LY 650, daha önce sergilenen ve büyük beğeni toplayan Lexus Spor Yat Konsepti’ni gerçeğe dönüştürüyor.

Lexus, LY 650 için özel tekne yapımı konusunda önemli deneyimlere sahip Amerika’daki Marquis Yachts ile çalışıyor. 20 metrelik lüks yat LY 650’nin ilk üretim detaylarını paylaşan Lexus, otomobillerinde olduğu gibi yüksek işçilik kalitesini teknesine de aktarıyor.

Lexus Spor Yat Konsepti’nde kendisini kanıtlayan marka, LY 650’de de zanaatkar işçiliğini, modern teknolojisini ve markanın felsefesinden ilham alan iç tasarımını kullandı. Lexus’un birçoğu 30 yılın üzerinde deneyime sahip Takumi Ustaları da, üstün yeteneklerini bu lüks yat için bir kez daha ortaya koydular.

Lexus LY 650, 20 metrelik uzunluğa ve 5.7 metrelik genişliğe sahip. Çekici detayları, seçkin bir tarz ile bir araya getiren lüks yat, yandan bakıldığında da Lexus otomobillerindeki gibi akıcı tavanı ve arkaya doğru genişleyen tasarımıyla dikkat çekiyor. 3 lüks kamaraya sahip olan Lexus LY 650’nin global lansmanla birlikte ilk üretiminin 2019’un ikinci yarısında tamamlanması ve yıl sonunda denize indirilmesi planlanıyor.

Yenibirlider Derneği 7 yaşında!

Türkiye’nin gelecek nesil liderlik ekolünü oluşturmak, yetenekli gençleri fırsatlarla buluşturmak ve alanlarında öncü bireyler olmaları konusunda onları desteklemek üzere faaliyetlerini sürdüren Yenibirlider Derneği, yedinci yılını geride bıraktı. Dernek yeni dönemde kurumsallaşma çalışmalarına ağırlık verecek.

Üniversitede okuyan başarılı gençleri ve iş hayatına atılmış genç profesyonelleri liderliğe hazırlamak üzere “gençler tarafından, gençler için” felsefesiyle 9 Temmuz 2012 tarihinden bu yana çalışmalarını sürdüren Yenibirlider Derneği, yedinci yaşına girdi.

Yenibirlider Derneği’nin eş kurucusu Kerem Kamışlı, konuyla ilgili şunları söyledi: “İş dünyasına yeni liderler kazandırmak misyonuyla çıktığımız bu yolda, ilk günden itibaren ülkemizin en parlak gençlerini aynı çatı altında bir araya getirmek ve bu arkadaşlarımızın kolektif sesi olmak üzere çalışıyoruz. Kurulduğumuz günden bugüne 114 üniversite, 45 özel kurum, 16 sivil toplum kuruluşu ve 4 kamu kurumu işbirliğiyle 50 binden fazla üniversite öğrencisine temas ettik. Gençlerimizin ve iş dünyasının ihtiyaçlarını karşılamak üzere tasarlanmış “YBL21” programı, Boğaziçi Üniversitesi’yle beraber yürütülen “Genç Profesyoneller” ve İş Bankası’yla ortak hayata geçirilen “İŞ’te YBL” projelerimizle fark yarattığımıza inanıyorum. Yenibirlider Derneği olarak gelecekte hayata geçireceğimiz çalışmalar bize heyecan ve umut kaynağı oluyor.”

Yenibirlider Derneği, yedinci yaşında kurumsallaşma çabaları kapsamında, hem yönetim kurulu başkanlığını hem de genel koordinatörlüğünü yürüten Tanya Hazal Kaysoydu genel koordinatörlük görevini mart ayı itibariyle Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı (TEGV) ve Toplum Gönüllüleri Vakfı (TOG) başta olmak üzere sivil toplum kuruluşu alanında 15 yılı aşan önemli yönetim tecrübeleri bulunan Jülide Erdoğan’a devretti. Kaysoydu, yönetim kurulu başkanlığı görevine devam ediyor.

Yenibirlider Derneği’nin Faaliyetleri:
YBL21 Programı, 2018 – 2019 dönemi kapsamında 17 farklı ilde lise öğrenimlerini tamamlamış 21 çok parlak ve ümit vaat eden üniversite öğrencisini bir araya getirdi. Programın öne çıkan etaplarından biri olan “Liderlik Kampı” ise katılımcı gençleri alanlarında lider kişilerle buluşturdu ve liderlik yolundaki hikayeleri ilk ağızdan dinleme fırsatı sundu.

TÜPRAŞ’ın ana destekçisi olduğu ve Türkiye’nin en önde gelen kurumlarında çalışan gençlere yönelik bir proje olan Genç Profesyoneller 39 kurumdan 135 profesyonelin katılımıyla altıncı kez gerçekleştirildi. Yenibirlider Derneği’nin liderlik ekosisteminde yer alan genç profesyonel sayısı her yıl ortalama yüzde 15 büyüme kaydediyor ve 2018 program mezunlarıyla beraber ekosistemde 462 genç profesyonel yer alıyor.

Yenibirlider Derneği’nin bu dönemdeki bir diğer önemli yenilik ise İş Bankası’yla ortak kurgulanan ve ilk defa hayata geçirilen İŞ’te YBL projesi oldu. İŞ’te YBL Türkiye çapından seçilen ve özellikle finans alanında bir gelecek arzulayan 10 başarılı üniversite öğrencisini özel bir yolculuğa çıkartıyor. İş Bankası’yla beraber hazırlanan online eğitim programı,  finans sektörüne derin bir bakış açısı kazandıran sınıf içi eğitimleri, mini mentörlük programı ve proje uygulamasıyla finans alanında değişime öncülük edecek nitelikte bir kariyer inşa edilmesine olanak sunuyor.

PPG “MOONWALK” SİSTEMİ İLE BOYAHANELERE YENİ STANDART

 Dünyanın en büyük otomotiv boya ürünleri tedarikçisi PPG, tamir sektöründe kullanılacak devrim niteliğindeki yeni boya karıştırma sistemini tanıttı. Uzun süren inovatif çalışmalar sonucu geliştirilen MoonWalk sistemi, işçilikten tasarruf sağlayıp atıkları azaltırken otomotiv boya atölyelerini de hijyenik ve güvenli yerlere dönüştürüyor. Otomotiv tamir sektöründe yeni standartları belirleyen MoonWalk’un otomatize ettiği boya hazırlama sistemi ile hatasız ve verimli sonuçlar elde ediliyor. Yenilikçi teknolojinin en üst düzey ürünü olan MoonWalk sistemi bu yıl içinde Türkiye’de de boyahanelerde kullanılmaya başlanacak.

PPG tarafından Madrid’te gerçekleştirilen MoonWalk yeni nesil boyama sisteminin dünya lansmanına 30 ülkeden 500’den fazla sektör temsilcisi katıldı. Tanıtım toplantısında bir konuşma yapan  PPG Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Michael H. McGarry, yenilikçi boyahane çözümüyle işçilikten tasarruf sağlayarak, hata payını sıfıra indirgermeyi başardıklarını belirterek “MoonWalk sistemi ile renk hazırlama odası bir ameliyathane kadar temiz ve güvenli ortama dönüştü. Sistem, zamandan ve paradan tasarruf sağlayan entegre yazılımıyla süreçleri hiç olmadığı kadar hızlandırıyor. Böylelikle boya hazırlama ve uygulamada çok daha fazla verimlilik elde ediliyor. İşletmeler de karıştırma işleminin otomatikleştirilmesiyle kapasite artışı elde edebiliyorlar” dedi.

MoonWalk tanıtım toplantısına katılanlara, PPG’nin uzman teknisyenleri tarafından özel demolar da gerçekleştirildi. Sektör temsilcileri, renk hazırlama odaları üzerinde sanal gerçeklik (VR) aracılığıyla MoonWalk’ın etkilerini deneyimleme fırsatı  da buldular. Yenilikçi teknolojinin manuel karıştırma işlemini nasıl değiştirdiğini ve karışımlarda olağanüstü renk hassasiyet seviyelerini yerinde deneyimleyen sektör çalışanları, şimdiye kadar en iyi boyahane deneyimi de yaşamış oldular.

Yumurtada ihracat sıkıntısı çözülmeli…

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, kanatlı sektöründe, özellikle yumurtada ihracatın Irak’ta kesintiye uğramasının sıkıntı yarattığını bildirerek, “sektörün mevcut üretimini sürdürebilmesi, istihdam sağlamaya devam edebilmesi, katma değer kaybına uğramaması ihracatın devamına bağlı. Sadece tek pazar ağırlıklı ihracat, Irak’ta olduğu gibi, soruna neden oluyor” dedi.

Bayraktar, Mayıs ayında tavuk yumurtası üretiminin bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 1,2 artarak 1 milyar 603 milyon adetten, 1 milyar 622 milyon adede yükseldiğini, buna karşın tavuk eti üretiminin yüzde 3,3 azalarak 200 bin tondan, 193 bin tona gerilediğini belirtti.

Kanatlı eti ve ürünleri ihracatında artışın devam etmesine karşın, yumurta ve yumurta ürünleri ihracatının gerilediğine dikkati çeken Bayraktar, şunları kaydetti:

“Kanatlı eti ve ürünleri ihracatı Mayıs ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 27,1 aratarak 49,4 milyon dolardan 62,8 milyon dolara yükseldi. İhracat 5 aylık dönemde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 4,9 artarak 210,7 milyon dolardan 238,7 milyon dolara çıktı.

Sorun yumurta ve yumurta ürünleri ihracatında. İhracat yumurta ve yumurta ürünlerinde Mayıs ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 41,2 azalarak 30,7 milyon dolardan 18,1 milyon dolara indi. 5 aylık dönemdeki ihracat ise geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 15,2 azalarak 177,8 milyon dolardan 150,7 milyon dolara geriledi.”

-“Irak’ın ithalat yasağı sektörü çok olumsuz etkiledi”-

Irak’ın milletlerarası ticaret kurallarına aykırı bir şekilde aldığı ithalat yasağı üretimin yaklaşık üçte birini ihraç eden yumurta sektörünü çok olumsuz etkilediğini vurgulayan Bayraktar, “çünkü, ihracatın yüzde 85’e yakını Irak’a yapılıyor. İhracat durunca 28 günlük bekleme süresi olan yumurta da iç piyasada fiyatlar ister istemez hızla düşüyor. Sektör, maliyetin altında satış yapmaya çalışıyor. Bu durum sürdürülemez. Üreticimiz sorunun çözülmesini bekliyor” dedi.

-“En önemli meselelerden biri planlama”-

Ülkemizin tarımının en önemli meselelerinden birinin planlama olduğuna dikkati çeken Bayraktar, şunları kaydetti:

“Sektör iyi planlanmamış. Arz fazlası var. Kanatlı sektörü ülke nüfusu, tüketim artışı ve ihracatı göz önünde bulundurmayan plansız bir yapıya sahip. Zaten büyük ölçüde doymuş olan iç tüketim arza göre yetersiz kalınca sektör ihracat yapmaya çalışıyor. İhracatta sorun çıkınca da sektör krize giriyor.

-“Sektörün maliyet sorunu da var”-

Sektörün tek sorunu arz talep dengesizliği de değil. Maliyet sorunu da var. Elektrik fiyatları, dışa bağımlı yem fiyatları enflasyonun çok üzerinde arttı. Sektörün kar marjı olağanüstü düştü. Üretici yaptığı yatırımın karşılığı makul bir sürede alamaz hale geldi. Şu anki yapıyla üretici geleceğini göremiyor, üretimi sürdürmekte ve sektörde kalmakta güçlük çekiyor.”

Bayraktar, öncelikle ve acilen çözülmesi gereken Irak sorununun yanı sıra bu ortamda tek çıkar yolun devletin kısa, orta ve uzun vadeli, üretim, tüketim ve dış ticaret planlaması içeren bir strateji oluşturmasından geçtiğini kaydetti.

Ford Otosan’da sürdürülebilir geleceğin yolları inovasyon ve teknoloji ile döşeniyor

Türk otomotiv sektörünün öncü şirketi Ford Otosan, 2018 yılı Sürdürülebilirlik Raporu’nu yayınladı. Raporda ticari ve finansal performansı ile toplumsal değer yaratma vizyonunu bir bütün olarak ele alan Ford Otosan, inovasyon ve dijitalleşme merkezli yaklaşımının yanı sıra çevreye ve topluma duyarlı çalışmalarını, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin giderilmesi için yürütülen programlarını ve çalışanlarına yaptığı yatırımları kamuoyuyla paylaştı.

Ford Otosan, Global Reporting Initiative (GRI) tarafından yayınlanan GRI Standartları’nın (GRI Standards) “temel” (core) ilkeleri doğrultusunda hazırladığı 1 Ocak – 31 Aralık 2018 tarihleri arasındaki dönemi kapsayan 2018 yılı Sürdürülebilirlik Raporu’nu yayınladı. Şirket Sürdürülebilirlik alanında gösterdiği performansla Borsa İstanbul Sürdürülebilirlik Endeksi’ndeki ve sorumlu yatırım konusunda uluslararası ölçekte kabul gören “FTSE4Good – Gelişmekte Olan Piyasalar Endeksi”ndeki yerini korudu.

Çevreye duyarlı ve insana değer veren üretim yaklaşımı

 Ford Otosan Genel Müdürü Haydar Yenigün açıklamasında; üretimin güvencesi olan çalışanları, köklü Ar-Ge kültürü ve verimlilik sağlayan çevresel performansı ile Ford Otosan’ın müşterileri için değer yarattığını belirterek, “Bu nedenle sürdürülebilirlik işimizin önemli bir parçası. Çevreye duyarlı ve insana değer veren üretim yaklaşımımızla büyümeyi sürdürülebilir kılmak için çalışıyoruz. Dijital dönüşüm ve inovasyon odağında fabrikalarımızda Endüstri 4.0’a yönelik yatırımlarımız devam ediyor. 2018 yılında fabrikalarımızda 51 adet robotu devreye alırken dijital dönüşümü hayata geçirmeye yönelik 23 farklı proje yürütüyoruz. 2018’de tamamlanan kapasite artırımı ile kurulu üretim kapasitemiz 455 bine yükselirken yıllık toplam 374 bin adetlik üretimimizi sıfır kaza ile gerçekleştirmenin gururunu yaşadık” diye konuştu.

“Yaşanabilir bir dünya ve kaynakları gelecek nesillere aktarmak için çalışmayı sürdüreceğiz”

 Çevresel sürdürülebilirliğe ve toplumsal cinsiyet eşitliğine katkı amacıyla yürüttüğü çalışmalara da değinen Haydar Yenigün, şunları kaydetti:

“Doğalgaz gibi daha düşük emisyonlara sahip alternatif yakıtlı, elektrikli, hibrit araçlar ile ilgili motor ve aktarma sistemlerinin geliştirilmesinde önemli ölçüde ivme yakalarken 2019 itibarıyla üretimini ve ihracatını geliştireceğimiz yeni elektrikli hibrit (PHEV) Transit Custom modelinin karbon ayak izinin azaltılmasına önemli katkı sağlayacağına inanıyoruz. Çevre konusundaki hedeflerimizi yakalamak adına 2018 boyunca çalışanlarımıza toplam 14.450 kişi*saat, taşeronlarımıza ise 908 kişi*saat eğitim verdik. BM girişimi olan Kadının Güçlenmesi Prensipleri (WEPs) imzacısı olarak Türkiye’de toplumsal cinsiyet eşitliği konusunu sahipleniyoruz. Ford Motor Company’nin üyesi olduğu SWE’ye (Society of Women Engineers – Kadın Mühendisler Topluluğu) Türkiye’den üye olan ilk şirket olduk ve tüm oyuncuları konuya dahil etmek için SWE İstanbul’u kurduk. Yaşanabilir bir dünyanın inşası için çalışmaya ve kaynaklarımızı gelecek nesillere aktarmaya yönelik çabalarımızı önümüzdeki dönemde de güçlü bir odaklanmayla sürdüreceğiz.”

Enerji verimliliği projeleriyle sağlanan tasarruf miktarı yüzde 12 arttı

Araç başı enerji tüketiminde iki yıldır Ford Avrupa’nın en verimli üretim hattı konumunda bulunan Ford Otosan, yürüttüğü enerji verimliliği projeleriyle 2017’ye göre yüzde 12’lik artışla 79.869,5 GJ enerji tasarrufu sağladı ve 4.860,6 ton CO2 emisyonunun önüne geçti. Süreç verimliliğinde sağlanan gelişme sayesinde toplam enerji tüketimi önceki yıla göre yüzde 8,4 düşüşle 2 milyon GJ seviyesine çekildi. Yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelen Ford Otosan’ın rüzgar türbini ve güneş panellerinin kurulumuyla 2017’de 89 GJ olan yenilenebilir enerji tüketimi 2018’de 2.368 GJ’a çıktı.

Su yönetimi çalışmaları kapsamında Kocaeli ve İnönü fabrikalarında 290 bin m2 suyun üretim döngüsünde tekrar kullanılarak geri kazanılması sağlanıyor. Atık su tesisine giden suyun yaklaşık yüzde 75-80’ini geri kazandıracak şekilde tasarlanan sürecin ise 2019 içinde devreye alınması planlanıyor.

Atık plastikten kamyon fan davlumbazı üretildi

Atık yönetimini öncelikleri arasında gören Ford Otosan, geliştirdiği döngüsel modellerle hem çevre performansını artırıyor hem de ekonomik tasarruf sağlıyor. 2021 yılına kadar depolama sahasına giden atık miktarının yüzde 7 azaltılması hedefi doğrultusunda çalışmalar sürdürülürken 2018’de geri kazanılan tehlikeli ve tehlikesiz toplam atık miktarı 95.364 ton ile 2017 seviyesinin üzerine çıktı.

2018’de çevresel sürdürülebilirliğe katkı sağlayan inovatif çalışmalardan biri de atık plastiğin toplanarak kamyon fan davlumbazının hammaddesi olan polipropilen ile cam elyaf karışımında kullanılmasını amaçlayan proje oldu. Tüm modelleme ve test süreçlerinin başarıyla yönetilmesinin ardından hayata geçirilen proje ile parça fiyatlarında yüzde 25 düşüş ve senelik 95 bin TL’lik maddi tasarruf sağlandı. Önümüzdeki dönemde projenin daha yüksek hacimde üretilen transit araçlara da yayılması ile bu kanaldan da senelik 850 bin TL’lik tasarruf öngörülüyor.

Araç kullanırken bankacılık işlemlerini halletmek mümkün hale getirildi

Sesli komutlarla kontrol özelliği sayesinde elleri direksiyondan kaldırma ihtiyacını ortadan kaldırarak güvenli sürüşe destek sağlayan Ford SYNC teknolojisinin en yeni versiyonu SYNC 3, bu alanda dünya çapında bir ilke imza attı. SYNC3 Yapı Kredi uygulaması ile uyumlu hale getirilerek ilk kez araç içi multimedya sistemi üzerinden bankacılık uygulamasına erişim özelliği kazandırıldı.

EasyRoute ile 24 saat sonrasına ilişkin trafik tahmini

Geleceğin akıllı şehirlerinde ulaşım çözümleri geliştirme hedefiyle devreye alınan ve tüm dünyada bir otomotiv şirketi tarafından hayata geçirilen ilk mobil navigasyon uygulaması olan EasyRoute mobil uygulaması ile kullanıcılar güncel ve geleceğe yönelik trafik tahmini ve navigasyon hizmetinden yararlanabiliyor. Uygulamanın geçmiş trafik verisi, hava durumu, resmi tatiller ve sosyal aktiviteler gibi trafiği etkileyecek farklı etkenleri değerlendiren algoritması sayesinde 24 saat ileriye yönelik trafik tahmini alınabiliyor.

Ford Otosan, sürücülerin hayatını kolaylaştırırken yakıt tüketiminin azaltılmasına katkıda bulunan ağ bağlantılı araçlar alanındaki çalışmalarını yeni nesil çekicisi F-MAX ile ürüne dönüştürdü. Türkiye’nin bağlantılı ilk ağır ticari olan F-MAX’te sunulan ConnecTruck uygulaması ile araç sahipleri ekranlarından araçlarıyla ilgili bilgileri takip edebiliyor. Aynı zamanda harita destekli hız kontrolü, uzaktan teşhis ve yazılım güncellemesi gibi hizmetler de içeren ConnecTruck’ın filo yönetim sistemleri ile entegrasyonunun sağlanarak filo yönetim sistemleri kullanacak araç sahiplerine avantajlı ürünler geliştirilmesi planlanıyor.

Sektörde bir ilk olan Paketleme Test Merkezi için yeni yatırımlar planlanıyor

2016’da otomotiv sektöründe bir ilk olarak devreye alınan ve sağlık, gıda, mobilya, sigortacılık gibi farklı sektörlere de hizmet veren Paketleme Test Merkezi’nde ürün ve ambalajların tüm lojistik süreçlerde maruz kaldığı titreşim, yük, sıcaklık, nem gibi ortam şartlarında edilmesi sağlanıyor. Böylece ihtiyaç doğrultusunda paketleme dizaynı, iyileştirme, geliştirme önerileri konusunda destek sunuluyor; hatalı paketleme kaynaklı sevkiyat problemlerinin önlenmesiyle enerji kullanımı, doğal kaynakların tüketimi, emisyon salınımı gibi konularda fayda sağlanıyor. 2019 yılında test portföyünü genişletmek için yeni ekipman yatırımları planlanan merkezin Türk Akreditasyon Kurumu’ndan akreditasyon alması çalışmalarının da 2019 içerisinde tamamlanması hedefleniyor.

Etik yönetim sürecinde yeni bir yapılandırma hayata geçirildi

Etik değerlere saygılı bir iş ortamı oluşturmaya büyük önem veren Ford Otosan’ın Etik Politikası 2018 yılında Yönetim Kurulu tarafından fiilen onaylanarak yürürlüğe girdi. Bu kapsamda Etik Kurulu, İç Denetim ve Etik Komitesi ile Etik Değerlendirme Heyeti oluşturuldu. Ayrıca yeni yapıda etik ihlal bildirimlerinin etkin şekilde ele alınması ve takibi için Etik Koordinatörlüğü pozisyonu oluşturuldu. Bu konuda şirket içinde farkındalık yaratmak amacıyla “Etik Değerlerimizi Koruyor ve Geleceğe Taşıyoruz” başlıklı iletişim ile Etik Politikası hakkında video tanıtım filmi yayınlandı.

71 meslek lisesine araç bağışı

Sürdürülebilirlik yönetimini güçlendirmek amacıyla başlatılan Ortak Kültür ve Yalın Dönüşüm süreçleri kapsamında sosyal sorumluluk projelerini tedarikçileri ve bayileriyle birlikte gerçekleştirmeye özen gösteren Ford Otosan’ın 2018 yılında bu kapsamdaki önemli projelerinden biri meslek liselerine araç bağışı oldu. Milli Eğitim Bakanlığı ile Koç Holding arasında 2006’da imzalanan “Mesleki Eğitimin Geliştirilmesi İşbirliği Protokolü” kapsamında meslek liselerinin motor ve teknik bölümlerinin geliştirilmesi amacıyla 47 ildeki 71 farklı mesleki ve teknik Anadolu lisesine yeni nesil teknolojilerle donatılmış Ford araçlar bayilerin desteğiyle bağışlandı.

Panasonic sezgisel iletişim sunan yeni kablosuz SIP telefonu duyurdu

Panasonic Business, küçükten büyüğe tüm işletmeler için kullanımı kolay ve esnek iletişim çözümleri sunmak üzere tasarlanan, KX-TGP600 SIP DECT kablosuz telefon ürün grubunun son üyesi KX-TPA68’i tanıttı.

Haziran 2019’da piyasaya sürülen KX-TPA68 kablosuz telefon sistemi, sunduğu gerçek zamanlı ortak çağrı özelliğiyle, kullanıcıların çağrıları aynı TGP600 ana ünitelerine bağlı birçok KX-TPA68 kablosuz masa telefonu tarafından paylaşılan hatlar üzerinden kolayca yanıtlamalarına, aranmalarına ve aramaları birleştirmelerine olanak tanıyor.

Bu özellik tam kapasiteyle kullanıldığında, çalışanların baz istasyonu başına sekiz taneye kadar kablosuz masaüstü telefon bağlamalarına izin verirken, çalışanlar ilave çoğaltıcı kullandığında hem masaüstü hem de kablosuz ahizelerin kapsama alanı da genişliyor. Yıldız modunda altı, papatya zinciri modunda ise üç adede kadar çoğaltıcı bağlanabiliyor.

Kullanıcıların ilgisini üzerinde tutmak ve bu ilginin iletişim sırasında da devam etmesini sağlamak amacıyla ekranda 3,5 inç renkli LCD ile 3 sayfada 6 tane olarak düzenlenmiş 18 adet esnek fonksiyon tuşu bulunuyor. Telefon, 500 telefon numarası kapasiteli hafızasıyla kullanıcıların rehberde kolaylıkla arama yapmasına olanak tanıyor.

KX-TPA68 bunlara ek olarak, tam çift yönlü hoparlörlü telefon ve bir önceki nesil modele kıyasla yüzde 60 daha geniş ses gücü ile yüksek kaliteli ses özelliği sunuyor. Ayrıca bu cihaz, kalitesi yükseltilmiş gürültü azaltma özelliği sayesinde gürültülü ortamlarda alınan sesin seviyesini otomatik olarak ayarlıyor.

Panasonic İletişim Çözümleri Ürün Pazarlama Yöneticisi Frank Nijholt, konuyla ilgili şöyle konuştu: “Kurumsal iletişim pazarı genişlemeye devam ediyor. Panasonic İletişim Çözümleri olarak KX-TPA68’i daha üst düzey işbirliği ve işletme verimliliğine yönelik bir çözüm olarak piyasaya sunmaktan dolayı oldukça heyecanlıyız. Kullanımı kolay LCD ekranı, gürültü azaltma ve sekiz adede kadar kablosuz telefon bağlama özelliğiyle, TGP600 ekosistemiyle çalışan farklı kullanıcılar için ilgi çekici bir platform sunmayı amaçlıyoruz.”

“11. Kalkınma Planı’nda hedeflerin gerçekleşmesi fintech’leri uçurur”

TBMM’ye sunulan 11. Kalkınma Planı’nda fintech ekosisteminin Türkiye’de gelişmesi açısından önemli hedefler yer alıyor. 2019-2023 yılları arasını kapsayan, İstanbul Finans ve Teknoloji Üssü ile Ödeme Hizmetleri ve Elektronik Para Kuruluşları Birliği’nin kurulması gibi dikkat çeken maddelerin de içinde bulunduğu planı değerlendiren Ödeme ve Elektronik Para Derneği Başkanı Burhan Eliaçık, “Türkiye’nin geleceğinde fintech büyük rol oynuyor. 11. Kalkınma Planı’nda yer alan hedefler, fintech ekosisteminin ülkemizde gelişmesi yolunda atılması gereken etkili adımlardan oluşuyor. Bu sevindirici planın uygulanmasının fintech’leri uçuracağını öngörüyoruz” dedi.

Geçtiğimiz günlerde onaylanarak TBMM’ye sunulan 11. Kalkınma Planı, fintech ekosisteminin Türkiye’de ilerlemesi ve potansiyelinin değerlendirilmesi anlamında önemli fırsatların yaratılmasını mümkün kılacak hedefler sunuyor. Planda fintech alanında öne çıkan maddeler arasında fintek ekosisteminin ülkemizde gelişmesine yönelik yol haritası oluşturulması, uygulamaya dair koordinasyonun tek bir kamu kurumu tarafından sağlanması, Düzenleme Deney Alanı ve Endüstri Deney Alanı’nın oluşturulması, Ödeme Hizmetleri ve Elektronik Para Kuruluşları Birliği ile İstanbul Finans ve Teknoloji Üssü’nün kurulması ve açık bankacılığın hukuki altyapısını güçlendirmek amacıyla AB Ödeme Hizmetleri Direktifi 2 ile mevzuat uyumunun sağlanması yer alıyor.

“Türkiye’nin geleceğinde fintech büyük rol oynuyor”
Türkiye’de fintech ekosisteminin gelişmesi için atılan bu adımın son derece kıymetli olduğunun altını çizen Ödeme ve Elektronik Para Derneği (ÖDED) Başkanı Burhan Eliaçık, şöyle konuştu: “Küreselleşen ve dijitalleşen yani sınırların ortadan kalktığı bir ortamda finansal sistemi şekillendiren ve ilerleten en önemli fonksiyonun fintech’ler olacağını ifade edebiliriz. Ülkemizde, global fintech iş modellerinin küçük bir kısmının uygulamada olduğu görüyoruz. Türkiye’nin geleceğinde fintech büyük rol oynuyor. 11. Kalkınma Planı’nda yer alan hedefler, fintech ekosisteminin ülkemizde gelişmesi yolunda atılması gereken etkili adımlardan oluşuyor. Bu sevindirici planın uygulanmasıyla birlikte ülkemizdeki fintech’lerin önünün açılacağını, planın uygulanmasının fintech’leri uçuracağını öngörüyoruz.”

Toyota Otonom Sürüş Teknolojisini Trafiğe Açık Yollara Taşıdı

 Toyota, otonom sürüş konusunda yaptığı çalışmalarını tüm hızıyla sürdürürken, gelişmiş otonom araçlarıyla test sürüşlerine Avrupa yollarında başladı. Toyota simülasyonlarda ve kapalı pistlerde yapılan başarılı denemelerin ardından, kendi geliştirdiği otonom sistemini, gerçek hayatta kullanıma sunmaya hazırlanıyor. Bu amaçla Lexus LS modeli ile Brüksel’in caddelerinde otonom sürüş testleri gerçekleştiriliyor.

Toyota Avrupa araştırma ve geliştirme başkan yardımcısı Gerard Killmann, Toyota’nın otonom testlerinde ana hedefin kompleks ve tahmin edilemez insan davranışlarına otonom sistemlerin vereceği tepkileri ölçmek olacağını ifade ederek, “Japonya ve Amerika’da başarılı yol testlerinin ardından şimdi ise bu teknolojiyi daha iyi anlamak adına Avrupa’da da testlere başlıyoruz” dedi.

Öncelik güvenlik

Otonom araç testlerine başlayan Lexus LS’in standart modelden tek farkı, tavana yerleştirilmiş bir dizi sensör, radar ve kamera konumlandırma sisteminin olması. Güvenlik amacıyla, aracın içerisindeki sürücü her an otonom araca müdahale edebiliyor. Toyota, aynı zamanda bu aracı halka açık yollarda kullanmadan önce aylar süren bir hazırlık dönemini tamamladı. Bunlar arasında otonom sistemin onaylanması, sürücülerin eğitimi, rotanın analizi ve yetkililerden onay gibi aşamalar yer alıyordu.

Bu otonom araç çalışması, Toyota’nın herkes için daha güvenli ve daha iyi mobilite global vizyonunu oluşturuyor. Toyota aynı zamanda sürücü ve makine arasındaki iletişimi incelerken, sürücüsüz otomobilin de kapılarını aralıyor.

Toyota, L3Pilot Projesi için Veri Toplayacak

Avrupa’da kullanılacak otonom araç, aynı zamanda Toyota’nın da yer aldığı Avrupa “L3Pilot projesi” kapsamında diğer 34 partnerle birlikte veri toplamak için de kullanılacak. Bu işbirliğinde büyük otomobil üreticileri, otomotiv tedarikçileri, araştırma enstitüleri yer alıyor.

2017’de başlayan dört yıllık bir proje olan L3Pilot, aynı zamanda kısmen Avrupa Komisyonu tarafından da finanse ediliyor. L3Pilot, Avrupa’da 10 ülkede, 100 araçtaki 1000 sürücüyü içeren kapsamlı bir otonom araç test projesini içeriyor. Bu çerçevede Toyota Avrupa kompleks ve farklı şehir içi alanlarda güvenlik sistemlerinin çalışmalarına ve kullanıcılarının davranışlarına odaklanacak.

Araştırmalara göre; İngilizce bilmek insanı mutlu ediyor!

Yabancı dil bilmek, özellikle de çok akıcı şekilde İngilizce konuşmak Wall Street English’in global çapta yaptığı araştırmaya göre hayatı kolaylaştırdığı kadar insanları mutlu da ediyor. Özetle İngilizce, sadece iş hayatında değil özel hayatta da mutluluk seviyesini yükseltiyor. Araştırmanın ilginç verilerinden bazıları ise şöyle; Japonlar İngilizce bilmediği için mutsuzken, Endonezya İngilizce bilmeyip en mutlu olan ülkeler arasında.

İnternetin yaşamamıza dahil olmasıyla istediğimiz her şeye, her an, her yerden ulaşabilir olduk. Tabii bu noktada yabancı dil bilmek, hayatın her alanında olduğu gibi sosyal hayatınızda da bize büyük kolaylıklar sağlıyor. Özellikle yeni neslin tek başına dünyayı dolaşma hayali, İngilizce öğrenmeyi daha da keyifli bir hale getiriyor. Dünyanın en itibarlı dil okulları arasında yer alan Wall Street English’in araştırmasına göre; İngilizce bilmek kişilerin mutluluk seviyesini etkiliyor.

Wall Street English’in global çapta yaptığı araştırmaya göre;

Ø  Japonlar İngilizce bilmediği için mutsuz

Ø  Endonezya ise İngilizce bilmeyip en mutlu olan ülke

Ø  Aynı zamanda Endonezya’nın yanı sıra Çin, İngilizce bildikleri için mutlu

Ø  Japonya’da da İngilizce bilen ve bilmeyenlerin mutluluk oranı ise aynı

En mutsuz ülke Japonya, en mutlu ülke Endonezya

 Almanya’dan Şili’ye kadar 8 farklı ülkede gerçekleşen araştırma sonuçlarına göre; İngilizce bilen kişilerin kariyer olanakları ve kazançları göz önünde bulundurularak, İngilizce bilenlerin bilmeyenlere oranla iş hayatlarında daha memnun olduğu ortaya çıktı.

Araştırmaya göre; İngilizce bilmeyip mutlu olanların oranı 6,7 olurken, başlangıç seviyesindekilerin mutluluk oranı ise 7,0 olarak kayda geçti. Orta seviyede İngilizce bilenlerin mutluluk oranı 7,3 olurken, ileri seviye İngilizce bilenlerin mutluluk oranı da 7,5 olarak gözlemlendi. Ülke bazında bakıldığında İngilizce bilmeyen kişilerin mutluluk oranının en düşük olduğu ülke 5,3 oranla Japonya olurken Endonezya ise 8,1 oranla İngilizce bilmeyip en mutlu olan ülke olarak raporda yer aldı.   İngilizce bilme oranına baktığımızda ülkeler içerisinde ise Çin ve Endonezya 8,2 oranla mutlu olduğu gözlemlendi. Japonya’da da İngilizce bilen ve bilmeyenlerin mutluluk oranı farkı yüzde 36’ı olarak kayıtlara geçti.

“Hemen şimdi İngilizce öğrenmeye başlamalıyız”

Konuyla ilgili açıklamada bulunan Wall Street English Yönetim Kurulu Başkanı Dündar Uçar, “Tüm dünyada da olduğu gibi Türkiye’de de durum aynı. Gerek iş gerek sosyal hayatta kendini İngilizce olarak ifade edebilmek, insanlara ciddi bir özgüven kazandırıyor, daha başarılı ve mutlu bireyler haline getiriyor. O yüzden geçmiş olumsuz tecrübeleri, gereksiz ertelemeleri bir kenara bırakıp ihtiyacımıza en uygun metotla hemen şimdi İngilizce öğrenmeye başlamalıyız.” diyor.

Türk kirazı Çin seddini aştı Kiraz ihracatı 155 milyon dolara ulaştı

Kiraz üretiminde dünya lideri olan Türkiye, yıllık 800 milyon dolar kiraz ithal eden Çin’e kiraz ihraç etmek için 2010 yılından beri sürdürdüğü mücadelede mutlu sona ulaştı. Türkiye tarihinde ilk kez 2019 yılında ihracat vizesi aldığı Çin’e 1 milyon 380 bin dolarlık kiraz ihraç etti. Hong Kong’a ise; yüzde 76’lık artışla 3 milyon 357 bin dolarlık Türk kirazı gönderildi.

Çinlilerin sofrasında kiraz olmasının prestij göstergesi olduğunu ve Çinlilerin kirazı çok sevdiğini belirten Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Hayrettin Uçak, Çin’e kiraz ihracatının önündeki engellerin kaldırılması için Tarım ve Orman Bakanlığı ve Ticaret Bakanlığı işbirliğinde yürüttükleri çalışmalarda mutlu sona ulaştıklarını, Çin’e kiraz ihracatının start aldığını kaydetti.

Kiraz ihracatında hedef 200 milyon dolara ulaşmak

Çin’e kiraz ihracatı ile anlaşmanın sezon ortasında imzalandığı bilgisini paylaşan Uçak, “İki ülke arasındaki anlaşmanız imzalanmasında büyük emekleri olan Tarım ve Orman Bakanımız Dr. Bekir Pakdemirli, Ticaret Bakanımız Ruhsar Pekcan ve her iki bakanlığımızın bürokratlarına ihracatçılarımız adına teşekkür ediyoruz. Anlaşma sezon ortası imzalanmasına rağmen ihracatçılarımız Çin’e kiraz ihracatı için bağlantılar gerçekleştirdi ve ihracata başladılar. Bu başarıda, 2016 yılında başlattığımız ve geçtiğimiz Nisan ayında sonuçlandırdığımız Taze Kiraz ve Üzüm URGE Projemizin payı çok büyük. 24-31 Mart 2019 tarihlerinde URGE Projemiz kapsamında gerçekleştirdiğimiz Çin İş Gezisi meyvelerini vermeye başladı. Kiraz ihracatındaki olumlu tablo sayesinde bu yıl 200 milyon dolar ihracat rakamına ulaşmayı hedefliyoruz” diye konuştu.

Hava kargo ile ihracat katlanacak

Çin’in kiraz ihracatı için önümüzdeki yıllarda en büyük ihraç pazarı olmaya namzet olduğunun altını çizen EYMSİB Başkanı Hayrettin Uçak, sözlerini şöyle tamamladı; “Çin başta olmak üzere Uzakdoğu ülkelerine kiraz ve diğer yaş meyve sebze ürünlerimizin ihracatının arzu ettiğimiz seviyelere gelmesi için hava kargo çok önemli. Türk ihracatçısı hava kargo sayesinde kiraz ve diğer yaş meyve sebze ürünlerinin ihracatında dünyada daha etkin olacak.”

Türkiye, 1 Ocak – 10 Temmuz 2019 tarihleri arasında 65 bin ton kiraz ihraç ederken, 155 milyon 650 bin dolar döviz elde etti. Türkiye, geçen yılın aynı döneminde ise; 69 bin ton kiraz karşılığı 152 milyon 198 bin dolarlık ihracat yapmıştı. Kiraz ihracatı miktar bazında yüzde 6 düşmesine karşın, değer bazında yüzde 2 artış gösterdi. Kiraz ihracatında bu yıl ihraç sezonu hava koşullarından dolayı 2 hafta geç başladı. Bu husus göz önünde bulundurulduğunda kiraz ihracatının sezon sonunda miktar ve değer bazında geçtiğimiz yıla göre daha büyük bir artıda sonuçlanması bekleniyor.

Almanya, 77 milyon dolarlık kiraz ihracatı ile ilk sırada yer alırken, Rusya Federasyonu 34 milyon dolarlık Türk kirazı tercih etti ve zirve ortağı oldu. Hollanda’ya 8 milyon dolarlık Türk kirazı giderken, bu ülkeleri Norveç, Avusturya, Hong Kong, Danimarka, İsveç, İtalya ve Irak takip etti.

VAKIFBANK GENEL MÜDÜRÜ ABDİ SERDAR ÜSTÜNSALİH’DEN KTO’YA ZİYARET 

Vakıfbank Genel Müdürü Abdi Serdar Üstünsalih, Kayseri Ticaret Odası (KTO)Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Gülsoy’u makamında ziyaret etti.

 Genel Müdür Yardımcıları Alaattin Şimşek, Hazım Akyol, Hüseyin Uğur Bilgin, Mikail Hıdır, Muhammet Lütfü Çelebi, Kurumsal iletişim başkanı Arzu Örsel, Bölge  Müdürü  Cihad Akyol, Ticari Şube Müdürü Ernail Muslu ve Şube Müdürü Lale  Demirezen ile KTO’ya gelen Üstünsalih, Gülsoy ile bir süre görüştü.

Ziyarette konuşan Başkan Gülsoy, nazik ziyaretleri için Genel Müdür Üstünsalih nezdinde Vakıfbank heyetine teşekkür ederek; “Öncelikle Genel Müdürümüzü bir kez daha tebrik ediyor yeni görevinde başarılar diliyorum. Rabbim işlerinde kolaylıklar versin, hayırlı işler yapmayı nasip etsin. Henüz yeni göreve gelmişken Odamıza gerçekleştirdiğiniz bu ziyaret bizi mutlu etti. Vakıfbank bizim için önemli bir değer. Bankanın çalışmalarını taktirle takip ediyor, üyelerimiz başta olmak üzere tüm iş dünyasını rahatlatacak yeni uygulamalar geliştirmesini temenni ediyorum. Bir süredir reel sektörde yaşanan sorunlar, iş dünyası temsilcilerinin finansa ulaşım noktasında sıkıntı çekmesine neden oldu. Yaşanılan sıkıntılı süreçte özellikle finans sektörünün siz kıymetli temsilcilerinin desteği bizler için çok önemli. Her zaman dile getirdiğim gibi mevcutlarımıza sahip çıkmak için hepimiz var gücümüzle çalışacağız fakat bu konuda bankalarımız da bunun için tüm imkanlarını bizler için kullanmalı. Unutmamalıyız ki reel sektör ve finans sektörü birbiri ile güçlenen birbirinden güç alan iki kol. Bu nedenle birbirimize güvenerek çalışmalarımıza devam etmeliyiz” ifadelerini kullandı.

Desteklerinden dolayı Başkan Gülsoy’a teşekkür eden Üstünsalih, Kayseri’deki ziyaretlerinden oldukça memnun kaldıklarını şehrin gelişmişliğinin işlere yansıdığını, özellikle Kayseri protokolünün, kurum ve kuruluş temsilcilerinin desteğinin önemli bir rol oynadığını, birlikte yapılacak çalışmalarla daha da iyiye gidileceğini belirtti.

Fortinet, sektörün ilk güvenli SD-Şube çözümünü duyurdu

Fortinet, yeni çözümüyle Fortinet Security Fabric mimarisini şube ofislerine dek genişletiyor. Yeni ürünler, SD-WAN’ı kullanan dağıtık kurumlar için güvenli, kolay yönetilebilir ve buluta hazır altyapıyı destekliyor.

Kapsamlı, entegre ve otomatik siber güvenlik çözümlerinde dünya lideri Fortinet® (NASDAQ: FTNT), WAN ve erişim ucu güvenliğini sağlamak ve dağıtık işletmeler için güvenlik tabanlı ağ iletişimi sunmak üzere sektörün en kapsamlı şube çözümü Secure SD-Branch’ı duyurdu. Fortinet’in SD-Branch çözümü, WAN ve güvenliği entegre bir platformda birleştirerek, Fortinet Security Fabric’i ve SD-WAN’ın sunduğu avantajları ağ erişimine dek genişletiyor. Bu entegre birleşim, karmaşıklığı azaltıp güvenlik ve görünürlüğü artırıyor, performans ve çevikliği iyileştirirken ağın tüm uçlarındaki toplam BT maliyetlerini azaltıyor.

Fortinet Bölge Teknoloji Direktörü Melih Kırkgöz konuyla ilgili şunları söyledi: “Günümüzün dijital ekonomisinde rekabet edebilmek için, işletmelerin yüksek kaliteli bulut bağlantısı, güvenli cihaz ve kullanıcı erişimini sağlamaları gerekiyor. Şirketler genellikle ağ ve güvenlik çözümlerini birbirine bağlıyor, bunun sonucunda değişmesi çok yavaş olan ve operasyonel boşluklar yaratan bir mimari ortaya çıkıyor. Fortinet’in Secure SD-Branch (Güvenli SD-Şube) çözümü, WAN ve erişim uçlarının entegre ve otomatik bir yöntemle tek bir konsol üzerinden güvenliğini sağlayarak, WAN, güvenli Wi-Fi ve anahtarlama ile ağ erişim kontrol çözümünü birleştiren tek çözümdür.”

Secure SD-Branch çözümüyle WAN ve Access Edge’in güvenliğini sağlayın
Dijital dönüşüm kurumların iş yapış biçimini kökten değiştirdikçe, yeni dijital iş fırsatlarının kaçırılmaması için ağın tüm kısımlarının güvenliğinin sağlanması ve birbirine uyumlu hale getirilmesi gerekiyor. Şubelerin tüm potansiyellerini açığa çıkarmaları için, nerede konumlandıklarından bağımsız olarak hem verilere hem de kaynaklara güvenli ve anında erişime ihtiyaç duyuluyor.

Günümüzün dağıtık kurumsal yapılarındaki güçlüklerle başa çıkmak için, Fortinet sektörün ilk tam kapsamlı Secure SD-Branch (Güvenli SD-Şube) çözümü sunarak müşterilerin güvenlik ve ağ erişimlerini birleştirmesini, Fortinet Security Fabric’in kapsamını şube seviyesine dek genişletebilmelerini mümkün kılıyor. Fortinet’in Secure SD-Branch çözümü, FortiGate Next-Generation Firewall, FortiNAC Network Access Control, FortiSwitch ve FortiAP Access Points çözümlerini kapsıyor. Yeni çözüm iki kilit alanda güvenlik sağlıyor:

  • Ağ ucu koruması: FortiGate’in gelecek nesil güvenlik duvarı çözümü FortiSwitch ve FortiAP ile erişim katmanına yayılıyor. Bu sayede güvenlik ve ağ erişimi kesişimiyle konsolidasyon ve Secure SD-Branch kurulumu için en ideal mimari sağlanıyor. Yeni WiFi 6 FortiAP Access Points, giderek artan bant genişliği ihtiyaçlarını karşılamak için daha fazla kapasite ve veri hacmi sunuyor. Yeni çoklu gigabit FortiSwitch anahtarları, en çok güç tüketen nesnelerin interneti cihazlarını dahi çalıştıracak yüksek güç sağlıyor.
  • Cihaz ucu koruması: FortiNAC ağ erişim kontrolü çözümü, nesnelerin interneti cihazları ağa giriş yapar yapmaz, otomatik kurtarma, sınıflandırma ve güvenlik sağlıyor. Yeni FortiNAC 8.6 sürümü, bir sensör olarak FortiGate’den yararlanarak trafik taraması aracılığıyla, şubede herhangi bir ilave donanıma gerek duymaksızın anomali tespitini artırıyor.

Bu benzersiz teknoloji kombinasyonu, LAN ve WAN platformlarının daha iyi bir entegrasyonunu sağlayarak sektörün ilk güvenli SD-Şube çözümünü yarattı. Bu çözüm, müşterilere aşağıdaki avantajları sunuyor:

  • Entegre güvenlik: FortiGate, gelecek nesil güvenlik duvarı hizmetlerini, kablosuz ağ ve anahtar yönetiminin entegrasyonu yoluyla, ağ erişim katmanına ulaştırıyor. Bir sensör olarak FortiGate ile ağ erişim kontrolünü sağlayarak, keşif ve görünürlüğü iyileştirir, kurumsal şubedeki cihazlara yönelik güvenlik anomalilerin saptanmasını sağlar.
  • Kolay yönetilebilirlik: Tek ve ortak ekran görüntüsü üzerinden kolay kurulum ve entegre yönetim şube kurulumlarını sadeleştirir. Esnek mimari, çeşitli boyut ve büyüklükteki şubeleri desteklemek için ölçeklenebilir.
  • Daha düşük toplam sahip olma maliyeti: Herhangi bir lisanslama ücreti ve ağ trafik sensörü satın alınmasını gerektirmemesinin yanı sıra, Fortinet’in Secure SD-Branch çözümü, öğrenilecek ve günlük olarak yönetilecek daha az arayüz ve kurulum için daha az zaman gerektiren sadeleştirilmiş yönetim operasyonlarıyla kurumların hem zamandan hem de maliyetten tasarruf etmelerini sağlar.

Fortinet, müşterilere Fortinet Security Fabric aracılığıyla güvenlik tabanlı bir ağ iletişimi sağlayarak, ağa güvenlik perspektifinden bakıyor. Güvenli SD-Şube çözümüyle Fortinet, müşterilerin güvenlikte istikrarı sağlayarak, ulaştıkları alanları SD-WAN’ın ötesinde erişim katmanına dek genişletmelerine yardımcı olarak, dağıtık şubelerini kolayca yönetmelerine imkan tanıyor.

Bir önceki versiyonundan 5 kat daha fazla güç üretebilecek…Toyota Güneş Paneli Teknolojisi ile Dururken de Şarj Olacak

Toyota, elektrikli ve hibrit araçların potansiyelini artıracak yeni teknolojisinin testlerine başlıyor. Toyota, bu testlerde Prius PHEV’in tavanına, kaputuna ve bagaj kapağına geliştirilmiş solar güneş panelleri yerleştirdi. Bu sayede Prius, güneş enerjisinden faydalanarak şarj olacak ve bunu daha fazla yol kat etmek için kullanabilecek. Buna ek olarak geliştirilen yeni sistemle; Prius PHEV’in bataryası sadece sürüş halinde değil park halinde de şarj olacak. Bu yeni sistem, daha önce satışa sunulan solar şarj sistemli Prius PHV’den yaklaşık 5 kat daha fazla güç üretebilecek.

Temmuz 2019 sonundan itibaren daha yüksek verimliliğe sahip solar teknolojiye sahip aracın yol testlerine başlayacağını duyuran Toyota, böylece menzili artırıp yakıt verimliliğini de yükseltmeyi amaçlıyor. Toyota, test sürüşlerini ilk etapta Toyota City, Aichi Fabrikası, Tokyo ve diğer bölgelerde yapacak. Testlerde elde edilen bilgiler ışığında, araç üzerine yerleştirilecek solar şarj etme sistemleri geliştirilecek.

Güneş paneline sahip otomobiller, araçların menzilini artırarak emisyon tasarrufu sağlayacak ve aynı zamanda araçların şarj etme oranlarını düşürerek çevre konusunda katkılar sağlayacak. Toyota’nın güneş panelleri sistemleri konusunda nihai hedefi ise, taşımacılık sektörünü de kapsayan yeni bir güneş paneli pazarı yaratmak.

İKİNCİ EL ARAÇ SEKTÖRÜNDE ŞUBELEŞME SÜRECİ DEVAM EDİYOR

İkinci el araç piyasasına getirilen ekspertiz zorunluluğuyla birlikte alıcı ve satıcılar arasında güven ortamı sağlanırken sektörde yaşanan sorunlar da hızla azalıyor. Gerekli hizmet belgelerine sahip olan kurumsal firmaların yatırımları ise son sürat devam ediyor.

Kocaeli-İzmit’te gerçekleştirilen yeni şube açılışında konuşan TÜV SÜD D-Expert Genel Müdür Yardımcısı Ozan Ayözger, ‘’ Yeni ortaya çıkan ve büyüme potansiyeli olan tüm sektörlerde olduğu gibi ikinci el araç ekspertiz sektöründe de birçok küçük ve büyük ölçekli firma hizmet veriyor. TÜV SÜD D-Expert ailesi olarak biz de, yeni bir dönem olarak gördüğümüz 2019 yılını şubeleşme atılımlarımızla sürdürmeye devam ediyoruz. Son dönemlerde yaşanan yoğunlukla birlikte müşterilerin güvenebilecekleri firmalara olan ihtiyacı her geçen gün daha çok artıyor. Otomobil sektöründe geçmişi ve tecrübesi olmadan ikinci el araç ekspertiz hizmeti veren firmalarda, tüketicilerin karşılaşabilecekleri hata oranının yüksekliği nedeniyle müşteriler TSE’den Hizmet Yeterlilik Belgesi almış kurumsal firmalardan hizmet almayı tercih ediyor. TÜV SÜD D- Expert olarak hem alıcılara hem de satıcılara sunduğumuz  kaliteli, bağımsız ve güvenilir ekspertiz hizmetini İzmit Merkez subemizde de müşterilerimizle buluşturmaktan mutluluk duyuyoruz. ‘’ dedi.

İkinci el otomobil ticareti, sektörün hem rakamsal hem de işlevsel konular bakımından büyük bölümünü kapsıyor. Ekspertiz zorunluluğuyla başlayan yeni dönemde, ekspertiz merkezleri otomotiv sektörünün tamamlayıcı unsuru olmaya devam ederken firmaların yatırım ve şubeleşme çabaları hızla devam ediyor.

Türkiye’deki şubeleşme yatırımlarına hızla devam eden TÜV SÜD D-Expert çok yakında Trabzon, Antalya ve İstanbul’daki yeni şubeleriyle de müşterileriyle buluşmayı hedefliyor.

3. KAPIKAYAFEST ULUSLARARASI DOĞA SPORLARI VE KÜLTÜR FESTİVALİ BAŞLIYOR !

Neşesi, doğallığı ve espri anlayışı ile her yeri renklendiren karadeniz insanı, eşsiz ve benzersiz bir doğa sunan konumu ve yaylaları ile de yerli ve yabancı turistleri çekerek her yıl cazibesini artırmayı başarıyor.

Karadeniz’in önemli illerinden Samsun Bafra Kapıkaya’da 24-28 Temmuz 2019 tarihleri arasında 3.sü düzenlenecek olan  “Kapıkayafest Uluslararası Doğa Sporları ve Kültür Festivali” nde  adrenalini yüksek doğa sporlarının ve karadenize  özgü  kültürel faaliyetlerin Türkiye gündemine taşınacağına inanıyoruz.  Karadeniz coğrafyasının eşsiz doğa güzelliği, coğrafyanın kendine özgü karakteristik özelliklerini koruyarak yapılan etkinliklerin zenginliği her yıl bölgeye gelen yerli ve yabancı kişi sayısındaki artışı beraberinde sağlamakta ve bölge turizm gelirlerinden aldığı payı artırmaktadır.

KAPIKAYAFEST ?

Adını Samsun / Bafra – Kapıkaya tepesinden alan Kapıkayafest; Çeşitli spor dallarını aynı ortamda sunarak ulusal ve uluslararası birçok sporcuyu ve doğa severleri her yıl temmuz ayında bir araya getirmeyi hedefleyen, sağlıklı bireylerle daha çok yaşanabilir bir dünya için sporun ve sporcunun önemini vurgulamak gayesini güden bir festivaldir.

Bafra Belediyesi sahipliğinde ve  Astajans organizasyonu ile yapılacak olan Kapıkayafest’te, gökyüzünde paraşütçüler süzülürken katılımcılar karada bisiklet ve doğa yürüyüşü, baraj gölünde kano gezisine katılabilirler. ‘En güzel fotoğrafı ben çekerim’ diyenler ise fotomaratona katılabilirler. Kamp ve çevresinde çeşitli etkinlikler ile eğlenme ve güzel vakit geçirme olanağı bulabilirler. Akşam ise kamp ateşini yakıp yıldızların altında doğanın sesini dinleyebilir, güzel sohbetler edebilirler. Ayrıca çeşitli kültürel faaliyetler, spor branşlarının aktiviteleri ve eğlenceleri ile unutamayacakları bir festival geçirebilirler.

5 gün 4 gece “Her şeyiyle eğlenceli” bir festivale davetlisiniz.!

DÜNYANIN 55 ÜLKESİ FESTİVAL İÇİN DAVET EDİLDİ !

Kapıkayafest Festivali uluslararası bir festival olması sebebiyle geçen yıl kırka yakın ülkeden sporcu ve katılımcıyı Bafra’ya getirme başarısı elde etmiş durumda. Bu sene 55 ülkeden sporcu ve katılımcılar ile iletişime geçilerek, festival uluslararası arenadaki konumunu yükseltme çabasında. Festivale davet edilen ve katılması planlanan ülkeler ise şöyle;  Almanya, Arnavutluk, Avusturya, Azerbaycan, Belçika, Birleşik Krallık, Bosna-Hersek, Bulgaristan, Cezayir, Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Dubai, Estonya, Fas, Finlandiya, Fransa, Gürcistan, Hırvatistan, Hindistan, Hollanda, İran, İrlanda, İspanya, İsveç, İtalya, Katar, Kazakistan, Kıbrıs, Kırgızıstan, Kosova, Kuveyt, Letonya, Litvanya, Lüksemburg, Macaristan, Makedonya, Malta, Mısır, Özbekistan, Pakistan, Polonya, Portekiz, Romanya, Rusya Federasyonu, Sırbistan, Slovakya, Slovenya, Tacikistan, Tataristan, Türkmenistan, Ukrayna, Ürdün ve Yunanistan.

DÜNYANIN EN ÖZEL EKSTREM SPOR ALANLARI ARASINDA!

Kapıkayafest; Kızılırmak’ın yanı başında doğanın ve tarihin bir arada olduğu, birçok ekstrem spor ve  sportif faaliyetleri ile dünyanın nadir alanları arasında gösteriliyor. Hava sporları, su sporları, dağcılık, fotoğrafçılık, bisiklet, atv, kamping vb gibi doğa sporlarını ve faaliyetlerini aynı noktada barındırıyor.

Kapıkayafest; yamaç paraşütü için dünyanın en elverişli noktaları arasında yerini alma yolunda ilerliyor. Bir yamaç paraşütçüsünün bir noktadan kalkıp aynı noktaya inebildiği ve Kızılırmak’ın eşsiz doğal güzelliklerini ve manzarasını görebildiği dünyanın en özel konumlarından birisi.

Aynı zamanda turizm turları, fotoğraf – bisiklet ve atv safari, yöresel ve kültürel pazarlar da Kapıkayafest etkinlik alanında olacak. Etkinlik alanı bu branşların ve sportif etkinliklerin tamamını bir arada buluşturabilecek Dünya’nın nadir alanlarından..

İLGİ İLE BERABER BÖLGE EKONOMİSİ DE CANLANDI

Kapıkayafest; ilki 2017 yılında 25 bin, ikincisi 2018 yılında 50.000’in üzerinde ziyaretçi, 5000 civarı kamp ve ticari katılımcısı ile ciddi bir ses getirdi. Bu yıl ise 100 bine yakın katılımcı ve ziyaretçi bekleniyor. Festivale ev sahipliği yapan Samsun / Bafra – Kapıkaya ve Asar mevkileri, ulusal – uluslararası sporcuların ve doğa sporlarına ilgi duyanların odak noktası durumunda. Festivalin yöre ve bölge halkına ciddi bir ekonomik katkı sağladığı, her geçen yılda artarak devam edeceği düşünülüyor.

Mobilya sektörü 20 farklı iş kolunu destekliyor

Mobilya sektörü kendi büyürken, beraberindeki sektörleri de büyütüyor

 Mobilya sektörü, camdan metale, inşaattan lojistiğe, plastikten ağaç işleme makinelerine kadar 20 farklı iş kolunu besliyor. Yurt içi yıllık mobilya satışının 40 milyarı aştığını söyleyen MOSFED Başkanı Ahmet Güleç, mobilyanın desteklediği 20 farklı alan ile ülke ekonomisi için lokomotif görevi üstlendiğini kaydetti.

Türkiye’de 34 bini aşkın mobilya üreticisi bulunurken, sektörün doğrudan sağladığı istihdam ise 165 bin kişi. Yan sanayi ile birlikte bu rakam 500 bini aşıyor. Mobilyanın Türkiye ekonomisinin lokomotif sektörlerinden biri olduğunu kaydeden MOSFED Başkanı Ahmet Güleç, yurt içi yıllık mobilya satışının 40 milyarı aştığını, yurt dışına yapılan ihracatın ise 2019’un ilk beş ayında 1,440 milyar dolar olarak gerçekleştiğini söyledi.

Mobilya sektörünün 20 farklı iş kolunun ise direk müşterisi konumunda bulunduğunu ifade eden Güleç, “Mobilya sektörü, ülke ekonomisinde birçok paydaşı ile mühendislik, mimarlık, inşaat, orman ürünleri, metal ve maden, kimya, reklamcılık, ambalaj, basın-yayın, lojistik gibi birçok sektörle doğrudan ilişkisi olan mal ve hizmet grubunun bir araya geldiği endüstri kolu olarak duruyor. Camdan metale, inşaattan lojistiğe, plastikten ağaç işleme makinelerine kadar bu 20 iş kolu ile bağlantısı bulunuyor. Yani mobilya üretildikçe, diğer sektörlerde de iş hacmi artıyor. Dolayısıyla, mobilya sektörü aynı zamanda ‘tedarik zinciri’ itibariyle de stratejik bir sektör ve tüm ekonominin çarklarının dönmesini sağlıyor” dedi.

 Mobilya arzı ve talebi, yeni konut inşaatlarına ve gelir artışına paralel bir seyir izliyor

Genel konumu itibariyle iç piyasaya dönük olan sektörde çoğunluğu geleneksel yöntemlerle çalışan küçük işletmelerin ağırlıklı olduğunun altını çizen Mobilya Dernekleri Federasyonu (MOSFED) Başkanı Ahmet Güleç, büyük işletmelerin sektöre girmesiyle otomasyonlu üretime geçildiğini söyledi. Güleç, “Hem iç pazara hem de dış pazara yönelen mobilya sektöründe faaliyet gösteren işletmelerde, panel mobilya, masif mobilya, kanepe, oturma grubu, tablalı mobilya (mutfak, banyo, ofis yatak odası), bahçe mobilyaları, mobilya aksam ve parçaları, taşıt mobilyaları, hastane mobilyaları, otel mobilyaları, aksesuarlar, gibi geniş yelpazede üretim yapılmaktadır. Mobilya arzı ve talebi, doğrudan yeni konut inşaatlarına ve gelir artışına paralel bir seyir izlemektedir. Sektörde halen küçük işletmelerin varlığına rağmen, modern tasarımın öneminin anlaşılması tasarımcıların yetiştirilmesine gereken ilginin gösterilmesi ve istihdamlarının sağlanması, sektörün gelişimi açısından önem arz etmektedir” dedi.

“Sektörün nitelikli elemanlara ihtiyacı var”

Mobilya sektörünün 165 bin kişiyi istihdam ettiğinin belirten Güleç, bu alanda faaliyet gösteren işletme sayısının ise 34 binin üzerinde olduğunu söyledi. Güleç, yan sanayi ile birlikte bu rakamın 500 bin kişiye ulaştığını kaydetti. MOSFED Başkanı Güleç, Günümüzde bilim ve teknolojideki gelişmeler toplumun kültürel, sosyal ve ekonomik alanlarında yeni bilgi beceri, teknik ve araçları gündeme getirmekte; çalışan kişileri sürekli öğrenmeye ve yetiştirmeye zorlamaktadır. Dolayısıyla kurumlar da gelişen ve değişen koşullar karşısında ürettiği mal ve hizmetin niteliğini artırabilmek, amaçlarını gerçekleştirebilmek, personelini bilgilendirmek, çağdaş teknik ve yöntemleri kullanabilmek amacıyla eğitime ve eğitimli personele ihtiyaç duymaktadır. Bu noktada sektör olarak gençleri desteklemek için önemli projeler üstleniyoruz. Sektörde çalışacak kalifiyeli elemanlarının yanı sıra bahsettiğimiz 20 sektörde de çalışacak elemanlar yetiştirme arzusundayız.” dedi.

AUTO KING, Bereket Sigorta ile el sıkıştı 

 3 milyonu aşkın araç sahibine kasko poliçesi kapsamında mini onarım teminatı sunan Türkiye’nin lider oto bakım ve onarım markası olan Auto King, Bereket Sigorta ile çalışmaya başladı. Hali hazırda 18 sigorta şirketi ile işbirliği halinde bulunan Auto King, 1 Temmuz itibariyle Bereket Sigorta müşterilerine de “mini onarım hizmeti” sunmaya başladı.

 Bereket Sigorta, “Mini Onarım” hizmeti kapsamında Türkiye’nin lider oto bakım ve onarım markası Auto King ile çalışmaya başladı. Böylece Auto King çalıştığı sigorta şirketi sayısını 19’a çıkarırken, Bereket Sigorta müşterileri sahip oldukları kasko poliçeleri kapsamında 1 Temmuz itibariyle “Mini Onarım Hizmeti”  almaya başladı.

Çalıştığı sigorta şirket sayısını 19’dan 23 çıkarmak istiyor

İşbirliği kapsamında açıklamada bulunan Auto King Pazarlama Direktörü Erkan Kıraç, “3 milyon sigorta poliçesinde Auto King Mini Onarım teminatı bulunmaktadır.  Sigorta şirketleri kanalındaki büyümemiz hedeflerimize uygun bir şekilde ilerliyor. Türkiye’nin önemli şirketlerinden Bereket Sigorta ile çalışmaya başlamamız bu açıdan çok anlamlı. İşbirliğinden oldukça mutluyuz. Hali hazırda 18 sigorta şirketi ve müşterisine mini onarım hizmeti sunuyoruz. Bu rakamı yıl sonunda şirket bazında 23’e çıkarmak ve üstün hizmet anlayışımızla daha fazla insanı buluşturmak istiyoruz.” diye konuştu.

Panasonic, keşif gezisi ekibi “Under The Pole III”ü dayanıklı mobil cihazlarla donattı
Avrupa pazarının öncü dayanıklı BT ekipmanı sağlayıcısı Panasonic, bilimsel sualtı keşif gezisi olan “Under the Pole III”e TOUGHBOOK cihazlarını sundu. Ghislain Bardout ve Emmanuelle Périé-Bardout tarafından yönetilen inovatif program; teknik ve ekolojik zorlukların üstesinden gelmeyi hedefleyen çok yönlü belgesel, bilimsel, eğitimsel ve öncü bir projenin parçası.
Bilinmeyeni keşfetmek
Under The Pole keşif ekibi, güney kutbundan kuzey kutbuna alacakaranlık kuşağında kalan biyolojik çeşitliliği keşfetmek ve sualtı keşfinin sınırlarını zorlamak için 2017’den beri kutup denizlerini “Why” isimli bir gemiyle geçiyor. Yeni derin ve kutup sularına dalma tekniklerinde uzman olan ekip, yıllar boyunca 150 ekip üyesine, 180 iş ortağı şirkete ve araştırma merkezine ulaştı.
Ekip şu anda CRIOBE (Centre for Island Research and Environmental Observatory), CNRS (French National Centre for Scientific Research) ve dünyanın dört bir yanındaki araştırma şirketlerinin ortaklığıyla başlatılan DeepHope programı için Polinezya Adaları’nda alacakaranlık kuşağında kalan mercan kayalıklarını inceliyor. Program, önemli çevre sorunlarının ışığında biyolojik çeşitliliği korumayı ve koruma altında olan okyanus alanları yaratmayı hedefliyor. Ekip, tüm bu çalışmaların sonucunda iklim değişikliği ve insan faaliyetleriyle zarar görmüş yüzeydeki mercan kayalıklarının hayatta kalmasına yardımcı olacak ayrıntılı bilgiyi elde etmeyi amaçlıyor.
Under The Pole Kurucusu ve Direktörü Ghislain Bardout, konuyla ilgili şunları söyledi: “Önümüzdeki ekolojik acil durumlara baktığımızda okyanuslarımızı daha iyi korumamızı sağlayacak ve kaynaklarımızı daha sürdürülebilir bir şekilde yönetmemizi sağlayacak bilgiye ulaşmak için elimizden gelen her şeyi yapmamız gerekiyor.
Ekipmanın performansı test edildi
Panasonic 2010’dan beri Under The Pole keşiflerini destekliyor. Bu yıl bu iş ortaklığı, ekibe ve bilim adamlarına BT ekipmanı sağlayacak şekilde bir kere daha yenilendi. Ekibin navigasyon yazılımının doğru çalışması ve her gün toplanan bilimsel verilerin kayıt edilmesi için keşfin tahmini süresi olan 17 ay boyunca 7/24 çalışabilecek dayanıklı bilgisayarlara ihtiyacı vardı. Bu cihazların aynı zamanda her gün yapılan gezilerin ve teknedeki yaşantının getirdiği zorluklara dayanabilmesi gerekiyordu. TOUGHBOOK CF-33 tüm bunların yanında çok yönlü bir kullanıma ek olarak kullanıcılarının gezilerle ilgili bilimsel topografik anketler düzenlemesini ve navigasyon sistemleri tarafından sağlanan hayati unsurlara erişmesini sağlıyor. Kullanıcılar aynı zamanda ekibin sağlığı ve gezinin ilerleyişi ve başarısı için kritik öneme sahip olan verilerin göndermek ve almak için Iridium uydu sistemine bağlanabiliyor. Fotoğraf ve video seçenekleri de öğrencilerin ve halkın biyolojik çeşitlilik konusundaki farkındalığının artırılması amacını destekliyor.
Under The Pole keşiflerinin İletişim Direktörü Bastien Brionne ve Ortaklık Başkanı Erwan Marivint de şunları söyledi: “TOUGHBOOK CF-33, dayanıklı yapısının kalitesiyle Under The Pole keşiflerinin günlük işlemlerinin en temel araçlarından birisi. Keşif işleri sırasında ekipman ciddi bir şekilde test edilmiş oldu. Dalgıçlar bazen suyun altındaki işlerini –1°C’de ve suyun dışındaki işlerini –30°C’de yaptı. TOUGHBOOK hem sıcak hem de soğuk tüm uç sıcaklıklara dayanabiliyor. Ayrıca düşmelerden, çarpmalardan ve nemden etkilenmiyor. Kuzey Kutbu’ndaki ve Fransız Polinezyası’ndaki keşiflerimizde güvenebileceğimiz bir bilgisayara ihtiyacımız vardı.

PIRELLI, “FERRARİ XX” PROGRAMINA İZMİT FABRİKASINDA ÜRETİLEN 10.000’İNCİ P ZERO LASTİĞİ GETİRDİ

 Almanya’da Nürburgring pistinin padokunda düzenlenen en son Ferrari Racing Days etkinliğinde çok özel bir lastik sergilendi: Ferrari’nin XX programı için yaratılan 10.000’inci Pirelli P Zero. FXX, FXX EVO, 599XX, 599XX EVO ve FXX K (en yeni Evo versiyonuyla), yol modellerinden türetilen ve pistte kullanım için geliştirilen dünyanın en seçkin otomobilleri arasında yer alıyor. Halihazırda inanılmaz hızlı ve çevik olan araçlar, Maranello’daki mühendislerin pist yarışları için yaptığı modifikasyonlarla daha da uç otomobillere dönüşüyor. Örneğin, FXX-K Evo zaten 1000 hp beygir gücünü aşıyor. Pirelli, bu denli güçlü otomobillerin her modeli için özel olarak tasarlanmış lastikler geliştirdi. Pirelli’nin XX programının tek tedarikçisi olduğu yıldan, yani 2011’den bugüne dek Almanya’ya getirilen bu özel lastiklerin sayısı ise 10.000’e ulaştı.

F1 LASTİKLERİ GİBİ GELİŞTİRİLDİ

XX programındaki ilk otomobil olan FXX’ten en yeni FXX-K Evo’ya kadar geliştirme metodolojisi ciddi anlamda değişti. Başlangıçta, Ferrari Challenge tek model serisi için yaratılan P Zero lastiklerin daha ekstrem FXX lastikleri için çıkış noktası olarak kullanıldığı, daha geleneksel bir geliştirme süreci söz konusuydu. Günümüzün en yeni otomobilleri için geliştirme süreci ise P Zero Formula 1 lastiklerinin üretiminde kullanılan metodolojiyi yansıtıyor. Pirelli mühendisleri, pist testlerinin yanı sıra Scuderia Ferrari’nin en üst düzey motor sporlarında kullanılan simülatöründen elde edilen verilerinden de yararlanabiliyor.

FXX K için geliştirilen lastiği temel alan Pirelli mühendisleri, altı aydan kısa bir sürede en yeni Evo aerodinamik paketinin (maksimum hızda 800 kilogramdan fazla) ürettiği muazzam dikey yükün üstesinden gelebilen bir lastik yaratmayı başardılar. Bu en son geliştirmenin kalbinde Evo’nun arka kanadı maksimum yere basma kuvveti üretirken bile daha düzgün bir yolla temas alanına sahip yeni P Zero arka lastikler yer aldı. Böylece, pilotun deneyimi ne düzeyde olursa olsun daha dengeli aşınma ve daha şeffaf erime açısından mükemmel denge sağlanıyor ve daha öngörülebilir kullanıma ve daha fazla güvenliğe katkıda bulunuluyor. XX programındaki lastikler, dünyanın her yanındaki farklı pistlerde değişken asfalt ve çoğu zaman öngörülemeyen hava koşullarında benzer performans seviyelerini sağlama açısından çok geniş bir çalışma aralığı sunabiliyor. Örneğin  Şubat ayında Bahreyn’in kumlu koşullarında başlayan 2019 programı, Ekim ayının sonunda İtalya’daki inişli çıkışlı Mugello pistinde sona erecek.

 ORTA LASTİĞİN TANITIMI

Ferrari’nin XX programındaki bir başka önemli inovasyon olarak daha komplike sürüş koşulları için yeni bir Cinturato orta lastik, Nürburgring’de ilk kez tanıtılıyor. Bu lastik, kuru hava ve zemin koşullarının düz yarış lastiğiyle aynı yapıyı kullansa da yeni bir hamur ve yeni bir yönlü sırt deseni tasarımıyla sunuluyor. Bu yeni lastik, pilotların Maranello’da üretilen bu ultra güçlü otomobillerden nemli yüzeylerde veya düşük sıcaklıklarda en iyi şekilde yararlanmalarını sağlayacak.

XX PROGRAMLARI İÇİN P ZERO LASTİKLER

XX programındaki otomobiller, her model için teknik özellik ve ebat bakımından farklı özel lastiklerle donatılıyor. Lastik yelpazesi, FXX için önde 255/650 R19 lastikten FXX K Evo için arkada 345/725 R20 lastiğe kadar uzanıyor. Bu versiyonlar görsel olarak da ayırt edilebiliyor zira her lastiğin yanağında hedeflendiği otomobilin adı yer alıyor. Pirelli’nin GT yarışlarına yönelik diğer motor sporları lastikleri gibi, XX programının lastikleri de uzun yıllar Formula 1 lastiklerini üreten İzmit fabrikasının motor sporlarına adanmış biriminde üretiliyor.

PEAKUP Bilişim 500 listesindeki yükselişini sürdürüyor

 Geliştirdiği yenilikçi teknolojiler ile kurumlara katma değerli hizmet ve çözümler sunan PEAKUP, Türk bilişim sektörünün nabzını tutan “Bilişim 500” listesindeki yükselişini sürdürüyor. Bilişim dünyasının yol haritasını gözler önüne seren listede yerini alan PEAKUP; Türkiye merkezli üretici listesi barındırma, yönetim ve bulut kategorisinde 6’ncı ve Türkiye merkezli üretici listesi iş uygulamaları kategorisinde ise 2’nci sırada yer alıyor.

 Türk bilişim sektörünün ciroları itibariyle en büyük 500 şirketini genel ve faaliyet gösterdikleri alt kategoriler itibariyle sıralayan, pazar hakkında öngörü ve özellikleri belirleyen Bilişim 500 Araştırması’nın bu yıl 20’ncisi düzenlendi. Yüzde 100 Türk sermayeli bir girişim olan PEAKUP; Türkiye merkezli üretici listesinde barındırma, yönetim ve bulut kategorisinde 6. sırada, Türkiye merkezli üretici listesinde iş uygulamaları kategorisinde 2. sırada yer aldı.

 Bilişim 500 araştırması, sektördeki eğilimlere ışık tutuyor

Bilişim 500 araştırması, Türkiye’deki bilişim sektörünün gelişimi, eğilimleri ve beklentilerini ortaya çıkarmanın yanı sıra yabancı yatırımcılar için de önemli bir referans kaynağı niteliği taşıyor. Birbirinden değerli firmaların farklı kategorilerde yer aldığı araştırma, bilişim şirketleri ile kamu ve özel sektör paydaşları arasında köprü görevi görüyor.

 Hedefimiz, 10. Yılımızda ilk 100’de olmak

Bilişim 500’ün sadece bilgi teknolojileri, iletişim ve teknoloji şirketlerine odaklanan bir araştırma olması yönüyle özel ve nadir bir araştırma olduğunu belirten PEAKUP CEO’su Ahmet Toprakçı, sonuçları şöyle değerlendirdi; ‘’Bilişim 500 genel sıralama dışında sektör içi kırılımlarda şirketlerin yerini göstermesi açısından da çok önemli. Bizim gibi hızlı büyüyen, gelişen şirketlere hedef aldıkları alanlarda ilerledikleri yolu göstermesi ise çok değerli bir bilgi. Kurulduğumuz günden bu yana hızlı ama emin adımlarla büyüyen PEAKUP ailesi olarak Bilişim 500 dahilindeki hedefimiz 10. yılımızda ilk 100 şirket içinde yer almak.’’

MADENCİLİK SEKTÖRÜ BAŞKANLARINDAN ORTAK ÇAĞRI:

Türkiye’deki Madencilik Sektörünün Başkanları ortak bir açıklama yaparak, sektörün 2019 yılının ilk çeyreğinde yüzde 9,2 küçüldüğünü, sektörde ciroların düştüğünü, ihracatta da 5 milyar dolardan 4 milyar dolarlara gerilediğini, işletmeleri yarına taşıma sıkıntısının olduğuna dikkat çekerek, “Acil önlem alınmazsa madencilik sektörü S.O.S veriyor. Biz tüm zorluklara rağmen ülkemiz için ‘İnadına Üretim, İnadına İhracat’ inancı ile çalışıyoruz; ancak karşımıza çıkan engelleri ‘Yerli Madencilik’ söylemiyle bağdaştıramıyoruz” çıkışında bulundular.

Türkiye’de madencilik sektöründe faaliyet gösteren birlik ve STK Başkanları, Ege Maden İhracatçıları Birliği’nin ev sahipliğinde İzmir’de “Madencilik Sektörü İstişare Toplantısı”nda biraraya geldi. Toplantıda, madencilik sektörünün yaşandığı sorunlar ve alınacak önlemler masaya yatırıldı.

“YATIRIM ORTAMI BOZULUYOR!”

Sektörün başkanları, toplantıya ilişkin yaptıkları ortak açıklamada, Türkiye’de yatırım ortamının bozulduğuna vurgu yaparak, orman bedellerinin ödenemeyecek seviyedeki yüksekliği, orman izin başvurularının sonuçlanmasının yıllar alması, güvenlik soruşturmalarının çok uzun sürmesi, her işlem için ayrı güvenlik soruşturması yapılması, Zeytincilik Kanunu’nun madencilik yapılamaz boyutta uygulanması, kamu kurumlarının madenciliğe olumsuz yaklaşımları ve tüm süreçlerin öngörülemez hale gelmesi gibi sorunlardan dolayı madencilik sektöründe morallerin sıfıra düştüğü belirtildi.

“SEKTÖR YÜZDE 9,2 ORANINDA KÜÇÜLDÜ!”

Sektöre karşı hat safhaya ulaşan olumsuz yaklaşımlar nedeniyle madencilik sektörünün 2019 yılının ilk çeyreğinde yüzde 9,2 küçüldüğünün altını çizilen açıklamada, sektörde ciroların düştüğü, ihracatın da 5 milyar dolardan 4 milyar dolarlara gerilediğini, sektörün öngörülebilir olmaktan çıktığını ve işletmeleri yarına taşıma sıkıntısının başladığına dikkat çektiler.

“İZİN BELGELERİ YILAN HİKAYESİNE DÖNDÜ!”

Madencilik sektöründe 2008 yılında orman izin belgesini 3 haftada alınırken, 2010 yılında bu sürenin 12 haftada, 2012 yılında ise 40 haftada sonuçlandırıldığına dikkat çeken sektör başkanları, günümüzde ise 1 yıl önce yapılan izin başvurularının bile halen sonuçlandırılmayarak adeta yılan hikayesine döndüğünü belirtilerek, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın orman izin belgesi için kendisinin karar vermesi yerine, diğer kurumlara yönlendirme yapar hale geldiğini vurguladılar.

“ÖDENECEK BEDEL HAKKANİYETLİ OLSUN”

Madencilik Sektöründe, özellikle izin prosedürleri, mülkiyet sorunları, orman mülkiyet bedellerinin yüksekliğinin madencilik projelerine ve yatırımlarına olan ilgiyi azalttığına dikkat çekilen açıklamada, “Orman izin bedelleri bugün birçok altın madeni projesinde yatırım bedelinin yüzde 50’isini bulacak düzeye gelmiştir. Dünyanın hiçbir yerinde mülkiyet bedeli yatırım bedelinin yüzde 2’isini geçemez. Bugün Kanada, Amerika, Avusturalya ve AB ülkelerinde alınan orman mülkiyet bedelleri bizim yaklaşık 35 katımız daha düşüktür. Bu da ister istemez yerli veya yabancı yatırımcının elini taşın altına koymasına engel oluyor veya gözünü korkuyor. Biz, üreticiler olarak hiç para alınmasın demiyoruz; ödenecek bedellerin hakkaniyetli olmasını talep ediyoruz. Bu sorunların çözümü için birçok alternatif üretilebilir. Biz burada her türlü katkıyı sunmaya hazırız” çağrısına yer verildi.

“SEKTÖRÜN EL FRENİ ÇEKİLDİ!”

Madencilik sektörünün kilitlendiğinin, neredeyse faaliyet yapamaz hale geldiğinin altını çizen sektör başkanları, Tarım ve Orman Bakanlığı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı’nın ve bu bakanlıklara bağlı kuruluşların, İl Çevre Müdürlükleri’nin sektöre yaklaşımının işleri her geçen gün daha da zorlaştırdığına dikkati çektiler. Bu yaklaşım yüzünden madencilik sektörünün bu kurumlara derdini anlatamadığını, kendilerini çaresiz hissettiklerini vurgulayan sektör başkanları, sanki madencilik sektörünün el freninin çekilmiş olduğunu savundular.

“CEZAİ YAPTIRIMLAR ÇOK AĞIR”

Bir taraftan kendilerinin de sınırsız destek verdikleri ”Yerli Madencilik” söylemi dillendirilirken, diğer taraftan ağırlaştırılan maddi ve cezai uygulamaların “Türkiye’de madencilik yapılması istenmiyor” izleniminin yaratılmasına neden olduğuna dikkat çekilen açıklamada; yeni çıkan her yasa ve yönetmeliğin sektörün yükünü azaltmak yerine, daha da ağırlaştırdığını hatta sektörünün yüklerini kaldırılamayacak derecede arttırdığını dile getirdiler.

“MİLLİ GÖREV OLARAK GÖRÜYORUZ”

“Ülkemizin yeraltı kaynaklarının çıkarılıp ekonomiye kazandırılmasının milli bir görev olduğunu düşünüyoruz” ifadesine yer verilen açıklamada, “Biz, madencilik sektöründeki ithalattan dolayı her yıl milyarlarca dolar dövizin yurt dışına ödenmesine karşı çıkıyoruz. Unutulmamalı ki, günlük yaşamımızda hava kadar, su kadar insan yaşamı madenler de belirliyor. Sadece ekonomik olarak büyümek için değil, daha sağlıklı ve iyi bir yaşam için de yeraltındaki varlıklarımızı değerlendirmemiz gerektiğine inanıyoruz. Bu inanç ve bilinçle, topraklarımızın altında işletilmeyi bekleyen madenlerimizi işleterek milletimizin yararına sunmak istiyoruz. Ancak, ne yazık ki, acil önlem alınmazsa, bugün madencilik sektörünün S.O.S verdiğini görüyoruz. Tüm zorluklara rağmen ülkemiz için ‘İnadına Üretim, İnadına İhracat’ inancı ile çalışıyoruz; ancak karşımıza çıkan engelleri ‘Yerli Madencilik’ söylemiyle bağdaştıramıyoruz” denildi.

YENİ YOL HARİTASI HAYATA GEÇİRİLMELİ

Sektörde yaşanan daralma ve küçülmenin önüne geçmek için acil olarak alınması gereken önlemleri belirleyen madencilik sektörü başkanları, önümüzdeki dönemde şu adımların acil olarak atılmasını dile getirdiler:

MADENLER OLMAZSA HAYAT OLMAZ

-“Madenler olmazsa hayat olmaz” görüşünü kamuoyuna anlatmak için etkinlikler yapılacak.

-Madencilik sektörünün cari açığı düşürücü yönü halka anlatılacak.

-Türk ekonomisinin büyümesi ve refahın artmasının ancak öz kaynaklarımız olan madenlerin üretilmesi olduğu yüksek sesle dillendirilecek.

ZORLUKLAR BAKANLARA ANLATILACAK

– Tarım ve Orman Bakanı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı’ndan randevular alınarak sektörün yaşadığı zorluklar anlatılacak ve destek istenecek.

– Madencilik sektörünün tüm kollarından temsilciler 3 ayda bir toplanıp durum değerlendirmesi yapıp çalışmaları değerlendirecek.

BİLGİLENDİRME SEFERBERLİĞİ

– Sosyal medyada hayatımızda madenlerin önemi anlatılacak. Madenler olmadan halkın refahının artmayacağı, halka basın ve sosyal medya yoluyla anlatılacak, Halk bilgilendirilecek.

– Kamu kurumlarının olumsuz yaklaşımları nedeniyle Madencilik sektörünün kan kaybettiği ve bundan ülkemizin zarar gördüğü Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakan Yardımcılığına atanan Prof. Dr. Şeref Kalaycı ve Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğüne atanan Cevat Genç başta olmak üzere Kamuya tekrar anlatılacak.

MADENCİLİK ŞURASI TOPLANACAK

– Ankara’da Türkiye genelinde madencilik sektöründe faaliyet gösteren tüm sivil toplum kuruluşları yöneticilerinin katılımı ile Madencilik Şurası toplanacak. Cumhurbaşkanımız ve ilgili bakanlar davet edilerek sektörün sorunları paylaşılacak.

YENİ KANUNA İHTİYAÇ VAR

– Yeni Maden Kanunu ihtiyacının gerekçeleri anlatılacak.

– Madencilik sektörünün devlet desteklerinden yararlanması için lobi çalışması yapılacak.

CUMHURBAŞKANINDAN RANDEVU TALEP EDİLECEK

– Madencilik sektörünün tüm sivil toplum kuruluşlarının başkanlarının imzasının bulunduğu ortak bir metinle Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’dan randevu istenerek sektörün sorunları anlatılacak.

Ege Maden İhracatçıları Birliği’nde düzenlenen, Maden Sektörü İstişare Toplantısına katılan isimler şunlar oldu; “İstanbul Maden İhracatçıları Birliği Başkanı Aydın Dinçer, Ege Maden İhracatçıları Birliği Başkanı Mevlüt Kaya, Başkan Yardımcısı Faik Tokatlıoğlu, Aydın Sanayi Odası Başkanı Mehmet Yunus Şahin, TÜMMER Başkanı İbrahim Alimoğlu, Türkiye Madenciler Derneği Başkanı: Ali Emiroğlu, Yurt Madenciliğini Geliştirme Vakfı Başkanı: Güven Önal, Kömür Üreticileri Derneği Başkanı Gökalp Büyükyıldız, SERHAM Seramik, Cam ve Çimento Hammaddeleri Üreticileri Derneği Başkanı- Ahmet Gümüşçü, Kireç Sanayicileri Derneği Jeoloji Mühendisi İlker İleri, Altın Madencileri Derneği Başkanı Hasan Yücel, Genel Maden İşletmeleri Derneği- GEMAD Başkanı Cemil Ökten, Agrega Üreticileri Birliği – AGÜB Başkanı Şevket Koruç, TÜMMER Danışmanı Yüksel Cankurtan, Türkiye Çimento Müstahsilleri Birliğini temsilen Batı Söke Çimento Hammadde Müdürü Cumhur Küçük”

EGİAD İş Dünyası Tunç Soyer İle Buluştu

Mart ayında gerçekleştirilen Yerel Seçimler öncesinde EGİAD’ı ziyaret eden İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’den her ay düzenli olarak biraraya gelerek kentin sorunlarını birlikte masaya yatırmak üzere söz alan EGİAD, Soyer ile ilk toplantısını gerçekleştirdi.  EGİAD Başkanı Mustafa Aslan, Yönetim Kurulu, geçmiş dönem başkanları ile iş dünyası temsilcilerinin katıldığı toplantıda Kent Ulaşımı, Kent Altyapısı, Çevresel Sürdürülebilirlik, Ticaretin Sürdürülebilirliği, Yapılaşma ve Şehir Estetiği, Marka Şehir İzmir olmak üzere 6 ana başlık altında 80 tespit, çözüm önerisi ve beklenti sıralandı.

EGİAD Başkanı Mustafa Aslan, Yönetim Kurulu Üyeleri ve Geçmiş Dönem Başkanlarından Cüneyt Karagülle, Temel Aycan Şen, Aydın Buğra İlter’in katılım gösterdiği görüşmede, EGİAD Başkanı Mustafa Aslan, üyelerinden aldıkları geri bildirimlerle, Kent Ulaşımı, Kent Altyapısı, Çevresel Sürdürülebilirlik, Ticaretin Sürdürülebilirliği, Yapılaşma ve Şehir Estetiği, Marka Şehir İzmir başlıklarında çözüm önerilerinde bulunan bir dosya takdim etti. EGİAD Başkanı, ayrıca EGİAD Think Tank- Düşünce Kuruluşu, EGİAD Melekleri ve Girişimcilik Şehir Fonu, EGİAD Kent Raporları, Kemeraltı & EGİAD Sosyal ve Kültürel Etkinlik Merkezi, EGİAD Marka Zirvesi ve “Marka Şehir İzmir” Raporu Lansmanı başlıkları altında İzmir’e ilişkin projeleri hakkında da bilgi verdi. Aslan, Ege Bölgesi özelinde toplumsal duyarlılık gerektiren konularda kamuoyu oluşturmak amacıyla kurulan EGİAD Think Tank- Düşünce Kuruluşu’nun bölge için bir ilk teşkil ettiğini dile getirdi.

EGİAD, Girişimcilik Şehir Fonu’nda Yer Almak İstiyor

Aslan, İzmir’in bir girişimcilik merkezi olması hedefiyle uzun yıllardır girişimcilik eko sisteminin gelişmesi için çalışmalar sürdüren EGİAD’ın, İzmir’de kurulması planlan şehir fonunda yer almak istediğini belirterek, “Kurumumuzun hem bilgi birikimi ve tecrübesi, hem de melek yatırımcı portföyü ile önemli değer katacağına inanıyoruz. İzmir’de önemli ve etkin bir teknoloji / inovasyon merkezi oluşturulmasına giden yolda EGİAD’ın ve EGİAD Melekleri Yatırım Ağı’nın aktif rol almasının önemli olduğunu vurgulamak isteriz” dedi.

EGİAD Marka Zirvesi Düzenleyecek ve  Marka Şehir İzmir Başlıklı Rapor Yayınlayacak

Kentin kültürel ve sosyal açıdan önemli noktalarının düzenlenmesi ve doğru değerlendirilebilmesi amacıyla EGİAD tarafından Kemeraltı, Kordon ve Kıyı Düzenlemesi, Kültürpark, Ekonomik ve Demografik Göstergelerle İzmir,  Mercer İzmir – İstanbul Yaşam Maliyeti ve Yaşam Kalitesi Ücret Araştırması başlıklarıyla bir dizi rapor yayınladıklarına dikkat çekerek, “EGİAD, yeni dönemde de Kent Raporları İcra Kurulu oluşturmuştur. İcra Kurulu tarafından yeni rapor çalışmaları başlatılmıştır. “Marka Şehir İzmir” Başlıklı yeni rapor hazırlanmakta ve Mart 2020 tarihinde kamuoyuyla paylaşılması planlanmaktadır. EGİAD Marka Projesi kapsamında İzmir’de henüz yapılmamış olan Uluslararası Düzeyde Marka Zirvesi’nin gerçekleştirilmesini hedeflemektedir. Ayrıca zirve öncesinde üyelerimizin marka yaratma konusunda cesaretlendirilmesi, yüksek katma değerli ürünlerle uluslararası piyasaya açılması ve bu yolculukta istikrarlı olarak desteklenmesi konusunda çalışmalar yapılmaktadır. Ayrıca Marka Değerinin Önemi, Markalaşmada Başarı Öyküleri, Marka Konumlandırma ve Rekabet gibi konularda bilgilendirme toplantıları ve seminerler düzenlenecektir. Marka Zirvemizin Mart 2020 yılında düzenlenmesi planlanmaktadır. Marka Zirvesi kapsamında ayrıca “Marka Şehir İzmir” Başlıklı Raporun kamuoyuna sunulması planlanmaktadır” şeklinde bilgi verdi.

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, görüşmede STK’ların önemine dikkat çekti, şehrin yönetiminde EGİAD gibi önemli STK’larla birlikte hareket edeceğinin bilgisini paylaştı. EGİAD Heyetinin sunduğu raporu teslim alan Soyer, bir sonraki görüşmeye kadar ekibi ile raporu inceleyeceğini belirtti.

Pfizer Türkiye Kurum Çalışanları Hayırseverlik Endeksi’ne göre Türkiye ortalamasının 3 kat üstünde
Pfizerliler gönüllülük ve bağışçılık konularında Türkiye’nin yaklaşık 3 katı daha duyarlı

 Dünyanın en prestijli araştırma şirketlerinden Gallup, 2010 yılından beri bütün dünyada, World Giving Index’i (Dünya Hayırseverlik Sıralaması) yayınlıyor. Türkiye’de ise Açık Açık Derneği tarafından GALLUP’tan esinlenerek geçtiğimiz yıl ilk kez hazırlanan Kurum Çalışanları Hayırseverlik Endeksi’ne katılan ilk firma Pfizer Türkiye olmuştu.

Açık Açık Derneği kurucularından Renay Onur’un yönlendirmeleriyle bu yıl da gerçekleştirilen araştırmada Pfizer çalışanlarının gönüllülük oranları geçtiğimiz yıllara göre yüzde 54 arttı ve çalışanların Türkiye ortalamasından yaklaşık 3 kat daha duyarlı olduğu ortaya çıktı.
Kurum Çalışanları Hayırseverlik Endeksi, belirlediği şeffaflık ve hesap verebilirlik gibi temel değerlerle sivil toplum kuruluşlarının artmasına ve bu sayede bağış kültürünün yaygınlaşmasına vesile olmayı ve Türkiye’deki şirketlere örnek olmayı hedefliyor. Pfizer Türkiye çapında gerçekleştirilen ankete üç senedir katılıyor. Türkiye’de bu ankete ilk katılan firma olan Pfizer Türkiye, şirket içindeki gönüllülük çalışmalarıyla ve kurumsal sosyal sorumluluk projeleriyle dikkat çekiyor. Pfizer çalışanlarının katılımıyla yapılan Hayırseverlik Endeksi anketinin çalışanların gönüllülük ve bağış oranlarını ölçen temel anket soruları ise şöyle: “Son 1 ay içinde herhangi bir sivil toplum kuruluşuna (STK) bağış yaptınız mı?”, “Son 1 ay içinde herhangi organizasyon için gönüllülük yaptınız mı?” ve “Son 1 ay içinde yardıma ihtiyacı olan tanımadığın birine yardım ettiniz mi?”

Pfizer’in ankete ilk katıldığı tarih olan 2017 yılından beri gönüllülük ve bağış oranlarının hızla artmaya devam ettiğini vurgulayan Pfizer Türkiye Kurumsal İlişkiler Müdürü Ahmet Kumkumoğlu anket sonuçlarını şöyle değerlendirdi: “Çığır açan yeniliklerle hastaların hayatlarını değiştirme amacımızı yalnız sağlık alanında değil sosyal sorumluluk alanında da aktif çalışmalarla ortaya koyuyoruz. Daha fazla hayata dokunabilmek çıktığımız bu yolda sosyal sorumluluk vazgeçilmez bir değerimiz ve geleneğimiz. Bu kapsamda bu yıl ilk kez düzenlenen Amacımızı Sahipleniyoruz Günü’nü KAÇUV (Kanserli Çocuklara Umut Vakfı), TOG (Toplum Gönüllüleri Vakfı) ve Kızılay ile birlikte tamamladık. 3 yıldır istikrarlı bir şekilde dahil olduğumuz Hayırseverlik Endeksi sonuçlarımız gösteriyor ki yaptığımız tüm sosyal sorumluluk çalışmalarımız ve projelerimiz, çalışanlarımızı sosyal sorumluluk konusunda daha aktif olmaya teşvik ediyor. Bu sayede çalışanlarımızın bağış ve gönüllülük yapma oranı geçmiş yıllara göre yüzde 54 arttı. Anketin yapıldığı ay içerisinde dernek ve vakıflara bağış yapan çalışanların oranı ise %24’ten %38’e yükseldi. Kurum içinde yaptığımız gönüllülük çalışmalarının, kurumsal sosyal sorumluluk projelerinin, bu konuya ayırdığımız özel gün ve etkinliklerin ve örnek projeleri teşvik edip ödüllendirmemizin böyle bir tabloya vesile olması bize gurur veriyor.”
Pfizer çalışanlarının hayırseverlik oranları Türkiye ortalamasının çok üstünde
Açık Açık Derneği’nin kurucusu Renay Onur, anket hakkında şöyle konuştu: “Dünya Hayırseverlik Endeksi’nde 144 ülke arasında 131. sırada olan Türkiye’de gönüllülük ve bağışçılığın gelişmesinde kurumların çok önemli bir etkisi var. Açık Açık olarak Kurum Çalışanları Hayırseverlik Endeksi’ni bu amaçla geliştirdik ve kurumların kullanımına sunduk. Kurumların vakit ve nakit ayırdıkları alanları ölçme ve değerlendirme ihtiyaçlarını karşılayan güzel bir çalışma oldu. Pfizer, çalışanları nezdinde bu alana oldukça yatırım yapan bir kurum olarak heyecanımızı ilk paylaşan ve bu endeksi ilk defa uygulayan kurum oldu. Bu sene anketi 3. kez yaptık. Pfizer çalışanları bu konuda Türkiye ortalamasının oldukça üzerinde bir profile sahipler, buna rağmen Pfizer’in bu alanda yaptığı kurum içi çalışmaları sebebi ile gönüllülük ve bağışçılık konularında 3 yıl içinde yüzde 50 üzerinde bir gelişme sağlandı. Toplumsal açıdan bu çok önemli. Bunun yanı sıra bu konularda gelişmiş çalışanların kurumu her açıdan daha ileriye taşıyacağına dair yapılmış birçok araştırma var. Önümüzdeki dönemde giderek daha fazla kurumun bu ankete katılacağını düşünüyoruz ama bunu ilk uygulayan firma hiç değişmeyecek.”
Hayırseverlik Endeksi Nedir?
Dünyanın en prestijli araştırma şirketlerinden Gallup, 2010 yılından beri bütün dünyada, Türkiye’de hayırseverlik araştırması olarak bilinen, World Giving Index’i yani Dünya Hayırseverlik sıralamasını yayınlamaktadır. Gallup bu araştırmayı dünya nüfusunun %90’ını oluşturan 146 ülkede ve bu ülkelerin bütün coğrafyasında (köy/kent) ülkenin nüfusuna göre 500-3.000 15 yaş üstü insana aynı soruları sorarak yapar. %95 güven seviyesinde tasarlanmış bir örneklemi ve metodolojisi vardır. Türkiye’nin dahil olduğu en son rapor olan 2014 raporunda dünyanın en hayırsever 10 ülkesi Myanmar, ABD, Kanada, İrlanda, Yeni Zelanda, Avusturya, Malezya, İngiltere, Sri Lanka iken; bütün dünyanın en az hayırsever 10 ülkesi ise şunlar oldu. Yemen, Venezuela, Filistin, Ekvator, Montenegro, Hırvatistan, Türkiye, Çin, Rusya, Bulgaristan.

KAYSERmall Outlet Alışveriş Merkezi‘nde Aslı Güngör Çoşkusu KAYSERmall Outlet Alışveriş Merkezi,  Aslı Güngör‘ü sevenleri ile buluşturdu.

Türk pop  müziğinin sevilen şarkıcı, besteci ve söz yazarı Aslı Güngör, KAYSERmall Outlet Alışveriş Merkezi‘nde muhteşem bir konser ve imza günü yaşattı.

En sevilen şarkılarını KAYSERmall Outlet ziyaretçileri ile birlikte seslendiren Aslı Güngör, muhteşem sahne performansıyla müzik dolu unutulmaz anlar yaşattı. Konserin bitiminde sevenleri ile bol bol fotoğraf çektirdi. KAYSERmall Outlet Alışveriş Merkezi  sevilen sanatçıları ziyaretçileri ile buluşturmaya devam edecek.

Yaşlılarda İnternet Kullanımı 4 kat Arttı

Avantajix.com Kurucu Ortağı Güçlü Kayral: “Akıllı telefonlar ve torun desteğiyle teknoloji öğrenen 65 yaş üstü erkek ve kadınların sayısının artması, online alışverişe de olumlu yansıdı.”

“4 yıl önce üyelerimiz arasında 65 yaş üstünün oranı sıfıra yakındı. Bugün ise yüzde 10’unu bu kesim oluşturuyor.”

İnternet kullanan 65 yaş üstü kişilerin sayısının son 5 yılda 4 kat artması, online alışverişe olumlu yansıdı.

TÜİK’in Hanehalkı Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması’na göre, 65 yaş üstü nüfusta 2013 sonunda yüzde 4,2 olan internet kullanım oranı, 2018 yılı sonunda yüzde 17’ye yükseldi.

65 yaş üstü erkeklerde internet kullanımı 2013 sonunda yüzde 7,5 iken 2018 sonunda yüzde 23 oldu. Asıl patlamanın yaşandığı 65 yaş üstü kadınlarda 2013 sonunda yüzde 1,5 olan internet kullanımı ise son 5 yılda 8 kat artarak yüzde 11,9’a kadar çıktı.

Akıllı Telefon ve Torun Etkisi

500’ü aşkın sanal mağazayı tek çatı altında toplayan Türkiye’nin ilk para iadeli alışveriş sitesi Avantajix.com’un kurucu ortağı Güçlü Kayral, 65 yaş üstü kesimin internetle tanışmasında akıllı telefon ve torunların büyük etkisi olduğunu bildirdi.

TUİK’in söz konusu araştırmasına göre, Türkiye’de hemen her evde en az bir akıllı telefon bulunduğunu kaydeden Kayral, şunları söyledi:

“Akıllı telefonlar, 65 yaş üstü için teknolojiyle tanışma fırsatı sağladı. Önce görüntülü konuşma, mesajlaşma ile başlayan bu etkileşim daha sonra torunların da desteğiyle ilerledi.

Torunlarından teknolojiyi öğrenen dede ve nineler, sosyal medyayı ve e-ticareti keşfetti.”

Müşterilerin yüzde 10’u 65 yaş üstü

Avantajix.com datalarında da bu etkinin görülebildiğinin altını çizen Kayral, “4 yıl önce üyelerimiz arasında 65 yaş üstünün oranı sıfıra yakındı. Bugün ise üyelerimizin yüzde 10’unu bu kesim oluşturuyor” dedi.

65 yaş üstü grubundakilerin, eskiden ihtiyacı olan bir ürünün en ucuzunu bulabilmek için çarşı pazar gezdiklerini anlatan Kayral, şöyle devam etti:

“5-10 litrelik su bidonlarını, koca koca karpuzu, kavunu, ununu, şekerini, kilo kilo deterjanı pazardan, marketten alarak kan ter içinde eve taşırlardı. Şimdi ise bu ürünleri internetten satın alarak kapısına kadar getirtiyorlar. Online alışverişin rahatlığı ve konforu yaşlı insanlara çekici geliyor.”

Fiyat karşılaştırma sitelerinin en aktif kullanıcıları haline geldiler. Evlerinden çıkmadan, ekran başında istedikleri ürünün en ucuzunu buluyor ve satın alıyorlar. Online alışverişin yeni trendlerini hemen keşfediyorlar. Online alışverişlerini fırsat siteleri ve Avantajix.com gibi sadece bir fazla tıkla hiç hesapta olmayan nakit para kazandıran siteler üzerinden yaparak aile bütçelerine ekstra katkı sağlıyorlar.”

Hibrit Otomobil Satışlarında Hızlı Yükseliş Sürüyor

Hibrit teknolojisinin öncü ve lider markası Toyota’nın tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’deki hibrit satışlarında da önemli artışlar meydana geldi. Türkiye’deki toplam satışlar içindeki hibrit otomobil satışlarının oranı 2019’un ilk 6 ayında yüzde 3.1’e yükselirken, bu dönemdeki hibrit satışlarının yüzde 98’ini Toyota gerçekleştirdi. 2018 yılında hibrit satışları toplam otomobil satışları içinde 3 bin 899 adetle yüzde 0,79’luk paya sahipti.

Türkiye’de yılın ilk 6 ayında 4 bin 811 hibrit otomobil satışı gerçekleşti. Bu satışların 4 bin 708’ini Toyota hibrit otomobiller oluşturdu. Toyota hibrit otomobil satışlarında tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de lider pozisyonu devam ettirirken, hibrit modellerine en çok ilgiyi İstanbullular gösterdi. İstanbul’da satılan her 3 Toyota modelinden ikisi hibrit teknolojisine sahip. Corolla Hybrid en çok tercih edilen hibrit modellerinin başında gelirken, bu modeli C-HR Hybrid izledi. Türkiye’de üretilen Corolla Hybrid, yılın ilk 6 ayında toplamda 3 bin 348 satış adedine ulaştı. Bunu 1169 adetle yine Türkiye’de üretilen Toyota C-HR Hybrid izledi.

 Hibrit Satışları Artıyor

ODD verilerine göre Ocak-Haziran döneminde hibrit araç satışları bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 127 artış gösterdi. Toyota’nın, yılın ilk 6 ayındaki hibrit satışları ise 4 bin 708 adede ulaşarak geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre yüzde 156 oranında arttı. Toyota 2018 yılının ilk 6 ayında 1836 hibrit araç satışı gerçekleştirmişti. Hibrit otomobil satışlarındaki bu artışlarda ÖTV teşviği ile çevreci teknolojilerin tüketiciler tarafından daha çok tanınmasının rolünün büyük olduğu da ortaya çıkmış oldu.

 Avrupa’nın Tercihi de Hibrit

Toyota’nın dünyada 13,5 milyonu aşan hibrit satışlarının yanında Avrupa’da da toplam hibrit satışlarının payı bir önceki yılın aynı dönemine göre yükseldi. 2018 yılının ilk çeyreğinde 138 bin 604 olan hibrit satışları, bu yılın ilk çeyreğinde yüzde 33’lük artışla 184 bin 808 adede ulaştı. Avrupa’da 16 hibrit Toyota modeli satışa sunulurken, Türkiye’de sunulan her Toyota modelinin birer hibrit versiyonu bulunyor. Bunlar arasında; Corolla Hybrid, Yaris Hybrid, RAV4 Hybrid, Camry Hybrid ve Toyota C-HR Hybrid yer alıyor.

 

Hakkında Davut Güleç

Gazeteci, televizyoncu, Uzman polis-adliye muhabiri, Spor yazarı, TEMA’cı, Kızılay’cı, Dağcı, Trekkingci, Alp disiplini kayak milli hakemi, Herkes İçin Spor Federasyonu Kayseri il temsilcisi, Erciyes Kar Kaplanları Spor Kulübü Basın sözcüsü, Kayseri Spor Adamları Derneği yönetim kurulu üyesi, Kent Güvenlik konseyi üyesi

Göz Atabilirsiniz.

Çolakbayrakdar “Hedefimiz 5 yılda 500 bin ağaç dikmek’

Kocasinan Belediye Başkanı Ahmet Çolakbayrakdar, daha yeşil Kocasinan için 4 yılda 320 bin ağaç diktiklerini, …