Ana Sayfa / Haberler / Ekonomi / Ekonomi, magazin, teknoloji haberleri (16.05.2019)

Ekonomi, magazin, teknoloji haberleri (16.05.2019)

Girişimcilik Vakfı Fellow 2019 başvuruları başladı
Türkiye’de girişimcilik ekosistemini geliştirmek ve gençlere ilham vermek üzere kurulan Türkiye Girişimcilik Vakfı’nın Fellow 2019 Programı için başvurular başladı. 24 Haziran’a kadar programa başvuran üniversite öğrencileri, bir yıl boyunca 500 TL burs alma, girişimcilik alanında ilham kaynağı olan rol modellerle tanışma, girişim elçileri olarak farklı etkinlik ve projelerde yer alma ve uluslararası girişim ağına katılma şansına sahip olacak.
Fellow 2019 Programı’na katılmak isteyen öğrenciler, 24 Haziran’a kadar http://gvfellowprogrami.com/ adresindeki başvuru formunu doldurarak başvurularını gerçekleştirebilecek. Altı adımdan oluşan seçim sürecinin yer aldığı programa başvurabilmek için T.C. vatandaşı olmak, Türkiye’de ikamet etmek, Türkiye’de dört yıllık  bir üniversiteye girmeye hak kazanmış ve kayıt yaptırmış olmak, ekim ayından itibaren Türkiye’deki üniversitelerin 1, 2, 3 ve 4. sınıflarında okuyor olmak gerekiyor.
Bu yıl Fellow Programı’na yine yoğun bir ilgi beklediklerini söyleyen Girişimcilik Vakfı Genel Müdürü Mehru Aygül, “Girişimcilik kültürünü ve ilhamını üniversiteli gençlerin enerjisi üzerinden tüm topluma yaymak amacıyla Fellow Programı’nı hayata geçirdik. Beşinci yılımızda programımıza yeni bir rekorla 112 bin başvuru aldık. Dünyada eşi benzeri olmayan bu programla fikirlere değil, insanlara yatırım yapıyoruz” dedi.
Gençleri neler bekliyor? 
Fellow Programı’na katılma şansı bulan gençler, program kapsamında ulusal ve uluslararası bir ağın parçası oluyor. Her iki ayda bir rol model alabilecekleri başarılı girişimcilerle bir araya gelerek onların hikâyelerinden ilham alma fırsatını yakalayacak olan girişimci adayları, üniversitelerinde girişim elçileri olarak görev alıyor. Seçilen Fellow’ların en önemli misyonları arasında kendi çevrelerinde girişimcilik kültürünü yaymak, çarpan etkisi yaratmak ve Girişimcilik Vakfı’nın “giveback” felsefesi doğrultusunda toplumdan aldıkları destekle kazandıkları deneyimi yine toplumla paylaşarak başarıyı çoğaltmak bulunuyor. Seçim sürecini başarıyla tamamlayan Fellow’lar aynı zamanda program kapsamında bir yıl boyunca aylık 500 TL burs almaya hak kazanıyor.

Yapay zekâ sağlık sektöründe yaygınlaşmaya başladı

İlk olarak 1956 yılında bir konferansta ortaya atılan yapay zekâ terimi günümüzde sektör ayırt etmeksizin oldukça popüler hale geldi. Robotlardan sürücüsüz araçlara, yüz ve ses tanıma teknolojilerinden sanal asistanlara kadar çeşitli endüstrilerde adını duyduğumuz yapay zekânın sağlık sektöründe de popülerliği artmaya başladı.

Geçtiğimiz günlerde AstraZeneca ve BenevolentAI, kronik böbrek ve idiyopatik pulmoner fibrozis hastalıklarında yeni tedavi yöntemleri keşfetmek ve geliştirmek için yapay zeka ve makine öğrenimi kullanmak üzere uzun süreli bir iş birliği başlattıklarını duyurdu. Yapılan iş birliğiyle kronik böbrek hastalığı ve idiyopatik pulmoner fibrozis hastalıklarına karşı potansiyel yeni ilaçlar keşfetmek için makine öğrenme veyapay zekânın gücünden yararlanacak.

Teknoloji devi Google ise, yapay zeka sisteminin, bilgisayarlı tomografi (CT) ile görülemeyen ve onkologların erken tanı koyamadığı hastalarda bile başarılı sonuçlar verdiğini iddia etti. Cnet.com’un aktardığına göre, Google’dan üretim müdürü Dr.Lily Peng, şirketin yıllık teknoloji konferansında yaptığı konuşmada, özellikle akciğer kanserinin erken teşhisinde bu yapay zeka erken tanı sisteminin kullanılabileceğini söyledi.

İnşaat Sektörü için Strateji Belgesi Hazırlanmasını Talep Etmekteyiz

Türkiye Hazır Beton Birliği (THBB), her ay merakla beklenen inşaat ve bununla bağlantılı imalat ve hizmet sektörlerindeki mevcut durum ile beklenen gelişmeleri ortaya koyan “Hazır Beton Endeksi” 2019 Nisan Ayı Raporu’nu açıkladı. İnşaat sektörünün en temel girdilerinden biri olan ve aynı zamanda üretiminden sonra hızlı bir süre içinde stoklanmadan inşaatlarda kullanılan hazır betonla ilgili bu Endeks, inşaat sektörünün büyüme hızını ortaya koyan en önemli göstergelerden biridir.

Hazır Beton Endeksi 2019 Nisan Ayı Raporu’nda bütün endekslerin eşik değerin altında olması; inşaat ve bağlantılı sektörlerde hareketliliğin düşük olduğunu ve inşaat faaliyetlerinde canlanma beklentisinin zayıf olduğunu ortaya koydu. Bütün endekslerin “U” hareketini sergilemesi, mevsimselliğe bağlı bir yukarı çıkışa işaret etmekle birlikte, eşik değerin altındaki endeksler, bu ivmenin oldukça yetersiz olduğunu gösterdi.

Hazır Beton Endeksi 2019 Nisan Ayı Raporu’na göre Faaliyet, Beklenti ve Güven Endekslerinin tamamı önceki yılın aynı dönemine göre düşüş sergiledi. Geçen yılın nisan ayında başlayan inşaat faaliyetlerindeki yavaşlama birinci yılını doldurmuş olmasına rağmen sektör, başladığı yerden oldukça uzak görünmektedir. Özellikle Güven Endeksi’nin hem en düşük endeks olması hem de geçen yılın aynı dönemine kıyasla en fazla düşüş gösteren endeks olması, önümüzdeki dönemde sektörde toparlanma yaşanma ihtimalinin oldukça sınırlı olduğunu ortaya koydu.

“İnşaat sektörü strateji belgesinin hazırlanması ve uygulanması sürecine sonuna dek katkı ve destek sunacağız.” 

Hazır Beton Endeksi 2019 Nisan Ayı Raporu’nun sonuçlarını değerlendiren Avrupa Hazır Beton Birliği (ERMCO) ve THBB Yönetim Kurulu Başkanı Yavuz Işık, “Bütün endekslerin eşik değerin altında olması; inşaat ve bağlantılı sektörlerde hareketliliğin düşük olduğunu, inşaat faaliyetlerinde canlanma beklentisinin zayıf olduğunu ifade etmektedir.” dedi.

İnşaat sektöründeki ekonomik gelişmeleri değerlendiren Yavuz Işık, “Geride bıraktığımız yılın son çeyreğinde %8,7 gibi ciddi bir oranda daralan inşaat sektörü 2009 küresel krizinden sonraki en kötü performansını sergilemektedir. Bütün göstergeler 2018 ve 2019 yıllarında inşaat sektörünün, diğer sektörlere kıyasla, ‘negatif’ ayrıştığına ve bu ayrışmanın devam ettiğine işaret etmektedir.” dedi.

İnşaat sektörünün canlandırılması için önerilerde bulunan Yavuz Işık, “Kapsamlı, uzun vadeli, çok yönlü bir yol haritası ortaya konulmadığı sürece inşaat sektörü kendi yolunu bulmaya çalışacak, bu da inşaatın ve bağlantılı sektörlerin çok daha fazla kan kaybetmesine neden olacaktır. Bu noktada, önceki yıllarda makine, yurt dışı müteahhitlik, demir-çelik, tekstil-konfeksiyon, turizm gibi pek çok sektör için hazırlanmış olan strateji belgesinin bir benzerinin inşaat sektörü için de kapsamlı ve geniş katılımlı olarak hazırlanmasını talep ediyoruz. Ekonomi yönetimi tarafından ortaya konulan yeni istihdam yaratma kapasitesine ulaşmak için inşaat sektörünün, yeni ekonomik koşullar altında planlı bir şekilde hareket etmesi gerekmektedir. Çevre ve Şehircilik Bakanımızın liderliğinde özel ve kamu kesiminden bütün tarafların katılımı ile inşaat sektörü strateji belgesinin oluşturulması önemlidir. Türkiye Hazır Beton Birliği olarak böyle bir strateji belgesinin hazırlanması ve uygulanması sürecine sonuna dek katkı ve destek sunacağız.” dedi.

Yılın Seçilmiş Ürünü 2020 programına kayıtlar başladı.

1987’den günümüze kadar 44 ülkede 4.5 milyar tüketiciye ulaşan ve bu yıl Türkiye’de 4.’sü düzenlenen “Yılın Seçilmiş Ürünü (YSÜ)” programının 2020 yılı kayıtları başladı. Gelecek yıl 5.’si düzenlenecek ve 4 yıl içinde gıda, içecek, kişisel bakım, anne ve bebek, temizlik, sağlık ve sigorta kategorilerinde toplam 37 inovatif ürünün Türk Tüketicilerinin oylarıyla ödüllendirdiği  Yılın Seçilmiş Ürünü programının 2020 yılı kazananları, İstanbul’da gerçekleştirilecek ödül töreniyle sahiplerini bulacak. Son 24 ayda pazara çıkan ürünlerin katıldığı ve tüketicilerin ürünleri “albenisi”, “inovatif özelliği” ve “performansına” göre değerlendirdiği program kapsamında, bağımsız tüketici araştırmasıyla Türkiye genelinde tüketiciler ile yapılan anketler sonucunda belirlenen yılın ürünleri ödül töreniyle açıklanacak. Ödül alacak ürünler, Türk tüketicilerinin referansı olan “Yılın Seçilmiş Ürünü (YSÜ)” logosunu 1 yıl boyunca tüm reklamlarında, ürün paketlerinde ve iletişim çalışmalarında kullanabilecek.

5.’si 2020 yılında gerçekleşecek programa Mayıs ayı itibariyle katılım kayıtlarının alınmaya başladığını duyuran Yılın Ürünü Türkiye Kurucusu Çiğdem Micozkadıoğlu: “Dünya genelinde 30 yıldan fazladır tüketicilerin görüşleri esas alınarak günümüze kadar gelen program, 45 ülkede düzenleniyor. 4 yıldır bu ülkeler arasında Türkiye de yer alıyordu. Yılın Seçilmiş Ürünü programı, dünyanın en eski ve köklü programlarından biri. Bu prestijli programı ve ödül törenini, 2020 yılında 5. kez Türk tüketicileri ve markalarıyla buluşturacağız. Ülkemiz adına büyük bir mutluluk ve gurur. YSÜ programı 5. yılında hem markalara hem de tüketicilere yenilikler sunacak. Bu yeniliklerden ilki, 1987’den beri dünyanın pek çok ülkesinde, tüketicilerle markalar arasındaki güven köprüsünü pekiştirmeye yardımcı olan kırmızı logomuz hakkında. Logomuz 2020 programı ile birlikte yenileniyor. Günümüze daha çok uyum sağlamak, DNA’mızdaki yenilikçiliği ve enerjiyi yansıtmak üzere, 2020 programıyla birlikte yeni logomuz tüketiciler ve markalarla buluşacak. 5. yılımızdaki diğer önemli yenilik ise, programda Yılın Seçilmiş Ürünü ödülünü kazanan markalarla birlikte hayata geçirilecek olan ‘Innovation Champions Club’ olacak. Innovation Champions Club, üyelerinin düzenli olarak bir araya gelip, birlikte ve birbirlerinden öğrenebilecekleri, karşılıklı motivasyon ve yenilik enerjilerini artırabilecekleri bir platform olarak markaların inovasyon başarılarına katkıda bulunmayı hedefliyor.” dedi.

Bir Aile Şirketinin Öyküsü Devr-i Oyun/cak İzmir Seyircisiyle Buluştu
TAİDER üyelerinden oluşan doğaçlama tiyatro grubunun bir aile şirketinin öyküsünü anlattığı “Devr-i Oyun/cak” oyunu İzmir’de izleyicisiyle buluştu. Aile şirketlerinde nesiller arası ilişkileri ve iletişimi merkeze alan öyküsüyle Forum Tiyatro (Doğaçlama Tiyatro) şeklinde sahnelenen oyun, seyircilerin aktif katılımıyla şekillendi.
Türkiye’deki aile işletmelerinin nesiller boyu gelişmesine ve ülke ekonomisinin daha sağlıklı, istikrarlı büyümesine destek olmak amacıyla kurulan TAİDER’in üyelerinden oluşan doğaçlama tiyatro grubu tarafından sahnelenen “Devr-i Oyun/cak” tiyatro oyunu, İzmir, Yaşar Üniversitesi Rektörlük Konferans Salonunda seyircisiyle buluştu.
Yaşar Üniversitesi, Bortar Grup ve Sahne Modda destekleriyle sergilenen oyuna TAİDER Yönetim Kurulu Üyeleri, aile şirketi sahipleri, gelecek nesilleri, üniversite öğrencileri ve çok sayıda tiyatro seven katıldı.
Aile şirketlerini ilgilendiren konularda üyelerin sanat aracılığıyla kendilerini ifade etmelerine ortam sağlamak ve TAİDER’i sanatla güçlendirmek amacıyla bu projeyi hayata geçirdiklerini söyleyen TAİDER Yönetim Kurulu Başkanı Candan Çilingiroğlu, “Aile şirketlerinde yetki devri sürecini ve nesiller arası iletişimi ele aldığımız Devr-i Oyun/cak oyunu, bir yandan da doğaçlama tiyatronun tanıtılması açısından oldukça önemli. Oyuna İzmir’deki ilgi bizi çok mutlu etti. Şimdi sıra Ankara seyircisiyle buluşmaya geldi. 17 Mayıs Cuma günü Ankara, Tiyatro Tempo’da sahnelenecek oyuna aile şirketleri ve gelecek nesil üyelerinin yanı sıra öğrencileri ve tiyatro sevenleri davet ediyoruz.” dedi.
Forum Tiyatro nedir?
Halkı bilinçlendirmek ve insanları eğitmek ya da belli bir konuda düşündürmek için Brezilyalı tiyatrocu Augusto BOAL tarafından geliştirilen, bir doğaçlama tiyatro modeli olan Forum Tiyatro’da ele alınan konuyla ilgili toplumu/hedef kitleyi ilgilendiren ve mümkünse yaşantılarına dayalı bir problem durumu bulunur. Bu probleme uygun 10-15 dakikalık bir ön oyun oluşturulur. Sahneleme sürecinde yukarıda belirtilen ön oyun oynandıktan sonra forum bölümüne geçilir. Bu bölümde moderatör gelir ve seyircilere sorular sorarak problem durumunun nasıl çözüleceği hakkında fikir alışverişinde bulunur. Sonra seyircilerin fikirleri oyuncular tarafından doğaçlanarak probleme çözüm bulunmaya çalışılır. Oyuncu kadrosunda TAİDER üyelerinin yer aldığı oyunun yönetmenliğini 20 yıldır doğaçlama tiyatro yapan Tiyatro Eğitimcisi ve Öğretim Görevlisi Erdem Erem yapıyor.
TAİDER Aile İşletmeleri Derneği, ülkemiz aile işletmelerinin yüksek performanslı, uluslararası yönetim ilkelerine sahip, ülkemize değer yaratan ve sürdürülebilir kurumlar haline gelmelerine destek veren, üyelerinin en iyi uygulamaları ve çözüm gerektiren sorunları paylaşabilecekleri, dünyanın önde gelen aile şirketleri ile iletişim kurabilecekleri ve gelecek nesillerini geliştirebilecekleri önder kurumdur. Türkiye’deki aile işletmelerinin nesiller boyu gelişmesi, ülkemiz ekonomisinin daha sağlıklı ve kalıcı büyümesine destek olmak amacıyla 2012 yılında kurulmuştur ve 65 ülkede 3700 iş ailesinin buluştuğu İsviçre merkezli Uluslararası Aile İşletmeleri Ağı (Family Business Network International) Türkiye paydaşıdır.
19 Mayıs’ın 100’üncü yılında binlerce kişi Mustafa Kemal Atatürk’ün hikayesini dinleyecek

Atatürk’ün hayatı, Samsun’a çıkışının 100’üncü yılında müzikal belgesel “Kemal” ile anlatılıyor. Sanatçı ve hikaye anlatıcısı Pınar Ayhan tarafından sahnelenecek oyun; Samsun, Ankara, İstanbul, İzmir ve Denizli’de izleyicisiyle buluşacak.
Kemâl isimli oyunun ilk gösterisi, 7 Mayıs’ta Atatürk’ün ulusal kurtuluş mücadelesi için yola çıktığı Samsun’da gerçekleşirken, oyun 16 Mayıs’ta Ankara’da, 19 Mayıs’ta İstanbul’da UNIQ Hall’de, 20 Mayıs’ta İzmir’de ve 21 Mayıs’ta Denizli’de izleyicisinin karşısına çıkacak.
Anlamlı kutlama anlamlı armağan
Birçok şirket, okul ve sivil toplum kuruluşu gösterilerde çalışanları, öğrencileri ve üyeleriyle “100. Yılda Anlamlı Kutlama Anlamlı Armağan” sloganıyla yer alacak. Deniz Harp Okulu öğrencileri ise İstanbul’da yapılacak gösteriye 100’üncü yıla özel 100 öğrenciyle katılacak.
Hayatını vatanı yapmış bir insanın hikayesini gençlerin gözünün içine bakarak anlatmanın heyecan verici olduğunu belirten sanatçı Pınar Ayhan, “Okullarda, konferanslarda, gösteriler sonrasında yanıma gelip ‘biz bunları hiç bilmiyorduk’ diyorlar. Öyleyse anlatmak boynumuzun borcu değil mi? Bu yıl Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkışının 100’üncü yılı. Bu sadece simgesel olarak değil, bizi biz yapan bir tarih olarak da önemli. Bağımsızlık mücadelemize başlayalı 100 yıl olmuş düşünsenize. Üç büyük kenti dolaşıp, binlerce insana ulaşıp bu çok özel ve önemli hayat hikayesini anlatacağım. Çünkü bu hikâyeyi en doğru şekilde yeni kuşaklara iletmek boynumuzun borcu” dedi.

Çamaşır yıkama ve kuru temizleme servisi Mr Jeff’in ilk şubesi Haziran’da açılıyor

Teknolojik altyapısı ile günlük hayatı büyük ölçüde kolaylaştıran çamaşır yıkama ve kuru temizleme servisi Mr Jeff’in ilk şubesi Haziran ayında İstanbul’da açılacak. Mr Jeff 2019 yılının sonuna kadar Türkiye’de 150 şubeye ulaşmayı planlanıyor.

İspanyol çamaşır yıkama ve kuru temizleme uygulaması Mr Jeff’in İstanbul operasyonu için geri sayım başladı. İlk şubesini Haziran ayında İstanbul’da açmaya hazırlanan Mr Jeff,  günlük hayatın zaman alan işlerinden biri olan çamaşır yıkama hizmetini teknolojiyle birleştirerek kullanıcılarının hayatını kolaylaştırıyor. İspanya ve Latin Amerika pazarlarında edindiği başarıyı Türkiye’ye taşımaya hazırlanan şirketin hedefi 2019 sonunda Türkiye genelinde 150 şubeye ulaşmak.

Türkiye’deki kullanıcılar çok yakında IOS ve Android cihazları için tasarlanan mobil uygulamayı Türkçe olarak indirebilecek ve yıkama ihtiyacına göre mevcut planlardan birine abone olabilecek. Kullanıcılar, abonelik planlarının yanı sıra, yıkama, kuru temizleme veya ütü servislerinden tek seferlik sipariş vererek de faydalanabilecek. Mobil uygulama üzerinden belirleyecekleri gün ve saat aralığında Mr Jeff görevlisi istenilen adresten çamaşırlarını teslim alacak ve yıkanmış, katlanmış, ütülenmiş olarak teslim edecek.

 Yüzde 78 çamaşır yıkamaktan hoşlanmıyor

Büyük şehirlerde yaşayan insanların en çok değer verdiği şeylerden birinin zaman olduğunu, bu nedenle birçok kullanıcının hayatını daha konforlu hale getiren servisleri talep ettiğini belirten Mr Jeff CEO’su Eloi Gómez Cal,  Mr Jeff’in herkesin bir ölçüde yaşadığı çamaşır yıkama ve ütüleme sorununa gerçek bir çözüm getirdiğini söyledi. Yapılan bir araştırmaya göre, insanların yüzde 78’inin çamaşır yıkama ve ütüleme işlerini yapmaktan hiç hoşlanmadığını, Mr Jeff’in mobil uygulaması sayesinde kullanıcıların bu işlere saatler harcamak yerine,  zamanlarını daha iyi kullanabildiğini kaydeden Cal, Türkiye pazarına giriş kararını da şu sözlerle değerlendirdi: “Türkiye pazarına girmek stratejik  bir karardı.  Türkler teknolojiye adapte olma konusunda oldukça başarılı ve teknoloji üzerinden servis uygulamalarını yaygın kullanıyor. Biz de bunu önemli bir fırsat olarak görüyoruz ve dünyada büyük başarı elde eden uygulamamızı pazara getirmekten büyük mutluluk duyuyoruz ”

Mr Jeff mobil uygulaması 2015 yılında İspanya’da, kullanıcılarının hayatlarını kolaylaştırmaya karar veren 20 yaşlarındaki 3 genç girişimci tarafından yaratıldı. İspanya’dan sonra Latin Amerika’da Meksika, Arjantin, Brezilya, Şili, Kolombiya, Peru ve Uruguay’da 1200’den fazla şubeye ulaşan Mr Jeff, şimdi de Türkiye’de çamaşır yıkama ve ütülemeye hazırlanıyor.

  • OİB OTOMOTİVİN GELECEĞİ TASARIM YARIŞMASI SABANCI ÜNİVERSİTESİ’NDE BAŞLADI

 İhracatın 13 yıldır üst üste lideri olan otomotiv sektöründe Türkiye’nin Ar-Ge ve Tasarım Merkezi olmasını sağlayacak Otomotivin Geleceği Tasarım Yarışması’nda 10 finalist proje birincilik için yarışıyor. Yarışmayı 2012 yılından bu yana düzenleyen OİB’in Yönetim Kurulu Başkanı Baran Çelik “Dünyanın 15. Avrupa’nın ise 5.büyük motorlu araç üreticisi olan Türkiye, kalite bilinci, üretim kabiliyeti, tedarik alt yapısı olarak mükemmel bir noktada. Git gide geleneksel araçlar yerini elektrikli, bağlantılı, yapay zekaya sahip otonom araçlara bırakıyor. Tedarikçi firmalar ayakta kalmak için kaliteli, ucuz, hafif, sürdürülebilir-çevreci ürünler üretmeli” dedi.

OİB Yürütme Kurulu Başkanı Ömer Burhanoğlu: “OİB olarak destek verdiğimiz projeler bugüne dek 15 milyon TL yatırım alırken, şirketlerin değerlemesi 106 milyon TL’ye ve ciroları 20 milyon TL’ye ulaştı, 200 kişiye de yeni istihdam sağladı.”

Yarışmada tır dorsesi kazalarında araç sıkışmasını önleyecek tampondan otonom araçlar için blok zinciri ile şarj enerji paylaşımına ve çevreci atık çay lifi katkılı plastik granüllere kadar 10 yenilikçi proje birincilik için yarışacak.

 Türkiye’nin otomotiv sektöründe sadece üretim değil, aynı zamanda Ar-Ge, Yenilik ve Tasarım Merkezi olması vizyonu ile hayata geçirilen “Otomotivin Geleceği Tasarım Yarışması” Sabancı Üniversitesi’nde başladı. Türk otomotiv endüstrisinin ihracattaki tek temsilcisi olan Uludağ Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği (OİB) tarafından 2012 yılından bu yana Ticaret Bakanlığı desteği ve Türkiye İhracatçılar Meclisi koordinatörlüğünde düzenlenen yarışmada, dereceye girenlere toplam 250 bin TL ödül, yurtdışında eğitim hakkı ve İTÜ ARI Teknokent iş birliğinde kuluçka merkezinde projelerini geliştirme hakkı tanınacak. “Otomotivde Dijital Dönüşüm” temasıyla sektörün geleceğine ışık tutması beklenen yarışma, OİB Yönetim Kurulu ev sahipliğinde girişimcileri ve yatırımcıları bir araya getiriyor.

Her dört dakikada 12 araç üreten, 10’unu ihraç eden ve 148 bin dolarlık gelir elde eden otomotiv sektörünün iki gün sürecek en büyük etkinliğinin açılış konuşmasını OİB Yönetim Kurulu Başkanı Baran Çelik yaptı. Baran Çelik, son 13 yıldır Türkiye’nin ihracat şampiyonu olan otomotiv endüstrisinin dünyada kalite bilinci, üretim kabiliyeti, tedarik alt yapısı olarak mükemmel bir noktada ve aranan bir üretim merkezi konumunda olduğuna dikkat çekti. Çelik, yarışma ile hedeflerinin üretim merkezi konumuna, tasarım ve geliştirme yeteneklerini de eklemek olduğunu söyledi.

Otomotiv endüstrisinde 100 yılda yaşanan gelişim ve değişim, bugün 10-15 yılda yaşandığını vurgulayan Çelik “Türkiye’nin, yüksek teknoloji ve dijital dönüşüme dayanan bu değişimin bir parçası olması için araştırmacı, yenilikçi, yaratıcı ve girişimci gençlere her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyoruz. Etkinliğimiz ile yeni nesle, yeni girişimcilere liderlik ediyor, yeni düşüncelerin hayata geçmesi, ihracata ve ülke ekonomisine kazandırılması için çaba gösteriyoruz. Yeni girişimcileri otomotiv dünyası ile tanıştırıp, onları otomotiv dünyasına dahil etme ve onları gelecek için yönlendirme fırsatına da ulaşıyoruz” dedi.

 Üretimin yüzde 85’i ihraç ediliyor

 Türkiye otomotiv endüstrisinin geçen yıl Cumhuriyet tarihinin ihracat rekorunu kırarak 31,6 milyar dolar rakamına ulaştığını ve ülke ihracatının yaklaşık beşte birini tek başına gerçekleştirdiğini vurgulayan Çelik, “Geçen yıl adet bazında motorlu taşıtlar ihracatımız 1,3 milyon adet, motorlu taşıtlar üretimimiz ise 1,55 milyon adet olarak gerçekleşti. Ülkemizde üretilen motorlu araçların yüzde 85’i ihraç edilirken, toplam otomotiv ihracatımızın da yüzde 78’si AB ülkelerine yapılıyor. Üretim kapasitemiz 2 milyon adede ulaştı. Hem ticari araçlar hem de binek otomobillerde önemli bir ihracatçı olan ülkemiz, dünyanın 15. Avrupa’nın ise 5.büyük motorlu araç üreticisi konumunda bulunuyor. Bu durum tedarik endüstrisi üretimine ve ihracatına da olumlu yansıyor.”

Otomotiv sektöründe yaşanan gelişmeleri de paylaşan Baran Çelik, “Geleneksel araçlar yerini elektrikli, bağlantılı, yapay zekaya sahip otonom araçlara bırakıyor. Ulaşım maliyetlerini düşürecek olan robot-taksiler/robot-araçlar gibi yeni iş modelleri çıkacak. OEM’lerin, endüstri içerisindeki bu dönüşümün itici gücü olacağı açık. Tedarikçi firmalar açısından ise gelecekte ayakta kalabilmek için kaliteli, ucuz, hafif, sürdürülebilir-çevreci ürünler üretmek büyük önem taşıyor. Ortadoğu, Rusya, Latin Amerika, Kuzey Afrika gibi bizim için önemli pazarlarda bir süre daha geleneksel araçların gücü devam edecek. Ancak geleneksel üretimde bile hafifleştirme, yakıt optimizasyonu, enerji verimliliği, yenilikçi malzemeler öne çıkacak” dedi.

 Girişim şirketlerinin değerlemesi 106 milyon TL’ye ulaştı

 OİB Yarışma Yürütme Kurulu Başkanı Ömer Burhanoğlu da bu yıl sekizincisini düzenledikleri yarışmada destekleri artırarak ödülleri iki katına çıkardıklarını söyledi. Şimdiye dek kazanan girişim projelerinin geldiği nokta hakkında da bilgi veren Burhanoğlu “OİB olarak destek verdiğimiz projeler bugüne dek 15 milyon TL yatırım alırken, şirketlerin değerlemesi 106 milyon TL’ye ve ciroları 20 milyon TL’ye ulaştı, 200 kişiye de yeni istihdam sağladı” dedi.

Günümüzde artık herkesin her türlü bilgiye çok çabuk ulaştığını kaydeden Burhanoğlu, böyle bir ortamda farklılaşmak için gençlerin yenilikçi projelerine ihtiyaç duyulduğunu belirterek “2030’da elde edilecek gelirlerin yüzde 50’si bağlantılı iş modellerinden oluşacak. Bu geleceği, gençlerle yakalıyor olmamız lazım. Başarı hikayelerine sahip olacağımıza inancımız tam” dedi.

Sabancı Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Leblebici de “Eğitim sisteminde inovasyona yönelik alışılmış alanlar dışına çıkılacak şekilde öğrenciler eğitilmeli. Otomotiv, teknoloji geliştirme ve ihracat konusunda göğsümüzü kabartan bir sektör. Yeni nesil bu konumu daha da ileri taşıyacak” dedi.

2020’de nesnelerin interneti pazarı 250 milyar dolar olacak

 Bosch-Türkiye ve Ortadoğu Direktörü Steven Young “Otonom Araçlara Giden Yol ve Dijitalleşme” başlıklı konuşmasında “Nesnelerin interneti pazarı 2020 yılında 250 milyar dolarlık bir büyüklüğe ulaşacak. 2025 yılında 55 milyar adet akıllı cihaz birbiriyle bağlantılı olacak ve yine 2025 yılına kadar sektörde 15 trilyon dolarlık bir yatırım olacak” dedi. Bosch’un da bu pazar için her yıl 400 milyon Euro yatırım yaptığını belirten Young, ayrıca mobilite ve bağlanabilir yönteme odaklandıklarını, kazasız, stressiz ve emisyonsuz mobilite sağlamak istediklerini söyledi.

 Yarışmada 10 yenilikçi proje birincilik için yarışacak

 Yapılan çok sayıda başvuru arasında 38 projenin jürinin değerlendirmesine alındığı yarışmada, finale kalan 10 yenilikçi çalışma arasında tır dorsesi kazalarında araç sıkışmasını önleyecek enerji sönümleyici dorse tamponundan elektrikli ve otonom araçlar için blok zinciri ile geliştirilen şarj enerji paylaşım ağına, araç içi birçok parçanın üretimine uygun düşük maliyetli ve çevreci atık çay lifi katkılı plastik granüllerden alerjik etki yaratmayan otomotiv döşemeleri için ekolojik deri gibi gibi projeler bulunuyor.

Etkinlikte ayrıca yarışmaya en çok proje gönderen üniversite ödülünü 20 proje ile Gazi Üniversitesi alırken, Ar-Ge Merkezi ödülünü de Yeşilova Holding aldı. İnovaLİG ödüllerini ise Beyçelik Gestamp ve Estaş aldı.

AKİB ve Alternatif Bank ihracatçı için el ele…

AKİB (Akdeniz İhracatçı Birlikleri), ihracatçılarına özel hizmet için  Alternatif Bank ile özel bir protokole imza attı

 

Bölgemizdeki yaklaşık 15.000 ihracatçı firmaya hizmet veren AKİB, üyelerinin ihtiyaçlarına, Alternatif Bank’ın ihracatçının bankası olma vizyonuyla destek olmak için işbirliği protokolü imzaladı. İmza törenine AKİB Koordinatör Başkanı Ali Uğur Ateş ile Alternatif Bank Satış ve Performans Müdürü Şule Özbaş katıldı.

İmzalanan protokol ile Alternatif Bank; işletme, ihracat, yatırım kredileri, gayri-nakdi krediler, ödeme ve tahsilat işlemleri, dış ticaret işlemleriyle birlikte sigorta ve leasing gibi bankacılık dışı işlemlerde de AKİB üyelerinin ihtiyacına özel olarak şekillendirilecek avantajlı hizmet ve çözümler sunacak.

Alternatif Bank ayrıca, hissedarı olan The Commercial Bank’ın Katar, Umman ve Ortadoğu’daki gücüyle de ihracatçılara yeni pazarlara girmelerinde destek olacak.

Konuyla ilgili açıklama yapan AKİB Koordinatör Başkanı Ali Uğur Ateş; “İhracatçılarımıza en iyi hizmeti verebilmek için tüm fırsatları değerlendiriyoruz, Alternatif Bank işbirliği ile dış ticaretin finansmanında, dış ticaret işlemlerinde bankanın AKİB üyelerine sunacağı avantajlardan yararlanacağız. Bu avantajlar; teminat mektuplarından alınacak komisyonun %1’e düşürülmesi, bankaya yönlendirilecek ihracat bedellerinden masraf alınmaması, dış ticaretin finansmanına yönelik kredi başvurularının değerlendirme sürecinin kısalacak olması ve özel olarak fiyatlandırılacak olması gibi avantajlar. AKİB üyelerimize faydalı olmasını diliyorum” dedi.

Alternatif Bank Satış ve Pazarlamadan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Yeşim Şimşek imzalanan protokolle ilgili olarak; “Alternatif Bank olarak ‘danışman banka’ anlayışımızla tüm müşterilerimize olduğu gibi AKİB üyesi firmalarımıza terzi işi hizmet sunacağız. Her bir ihracatçımızın ihtiyacına uygun çözümler üreterek, en iyi hizmeti verme hedefi doğrultusunda reel ekonomiye sunduğumuz katma değeri artırmaya devam edeceğiz” diyerek görüşlerini paylaştı.

Türkiye, dünyanın tekstil merkezi konumunda

Türkiye’nin ihracat ve istihdamda lokomotif sektörleri tekstil ve hazır giyim sektörlerinin geleceğinin parlak olduğunu söyleyen Ege Hazırgiyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Çağlar Bağcı, Türkiye’nin dünyanın tekstil merkezi konumunda olduğunu dile getirdi.

İzmir Milli Eğitim Müdürlüğü’nde rehber öğretmenlerle bir araya gelen Bağcı, rehber öğretmenlerden gençlerin tekstil mühendisliği ve tekstil teknikerliğine yönlendirilmesi çağrısında bulundu.

Ege İhracatçı Birlikleri ve İzmir Milli Eğitim Müdürlüğü işbirliğinde düzenlenen, Mesleki Gelişim Akademisi eğitimleri kapsamında rehber öğretmenlere seslenen Bağcı, “”Tekstil hazır giyim öyle açık bir pazar ki dünyanın en büyüğü olabiliriz. Katma değerli üretim yapmak lazım. Markalaşmak lazım. Bu sektör çok daha büyüyecek. Bu ülkedeki merdiven altı imajı yok oldu. Sektörümüzde tekstil mühendisi ve ara elamana değil aranan elamana ihtiyacımız var.” dedi.

Türkiye, 2000’li yıllarda yatırımlarını doğru yapamadı

Türkiye’nin 2000’li yıllarda yurtdışından gelen düşük faizli kredilerle doğru yatırımlar yapmadığı için bugün ekonomik kriz yaşadığına işaret eden Bağcı şöyle devam etti; “Türkiye’nin bugün turizme, tarıma ve tekstil sektörlerine yatırım yapması gerekiyor. Tekstil ve hazırgiyim sektörlerimizde fabrikalarımızı inovatif yatırımlarla büyüttük, sektörde müthiş ARGE ve Tasarım merkezlerimiz var, Endüstri 4.0’ı tekstilde uyguluyoruz. Dünya’nın tekstil merkeziyiz bunu perçinleyebiliriz. Sektörün yabancı dil bilen Tekstil Mühendislerine ihtiyacı var. Yüksek Öğretim Kurumu ile protokol yaptık. Üniversite sınavında ilk 20 binde yer alan üniversite öğrencileri tekstil mühendisliğini tercih ettiği takdirde asgari ücret kadar burs alacak. İlk 20 bin ile 50 bin arasındaki öğrenciler ise; asgari ücretin yüzde 70’i tutarında, ilk 50 bin ile 80 bin arasındakiler ise; asgari ücretin yarısı oranında burs alabilecek. Rehber öğretmenlerimizden beklentimiz gençleri tekstil mühendisliğine yönlendirmeleridir.”

“Derin uzay misyonlarında bilim” konulu sunum yapıldı

NASA’da görevli Türk bilim insanı Dr. Umut Yıldız ise; Ege İhracatçı Birlikleri ve İzmir Milli Eğitim Müdürlüğü işbirliğinde düzenlenen, Mesleki Gelişim Akademisi eğitimleri kapsamında “Derin uzay misyonlarında bilim” konulu sunum yaptı.

TAİDER ve İTO işbirliği ile Aile Şirketlerinin Markalaşma Formülleri Masaya Yatırıldı  
Aile şirketlerinde kurumsallaşma, markalaşma, finansal yönetim, denetim ve inovasyon konuları İTO İstanbul Ticaret Odası’nın TAİDER işbirliği ile düzenlediği Aile Şirketlerinde Kurumsallaşma Semineri’nde tartışıldı.
Seminerin açılış konuşmasını yapan İstanbul Ticaret Odası Genel Sekreteri Doç. Dr. Nihat Alayoğlu, aile şirketleri meselesinin sadece Türkiye’de değil, dünyanın birçok ülkesinde güncelliğini koruduğunu ve bu konuda çalışmaların yoğun olarak sürdüğünü söyledi.
Servo Capital Yönetici Ortağı ve TAİDER üyesi Kaan Kiziroğlu’nun oturum yöneticiliği yaptığı Aile Anayasası ve Aile Konseyi Paneli’nin konuşmacıları İstanbul Medipol Üniversitesi Öğretim Üyesi Hüseyin Çırpan ve Saruhan Holding Fakir Ev Aletleri A.Ş. Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Sadık Ayhan Saruhan oldu.
“Kalabalıklaşan ailenin bir arada kalabilmesi ve aile şirketi dahil mal varlığının sürdürülebilirliği için aile anayasası çok önemli”
Aile anayasasının aile şirketlerinde nesil geçişlerinde ve kurumsallaşmada karşılaşılan sorunları çözmekte yararlı bir rehber olduğunu söyleyen Servo Capital Yönetici Ortağı ve TAİDER üyesi Kaan Kiziroğlu; “Özellikle üçüncü nesil ve sonrasında kalabalıklaşan aile yapılarında aile üyelerinin farklılaşan beklenti ve öncelikleri çeşitli sorunlar doğurabiliyor. İleride yaşanabilecek olası sorunların önüne geçerek ailenin bir arada kalabilmesi ve aile şirketinin kurumsallaşarak sürdürülebilirliğinin sağlanması ancak iyi bir aile anayasası ve hissedarlar sözleşmesiyle mümkün. İyi bir aile anayasası ise aileye özel hazırlanmalı, ailenin kendine özgü değerleri ve dinamiğinden beslenerek ailenin kültürünü yansıtmalıdır” dedi.
Saruhan Holding Fakir Ev Aletleri A.Ş. Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Sadık Ayhan Saruhan, aile şirketlerinin kurumsallaşmasında aile anayasasının katkılarının yanı sıra etik değerlere bağlılığın öneminin altını çizdi.
İyi bir şirketin yürüyebilmesi için iyi adamlarla çalışılması, güven ile şeffaflığın ve etkili yönetimin olması gerektiğini söyleyen İstanbul Medipol Üniversitesi Öğretim Üyesi Hüseyin Çırpan, aile dinamiklerinin aile şirketinin işleyişi ve kurumsallaşması üzerindeki etkilerini paylaştı.
“Değişime açık, cesur aile şirketleri kazanıyor”
Etkinliğin ikinci panelinde ise Markalaşma ve İnovasyon konusu konuşuldu. TAİDER Akademi Koordinatörü Mustafa Bayındır’ın oturum yöneticiliğini üstlendiği panelin konuşmacıları arasında Arzum Yönetim Kurulu Başkanı ve TAİDER üyesi Murat Kolbaşı ve Hackquarters Kurucusu Kaan Akın yer aldı.
Girişimcilik ve yenilikçiliğin aile şirketlerinin birçoğunun öz kültüründe yer alan kavramlar olduğunu söyleyen TAİDER Akademi Koordinatörü Mustafa Bayındır, aile şirketlerinde sürdürülebilirliğin koşullarından birinin çağın gereksinimlerini bugünden öngörebilmek olduğunu belirtti. Bu sayede gelecek nesillere sağlıklı bir şekilde devredilebilecek yapılar oluşturulabildiğini ifade eden Bayındır, günümüz kuşağının değişime açık, yenilikçi, cesur yaklaşımının aile şirketlerinde yeni işlere ve girişimlere kapı açtığının altını çizdi. Bayındır ayrıca, inovasyon ve dijitalleşme konularının kurumsal stratejilerde mutlaka yer alması gerektiğini söyledi.
Ulusal ve uluslararası bir marka olmak arasındaki temel farkları anlatan Arzum Yönetim Kurulu Başkanı ve TAİDER üyesi Murat Kolbaşı, “Dünyada küçük elektrikli ev aletleri markası 10 bin 300. 25 uluslararası marka, pazarın yüzde 60’ına hâkim. Arzum olarak senede 4 milyon adet elektrikli ev aleti satıyoruz. Doğru danışmanlığı almanız için nasıl ayrışıyorsunuz görmeniz ve muhakkak büyük resme bakmanız lazım. Çince, Rusça, Arapça lisanlarını bilenlerin önümüzdeki 20 yıl önleri açık. Rekabet her sektörde var. Biz sürekli nasıl ayrışırız diye bakıyoruz”şeklinde konuştu.

Hackquarters Kurucusu Kaan Akınaile şirketlerinde genç nesillere verilen yetkilerin yarattığı etkilerden bahsetti.

PIRELLI TÜRKİYE’DE YÖNETİM KURULU BAŞKANI LALE CANDER OLDU

İş dünyasının önemli isimlerinden Lale Cander, 11 Nisan tarihi itibarıyla Pirelli Otomobil Lastikleri A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanlığı görevine seçildi.

Türkiye’de 60 yılı bulan üretim geçmişi ile Türkiye ekonomisine önemli katkılarda bulunan lastik devi Pirelli Otomobil Lastikleri’nin 11 Nisan 2019 tarihinde gerçekleşen genel kurulu sonunda, şirketin Türkiye Yönetim Kurulu Başkanlığı görevine Lale Cander seçildi.

Ayrıca, Alberto Pirelli, Pirelli Türkiye CEO’su Gian Paolo Gatti Comini ve Pirelli Türkiye CFO’su Muratcan Akyıl ise Yönetim Kurulu Başkan vekilleri olarak seçildi.

Türkiye’deki ilk yerli lastiğin üreticisi Pirelli

Türkiye’deki faaliyetlerine 1960 yılında İzmit’de kurulan fabrika ile başlayan küresel lastik devi Pirelli, 1962 yılında Türkiye’de ilk yerli lastiğin üretimini gerçekleştirdi. “Şampiyonların Fabrikası” olarak bilinen Türkiye’deki ilk lastik üretim tesisi, 2007’den bu yana motor sporları için 403 farklı türde yarış lastiği üretti.

Motor sporlarına 110 yılı aşkın süredir tutkuyla bağlı olan Pirelli, 5 kıtada 340’ın üzerinde şampiyonluk ve 2 bin 200 otomobil ve motosiklet yarışına katkı sunmuş olup, bu desteğini halen sürdürmektedir. 1907 yılından bu yana motor sporlarında rol alan Pirelli, 2011’den beri sürdürdüğü FIA Formula One™ Dünya Şampiyonası’nın tek resmi lastik tedarikçiliğini, yenilenen sözleşme ile 2023’e kadar devam ettirecek. Özellikle genç beyinlere önem veren bir şirket olan Pirelli, motorsporlarının gelişmesi ve gelecek nesillere aktarılması için desteğini Dünya Gençler Ralli Şampiyonası’nın (JWRC) tek lastik tedarikçisi olarak sürdürüyor.

Tüm dünyada 3.000’i aşkın OEM onayına sahip

Sadece tüketici lastiklerine (otomobil, motosiklet ve bisiklet) odaklı tek şirket olan Pirelli’nin 140 yılı aşkın köklü tecrübesiyle lastikler geliştirirken, dünyanın en prestijli otomobil üreticileri ile iş birlikleri sayesinde 3.000’den fazla homologasyona sahip bulunuyor. Üstün performans ve güvenlik ile düşük çevresel etki sağlamak için araştırma ve geliştirme taahhüdünü sürdüren Pirelli, bu amaçla 2018 yılında yüksek değerli ürünlerden elde edilen gelirlerinin yüzde 6,1’ini Ar-Ge yatırımlarına tahsis etti.

Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de hızla gelişmekte olan SUV pazarının lastik ihtiyacını tam zamanında ve yerinde karşılayabilmeyi amaçlayan Pirelli, pazarın en çok satan ölçüsü olan 215/65R16’yı kısa süre önce İzmit fabrikasında üretmeye başladı. Fabrikanın 20.000 m² büyüklüğündeki ek tesisinde 250’den fazla çalışan sadece yarış lastikleri üretiminde görev yapıyor. Pirelli Grubu, 2017 yılında Pirelli Türkiye’yi 394. Ar-Ge Merkezi olarak tescillemiş olup, Pirelli Türkiye bugün geneline yayılmış 300’ün üzerinde yetkili satıcısı ile Pirelli Otomobil Lastikleri A.Ş. müşterilerine hizmet vermeyi sürdürüyor.

E-ticaretin en hızlı büyüyeceği 5 ülkeden biri Türkiye

DHL Uluslararası E-İhracat Konferansı’nda dünyanın yeni milyonerlerini yetiştiren sektör olan uluslararası e-ticaretin geleceği ve Türkiye’nin bu büyüyen pazardaki yeri tartışıldı. 2018’de e-ticaret gelirleri 50 milyar TL seviyesine ulaşan Türkiye’nin 2019’da yüzde 35’lik bir büyüme göstermesi bekleniyor. Türkiye, 2018-2022 yılları arasında yıllık bileşik yüzde 12 büyüme oranıyla en hızlı büyüyecek ilk 5 e-ticaret ülkesi arasında yer alıyor.

DHL Express isim sponsorluğunda, Türkiye İhracatçılar Meclisi ve Ticaret Bakanlığı desteğiyle, World E-commerce Forum tarafından düzenlenen DHL Uluslararası E-İhracat Konferansı, Türkiye İnovasyon Haftası kapsamında İstanbul Kongre Merkezi’nde gerçekleştirildi.

DHL Express Global Satış Programlarından Sorumlu Başkan Yardımcısı Leendert Van Delft, konferansta yaptığı sunumda, Statista verilerine göre 2018-2022 yılları arasında Türkiye’nin perakende e-ticaret satışlarının yıllık bileşik yüzde 12 büyüme göstermesinin beklendiğini ve bu oranla Hindistan, Endonezya, Güney Afrika ve Meksika ile birlikte e-ticarette en yüksek büyüme oranına sahip ilk 5 ülke arasında yer aldığını belirtti.

Sosyal medyadan online satış yüzde 93 büyüdü

Leendert Van Delft, “2018’de 50 milyar TL seviyesinde e-ticaret geliri oluşturarak başarılı bir yıl geçiren Türkiye önümüzdeki dönemde yeni başarılar için kollarını sıvamış durumda. 2019’da e-ticarette yüzde 35 büyüme bekleniyor. Dünyaya baktığımızda son 4 yılda e-ticaret sektörünün ilk milyonerlerini yetiştirmeye başladığını görüyoruz. Özellikle sosyal medya platformlarından online satışlarda yıllık yüzde 93 gibi çok ciddi bir büyüme var. E-ticarette 2019 ve sonrasının hızlı, güvenli ve mobil alışveriş etrafında şekilleneceğini söyleyebiliriz. Yeni teknolojiler, hızlı işlem tamamlama imkanları ve hızlı teslimat ihtiyacı bu gelişmeleri tetikliyor.  Satın almaların çoğunluğunun online olarak gerçekleştirildiği bir dünyaya doğru ilerliyoruz. E-ticaretin potansiyelini şöyle düşünebiliriz; şu ana kadar tüm dünyada KOBİ’lerin yalnızca yüzde 17’si online satışa geçmiş durumda ve bunların çoğunluğu gelişmiş ülkelerin şirketleri. Tüm dünya bu iş modelini benimsediğinde e-ticaretin alacağı boyut gerçekten muazzam olacaktır” diye konuştu.

Kendi milyon dolarlık e-ticaret şirketini kurmak isteyenler için tüyolar

Kendi milyon dolarlık e-ticaret şirketini kurmak isteyenlerin dört basit adımda başarıya ulaşabileceğini söyleyen Leendert Van Delft, bu adımları şöyle sıraladı:

“Her şeyden önce doğru takipçi kitlesine ulaşarak kendi topluluğunuzu oluşturun. Hedef kitlenizin hangi sosyal medya kanalında bulunduğunu iyi analiz edin. Sonraki adımda hedef kitlenizin web sitenize ulaştığında ne düşünmesini istiyorsanız ona uygun bir tasarım yapın. Uluslararası satış, kolay iade seçenekleri, farklı dilde hizmet, ekspres gönderi seçeneği gibi hizmetler sunup sunmadığınızı gözden geçirin. Giriş sayfasında bunları net ve basit bir şekilde ifade edin. Eski iş yapma biçimlerini ortadan kaldıran şeyin teknoloji değil, müşterilerin ne istediğini anlamamak ve nereye odaklanacağını bilememek olduğunu unutmayın. Üçüncü adım olarak alışveriş tamamlama anını en basit ve net şekilde tasarlayın. Online alışveriş yapanların yüzde 91’i hızlı gönderim seçeneği olmayan sitelerden ayrılıyor. İnsanlar aldıkları ürünlere hızla ulaşmak istiyor ve genç kuşaklar bunun için ödeme yapma konusunda da istekli. Mobil e-ticaret hızla artarken işi kolaylaştırın ve tek bir işlem tamamlama sayfasıyla alışverişi bitirme imkanı sunun.”

Youtube’da kedi videolarından sonra en popüler kategori kutu açma videoları

Son olarak heyecan yaratmanın ve müşterilere sürprizler yapmanın önemine işaret eden Leendert Van Delft, “Online alışverişin en önemli yanlarından biri de içinde biraz heyecan ve sürpriz barındırması. Bu yüzden Youtube’da kedi videolarından sonra en popüler kategori kutu açma videoları. Siz de ambalajlarınızı konuşturun, kutularınızın marka kimliğinizi yansıttığından emin olun, kişiselleştirin ve müşterilerinizi şaşırtın” dedi.

Avrupa’da online alışverişlerin 4’te 1’i uluslararası

 DHL Express Türkiye CEO’su Claus Lassen de yeni dönem tüketicilerini “CX kuşağı” (Müşteri deneyimi kuşağı) olarak tanımladığı sunumunda, müşterilerin ne istediğini anlamanın ve bunları sunmanın önemine işaret ederek, “2018’de Avrupa’da online alışverişlerin neredeyse dörtte biri (yüzde 22,8) uluslararası olarak gerçekleştirildi. Bu 2017’ye göre yüzde 13,2’lik bir artış ve 100 milyar Euro’luk bir büyüklüğe karşılık geliyor. Alışverişlerin yüzde 45’i de AB dışı perakendeciler aracılığıyla gerçekleştirildi” dedi.

Tüketicilerin online alışverişte tatminsizlik yaşamasına sebep olan durumlarda gönderim süreciyle ilgili pek çok madde bulunduğunu vurgulayan Claus Lassen, “Yüksek gönderim maliyetleri nedeniyle mutsuz olanların oranı yüzde 30. Geç varan gönderiler yüzde 27, ekspres seçeneği bulunmaması yüzde 24, gönderi sürecini takip edememek yüzde 22 oranında tatminsizlik yaratıyor. Müşteriler ne istiyor diye bakarsak, her şeyden önce hız geliyor. Bunun yanında onların dilini konuşmak ve konuşurken doğru kelimeleri seçmek çok önemli. Gönderim süreci boyunca her adımda onları bilgilendirdiğinizde hem sürece hakim hissetmelerini sağlayabilirsiniz hem de yol boyunca heyecan yaratabilirsiniz. Görsellerin ise bin kelimeye bedel olduğunu unutmamak ve görsel seçimlerinde kültürel farklılıklara dikkat etmek gerek. Son olarak alışık oldukları şekilde ödeme yapmaları için uygun seçenekleri sunmak da şart” diye konuştu.

Firmaların yüzde 89’u müşteri deneyimi alanında yarışıyor

 DHL Express Türkiye Satıştan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Boğaç Özsan ise DHL Küresel Bağlantılılık Endeksi 2018’e göre dünya ekonomisinin sadece yüzde 20’sinin ihraç edildiğini belirterek, “Dünyamız her zamankinden daha fazla bağlı ancak sandığımız kadar globalleşmiş değil. Dolayısıyla sınır ötesinde değer yaratmak için daha fazla odaklanmak gerekiyor. Bizi dünyaya daha hızla bağlayacak anahtar ise e-ihracat. 2020 itibarıyla uluslararası e-ticaretin 1 trilyon dolar büyüklüğe ulaşması bekleniyor ve tüketiciler her şeyin talebe dayalı, her zaman ve her yerde satın alınabilir olmasını bekliyor. Bu süreçte müşteri deneyimini iyileştirmek çok önemli. Online alışveriş yapanların yüzde 79’u karar verme esnasında iki seçenek arasında kaldığında müşteri deneyiminin önemli olduğunu söylüyor. Bir kez bile bir olumsuz deneyim yaşayanların yüzde 32’si o firma ya da marka ile bir daha çalışmayacağını söylüyor. Birden fazla olumsuz deneyim durumunda bu oran yüzde 48’e çıkıyor. Günümüzde firmalar da bu konunun öneminin farkında bu yüzden yüzde 89’u öncelikli olarak müşteri deneyimi alanında yarışıyor. Bu süreçte DHL Express olarak sunduğumuz On Demand Delivery gibi talebe göre esnek teslimat seçenekleri sağlayan hizmetler e-ticaret şirketleri için önemli avantajlar sunuyor” şeklinde konuştu.

ZÜCDER’İN 2019 YOL HARİTASI: ÜRETİM VE İHRACAT

Züccaciye sektörünün nabzını tutan ZÜCDER (Züccaciyeciler Birliği), 9 Mayıs Perşembe günü Kaşıbeyaz Florya’da “16. Geleneksel İftar Yemeği” verdi. İstanbul Demir ve Demirdışı Metaller İhracatçıları Birliği (İDDMİB) Başkanı Tahsin Öztiryaki’nin, Ev ve Mutfak Eşyaları Federasyonu (EVFED) Başkanı İsmail Erdoğan’ın, TİM Genel Sekreteri Prof. Dr. Kerem Alkin’in ve sektör temsilcilerinin buluştuğu iftar davetinde, 10 yıllık üyelere derneğe desteklerinden ötürü teşekkür plaketi takdim edildi.

Yıllık 6.7 Milyar dolar üretim hacmine sahip züccaciye sektörünün 470 üyesiyle en önemli temsilcilerinden ZÜCDER (Züccaciyeciler Derneği), 9 Mayıs Perşembe günü Kaşıbeyaz Florya’da, “16. Geleneksel İftar Yemeği”ni düzenleyerek sektörü bir araya getirdi. Yıl boyunca geliştirdiği projelerle üretici, ihracatçı, ithalatçı, toptancı, perakendeci ve sektör markaları gibi üyelerinin ticari ilişkilerini arttıran ve sektörün rekabet gücünü yükseltenZÜCDER’in iftar davetine, aynı zamanda TİM (Türkiye İhracatçılar Meclisi), İTO (İstanbul Ticaret Odası), TOBB (Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği), İSTOÇ (İstanbul Toptancılar Çarşısı), MÜSİAD (Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği) gibi Türkiye ekonomisinin önemli sivil toplum kuruluşlarının başkanları ve yönetim kurulu üyeleri de katıldı. İftar davetinin açılışında konuşma yapan ZÜCDER Başkanı Mesut Özsüz, 16 yıldır yapılan çalışmalar ve züccaciye sektöründeki gelişmeler hakkında da bilgi verdi. Öksüz, “16 yıldır sizlerle iftar sofralarında bir araya geliyoruz. 112 üye ile çıktığımız yolculuğumuzda, bugün 470 üyemiz ile ZÜCDER olarak züccaciye sektörünün bütün açılımlarında minimum yüzde 80-85’ini temsil ediyoruz. Sektörümüz 2018’de 4,8 milyar dolarlık bir ihracat gerçekleştirdi ve 2019 yılında 5,5 milyar dolar ihracat gerçekleştirmeyi hedefliyoruz. Sadece 1,2 milyar dolar gibi bir ithalatımız söz konusu. İhracat katma değerimiz 3,6 kilogram dolar. Bu da kilogram başına ihracatı 1,4 kilogram dolar olan Türkiye ortalamasının çok üzerinde bir rakam. Önümüzdeki günlerde başlayacağımız projemizle, sektörümüzü tamamen ihracatçı konumuna getirip ihracat katma değerimizi daha da artıracağız. 2019 yılında ana gündem maddemiz üretim. Ekonomide rahatlamamız için tek çıkış yolumuz ihracat. ÖTV’nin sıfırlanması, KDV’nin yüzde 18’den 8’de düşürülmesi, KKDF’nin kaldırılması gündem maddelerimiz arasında her zaman yerini korusa da ihracatımızı hızlandırmak için yeni yatırımlara ağırlık vereceğiz.” açıklamalarında bulundu.

Alkin: “Üretim Her Şeyin İlacıdır”

Mesut Öksüz’den sonra konuşma yapan TİM Genel Sekreteri Prof. Dr. Kerem Alkin ise ihracatın nisan ayında yüzde 3,8 artarak sürekli rekor kırdığını ifade ederek şu açıklamalarda bulundu: “Üretim her şeyin ilacıdır. 180 milyar dolarlık imalat sanayimiz, 129 ülkenin katma değerinden daha büyük. Üreten bir ülkeyiz ama seviyeyi arttırmamız lazım. 2030 yılına kadar 2 trilyon dolara ulaşmamız gerekiyor. Avrasya’nın en üreten ülkelerinden biriyiz. Daha çok üretmek, fiyat istikrarının, enflasyonun ilacıdır.” İDDMİB Başkanı Tahsin Öztiryaki ise 2018 yılında gerçekleştirilen 4,8 milyar dolarlık ihracatın, sektörü ithalatçı sektörden ihracatçı sektör konumuna taşıdığını belirtti. EVFED Başkanı İsmail Erdoğan da Türkiye’nin en çok markalaşan sektörlerinden birinin züccaciye sektörü olduğuna dikkat çekerek, ev ve mutfak eşyaları sektöründe güç birliğini arttırmak üzere Türkiye’nin önemli dernekleriyle görüşme halinde olduklarını söyledi. İftar davetinin sonunda ise ZÜCDER’de 10. yılını doldurmuş firma temsilcilerine teşekkür plaketi takdim edildi.

OİB’den otomotivin geleceğini tasarlayan yerli projelere 250 bin TL ödül

Elektrikli ve otonom araçlar için paylaşımlı şarja büyük ödül  

 İhracatın lider sektöründe geleceğin tasarımlarını ödüllendiren Otomotivin Geleceği Tasarım Yarışması’nda birinciliğe; elektrikli ve otonom araçlara yönelik blok zinciriyle geliştirdiği şarj enerji paylaşım ağıyla Oğuzhan Sarıtaş liderliğindeki Car4Future Technologies girişim projesi layık görüldü.

Toplam 250 bin TL ödül ve yurtdışı eğitim hakkı verilen yarışmayı düzenleyen Uludağ Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği’nin (OİB) Yönetim Kurulu Başkanı Baran Çelik: “Yakında ulaşım maliyetlerini düşürecek robot-taksiler/robot-araçlar gibi yeni iş modelleri çıkacak. Bunun için araştırmacı, yenilikçi, yaratıcı ve girişimci gençlere ihtiyaç duyuyoruz.”

TOGG CEO’su Gürcan Karakaş: “Türkiye’nin otomobilinin 1.000’e yakın özelliği belirlendi. Küresel rekabet eden, yeni nesil doğuştan elektrikli, otonom sürüş seviyesi 3’e hazır, bağlantı ve internete uyumluluk olarak başından itibaren planlı, akıllı bir cihaz olacak” dedi.

Türkiye’nin otomotiv sektöründe sadece üretim değil, aynı zamanda Ar-Ge, Yenilik ve Tasarım Merkezi olması vizyonu ile hayata geçirilen “Otomotivin Geleceği Tasarım Yarışması”nda ödüller sahiplerini buldu. Türk otomotiv endüstrisinin ihracattaki tek temsilcisi olan Uludağ Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği (OİB) tarafından 2012 yılından bu yana Ticaret Bakanlığı desteği ve Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) koordinatörlüğünde gerçekleştirilen yarışmada, birinciliğe Oğuzhan Sarıtaş liderliğindeki ekibin hazırladığı Car4Future Technologies girişim projesi ile layık görüldü. Dereceye girenlere toplam 250 bin TL ödülün dağıtıldığı yarışmada Car4Future Technologies girişim projesi, dünya otomotiv endüstrisinin geleceğini oluşturan ve ağırlığını her geçen gün hissettiren elektrikli ve otonom araçlara yönelik blok zinciri ile geliştirdiği şarj enerji paylaşım ağıyla 70 bin TL’lik büyük ödüle hak kazandı.

Yarışmada ikinciliği Çağlar Aksu’nun liderliğindeki ekibe ait Sensemore, üçüncülüğü de Berk Şahin’in liderliğindeki ekibin hazırladığı Parxlab girişim projesi aldı. Dereceye girenler Ticaret Bakanlığı desteğiyle iki yıl süresince yurtdışında eğitim ve İTÜ ARI Teknokent iş birliğinde kuluçka merkezinde projelerini geliştirme hakkı da elde etti.

Bu yıl “Otomotivde Dijital Dönüşüm” temasıyla OİB Yönetim Kurulu’nun ev sahipliğinde Sabancı Üniversitesinde gerçekleştirilen yarışmaya, Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Hasan Büyükdede ile TİM Başkanı İsmail Gülle de katıldı.

Çelik: “Türkiye, otomotivde değişimin parçası olmak zorunda”

Açılışta konuşan OİB Yönetim Kurulu Başkanı Baran Çelik, üst üste 13 yıldır ihracat lideri olan ve geçen yıl Cumhuriyet tarihinin ihracat rekorunu kırarak 31,6 milyar dolar rakamına ulaşan otomotiv endüstrisinin, dünyada kalite bilinci, üretim kabiliyeti, tedarik alt yapısı olarak mükemmel bir noktada olduğuna dikkat çekti. Her dört dakikada 12 araç üreten, 10’unu ihraç eden ve 148 bin dolarlık gelir elde eden Türk otomotiv sektörünün dünyada yaşanan yüksek teknoloji ve dijital dönüşüme dayalı değişimin bir parçası olması gerektiğini vurgulayan Çelik “Geleneksel araçlar yerini elektrikli, bağlantılı, yapay zekaya sahip otonom araçlara bırakıyor. Ulaşım maliyetlerini düşürecek olan robot-taksiler/robot-araçlar gibi yeni iş modelleri çıkacak. Bunun için araştırmacı, yenilikçi, yaratıcı ve girişimci gençlere her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyoruz” dedi.

OİB’in düzenlediği yarışmanın Yürütme Kurulu Başkanı Ömer Burhanoğlu “Nesnelerin interneti 15 trilyon dolarlık bir pazar yaratacak. Bu pazarda otomotive düşen pay 3 trilyon dolar. Dolayısıyla sektör olarak önümüzde çok büyük bir pazar potansiyeli var. Girişim ekosistemini bir araya getirmeye çalıştığımız bu etkinlikle de gençlerin önünü açarak pazardan daha fazla pay almaya çalışıyoruz. Gençlere cesaret ve imkan vermemiz gerekiyor” dedi.

Büyükdede: “Yerli katkıyı artıracak çalışmalar yapıyoruz”

Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Hasan Büyükdede “Dünyada dijital otomotive dönüşümde bizim için büyük fırsat var. Geri kalmışlığın büyük avantajını kullanabiliriz. Otomotivde yerli katkıyı artıracak çalışmalarımız sürüyor” dedi.

Gülle: “Yüksek teknoloji payını yüzde 15’e çıkarmalıyız”

TİM Başkanı İsmail Gülle de “Şu anda 180 milyar dolar civarında olan ihracatta sevindiren husus; ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 87’lere ulaştı. İhracatta yüksek teknoloji oranını da yüzde 3,5’tan gelişmiş ülkeler gibi yüzde 15’lere çıkarmalıyız” dedi.

Karakaş: “Yerli otomobilin 1.000’e özelliğini belirledik”

Serdar Kuzuloğlu’nun sunumuyla gerçekleşen etkinlikte Türkiye’nin Otomobili Girişim Grubu CEO’su M. Gürcan Karakaş “Türkiye’nin Otomobili Projesi ve Otomotiv Ekosisteminin Dönüşümü” başlıklı konuşmasında Türkiye’nin otomobiline ilişkin olarak “Küresel rekabet eden, yeni nesil doğuştan elektrikli, otonom sürüş seviyesi 3’e hazır, bağlantı ve internete uyumluluk olarak başından itibaren planlı, akıllı bir cihaz olacak” dedi.

TOGG olarak şarj altyapısından nesnelerin bağlantısına, yeni start up’lardan yeni yan sanayilere kadar geniş bir mobilite ekosistemi oluşturacaklarını kaydeden Karakaş, “Türkiye’nin teknoloji konusunda sinerji yaratacak şirketleri bünyemizde. Büyüyen segmente yatırım yapacağız. 2022 yılında C segmenti SUV araçla pazara giriyoruz. İki-üç yıldan sonra AB merkezli ihracat pazarlarına yönlendirmek istiyoruz. Bu projenin hesabı, kitabı aslında 15 sene. 2022 yılına kadar piyasaya çıkana kadar, her hafta her ay ne yapacağımız programlandı. Planı tıkır tıkır işletiyoruz. Gelecekte ev, işyerinden sonra otomobilin kendisi teknoloji ile bir yaşam alanına dönüşecek. Otomotivin mobilite ekosistemine dönüşümü bu anlamda önemli bir fırsat yaratıyor. Akıllı evler, binalar, şehirler ile etkileşimi olan bir dünyadan bahsediyoruz. Biz de bu nedenle bir otomobilden daha fazlasını hedefliyoruz. Otomobilin 1.000’e yakın özelliğini bugünden belirledik” dedi.

Dünyada 29 OEM firmasının mobilite ekosistemine 10 yılda 300 milyar dolar yatırım planladığını belirten Karakaş “Sadece Çin 136 milyar dolar yatırım yapacak. 2022 yılına kadar da 60 yeni model elektrikli araç piyasaya girecek. Çin’de 500 start up şirketi var. 1 milyar dolardan 5 milyar dolara kadar paraları var. Ve bu şirketlerin dörtte üçü sadece araçlarda mobilite sistemi ile ilgileniyorlar” dedi.

Aoun: “Türkiye pazarına yatırıma devam edeceğiz”

Oyak Renault Genel Müdürü Antoine Aoun de Türkiye pazarına yatırıma devam edeceklerini söyledi. Oyak Renault olarak yılda 378 bin otomobil ürettiklerini, üretimlerinin yüzde 80’ini ihraç ettiklerini belirten Aoun, “İhracatımız 3 milyar Euro’yu geçiyor. 7 bin civarında çalışana sahibiz. Türkiye’ye yatırım yapmaya devam kararı aldık. Biz bu pazarın gücüne inanıyoruz. Dijital dönüşümde iki yılda en üst seviyeye ulaşacağız. Türkiye mühendis ve teknisyen açısından çok zengin. Avrupa ve dünya ile yarışacak düzeyde hatta onlardan daha da ileri seviyede.”

YARIŞMADA İLK 5 DERECEYE GİREN PROJELER

1.Car4Future Technologies (70 bin TL ödül)

Elektrikli ve otonom araçlar için blok zinciri ile şarj enerji paylaşım ağı geliştirdi.

2.Sensemore (60 bin TL ödül)

Sensemore, kestirimci bakım, kalite kontrol ve Ar-Ge alanında kullanılmak üzere sensörler ile donatılmış bir donanım, mobil aplikasyon ve bulut yazılım çözümü geliştirdi.

3.Parxlab (50 bin TL ödül)

Park noktalarına yerleştirilen kablosuz, uzun ömürlü, yüksek teknolojili sensörler ve bu sensörlerden gelen verileri işleyen yapay zeka teknolojisi ile sürücülere boş park noktalarını ve işletmeye park noktasında oluşan veriyi göstererek hem sürücü hem de işletme tarafında yüzde 50-60 oranında verim artışı sağlıyor.

  1. ENLIL-Dikey Eksenli Rüzgar Türbini (40 bin TL ödül)

Metrobüs ve Karayollarında araçların ürettiği rüzgarı kullanarak yenilenebilir enerji üreten ve üzerinde bulunan sensörler ile şehir hakkında verileri elde eden akıllı rüzgar türbini geliştirdi.

  1. AR Flip (30 bin TL)

Otomobil ve ticari araçların ön camlarına Augmented Reality (Artırılmış Gerçeklik) entegrasyonu, aerodinamiğin iyileştirilmesi, kör nokta faktörünü ortadan kaldırma, sanal sürücü asistanlığı, akıllı sürüş, güvenlik ve konfor iyileştirmeleri geliştirdi.

Türkiye mobilya sektörünün gözü Çin, ABD ve Hindistan’da

Hedef; 1’er milyar dolar ihracat rakamına ulaşmak

Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerine göre mobilya sektörü, 2018 sonu itibariyle 179 ayrı noktaya ihracat yapan en yaygın sektör olarak kayıtlara geçti. Sektör ise ABD, Çin ve Hindistan pazarındaki paylarını arttırmaya odaklandı. İstanbul Mobilya, Kâğıt ve Orman Ürünleri İhracatçıları Birliği Başkanı Ahmet Güleç, “Bugün Türkiye ABD’ye 100 milyon dolar, Çin’e ise 30 milyon dolara yakın ihracat yapıyor. Bizim sektör olarak hedefimiz iki ülke için de 2023 hedefi 1’er milyar dolardır” dedi.

 Mobilya sektörü 2018 sonu itibariyle 179 ayrı yere ihracat yapan en yaygın sektör olarak Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerinde kayda girdi. Son dönemde gerek gelişmiş pazarlara artan ihracat verileri gerekse katma değerli ürün artışı, sektörün bu noktaya gelmesinde önemli görev üstlendi. ABD, Çin ve Hindistan’a yoğunlaşan sektörün ana hedefi dünya geneline Türk mobilyası algısını yaymak. Bugün Türkiye; ABD’ye 100 milyon dolar Çin’e ise 30 milyon dolara yakın ihracat yapıyor.  Sektörün iki ülke için 2023 hedefi ise 1’er milyar dolar.

Öte yandan 2018 yılı verilerine göre sektörün önde gelen pazarlarını; Irak, İran, B. Krallık, S. Arabistan, İsrail, Almanya, Libya, Gürcistan, Azerbaycan, Mısır, Bulgaristan ve ABD oluşturuyor. Özellikle, Çin, ABD, Hindistan, nüfusları, yükselen tüketim ve ithalat alışkanlıkları ile Türkiye mobilya sektörünün hedef pazarları arasında yer alıyor. Ayrıca İran ve Rusya’da yaşanan daralmayı telafi etmek, Kuzey ve Sahraaltı Afrika’da büyümek; İspanya, Hollanda gibi alım gücü yüksek AB pazarlarında derinleşmek sektörün öncelikleri arasında yer alıyor.

“Hedefimiz; ihracatta kg. başına değerin arttırılması…”

Bu bakış açısıyla sektörün 2019 yılında geçtiğimiz yıla göre yüzde 20 büyümeyi ve 6 milyar dolar ihracat rakamına ulaşmayı hedeflediğini belirten İstanbul Mobilya, Kâğıt ve Orman Ürünleri İhracatçıları Birliği Başkanı Ahmet Güleç, Yeni Ekonomi Programı (YEP) doğrultusunda 2019’da hedeflenen 182 milyar dolar ihracata sektörün yüzde 3,2 katkı sağlamasını öngördüklerinin altını çizdi. İhracat yapılan ülke sayısını arttırarak, daha önce gidilmemiş pazarlardan pay alma hedefiyle çalıştıklarını belirten Güleç,Sektör olarak bizim hedefimiz; Afrika, Latin Amerika pazarlarının yanında Çin, ABD, İspanya ve Hollanda pazarlarında ihracatımızı yüzde 30-40 düzeyinde artırmak. Geleneksel ve alım gücü yüksek pazarlarımız olan Almanya, B.Krallık, Fransa, S.Arabistan, Irak gibi pazarlarda ise kayıp yaşamaksızın ihracatın arttırılmasının ve Rusya, İran gibi çeşitli sebeplerle girilemeyen ya da düşüş yaşanan pazarlarda hızla etkinlik kazanılması temel hedefimiz. Aslında bu yıl da ihracatta kg. başına değerin arttırılması; AR-GE, tasarım ve dijital üretim ve pazarlama imkanından yararlanılması ana başlıklarımız olacak. Bu hedef ve beklentilere ulaşmak amacıyla 2019 yılında sektör fuarlarına daha çok firma ile katılmak, hedef pazarlara yönelik daha agresif tanıtım politikası uygulamak, sayıları 43 olan mobilya ve kağıt ürünleri AR-GE ve tasarım merkezi sayısını 60-70’e yükseltmek ve firmalarımızın bakanlığın da öncülük ettiği teşviklerin ve ihracat süreçlerinin tek noktadan ve dijital mecrada gerçekleştirilmesine daha çok entegre edilmesini sağlanarak beklentilere yaklaşılacaktır” dedi.

DeepHaber online medyada sağlık sektörü ile ilgili yapay zeka çalışmalarını inceledi

Dijital Medya Takip ve Analiz Merkezi DeepHaber,yapay zekâ ile ilgili sağlık sektörünün online mecralardaki yansımalarını araştırdı.DeepHaber’in 20 binden fazla online mecrayı tarayarak hazırladığı araştırma sonucuna göre, 1 Ocak – 30 Nisan 2019 tarihleri arasında toplam 1.711 haberde yer aldığı tespit edildi. Aylara göre incelendiğinde Ocak ayında 340, Şubat ayında 349, Mart ayında 667 habere konu olan yapay zekâ çalışmaları Nisan ayında ise 355 habere konu oldu. 1.293 sitede yayınlanan haberler 19 bin 215 saat 25 dakika sitelerin ana sayfalarında yer alırken, 29 sitede ise 347 saat 28 dakika manşette kaldı.

Sağlık sektöründeki yapay zekâ çalışmalarının yer aldığı 1.711 haberin okunma sayısı ise 90 milyon 328 bin 178 olarak hesaplandı.

Kolaysoft Teknoloji ve Ankara PERDER, İş’te dijitalleşme toplantısı düzenledi

Kolay Kep İK ile İş Kanunları kapsamındaki kayıt ve belgeleri dijitalleştirin

Kolaysoft Teknoloji ve Ankara PERDER (Perakendeciler Derneği) işbirliği ile İş Kanunları kapsamında “İş yeri kayıt ve belgelerinin dijitalleşmesi” konulu toplantı yapıldı. Toplantıda, Kolay Kep İK ürünü ile İş Kanunları kapsamındaki kayıt ve belgelerin resmi evrak olarak dijitalleşeceğinin altı çizildi.

Ankara’da, 4 Mayıs tarihinde yapılan etkinliğe, Türkiye Perakendeciler Federasyonu (TPF) Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Altunbilek, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) Başkan Yardımcısı Cevdet Ceylan, Ankara PERDER Başkanı Ahmet Karagöz, Gimat Yönetim kurulu II. Başkanı Recai Kesimal,Dostel Arabulucuk Merkezi kurucu ortağı Av. Murat Akçasoy, Dostel Arabulucuk Merkezi kurucu ortağı Dr. Av. Mustafa Güler, Finansal Eksen GGI Geneva Group International Bağımsız Denetim firmasından Denetim Hizmetleri Direktörü Ufuk Doğruer, Kolaysoft Teknoloji İş Geliştirme Koordinatörü Kezban Boztürk, Kolaysoft Teknoloji Pazarlama Koordinatörü Umut Gökbulut ve perakende sektörünün temsilcileri katıldı.

Perakendecilerin yoğun katılım gösterdiği organizasyonda, firmaların, hukuk açısından ispat ile yükümlü olduğu belgeler hakkında genel bilgiler verildi. İş kanunları kapsamında, ispatı yükümlü olunan belgelerin geçerli şekilde tutulmasını sağlayan “Kolay Kep İK” ürününün sunumu gerçekleştirildi.

İşverenler, “Kolay Kep İK” üzerinden bildirimlerini gönderebilir  

Kolay Kep İK ürünü sayesinde, iş kanunlarındaki yükümlülüklerin yerine getirileceğinin altını çizen Kolaysoft Teknoloji İş Geliştirme Koordinatörü Kezban Boztürk, şunları söyledi:

“İşverenler tarafından, işçilere yapılacak olan her türlü yazılı bildirimlerin “Kolay Kep İK” ürünü üzerinden yapılması; hem işverenlerin mevzuatta öngörülen yükümlülükleri tam olarak yerine getirmesine, hem de olası bir dava/teftiş esnasında sözü edilen bu yükümlülüklerin, işverenin yerine getirdiğinin somut olarak ortaya konulup ispat edilmesi sağlanmaktadır. Bilindiği üzere yazılı belgelerin işçilerce tebellüğ edilmemesi (kendine gönderilen resmi bildirimi almaması) halinde, işverenler bu bildirimleri noter kanalı ile yapmaktadırlar. Noter kanalı ile yapıldığında, işverenler açısından maliyet, zaman ve insan kaynağı kayıplarına neden olunurken, bir de yazılı bu belgelerin muhafaza edilip arşivlenmesi gerekmektedir. “Kolay Kep İK” ürünü ile zaman damgasıyla gönderilen tüm belgeler, resmi evrak olarak uygun görüldüğü için; işverenler hem noter maliyeti, zaman ve insan kaynağından tasarruf sağlamaktadırlar; hem de bu belgelerin arşivlenmesi gibi ek bir iş yükü olmayacaktır” dedi.

Açılan davaların %60’ı, mesailerin alınmadığı yönünde oluyor

Çalışanlar tarafından açılan davaların yaklaşık %60’nın mesailerin ödenmediği konusunda olduğunu kaydeden Kezban Boztürk, konuşmasına şöyle devam etti:

“Çalışma hayatını düzenleyen yasaların başında, 4857 sayılı İş Kanunu, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ve 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu geliyor. Bu kanunlar ve ikincil mevzuat, işverenlere ciddi sorumluluklar yüklüyor ve mevzuatın gereğinin tam olarak yerine getirilmemesi halinde ise hukuki ve cezai yaptırımlar gerçekleşiyor. Çalışanlar, mevzuata aykırı bir durum olduğunda, Çalışma Bakanlığı’na, SGK’ya veya İş Mahkemesine başvurup, yasal haklarını arıyorlar. İş’te bu nedenle, olası bir teftiş veya dava esnasında, işverenlerin mevzuata uygun çalışmalarını yazılı belgeler ile ispatlaması gerekmektedir. Aksi halde, işverenler haklı dahi olsa, haklılığını yazılı belgeler ile ispatlayamazlar ise, davayı kaybetme veya idari para cezası işlemleri gibi sonuçlar ile karşı karşıya kalmaktadırlar. “Kolay Kep İK” ürünü, işverenlerin yükümlülüklerini kanuni açıdan ispatlamaları noktasında başarılı bir çözüm olarak açıklanmaktadır” diye konuştu.

KAYSERİGAZ ANNELERİ UNUTMADI

Toplum odaklı çalışmalarıyla abonelerinin takdirini kazanan ve adından sıkça söz ettiren Kayserigaz, tüm dünyada kutlanan Anneler Günü’nde hediye ettiği çiçekler ile anneleri mutlu etti.

Bünyesinde çalışan annelere orkide çiçeği sunan Kayserigaz, çalışanlarının yanı sıra abonelerini de unutmadı. Acil 187 Hattı’na gelen ihbarları değerlendirmek üzere ev ve işyerlerine giden ekipler kadın abonelerin Anneler Günü’nü çiçek takdim ederek kutladı. Kayserigaz’ın gerçekleştirdiği bu düşünceli davranış karşısında çok mutlu olan anneler, kendileri için önemli günlerden biri olan Anneler Günü’nde hatırlanmalarına karşı memnuniyet duyduklarını belirterek teşekkür ettiler.

Kayserigaz İnsan Kaynakları ve Strateji Müdürü Hatice Berk, ‘‘Bizleri sevgiyle büyüten ve bugünlere gelmemizi sağlayan hayattaki en değerli varlığımız annelerimizin haklarının ödenmesi asla mümkün değildir. Kayserigaz bünyesinde büyük bir özveri ile çalışarak başarılı işlere imza atan annelerin, ayrıca şefkatin, merhametin ve fedakarlığın sembolü olan bütün annelerimizin Anneler Günü’nü canı gönülden kutlarım’’ dedi. Tüm annelere ve anne adaylarına sağlıklı, huzurlu nice günler geçirmeleri temennisinde bulundu.

Teknik tekstil ihracatçıları Almanya yolcusu

Türkiye’ye 2018 yılında 26 milyar dolar döviz kazandıran, 17 milyar dolar dış ticaret fazlası veren tekstil ve hazırgiyim sektörleri en büyük ihraç pazarları Almanya’da teknik tekstil ihracatındaki pazar paylarını arttırmak için harekete geçti.

Türkiye, 2018 yılında yüzde 13’lük artışla 1.7 milyar dolara ulaştığı teknik tekstil ihracatında, 2019 yılında 2 milyar dolar barajını aşmayı hedefliyor.

Ege Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği ve Ege Hazırgiyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği tarafından 14-17 Mayıs 2019 tarihlerinde Almanya’nın Frankfurt kentinde düzenlenecek olan Techtextil/Texprocess fuarlarına yönelik Almanya Tekstil Sektörel Ticaret Heyeti gerçekleştirilecek.

Türkiye’den 16 firma ile Techtextil/Texprocess Fuarına katıldıklarını belirten Ege Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı ve Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Jak Eskinazi, Almanya tarafından 21 firmadan katılan 27 kişi ile ikili iş görüşmeleri yapacakları bilgisini verdi.

Techtextil/Texprocess Fuarı’nın; iki yılda bir düzenlendiğini ve teknik tekstil alanında dünyanın önde gelen fuarlarından olduğunu anlatan Eskinazi, “Elyaf, iplik, kumaş, koruyucu giysiler, ev tekstili, tekstil makineleri gibi teknik tekstil ile ilgili tüm tekstil -hazırgiyim ürünleri sergileniyor. Söz konusu heyet ile katılımcı firmalarımızın daha katma değerli ürünler üretmesi sağlanarak teknik tekstil ihracatı yapan firmaların ihracat potansiyelinin artırılması, teknik tekstil ihracatı yapmayan firmaların da ihracata başlamalarını hedefliyoruz” şeklinde konuştu.

Teknik tekstil ihracatında hedef 2 milyar dolar

Türkiye’nin teknik tekstil ihracatının 2018 yılında yüzde 13’lük artışla 1.7 milyar dolara ulaştığı bilgisini veren Eskinazi şöyle devam etti: “2019 yılında 2 milyar dolar teknik tekstil ihracatı hedefliyoruz. Bunun için en büyük ihraç pazarımız Almanya’ya yönelik düzenlediğimiz Sektörel Ticaret Heyeti Organizasyonuna büyük önem veriyoruz. Almanya’ya yapılan teknik tekstil ürünleri ihracatımız 2018 yılında 163 milyon dolara ulaştı. 2019 yılı hedefimiz 200 milyon dolar.”

Katma değeri daha yüksek olan teknik tekstil ihracatımızı arttırmak için 5 yıllık bir çaba sonrasında 2016 yılında Teknik Tekstiller Araştırma ve Uygulama Merkezi (TEKSMER)’ni kurduklarını hatırlatan Eskinazi, Sektörel Ticaret Heyeti Organizasyonunun üçüncü günü teknik tekstillerle ilgili seminerlere katılarak firmaların vizyonlarını geliştirmeyi amaçladıklarını sözlerine ekledi.

EHKİB ve ETHİB işbirliğinde düzenlenen “Sektörel Ticaret Heyeti Organizasyonu”nun ikinci günü EİB Koordinatör Başkanı Jak Eskinazi, T.C. Frankfurt Başkonsolosu Burak Karartı, Frankfurt Ticaret Ataşesi Tansu Günendi ve Türk Alman Ticaret ve Sanayi Odası Genel Sekreteri Okan Özoğlu’nun konuşmacı olacağı Almanya Tekstil ve Hazır giyim sektörleri hakkında Genel Bilgilendirme Toplantısı düzenlenecek.

Mobilya sektörü katma değerli ürünlerle ihracata odaklanıyor

“Türk mobilyası ‘Çin’den kaliteli, Avrupa’dan ucuz’ algısını yıktı”

Her sektörde olduğu gibi mobilya sektöründe de fark yaratmanın yolu tasarımdan geçiyor. Ar-Ge destekli inovasyon harikası akıllı, çipli ve işlevsel mobilyalar ise sektörün hedeflerine ulaşmasında önemli görev görüyor. İstanbul Mobilya, Kâğıt ve Orman Ürünleri İhracatçıları Birliği Başkanı Ahmet Güleç,  “Türk mobilyası kendine biçilmek istenen ‘Çin’den kaliteli, Avrupa’dan ucuz’ algısını yıkmış durumdadır. Bunu sağlayan faktörler ise her yıl artan üretim teknolojimiz, akıllı mobilya kümelerimiz ve nitelikli işgücümüz olarak öne çıkmaktadır” dedi.

 Dünya genelinde var olan tüm sektörlerde olduğu gibi mobilya sektöründe de rekabetçi olmanın yolu, üretim teknolojisinden AR-GE’den ve tasarımdan geçiyor. Akıllı, çipli, işlevsel mobilyalar; muhafaza ettikleri ürüne dayanıklılık ve ömür katmanın yanı sıra ürünlerim hem daha yüksek fiyattan satılabilmesini hem de rekabetin kurallarının yeniden yazılmasını sağlıyor.

“Ar-Ge destekli inovasyona odaklanmalıyız”

Bu noktada endüstri 4.0 ve “nesnelerin internetinin” başta Almanya olmak üzere birçok ülkede mobilya sektöründeki üretim şartlarını ve maliyet yönetimi unsurlarını yeniden tanımladığını belirten İstanbul Mobilya, Kâğıt ve Orman Ürünleri İhracatçıları Birliği Başkanı Ahmet Güleç, sektörün Asya’daki devasa üretim çarkının yanı sıra ABD ve Avrupa’daki teknolojik açılımlarla mücadele ettiğini belirtti. Güleç “Sektörümüz üretim teknolojilerini her yıl geliştiren, inovasyon ve tasarım yoğun bir yapıya sahiptir. Bu durum iç pazarın henüz olgunlaşma evresine girmediği düşünüldüğünde, kısa sürede hız kat etmemizi ve diğer sektörlerden daha hızlı büyümemiz sonucunu getiriyor. Bunun yanı sıra mobilya sektöründe olduğu gibi “kültürel ve tarihsel” motifler de ürünlerimizin tasarım değerini yükseltmektedir ve onları küresel vitrinde önemli bir yere yerleştirmektedir. Daha önce mobilya sektörümüz, “Çin’den kaliteli, Avrupa’dan ucuz” kalıbı içerisine sığdırılmaya çalışılırken, bugün bu kalıbı kırmış ve kendi kimliğimizi, dolayısıyla katma değerimizi kendimiz tanımlamaya başlamış durumdadır. Yenilikçi tasarımları ve AR-GE çalışmalarıyla sadece iç pazarı değil, dünyada da beğeniyle takip edilmektedir”dedi.

Deri Mühendisliği hiç bu kadar cazip olmamıştı

Türkiye’ye yıllık 1,6 milyar dolar döviz kazandıran Deri Sektörü, sektörün daha nitelikli deri mühendislerine sahip olması için 2019/20 Eğitim yılından itibaren Deri Mühendisliğini tercih edecek başarılı gençlere asgari ücrete varan miktarda burs vermeye hazırlanıyor.

Ege Deri ve Deri Mamulleri İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Erkan Zandar, deri sektörünün her yıl en az 25 deri mühendisine ihtiyaç duyduğunu, Türkiye’de deri mühendisliği eğitimi veren tek bölüm olan Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi bünyesinde eğitim veren Deri Mühendisliği Bölümü’nden sektöre bu sayıda mezun gelmediğini, deri mühendisliğini daha cazip hale getirmek için sektör olarak başarılı gençlere deri mühendisliğini tercih ettikleri takdirde burs verme kararı aldıklarını kaydetti.

Hem burs, hem de 5 yıl iş garantisi

Türkiye Deri, Tekstil ve Konfeksiyon Sektör Kurullarının Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK) ile protokol imzaladığını Türkiye genelinde 3 sektördeki 12 ihracatçı birliğinin katılımı ile tekstil ve deri mühendisliğini tercih edecek başarılı öğrencilere burs verileceği bilgisini veren Zandar,Türkiye’nin deri mühendisi ihtiyacını İzmir karşılıyor. Biz de Ege Deri ve Deri Mamulleri İhracatçıları Birliği olarak desteğimizi esirgeyemezdik. Bu bursun toplam maliyetinin 1 milyon liraya ulaşması bekleniyor. Yaklaşık 100 öğrenciye burs verilmesi söz konusu. Bu proje 12 ihracatçı birliğimiz tarafından destekleniyor. Deri mühendisliğini tercih edecek ilk 20 bin arasına giren öğrencilere asgari ücret tutarında burs sağlayacağız. Puan sıralamasında 20 ila 60 bin arasında yer alacak olan öğrencilere asgari ücretin yüzde 70’i kadar, 60 bin ila 100 bin arasında yer alacak olan öğrenciler için ise asgari ücretin yüzde 50’si oranında burs sağlayacağız. Puan ortalaması 4 üzerinden ise 2,5; 100 üzerinden ise 65 puan üzeri ortalama tutturan öğrencilere de öğretim hayatının sonuna kadar bu burs sağlanmaya devam edecek. Mezun arkadaşlara 5 yıl iş garantisi sağlanacak” dedi.

Liselerde tanıtım çalışması yapılacak

Liseli öğrencilerin deri mühendisliğini tercih etmesi için rehber öğretmenlere ve liselere yönelik tanıtım çalışmaları yapacaklarını anlatan Zandar, şöyle konuştu: “İstanbul Deri ve Deri Mamulleri İhracatçıları Birliği ile beraber sektör kurul toplantımız sonrası rehber öğretmenler ve liselere yönelik tanıtım çalışmalarımız olacak. Üniversitemiz, bütün liselere gönderilmek üzere broşürler hazırladılar. Haziran ayında bir sınav olacak. Bugünden bu algıyı oluşturalım istedik. Bu proje bir senelik değil devamlı olacak bir proje. Hedef ihracatı artırmaksa, çalışan personelin de aynı seviyede olması lazım.”

Sektörde mühendis açığı var

Deri sektöründe çok fazla mühendis eksikliği olduğunu, bu sebeple bölümden mezun nitelikli mühendislerin iş bulmakta sorun yaşamayacağının altını çizen Zandar, “O kadar çok eleman eksikliğimiz var ki, her iyi personelin sektörde iş bulma şansı çok yüksek. Eleman bulmakta zorlanıyoruz. Sektörde çok fazla talep var. Modadaki değişimlere adapte olabilecek, yabancı dil bilen kişilerin bu işte çalışması lazım. Duruma sadece mühendislik olarak bakmayın. Bu işin bir de sanatsal kısmı var” dedi.

Her yıl 20 öğrenci alıyor

Toplantıda konuşan Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Deri Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Behzat Oral Bitlisli de, “Türkiye’de deri ve deri ürünleri sektörüne yönelik lisans ve lisansüstü düzeyde eğitim ve araştırma faaliyetlerinin sadece Ege Üniversitesi bünyesinde sürdürüldüğünü ifade etti. Bölümün her yıl sadece 20 öğrenci aldığını kaydeden Bitlisli, “Mezunlarımız yurt içi ve yurt dışında geniş bir yelpazede yüksek iş bulma olanağına sahip. Ege Üniversitesinde 40 yıla yakın bir süredir; deri üretim mühendisliği, deri konfeksiyon, deri ürün tasarımı ve üretimi, ayakkabı tasarımı ve mühendisliği konularında eğitim ve araştırma faaliyetleri sürdürülmektedir” ifadelerini kullandı.

Mezunlar dünyaca ünlü firmalarda görev yapıyorlar

Deri mühendisliği bölümünün, deri ve deri ürünleri sektörüne yönelik geniş bir fiziki alt yapıya sahip olduğunu vurgulayan Bitlisli, sözlerini şöyle sürdürdü: “Lisans ve lisansüstü derslerin ve AR-GE çalışmalarının yürütüldüğü 7 adet laboratuvar ve bir adet pilot fabrikamız bulunmaktadır. Deri mühendisliğinden mezun mühendisler sadece ülkemizde değil, yurt dışında da özellikle Uzak Doğu ve Avrupa ülkeleri başta olmak üzere İtalya, Almanya, İngiltere, Amerika, Brezilya, Meksika, Çin, Hindistan gibi dünyanın dört bir yanındaki ülkelerde dünyaca ünlü firmalarda görev yapmaktadır. Birçok kurumsal şirket, deri ürün departmanları için mühendis ve yöneticiler aramaya devam etmektedir.”

Öğrenci sayı istenen düzeyde değil

Türkiye’deki tek bölüm olan Ege Üniversitesi Deri Mühendisliği Bölümünün öğrenci sayısının, tanınırlığın az olması ve meslekle ilgili bilgi eksiklikleri sebebiyle istenen düzeye ulaşamadığını dile getiren Bitlisli, “Ege Deri ve Deri Mamulleri İhracatçıları Birliği destekleriyle yürütülen algı yükseltmesine yönelik çalışmalar ve başarılı öğrencileri sektörümüze kazandıracak bu önemli burs imkanı, deri ve deri ürünleri sektörünün geleceği açısından büyük önem taşımaktadır. Yenilikçi fikirlere açık, üretim ve tasarım konularına ilgi duyan, yabancı dil bilen veya öğrenmeye istekli olan öğrencileri, Ege Üniversitesi Deri Mühendisliği Bölümünde bu özel ve avantajlı mesleğin eğitimini almaya davet ediyoruz” diye konuştu. Bitlisli ayrıca 20 kişilik kontenjanın YÖK tarafından belirlendiğini, bu yıl 20 kişilik kontenjanı doldurdukları takdirde önümüzdeki dönemlerde kontenjanın 30’a çıkartılabileceğini belirtti.

Doğru mezuniyet elbisesi nasıl seçilir?
Yılın en heyecanlı gecesine geri sayım başladı! Herkes mezuniyet gecesini içinde güzel hissettiği bir elbiseyle unutulmaz kılmak ister. Morhipo MAG ekibi, mezuniyet elbisesi seçerken dikkat edilmesi gerekenleri anlattı.
Mezun olmaya sayılı günler kaldı! Morhipo MAG ekibi, bu özel gece için doğru elbiseyi seçmenin püf noktalarını veriyor. Mezuniyet elbisesi seçerken, yapılması gerekenler listesinin ilk sırasında vücuduna uygun elbiseyi seçmek yer alıyor. Vücudunda öne çıkmasını istediğin noktaları gösterecek, gizlemek istediğin kısımları kapatacak elbiselere yönelebilirsin. Bir diğer önemli nokta ise kendine yakışan rengi keşfetmen. Cilt alt tonunu öğrenerek hangi rengin hangi tonunu seçeceğine çok daha doğru bir şekilde karar verebilirsin. Elbise seçiminde kararını verirken en belirleyici özellik ise trendler!
Peki nedir bu trendler? 
Yeni sezonda herkesin aradığına cevap verecek bir trend mutlaka var. Tek yapman gereken beğendiğin bir trendi kendi stiline uydurman. Romantikler için bu sene yine oldukça fazla çiçek deseni mevcut. Baharın gelmesiyle çiçekler doğada olduğu gibi kıyafetlerde de ortaya çıkıyor ve zamanı hiç geçmiyor. Risksiz bir seçim olarak kullanabilirsin. Eğer iflah olmaz bir romantiksen, özellikle tek kollu volanlı elbiseler de tercihin olabilir.
Danteller biraz feminen biraz da vintage hissetmek isteyenlerin favorisi olmaya devam ediyor. Ancak unutmamakta fayda var; dar ve dantel olan kıyafetler, uzun danslarla devam edecek geceler için biraz hassas sayılabilir ve pek de rahat olmayabilir.
Bu gece için en iddialı tercihlerden biri ise payet. Baştan aşağı olmasa da, payeti sadece bir bölgesinde kullanan ya da maskülen bir tulumun payetle süslenmiş versiyonunu giyebilirsin. Unutma, tek parça her zaman daha uzun gösterir.
Sezonun en iddialı ve en güncel trendlerinden bir diğeri ise büzgülü ya da sıkı piliseli elbiseler olurken, diğer popüler trend ise batik. Partiler için uygun değil gibi görünse ve fazla bohem bir hava sahip olsa da batik desenini geceye uydurmak mümkün. Alternatif görünmeyi sevenler bu deseni değerlendirebilir.
Sezonun trend renkleri neler?
Elbisenin modeli kadar renk seçimi de önemli. Bu sene listenin en başında living coral var! Capcanlı bir mercan rengi, göz kamaştıran fuşya, insanın içini ısıtan sarı, enerji veren turuncu tonları, sadeliği sevenlerin yeni favorisi olacak lila ve toz pembe bu senenin favori renkleri arasında.

Karpuz ve çileğin muhteşem uyumu

En sevdiğimiz yaz meyvelerinden karpuz ve çileğin muhteşem tatlarını bir araya getiren Karpuz-Çilek aromalı doğal zengin mineralli maden suyu ile Avşar, yazın sıcacık günlerine serin bir dokunuş yapıyor. Meyvelerin tadını her yudumda hissetmenizi sağlayan maden suyu kırmızı rengiyle de iştah açıyor.

 Birbirinden lezzetli gazoz ve meyve aromalı maden suyu çeşitleriyle beğeni kazanan Avşar Doğal Maden Suyu, karpuz ve çilek aromalı maden suyu ile yazın sıcağından bunalan tüketicilerine ferahlatıcı bir alternatif oluyor.

Bilişim sektörünün trendleri Fortinet iş ortakları etkinliğinde ele alındı
Antalya’da düzenlenen Fortiner Partner Sync etkinliğinde bir araya gelen Fortinet iş ortakları bilişim sektöründeki son gelişmeleri değerlendirdi. Etkinlik kapsamında düzenlenen ödül töreninde Fortinet’in en iyi iş ortakları ödüllerini aldı.
Kapsamlı, entegre ve otomatik siber güvenlik çözümlerinde dünya lideri Fortinet (NASDAQ: FTNT), hızla büyüyen bilişim sektöründeki en son trendleri, gelişmeleri ve sektörel öngörüleri takip etmek ve sektördeki yeni fırsatların nasıl yakalanabileceğini değerlendirmek üzere 3-5 Mayıs’ta Antalya Titanic Deluxe Golf Belek Otel’de düzenlenen Partner Sync etkinliğinde iş ortaklarıyla bir araya geldi.
Fortinet satış, satış öncesi ve yönetim ekibiyle diğer iş ortakları arasında iletişim kurmak ve fikir alışverişinde bulunmak için ideal bir platform sunan Partner Sync etkinliğin ilk günü Fortinet Türkiye PUB, CIS Bölge Başkanı Derya Aksoy ve Fortinet Türkiye Ülke Müdürü Serdar Yalçın’ın açılış konuşmasıyla başladı. Fortinet Türkiye PUB, CIS Bölge Başkanı Derya Aksoy şunları söyledi:
“Şirketlerin dijital dönüşüm sürecini yavaşlatan en büyük etkenin güvenlik meselesi olduğunu görüyoruz. Fortinet olarak 18 yıldır inovasyonlarımızı bu doğrultuda şekillendiriyoruz. 618 kayıtlı patentimizle inovasyonlarımızı sürdürürken değerli iş ortaklarımızla yakın bir iş birliği içinde çalışıyor, özellikle kurumsal müşterilerimizin güvenliği için gerekli olan güvenlik dönüşümünü birlikte hayata geçiriyoruz. Her yıl düzenlediğimiz Partner Sync etkinliğimizle, iş ortaklarımız, sektör temsilcileri ve meslektaşlarımızla fikir alışverişinde ve paylaşımlarda bulunma fırsatı yaratıyoruz. Hep birlikte Fortinet Security Fabric mimarisinin sunduğu değeri ve yarattığı farkı değerlendirdiğimiz etkinliğimize katılan tüm iş ortaklarımıza teşekkür ederim.”
Etkinliğin birinci günü Fortinet yöneticilerinin büyüme odaklı kanal stratejisi, siber güvenlik dönüşümünde kolektif bilinç, 2019’da öne çıkan teknolojiler ve sektörel rekabet avantajı konularındaki sunumları ve soru-cevap oturumlarıyla devam etti.
Fortinet yılın iş ortaklarını seçti
Fortinet Satış ve Teknik Ekipleri’nin müşteri başarı hikayelerini sundukları etkinliğin ikinci gününde, Fortinet iş ortakları ödüllerinin takdim edildiği Partner Sync ödül töreni düzenlendi. Altı ayrı kategoride verilen Partner Sync ödülleri kapsamında, EMI Technologies, Bilgi Birikim Sistemleri ve Turcom, “Yılın Büyüme Ortağı” ödülüne, Beyaz Bilgisayar ve Koç Sistem Bilgi ve İletişim “Yılın Kurumsal Projesi” ödülüne, Çözüm Yazılım ve F1 Teknoloji “Yılın Ticari İş Ortağı” ödülüne, Netaş ve Destel “Yılın Kurumsal İş Ortağı” ödülüne, Infrasis “Yılın Kamu Çözüm Ortağı” ödülüne layık görüldü.

AMAZAN’IN TADI KAŞIBEYAZ’DA ÇIKAR

Kaşıbeyaz Lezzet Grubu, Ramazan’da misafirlerini bolluk ve bereketin sembolü zengin iftar sofralarında ağırlıyor.

Huzur, bolluk, bereket, uzun süren sohbetler ve paylaşımlarla özdeşleşen iftar sofralarıyla artık Ramazan’ın klasik mekanları arasında yerini alanKaşıbeyaz Lezzet Grubu, bu Ramazan’da da yine hem göze hem mideye hitap ediyor. Zengin iftar sofrasında hurma, süzme bal, taze kaymak, Malatya peyniri, vişne reçeli, portakal reçeli, siyah zeytin, yeşil zeytin ve sucuktan oluşan geleneksel iftariyeliklere dumanı üstünde tüten sıcacık çorba eşlik ederken, Kaşıbeyaz’ın lezzet ustalarının hazırladığı kebap çeşitleri de iftar menüsünün içerisinde yer alıyor. Ramazan’ın bahar aylarına denk gelmesi nedeniyle zeytinyağlıların yanında kebap çeşitleri bol sebzeli, hafif ve az baharatlı şekilde yorumlandı. Ana yemekte Adana kebabı, döner, tavuk şiş ve tandır, Ramazan menüsünün baştacı olacak. Tüm menünün misafirleri bekletmeden, hızla ve sıcak sıcak servis edildiği iftarda, lezzet şöleni künefe, fırın sütlaç, irmik helvası ve güllaçla sonlandırılıyor. Kaşıbeyaz Lezzet Grubu bünyesinde bulunan Kaşıbeyaz Florya’da iftarın keyfini doğa temalı bir alanda kuş sesleri eşliğinde, Kaşıbeyaz Vadistanbul’da yemyeşil vadi manzarasıyla modern bir atmosferde, Yeniköy Kaşıbeyaz Bosphorus’da ise 360 derece eşsiz Boğaz manzarası eşliğinde yaşayabilirsiniz. Kaşıbeyaz Akvaryum’da da isterseniz denizi isterseniz akvaryumdaki balıkları seyrederken iftarınızı yapabilirsiniz. Watergarden Kaşıbeyaz Ataşehir’de su Showları eşliğinde ferahlarken, Ankara’da olacaksanız AOÇ Kaşıbeyaz Ankara’nın yemyeşil bahçeli ve localı alanlarını tercih edebilirsiniz. Kaşıbeyaz Lezzet Grubu’nun tadına doyulmaz fiks Ramazan mönüsünün kişi başı fiyatı ise 165 TL. Rezervasyon için 0850 441 20 40 numaralı telefonu aramanız yeterli.

YARDIMLAŞMAYI ÖĞRENMEK İÇİN FİKİRTEPELİLERE İFTAR YEMEĞİ DAĞITTILAR

Marmara Üniversitesi “Topluma Hizmet” Yüksek Lisans öğrencileri, Türkiye’nin profesyonel ilk Gönüllük Eğitmeni ve Yazar İnal Aydınoğlu’nun önderliğinde 13 Mayıs Pazartesi günü Fikirtepeli halka iftar yemeği dağıtarak, yardımlaşma duygusunu uygulamalı olarak öğrendiler. 30 öğrenci, evden çıkamayan yaşlı ve hastaların evlerine yemek götürürken, Fikirtepe Yeni Cami’nin önünde de aynı zamanda mahalleliye iftar yemeği dağıttılar.  

T.C. Gençlik ve Spor Bakanlığının 2019 yılını “Gönüllülük Yılı” ilan etmesiyle daha da anlam kazanan gönüllülük kavramı üzerine üniversitelerde de eğitimler veriliyor. Uzun zamandır “Topluma Hizmet” adı altında Marmara Üniversitesi’nde yüksek lisans dersi verilirken, dersin öğrencileri de öğrendiklerini uyguluyorlar. Bu anlamda Türkiye’nin ilk Gönüllülük Eğitmeni ve Yazar İnal Aydınoğlu, 30 öğrencisine gönüllüğü daha iyi anlatabilmek, Ramazan ayıyla birlikte daha da anlam kazanan yardımlaşma duygusunu onlara yaşatabilmek için 13 Mayıs Pazartesi günü öğrencileri Fikirtepelilerle bir araya getirdi. Ramazan duygusunun maneviyatına uygun olarak öğrenciler, Fikirtepe Yeni Cami’nin önünden mahalleliye iftar yemeği dağıttılar. Evden çıkamayan yaşlıların, hastaların ise bizzat evlerine giderek yiyecekleri verdiler. Gönüllülük Eğitmeni ve Yazar İnal Aydınoğlu konuyla ilgili; “Ramazan’ın rahmetini ve bereketini paylaşabilmek için bu camide toplandık. Fikirtepe, Kadıköy’ün ekonomik düzey olarak en altta kalan bölgesiydi. Burada halkımızla birlikte olmak, bir gönül birliğine ulaşabilmek, Ramazan’ın güzelliğini dostlarımızla birlikte paylaşabilmek istedik. Bunun için de Marmara Üniversitesinde ders verdiğim Topluma Hizmet dersinin öğrencileri, mahalle halkına hizmet etmek üzere cami avlusuna geldiler. 25’i aşkın öğrencim var. Çünkü onlar gönüllülük dersi okuyorlar, topluma hizmet etme dersi görüyorlar. Kendilerine bir görgü, bir eğitim alanı olarak seçtiler. Ben de onların varlığından, burada bulunmalarından, halkımızla birlikte olmalarından, onlara ikramda bulunmalarından, onların gönüllerini almalarından, aynı masada birlikte olmalarından büyük bir mutluluk duyuyorum. Böylece Ramazan’ın güzelliğini içimizde daha yakından hissediyoruz. Bereketi gönlümüzde daha yakından hissediyoruz. Bu bir yemek sofrası değil, şenlik sofrası gibi. Mahalleli gruplar halinde geliyorlar. Hem mahalleli kendi arasında bütünleşiyor hem de bizim öğrencilerimiz onlarla birlikte olmanın sevincini ve kıvancını yaşıyor” açıklamalarında bulundu.

“Daha çok insana hizmet için buradayız”

Öğrenciler adına açıklama yapan aynı zamanda Marmara Üniversitesi’nde Sosyal Yardımlaşma Kulübü Başkanı Hakan Avinç ise “Bu dersi aldıktan sonra bakış açımız ve çevreye duyarlılığımız çok değişti. Kulüp olarak Fikirtepeli arkadaşlarımızın durumunu göz önünde bulundurarak onlara nasıl faydalı bir şey sunarız derken böyle bir organizasyonda yer alma kararını verdik. Şu an hem kendi sınıfımdan hem de kulübümden bir sürü arkadaşım burada. Umarım herkes için iyi olmuştur. İşi biz organize ettik ama finans noktasında bize destek olan tüm kurumlara ve özellikle hocamız İnal Bey’e teşekkür ediyoruz. Her zaman bizim ve kulübümüzün bir destekçisi oldu. Kulüp olarak aynı zamanda sosyal medya hesabımız üzerinden bize yazan herkese yardımcı olmaya çalışıyoruz. Daha çok insana hizmet etmek için buradayız” derken, insanların yüzündeki gülümsemeyi görünce yardımlaşmanın önemini bir kez daha anladıklarını vurguladı. İftara katılanlar da gençlerin böyle bir organizasyonda yer almalarından büyük mutluluk duyduklarını ifade ederken, her zaman onların iyiliksever ve yardımsever olmalarını istediler. Öğrencilerin mahalleliye iftar yemeği dağıtımı sonrasında öğrenciler ve mahalleli hep birlikte iftar açtılar.

Kayseri Park AVM, Jonglör Kerem Eser’i Çocuklarla Buluşturuyor!

Çocuklar kadar büyüklerin de zevkle izleyecekleri ‘Paytak’ karakteriyle tanınan Kerem Eser, 18 ve 19 Mayıs  tarihlerinde 16:00 ve 21:30 saatlerinde çocuklar ile buluşacak.  Yetişkin ve çocuk olmak üzere iki ayrı konseptte birbirinden bağımsız olarak interaktif sahne şovları gerçekleştiren Kerem Eser, jonglörlük, İllüzyon ve gösteri sanatlarının bir çok uzmanlık alanını harmanlayarak “Kerem Eser Show” sahne performansıyla, Kayseri Park ziyaretçilerine eğlence dolu bir gün yaşatacak

AstraZeneca, SpaceX ile uzaya gidiyor
AstraZeneca, uzaya ilaç gönderimi üzerine çalışmak için Center for Advancement of Science in Space (Uzayda Bilimin Gelişme Merkezi) işbirliğiyle 1 Mayıs’ta yörüngedeki Uluslararası Uzay İstasyonu (ISS) ABD Ulusal Laboratuvarı’na nanopartiküller gönderdi. AstraZeneca bu sayede dünyadaki ilaç geliştirilmesi ve sunulmasını geliştirebilecek keşifler yapmayı umuyor.
SpaceX’in uzay aracı Dragon, Uluslararası Uzay İstasyonu (ISS) ABD Ulusal Laboratuvarı’na fırlatılmak üzere bir düzineden fazla yük hazırladı. Bir kısmı ilaç geliştirme ve incelemeye odaklanan bu yüklerden çoğu Dünya’daki insan sağlığını geliştirmeyi amaçlıyor. Araştırma başlıkları arasında ilaç dağıtım sistemlerini iyileştirmek için yerçekimsiz ortamdan yararlanan şirketler, dönüştürücü bilimi finanse eden diğer devlet kurumları ve Dünya’daki hastalıkların temel bilgilerini geliştirmek için akademik araştırmalar bulunuyor. AstraZeneca da bu kapsamda bir gün hedefli ilaç geliştirme ve sunum imkanı verecek nanopartikül üretme pratiği yapacak.

Bambi Yatak’tan stresten arındıran yeni nesil bir ürün

 Türkiye yatak sektörü öncülerinden Bambi Yatak, Ar-Ge destekli inovasyon harikası ürünü Magnasand Therapy Yatak ile sektördeki farkını ortaya koyuyor. 1 milyon TL’lik Ar-Ge bütçesiyle dünyada ve Türkiye’de bir ilke imza atan Bambi Yatak, ilk kez bir yatakta Ünye Manyetik Siyah Kum kullanarak sektöre yeni bir soluk getiriyor. Yeni nesil ürünü Magnasand Therapy Yatak ile vücuttaki negatif enerjiyi nötralize ederek stresle başa çıkmayı amaçlayan Bambi Yatak, ilk etapta ürünü 5 bin, yılsonuna kadar 50 bine yakın üreterek 13 farklı ülkeye ihraç etmeyi hedefliyor.

 İnovasyonun, uzun vadede işletmelerin verimliliğini arttırdığı ve rekabette üstünlük sağladığının farkındalığıyla ürünler geliştiren Bambi Yatak, sektöründe bir ilke imza attı.

Çeşme Bazlama Kahvaltı’dan sahur müjdesi

Uzun süredir misafirlerinden sahur sofraları için de talep alan markadan müjdeli haber geldi. Çeşme Bazlama Kahvaltı, 23 Mayıs’ı 24 Mayıs’a bağlayan gece yarısı saat 24.00’te kapılarını, anne eli değmiş lezzetlerini özleyenler için açıyor. 24 Mayıs 2019 Cuma günü sabah ezanına dek Çeşme kokan sahur sofralarında sevdikleriyle buluşmak ve sahura özel sürprizleri yaşamak isteyenler, Çeşme Bazlama Kahvaltı’ya davetli!

Bir anne kız hikayesiyle yola çıkan ve bugün 100’ü aşkın çalışanıyla biri Çeşme’de üçü Nişantaşı’nda olmak üzere toplam dört noktada hizmet veren Çeşme Bazlama Kahvaltı, misafirlerinden gelen yoğun talep üstüne, Ramazan’a özel tek gecelik bir sürpriz yapıyor ve anne eli değmiş lezzetleri özleyenleri Nişantaşı şubelerinde ağırlıyor.

Hem karınları hem de gönülleri doyuran muhteşem kahvaltı sofralarını tek günlüğüne sahura taşıyan Çeşme Bazlama Kahvaltı, 23 Mayıs 2019 Perşembe gece yarısı 24.00’te kapılarını açacak. 24 Mayıs 2019 Cuma günü sabah ezanına dek açık kalacak Çeşme Bazlama Kahvaltı şubeleri, bu özel gün sebebiyle rezervasyon da alacak. Normalde rezervasyon uygulaması bulunmayan Çeşme Bazlama Kahvaltı şubelerinde sahur sofrasını garanti etmek isteyenlere, rezervasyon yaptırmaları tavsiye ediliyor.

Çeşme Bazlama Kahvaltı’nın benzersiz menüsüne bu özel sahur servisi kapsamında haşlanmış yumurta da eklenecek. Her sabah kapılarını “doymadan kalkmak yasak” sloganıyla açan, Ege kıyılarının taze, leziz ve sağlıklı kahvaltılarını yılın her günü misafirleriyle buluşturan Çeşme Bazlama Kahvaltı’nın sahur sofrasında yerini almak isteyenler, 0212 951 06 91 numaralı telefondan rezervasyon yaptırabilir ya da belirlenen özel gecede şubelere giderek şansını deneyebilir.

Dijitalleşme ile birlikte şirketleri tehdit eden sekiz siber risk

Şirketlerin yeni iş fırsatları elde etmek ve pazardaki rekabetçi güçlerini arttırmak amacıyla teknolojik dönüşümlerini hızlandırması, yeni ve beklenmedik siber riskleri de beraberinde getiriyor. Aon’un, hızla dijitalleşen şirketlerin karşı karşıya kalabileceği sekiz farklı alandaki riskleri inceleyen 2019 Siber Güvenlik Risk Raporu, şirketlere teknolojinin kazanımlarından faydalanırken siber risklere karşı hazırlıklı olmalarını tavsiye ediyor. 

Risk, emeklilik ve sağlık konularında veri ve analitiğinden faydalanarak profesyonel hizmetler sunan Aon’un “2019 Siber Güvenlik Risk Raporu” yayınlandı. Aon’un Siber Risk Çözümleri Birimi, 2019’da dijitalleşme sürecindeki şirketlerin karşı karşıya kalması muhtemel olan sekiz risk alanına odaklanıyor. Bu riskler; teknoloji, tedarik zinciri, nesnelerin interneti, iş faaliyetleri, çalışanlar, şirket birleşmeleri ve satın almalar, yasal düzenlemeler ve yönetim kurulu başlıkları altında inceleniyor.

İşletmeler, her geçen gün iş yapış şekillerini değiştirerek maliyetlerini düşürmek, verimliliklerini artırmak, hızlanmak ve müşterileriyle daha etkin bir şekilde etkileşime geçerek rakiplerinin önüne geçmelerini sağlayacak dijital teknolojilere ve veri tabanlı sistemlere daha fazla yatırım yapıyorlar. Bütün bu gelişmeler potansiyel siber saldırı alanını hızla genişletiyor ve kurumlar için daha önce geçerli olmayan yeni riskler oluşturuyor. Siber suçlular da, eş zamanlı olarak yetkinliklerini daha ileri seviyelere taşımaya devam ediyor. Özellikle organize suç örgütleri ve devlet destekli siber saldırıların sıklıkları artıyor ve kapsamları genişliyor.

Şirketleri etkileyebilecek siber tehditler, şirketlerin faaliyet gösterdiği sektöre, büyüklüklerine ve bağlı oldukları bölgeye göre değişkenlik gösteriyor. Aon, bu anlamda, şirketlerin, maruz kaldıkları siber riskleri doğru analiz etmeleri gerektiğini savunuyor ve bunları proaktif bir temelde ele almalarını öneriyor.

Raporun bulgularını değerlendiren Aon Türkiye Eş CEO’su Selda Oknas şunları söyledi: “2018’de dünya genelinde proaktif bir yaklaşımla siber saldırı riskini azaltacak önleyici tedbirlere yatırım yapan şirketlerin kazançlı çıktığını görüyoruz. 2019’da dijitalleşen dünyada oluşan büyük fırsatlar büyük riskleri de beraberinde getiriyor ve bu nedenle siber risklere karşı tedbir alma ihtiyacının katlanarak artacağını öngörüyoruz. Teknoloji ve dijital dönüşümün sunduğu fırsatlardan yararlanırken, şirketleri siber saldırılara karşı koruyacak tedbirleri de eş zamanlı olarak hayata geçirmelerini yönetim kadrolarına tavsiye ediyoruz. Aon’un 2019 Siber Riskler Raporu, kurumların özellikle tehdit istihbaratı paylaşımına destek vermelerinin önemini ortaya koyuyor. Farklı sektörler ve kurumlar arasındaki siber güvenlik dayanışması, şirketlerin en değerli varlıklarının başında yer alan dijital bilgilerin güvenliğinin sağlanmasına önemli katkıda bulunacaktır.”

Kurumlar teknolojinin kazanımlarından faydalanırken siber riskleri unutmamalı
Aon her yıl kurumları tehdit eden kritik siber güvenlik risklerini inceliyor ve bu analizlerin sonucunda siber saldırıların kapsamının genişlediğini ve etkilerinin yoğunlaştığını gözlemliyor. Aon’un Siber Güvenlik Risk Raporu ise, şirketlerin dijital dönüşüm seviyelerindeki hızlı yükseliş, teknolojideki hızlı gelişmeler ve sürekli evrilen risk ortamı sebebiyle, siber saldırganların kurum içine sızabileceği temas noktalarının her geçen gün arttığının altını çiziyor.
Aon’un raporunda öne çıkan tespitler şöyle:

Teknoloji: Bugüne kadar fiziki ofisler ve mağazalar vasıtasıyla müşterilerine ulaşan geleneksel şirketlerin bulut bilişim vasıtasıyla hızla dijital ekonominin XaaS servis sağlayıcılarına dönüşmesi, onları yeni ve potansiyel olarak henüz bilinmeyen risklerle karşı karşıya bırakıyor. Teknolojinin daha yoğun ve geniş kapsamda kullanılması şirketlerin iş yapış biçimlerinde köklü değişikliklere neden oluyor ve siber saldırılara yönelik yeni zafiyetler yaratıyor. Şirketler, bu yeniliklerin farklı riskleri beraberinde getirebileceğinin farkında olmalı ve dijital dönüşüm süreçleri devam ederken bu riskleri yönetebilmelidir.

Tedarik zinciri: Tedarik zinciri tarafında yaygın görülen iki eğilimin, önümüzdeki yıllarda siber risklerin bariz biçimde artmasına neden olabileceği öngörülüyor. Bunlardan biri, mobil ya da nesnelerin interneti özellikli yeni nesil cihazlar vasıtasıyla bulut ortamlarına genişleyen ve siber saldırı riskine maruz operasyonel verilerin hızla artması olarak kabul ediliyor. İkincisi ise, şirketlerin her geçen gün daha fazla bel bağladığı üçüncü ve hatta dördüncü taraf tedarikçilerin ve hizmet sağlayıcılarının, siber saldırganların şirketlerin tedarik zincirine ulaşabilecekleri yeni arka kapılar sunması olarak öne çıkıyor. Ponemon Institute’un 2018 yılında yaptığı bir araştırma, ABD ve İngiltere’deki şirketlerin yüzde 59’u üçüncü taraf aracılığıyla en az bir kez veri ihlaline maruz kaldıklarını belirtirken, yalnızca yüzde 35’i üçüncü taraf risk yönetimi programlarının yeterli olduğunu düşünüyor.

Nesnelerin interneti: Günümüzde artık yaşamın her alanına dahil olan nesnelerin interneti cihazları potansiyel bir güvenlik riski teşkil ediyor. Pek çok şirketin, işlerini yürütürken kullandığı ağ bağlantılı nesnelerin interneti cihazlarının (konferans sistemleri, güvenlik kameraları, yazıcılar, bina otomasyon sistemleri, vb.) sayısı şirketlerin yönetimindeki bilişim teknolojileri varlıklarının sayısını aşabiliyor. Öyle ki, 2018 Ponemon Institute anketine göre, şirketlerin yüzde 52’si 1000 adet cihazın yer aldığı bir nesnelerin interneti envanterini yönettiğini söylerken, çalışmanın sonucunda ortalama 15 binin üzerinde nesnelerin interneti cihazının kullanıldığı ortaya çıktı. Yani, şirketler nesnelerin interneti cihazlarının tamamını güvenli bir şekilde yönetemiyor, hatta bu cihazların envanter kaydını dahi tutmuyor. Bu da şirketlerin veri ihlaline uğramasına neden oluyor.

İş faaliyetleri: Endüstriyel kontrol sistemleri ve kritik kamu hizmetleri altyapıları geleneksel anlamda bağımsız ağlar olarak işletilmekle birlikte her geçen gün bu sistem ve altyapıların büyük bir kısmı internete bağlanmakta ve geleneksel Bilişim Teknolojileri ortamlarına entegre olmaktadır. Bu durum operasyonel verimliliği artırırken potansiyel siber saldırı alanını da genişletmekte ve saldırganlar için şirketin BT ağının tamamına ulaşabilmeyi kolaylaştırarak iş durması riskini artırmaktadır. Öte yandan, yetersiz olan yedekleme süreçleri de siber saldırıların, kurumların iş faaliyetleri üzerindeki etkisinin daha şiddetli olmasına yol açıyor. Kurumların, WannaCry saldırısının 230 bin bilgisayarı etkisiz hale getirdiği ve tüm dünyada büyük bir kaosa sebep olduğunu unutmadan, siber saldırıların potansiyel etkilerinin farkında olmaları ve iş sürekliliğini sağlayacak gerekli tedbirleri almaları önem arz ediyor.

Çalışanlar: Gerek kötü niyetli olsun, gerekse ihmal sebepli olsunçalışanlar, veri ihlali vakalarının en yaygın nedenlerinden biri olmaya devam ediyor. Aon’un anketine göre, katılımcıların yüzde 53’ü 2018 yılında şirketlerinin içeriden kaynaklı bir siber saldırı yaşadığını söyledi. Çalışanlar, çalıştıkları kurumun siber güvenliği için büyük bir tehdit oluşturduklarının çoğu kez farkında olmayabiliyor. Kurumların, kurum içi siber güvenlik risklerini azaltmak için kapsamlı bir yaklaşım geliştirmeleri gerekiyor. Bu doğrultuda, güçlü veri yönetimi, kurum genelinde siber güvenlik politikalarının iletişimin yapılması, etkin erişim ve veri koruma kontrollerinin uygulanması gerekiyor.

Şirket birleşmeleri ve satın almalar: IMAA Institute’un verilerine göre, 2018’de şirket birleşmeleri ve satın almaların tüm dünyada toplam değerinin 4 trilyon dolara ulaştığı düşünülüyor. Birleşme ve satın almalar artarken siber güvenlik riskleri de hızla artıyor. Siber saldırganlar, sıklıkla daha büyük firmalar tarafından satın alınma sürecinde olan firmaları hedefliyor.  Yeni bir birleşme veya satın alma sürecinde, anlaşma tamamlanmadan önce meydana gelebilecek bir siber saldırı, satın alma fiyatını ciddi oranda düşürebiliyor.

Satın alan şirketin kendi kurumsal siber güvenlik yaklaşımları ne kadar güçlü ve sorunsuz olsa da, özellikle satın alınacak ya da birleşilecek hedef şirketin aynı şekilde siber güvenlik önceliklerini yerine getirdiğinden emin olması gerekiyor.

Yasal düzenleme: Özellikle 2018’de tüm dünyada siber güvenlikle ilgili çeşitli yasal düzenlemeler yürürlüğe girdi. Buna bağlı olarak şirketlerin yasal düzenlemelere uyum riskinin 2019’da daha dikkatli bir şekilde değerlendirmesi ve gerekli tedbirleri alması gerekiyor. 2018 mayıs ayında yürürlüğe giren ve Avrupa Birliği üyesi ülkelerde uygulanmaya başlanan GDPR (Avrupa Birliği Genel Veri Koruma Yönetmeliği), ihlali durumunda, siber güvenlikle ilgili olarak 20 milyon Euro’ya ya da bir kuruluşun yıllık global cirosunun yüzde 4’üne varan ciddi yaptırımları da beraberinde getiriyor. Öyle ki, 2018’deki çok büyük veri ihlallerinin sorumlusu olan şirketlerin GDPR kapsamındaki ihlallerinin netleşmesi durumunda şirket başına 500 milyon dolar ile 1 milyar doların üzerinde bir para cezası alabileceği tahmin ediliyor.

Yönetim Kurulu: Siber güvenlik yönetimi, yönetim kurulları için önemli bir gündem maddesi olmaya devam ediyor. Ancak yakın geçmişe bakıldığında, yönetim kurulu üyeleri, siber yönetimle ilgili artan kişisel sorumluluk riskiyle de karşı karşıya kalıyor. Hissedarların, yüksek profilli veri ihlallerinden bazılarında yöneticilere karşı tazminat talebinde bulunduğu gözleniyor. Yönetim kurulu üyelerinin, siber güvenlikle ilgili daha kararlı bir tutum sergileyerek, hem siber güvenlik yönetimiyle ilgili alınan aksiyonlar, hem de proaktif tedbirler konusunda tüm şirkete bu anlamda da önderlik etmesi büyük önem arz ediyor. Aon’un raporu, 2018 yılında BDO Center for Corporate Governance and Financial Reporting tarafından yapılan bir araştırmaya katılan yönetim kurulu üyelerinin dörtte üçünün bir yıl öncesine göre siber güvenliğe daha fazla dahil olduğunu ortaya koyuyor.

Ege’nin İlk Düşünce Kuruluşu Think Tank EGİAD’dan EGİAD Think Tank, Toplum İçin Düşünüp Karar Aldıracak

EGİAD Ege Genç İş İnsanları Derneği, Milli Mücadele’nin başlamasının 100. Yılında büyük bir etkinliğe ev sahipliği yaptı. 19 Mayıs Gençlik Ve Spor Bayramı öncesinde gerçekleştirdiği etkinlikle, bir iş örgütü tarafından Ege Bölgesi’nde ilk kez kurulan düşünce örgütü Think Tank’in tanıtım lansmanını gerçekleştirdi ayrıca Nobel Barış Ödülü Sahibi Büyükelçi Ahmet Üzümcü’yü “Uluslararası Güvenlik ve Silahsızlanma Alanında Sivil Toplumun Rolü” konusunda ağırladı.

Yenilik yaratan, düşünen bir gençlik hayal ediyoruz

Toplantı, EGİAD Başkanı Mustafa Aslan’ın Milli Mücadele’nin 100. Yılına ilişkin yaptığı konuşma ile başladı. Ulu Önder Atatürk’ün açtığı yolda kararlıkla yürüyeceklerinin sözünü veren Aslan, “19 Mayıs 1919, milli mücadelemizin başlangıcının 100.yılını kutlamanın gururunu yaşıyoruz. Cumhuriyet’imizi kuran, pek çok devrimle bizi çağdaş medeniyetler seviyesine taşıyan, sadece bir asker değil, bir lider ve aynı zamanda bir başöğretmen olan Ata’mızı saygı, şükran ve özlemle anıyoruz. Bir yüz yılı gururla geride bırakıp önümüzdeki ikinci yüz yıla başlarken Cumhuriyet’imizin temel değerlerine sıkı sıkıya bağlı, demokrasiye, hukukun üstünlüğüne ve insan haklarına saygılı Genç İş İnsanları olarak ekonomik ve sosyal kalkınmayı başarmak, ülkemizde yaşayan herkesin eğitim ve refah seviyesini yükseltmek için çalışmaya ve üretmeye aynı kararlılıkla devam edeceğimize söz veriyoruz. Bu vizyon çerçevesinde önümüzdeki ikinci yüzyıla başlarken üreten, sadece mal ve hizmet değil, bilgi, teknoloji, katma değer üreten, yenilik yaratan bir gençlik hayal ediyoruz. Düşünen, geliştiren, yaratıcı endüstrilere hakim, ar-ge ve inovasyon odaklı bir genç bakışa ihtiyacımız var” dedi.

Ekonomi önceliğimiz olmalı, tartışmalar yabancı yatırımcı gözünde ülkemizin güven kaybını arttırmaktadır.

Ülke gündeminde yaşanan tartışmalara ve seçim süreçlerine de değinen EGİAD Ege Genç İş İnsanları Derneği Başkanı Mustafa Aslan, önceliğin ekonomi olması gerektiğine dikkat çekerek, şu değerlendirmelerde bulundu: “Bizler genç iş insanları olarak demokrasi ve hukuk tartışmalarının, gündemden düşmeyen seçimle ilgili süreçlerin gölgesinde ülkemizin milli hasılasında değer yaratmaya, istihdam sağlamaya ve üretmeye devam ediyoruz. Ancak ülke gündeminde yaşanan söz konusu gelişmeler, ekonomik dalgalanmaları, yabancı yatırımcı gözünde ülkemizin güven kaybını arttırmaktadır. Güzel ülkemiz, tarımıyla, sanayisiyle, büyük yatırımlarıyla, yarattığı teknolojilerle adından söz ettirmeli. Aldığı yabancı yatırımla, katma değeri yüksek ihracatıyla dikkat çekmelidir. Bizim artık gündemimize ekonomiyi, ihracatı ve üretimi almamız gerekmektedir. Ekonomik ve sosyal kalkınmanın arttırılması, yatırım ve istihdamın arttırılmasıyla doğru orantılıdır. Tüm bunların gerçekleşmesi için de demokratik bir yapı içinde, hukukun bağımsızlığı ve üstünlüğü esasıyla çalışan kurumların varlığı, güven ortamının sağlanması elzemdir. Sağlam ekonomi ve finans politikaları, doğru teşvik uygulamaları ile ülke ekonomimizin gelişmesi ve dolayısıyla sosyal kalkınma ve refahın artması tek amacımız olmalıdır. İnovatif sektörlerin gelişimi, katma değeri yüksek ürünlerin ihracatının arttırılması gibi hedeflerin makro açıdan ele alarak bu yönde politikalar üretilmesi faydalı olacaktır.”

Ege Bölgesi’nin İlk Think Tank-Düşünce Kuruluşu EGİAD’dan

Düşünen, araştıran gençliğin öncüsü olan EGİAD’dan bir ilk daha geldi. İş dünyasına bilgi ve fayda sağlayabilecek bir oluşuma daha ev sahipliği yapmaya hazırlanan iş örgütü, EGİAD Think Tank’in kuruluş haberini bu etkinlik çerçevesinde açıkladı. Ana amacı tamamen ekonomi ve iş dünyası odaklı bir yaklaşımla bilgi ve faydalı içerik üretmek olarak belirlenen EGİAD Think Tank, bölgenin ilk düşünce kuruluşu olacak. Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan EGİAD Başkanı Aslan, “Ana hedef ekonomik ve sosyal kalkınmaya destek olabilecek konularda bilgi üretmek ve bu bilgiyi kamuoyuyla ve ilgili kurum ve kuruluşlarla paylaşmaktır. Ulusal, bölgesel ve uluslararası sorunlara yönelik çalışmalar yapan, devletlerin karar alma süreçlerinin etkinliği artırmak ve doğru politikalar izlenmesini sağlamak amacıyla bir strateji oluşturmak için kurulmuş özel ve nitelikli araştırma merkezi olarak hareket edeceğiz. Öncelikle İzmir’in ve Ege Bölgesi’nin ve bu yolla ülkemizin daha güçlü, daha dinamik ve refah seviyesi daha yüksek bir hale getirilmesine yardımcı olmak için eldeki sorunlara çözümler önermeyi, geleceğe dair stratejiler belirlemeyi hedefleyen bir araştırma platformu olacağız.” dedi.

Düşünce Kuruluşları Ne yapar?

İş dünyası, sivil toplum kuruluşları, akademisyenler ve siyasi liderler; göçten terörizme , ekonomik krizden çocuk haklarına kadar önemli konular için bir araya gelerek yeni ve uygulanabilir politikalar geliştirirler. Ülkeler açısından dış politika, ekonomi ve ülke içi politikalar gibi konularda izlenecek stratejileri ortaya koymaktadır.

EGİAD Think Tank Ne Yapar?

İzmir ve Ege Bölgesi iş dünyasının etkinlik, verimlilik ve performansını arttırmaya dönük faaliyetleri planlamak

  • EGİAD üyelerine ait şirketlerin yararına olacak şekilde lobi faaliyetlerinde bulunmak
  • EGİAD Yönetimi Adına Geleceğe Yönelik Vizyon Oluşturmak ve Strateji Geliştirmek
  • Şehrimizin ve bölgemizin ekonomik sorunlarına dair çözümler üretmek
  • Ege Bölgesi özelinde toplumsal duyarlılık gerektiren konularda kamuoyu oluşturmak
  • Ulusal ve uluslararası gelişmeleri izlemek, analiz etmek ve raporlar yoluyla bu gelişmeleri kullanılabilir bilgi haline getirmek

EGİAD Think Tank’de Kimler Yeralacak?

EGİAD çatısı altında paydaş stklar ve üniversitelerden temsilciler, akademisyenler yer alacak. Çözüm ortakları, TÜSİAD, BASİFED, İZTO, EBSO, Ege Üniversitesi, Dokuz Eylül Üniversitesi, Yaşar Üniversitesi, İzmir Ekonomi Üniversitesi, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü olarak belirtildi.

Nobel Ödüllü İlk Türk Diplomat

Sunumun ardından söz alan Nobel Barış Ödülü Sahibi Büyükelçi Ahmet Üzümcü oldu. Lahey’deki Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü (OPCW) geçmiş dönem Başkanlığı görevinde bulunmuş, Dış İşleri Bakanlığı nezdinde Birleşmiş Milletler ve NATO’da görev yapmış, geçmiş Dönem Tel Aviv Büyükelçisi, 2013 yılında Nobel Barış Ödülü’nü almış, çok taraflı diplomasi konusunda ise çok önemli tecrübeye ve bilgiye sahip kariyer diplomatı olarak isim yapmış Büyükelçi Ahmet Üzümcü, “Uluslararası Güvenlik ve Silahsızlanma Alanında Sivil Toplumun Rolü” konusunda söyleşi gerçekleştirdi.

STK’lar önemli rol oynuyor

Üzümcü, uluslararası konularda STK’ların çok önemli rol oynadığını belirterek şöyle konuştu: “Gerek BM, gerek NATO, gerekse OPCW’de, bu tip STK’ların çok önemli bir rol oynadıklarını gördüm. Bu rolün de gerek hükümetler gerek uluslararası kuruluşlar tarafından yararlı görüldüğünü gözlemledim. Bazen hükümetler insan hakları konularında ifade edilen görüşlerden hoşlanmayabiliyor ama yine de bu düşüncelerin serbestçe ifade edilebilmesi ve dikkate alınması çok yararlı oluyor. Farkındalık oluşturmak bakımından çok önemli bir işlem olarak gözlemleniyor. Bazı girişimlere de öncülük yaptıklarını görüyoruz. 2017’de bunun canlı örneğini yaşadık. Bir grup STK bir araya geldiler ve nükleer silahsızlanma konusunda anlaşma ortaya çıkmasını sağladılar. 120 ülkenin katıldığı ve 107’sinin onayladığı bir anlaşma. Aynı yıl Nobel Barış Ödülü’nü kazandılar. Örneğin mayınların yasaklanması sözleşmesi tamamen STK’ların birleşmesiyle ortaya çıkan bir anlaşmadır. Bu tür girişimlerin çeşitli görüşlere, pozisyonlara sahip hükümetler tarafından ortaya getirilmesi mümkün değil. STK’lardan beklenmesi son derece doğal. STK’ların rolünü önemsemek ve dikkate almak gerekiyor. Tüm uluslararası konularda önemli roller oynadıklarını görüyoruz.”

ÖzdilekPark’ta sanata ve spora engel yok!

ÖzdilekPark İstanbul’da, Engelliler Haftası ve 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı kapsamında “Spor ve Sanat Engel Tanımaz” etkinlikleri düzenlenecek.

İlk olarak 18 Mayıs Cumartesi günü saat 15.00’te “Sanat Engel Tanımaz”etkinliği kapsamında engelli Ressam Ahmet Yeşil ve Ressam Kadir Akyol tarafından gerçekleştirilecek resim yapma workshop’una dileyen ziyaretçiler ücretsiz olarak katılım sağlayabilecek. Aynı gün saat 17:00’de ise piyanist Elif Tecer ve görme engelli piyanistin sunacağı Yeşilçam film müziklerinden oluşan piyano resitali tüm ziyaretçileri büyüleyecek…

19 Mayıs Pazar günü “Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı” etkinlikleri kapsamında ise “Spor Engel Tanımaz” diyerek; saat 15:00’te Eski Milli Basketbolcu Tamer Oyguç, Tekerlekli Sandalye Milli Basketbol Takımı Eski Antrenörü Sedat İncesu ve Galatasaray tekerlekli basketbolcularının katılımıyla sembolik bir maç düzenlenecek. Maçın ardından düzenlenecek söyleşiyle ÖzdilekPark İstanbul ziyaretçileri ve sporseverler diledikleri soruları sporculara yönlendirebilecek.

AVM içinde yer alan gezici bando takımı da hem maç esnasında hem de maç sonrasında sunacağı eğlenceli bando dinletisiyle 19 Mayıs ruhunu gençlere, ruhu genç olanlara ve engelli vatandaşlarımıza yansıtarak hep birlikte keyifli bir gün geçirilmesine katkı sağlayacak…

YAŞ MEYVE SEBZE SEKTÖRÜ MERCEK ALTINA ALINDI

Yaş meyve sebze sektörünün üretiminden son tüketimine kadarki süreçte yaşanan sorunlarını ve çözüm önerileri tespit etmek üzere Sektör Çalıştayı Akdeniz Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği’nin ev sahipliğinde tüm paydaş kurumların katılımıyla gerçekleşti.

Yaş meyve sebze sektör çalıştayı 8-9 Mayıs 2019 tarihlerinde Türkiye Yaş Meyve Sebze İhracatçı Birlikleri Sektör Kurulu Başkanı ve TİM Sektörler Konseyi Üyesi Ali KAVAK’ın başkanlığında, AKİB organizasyonunda, Bakanlık yetkilileri, Türkiye İhracatçılar Meclisi, İhracatçı Birlikleri, ihracatçı firmalar, Araştırma Enstitüleri ve çeşitli üniversitelerden akademisyenlerin katılımı ile yaklaşık 75 kişilik bir katılım ile Ankara’da gerçekleşti.

Tarım ve Orman Bakan Yardımcısı Fatih Metin, Gıda ve Kontrol Genel Müdürü Mümtaz Sinan, Ticaret Bakanlığı İhracat Genel Müdürü Özgür Volkan Ağar, TİM Başkanı İsmail Gülle ve diğer paydaş kurum temsilcilerinin katılımıyla gerçekleştirilen çalıştayda özellikle üretim ve ihracatta karşılaşılan sorunlar, sektöre verilen teşvikler, alternatif pazarların geliştirilmesi gibi sektörün acil çözüm bekleyen sorunları üzerinde duruldu.

Türkiye Yaş Meyve Sebze İhracatçı Birlikleri Sektör Kurulu Başkanı Ali KAVAK, sağladığı istihdam ve net döviz girdisi ile tarımın en önemli alt grubu olan yaş meyve sebze sektörünün gelişimi için, sektörün bütüncül bir şekilde ele alınıp değerlendirilmesi gerektiğini ve tüm paydaşların yer aldığı çalıştayın bu bağlamda önemli iyileştirmelerin temeli olacağını vurguladı.

Çalıştay’da önemli mesajlar veren Tarım ve Orman Bakan Yardımcısı Fatih METİN, sektör paydaşlarının da katkıları ile Tarım ve Orman Bakanlığı’nın kriz yöneten değil, risk analizi yapan bir Bakanlık olarak faaliyetlerini yürütmeye devam edeceğini belirtti.

Konunun uzmanı kişilerce yapılan değerlendirmeler ve çözüm önerileri tüm katılımcılarla paylaşılarak katılımlı ve etkileşimli bir çalıştay ortamı sağlandı. Yaş meyve sebze sektörünün temel sorunlarının istişare edildiği çalıştayda ayrıca önde gelen üniversitelerden uzmanlar tarafından bilimsel sunumlar yapıldı, diğer katılımcıların yorum ve katkılarıyla program zenginleşti. Özellikle Akdeniz meyve sineği ile mücadeleye ilişkin sorunlar ve alternatif çözüm önerileri masaya yatırıldı.

TİM Başkanı İsmail Gülle; tespit ve çözümlerin önemli olduğunu, paydaşlar için tek gerçeğin ülkemizin kalkınması yönündeki ortak amaca hizmet etmek olduğunu ve çalıştay çıktılarının net, somut ve uygulanabilir olması durumunda çözümlerin ülke ekonomisine katkı sağlayacağını vurguladı.

Çalıştayın yaş meyve sebze sektöründe gerek üretici gerek ihracatçı açısından yeni ufuklar açacağı, sonuç bildirgesinin kamuoyu ve ilgili Bakanlıklarla da paylaşılması ve çalıştaydaki tespit ve önerilerin pratik uygulamalarının hızlıca hayata geçirilmesi vesilesi ile sektörün sorularına kalıcı çözümler bulunacağı öngörülmektedir.

İnşaat Sektörünün Canlanması için Strateji Belgesi Hazırlanmasını Talep Ediyoruz

Türkiye Hazır Beton Birliği (THBB) tarafından Edirne’de “Beton Teknolojileri ve Doğru Beton Uygulamaları Semineri” düzenlendi. Kaliteli beton üretimi ve beton uygulamasının doğru yapılması amacıyla düzenlenen Seminerde inşaat sektörünün 2019’a iyi başlamadığını ifade eden THBB Kalite Güvence Sistemi (KGS) İktisadi İşletmesi Direktörü Selçuk Uçar, inşaat sektörünün canlanması için önceki yıllarda pek çok sektör için hazırlanmış olan strateji belgesinin bir benzerinin inşaat sektörü için de kapsamlı ve geniş katılımlı olarak hazırlanmasını talep ettiklerini söyledi.

Kuruluş tarihi olan 1988 yılından bu yana Türkiye’de kaliteli betonun üretilip kullanılması için önemli çabalar gösteren Türkiye Hazır Beton Birliği (THBB), bu amaçla yapmış olduğu çok sayıda etkinliğin yanı sıra “Beton Teknolojileri ve Doğru Beton Uygulamaları” konulu seminerler düzenliyor. Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde periyodik olarak gerçekleştirilen bu seminerler ile müteahhitler, mimarlar, mühendisler başta olmak üzere beton kullanıcılarına; betonla ilgili kamu idarelerinin yetkililerine, yapı denetim kuruluşu temsilcilerine ve beton üreticilerine betonun doğru uygulamalarının anlatılması hedefleniyor.

THBB’nin 2017 yılında başlattığı seminerler dizisinin yirmincisini İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi Edirne Temsilciliği iş birliği ile 15 Mayıs 2019 tarihinde TMMOB Makina Mühendisleri Odası Edirne Şubesi Ahmet Dereli Konferans Salonu’nda yapıldı. Seminer kapsamında, THBB Kalite Güvence Sistemi Direktörü Selçuk Uçar, “Betonda Kalite Denetimleri”; THBB Teknik ve Sürdürülebilirlik Direktörü Koray Saçlıtüre, “Türkiye’de ve Dünyada Hazır Beton Sektöründeki Son Gelişmeler”; İTÜ İnşaat Fakültesinin Eski Dekanı Prof. Dr. Mehmet Ali Taşdemir ise “Beton Teknolojisinde Son Gelişmeler” başlıklı birer sunum gerçekleştirdi. Seminere inşaat mühendisleri, müteahhitler, mimarlar ve beton üreticileri yoğun ilgi gösterdi.

Seminer’de inşaat sektöründeki ekonomik gelişmeleri değerlendiren THBB Kalite Güvence Sistemi Direktörü Selçuk Uçar, “Geride bıraktığımız yılın son çeyreğinde %8,7 gibi ciddi bir oranda daralan inşaat sektörü 2009 küresel krizinden sonraki en kötü performansını sergilemektedir. Bu yılın ilk göstergeleri, inşaat sektörünün 2019’a da iyi başlamadığını göstermektedir. Her ay üyelerimizin katılımı ile gerçekleştirdiğimiz Hazır Beton Endeksi, yılın ilk 4 ayındaki faaliyet ve beklentinin oldukça zayıf kaldığını ortaya koymuştur. Hem beklentinin hem de güven endekslerinin geçen yılın aynı dönemine kıyasla düşüş göstermesi, önümüzdeki dönemde sektörde toparlanma yaşanma ihtimalini aşağı çekmektedir.” dedi.

İnşaat sektörünün canlandırılması için önerilerde bulunan Selçuk Uçar, “THBB olarak çözümün, kapsamlı, uzun vadeli, çok yönlü bir yol haritasının ortaya konulması ile sağlanabileceğini düşünüyoruz. Bu noktada, önceki yıllarda makine, yurt dışı müteahhitlik, demir-çelik, tekstil-konfeksiyon, turizm gibi pek çok sektör için hazırlanmış olan strateji belgesinin bir benzerinin inşaat sektörü için de kapsamlı ve geniş katılımlı olarak hazırlanmasını talep ediyoruz.” dedi.

“Beton alırken, betonun KGS denetiminden geçmiş olması aranmalıdır”

Seminerde kaliteli beton kullanımı konusunda değerlendirmelerde bulunan Selçuk Uçar; “Kalite Güvence Sistemi (KGS), denetimleri ile kaliteli ve yüksek dayanım sınıflarında beton üretiminin gerçekleşmesini sağlamaktadır. Beton üretim tesislerinin yerinde denetiminin yanı sıra habersiz ürün denetimleri de gerçekleştiren KGS kaliteli beton kullanımının yaygınlaşmasına katkı sağlamaktadır. Güvenli yapılar için KGS denetiminden geçmiş kaliteli betonun kullanılması bir ön şarttır. Bunun sağlanması için de betonun üretimi, yerleştirilmesi ve bakımı bir bütün olarak düşünülmelidir. Beton kalitesindeki ilk önemli unsur, beton üretim yerinin ve sisteminin uygun olmasıdır. Bu nedenle beton alırken, betonun KGS denetiminden geçmiş olması aranmalıdır.” dedi.

Kaynakların Sorumlu Kullanımı Belgelendirme Sistemi belgelendirmeleri devam ediyor

Seminer’de Türkiye’de ve dünyada hazır beton sektöründeki son gelişmeleri aktaran THBB Teknik ve Sürdürülebilirlik Direktörü Koray Saçlıtüre, “Türkiye Hazır Beton Birliği dünya çapında gelişmeleri en etkin şekilde takip ederek ülkemize kazandırmaktadır. Dünya ile eş zamanlı olarak sürdürülebilirlik konusuna odaklanarak Kaynakların Sorumlu Kullanımı Sistemini Türk hazır beton ve çimento sektörlerine sunduk. 2018 yılında hazır beton tesisleri ile çimento fabrikalarının belgelendirilmesine başlayarak Türk hazır beton sektörü olarak sürdürülebilirlik konusunda dünyadaki ilklerden birini başardık. Ülkemizde şu an CSC belgeli 2 çimento fabrikası ve 3 hazır beton tesisi yer almaktadır. THBB, Beton Sürdürülebilirlik Konseyi Bölgesel Sistem Operatörü olarak hazır beton, çimento ve agrega sektörlerine yönelik bilgilendirme çalışmalarını yoğun bir şekilde sürdürüyor. KGS de bağımsız olarak denetimlerde bulunarak hazır beton tesisleri ile çimento fabrikalarını belgelendirmeye devam ediyor.” dedi.

Betonun daha ileri düzey teknik özellikleri bildirerek hazır beton talep edilebilir

İTÜ İnşaat Fakültesinin Eski Dekanı Prof. Dr. Mehmet Ali Taşdemir, Seminerde, beton bileşenleri, betonun üretimi, yerleştirilmesi ve bakımı ile ilgili bilgiler vererek “Günümüzde beton alıcısı sadece basınç dayanımını ve işlenebilirliği değil betonun daha ileri düzey teknik özelliklerini bildirerek hazır beton talebinde bulunabilir.” dedi.

İngiltere ile Türkiye arasında Brexit sonrası Serbest Ticaret Anlaşması gündemde

İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden ayrılma süreci Brexit sonrası, Türkiye – İngiltere dış ticaretinin zarar görmeden devam etmesi için Türk ve İngiliz tarafları formül arıyor. İki ülke arasındaki ticaretin sürdürülebilirliği için Serbest Ticaret Anlaşması imzalanması öne çıkan formül olarak masanın üzerinde duruyor.

İngiltere’nin Ankara Büyükelçiliği Brexit Bölüm Başkanı Paul Creary, Ticaret Ateşesi David Machin ve konunun uzmanlarından oluşan bir heyet Ege İhracatçı Birlikleri’ni ziyaret ederek Brexit süreci ile ilgili görüş alışverişinde bulundu.

Türkiye Kuru Meyve Sektör Kurulu Başkanı Osman Öz’ün moderatörlüğünde, Ege İhracatçı Birlikleri çatısı altındaki 12 ihracatçı birliğinin Yönetim Kurulu Başkanı ve yetkilileri ile görüşen İngiltere’nin Ankara Büyükelçiliği Brexit Bölüm Başkanı Paul Creary, Türkiye’nin İngiltere’nin önemli ticari partneri olduğunu, yıllık 18.5 milyar dolara ulaşan dış ticaret hacminin Brexit’in gerçekleşmesi durumunda da artarak devam etmesini istediklerini dile getirdi.

İngiltere – Türkiye Serbest Ticaret Anlaşması yapabilir

Ege Bölgesi’nin kuru meyveler, zeytinyağı, balık, hayvansal mamuller, meyve sebze mamulleri açısından potansiyeli olan bir bölge olduğuna dikkati çeken Creary, “Ege Bölgesi tekstil ürünleri açısından da fırsatlar sunuyor. Brexit’in onaylanması halinde sürece bağlı olarak Türkiye ile İngiltere arasında Serbest Ticaret Anlaşması imzalanması olasılığı var. Şimdiye kadar Türkiye ile Gümrük Birliği sayesinde güzel işbirlikleri oldu. Bunun devamı yönünde adımlar atılmalı” şeklinde konuştu.

Gümrük vergisi ödemeden ihracat yapmaya devam etmek istiyoruz

Türkiye’nin en önemli ticari partnerlerinden biri olan İngiltere’nin 2016 yılında Avrupa Birliği’nden ayrılma kararı aldığını ve bunun 31 Ekim 2019 tarihine kadar ertelendiğine dikkati çeken Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkan Yardımcısı Birol Celep ise; Türk ihracatçılarının İngiltere’ye gümrük vergisi ödemeden ihracat yapmaya devam etmek istediğini bu konuda üretilecek formülleri desteklediklerini kaydetti.

Toplantının moderatörlüğünü yapan Türkiye Kuru Meyve Sektör Kurulu Başkanı Osman Öz, Türkiye lehine devam eden Türkiye – İngiltere arasındaki dış ticaretin sorunsuz devamı için formüller üretilmesini beklediklerini, bu formüller üretilirken Avrupa Birliği’nin hassasiyetlerinin göz önünde bulundurulması gerektiğinin altını çizdi.

Ege İhracatçı Birlikleri Genel Sekreteri İ. Cumhur İşbırakmaz, yaptığı sunumda Türkiye’nin 2018 yılında İngiltere’ye 11 milyar 110 milyon dolarlık ihracat yaptığını, buna karşılık 7 milyar 450 milyon dolar ithalat yaptığını, iki ülke arasında dış ticaret dengesinin Türkiye lehine 3,66 milyar dolar fazla verdiğini, Türkiye ile İngiltere arasındaki dış ticaret trafiğine zarar vermeyecek bir formül bulunması beklentisi içinde olduklarını dile getirdi.

Brexit toplantısına yoğun katılım oldu

Ege İhracatçı Birlikleri’ndeki toplantıya İngiltere tarafından İngiltere Ankara Büyükelçiliği Brexit Bölüm Başkanı Paul Creary, Ticaret Ataşesi David Machin, Brexit Politika Yetkilisi Richard Cox, Brexit Politika ve Program Yetkilisi Seyfi Özmay ve İngiltere’nin İzmir Konsolosluğu Ticaret Müdürü Güliz Kıymaz katılırken, Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkan Yardımcısı Birol Celep, Türkiye Kuru Meyve Sektör Kurulu Başkanı Osman Öz, Ege Demir ve Demirdışı Metaller İhracatçıları Birliği Başkanı Yalçın Erkan, Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği Başkanı Bedri Girit, Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Hayrettin Uçak, Ege Deri ve Deri Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkan Yardımcısı Selahattin Güven, Ege Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği Başkan Yardımcısı Nuri Uz, Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkan Yardımcısı Murat Ödül, Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Levent Bilginoğulları ve Ege İhracatçı Birlikleri Genel Sekreteri İ. Cumhur İşbırakmaz katıldı.

Planzer’in tercihi Panasonic’in çevik TOUGHBOOK el terminalleri oldu
İsviçreli lojistik firması Planzer, hızlı ve ergonomik tarama özelliklerine sahip çevik Panasonic TOUGHBOOK el terminallerini kullanıyor.
Planzer, 2017’nin sonbaharından itibaren nakliye işlemlerini kolaylaştırmak için Panasonic’in 2.000 adet dayanıklı TOUGHBOOK el terminallerini kullanıyor. Bir yıldan uzun süredir el terminallerini kullanan Planzer, hala son derece memnun olduğunu belirtiyor. Şirket, cihazları yurtiçinde ulaştırdığı kargolara ve GDP ilkeleriyle uyumlu sıcaklık kontrollü taşımalara ek olarak kolilerin taşınmasında ve gece süren işlerde kullanıyor.
İsviçre’de 59 konumda hizmet veren İsviçreli lojistik şirketi Planzer Transport AG, çoğunluğu Avrupa’da olan 9 şubesiyle pazarda lider olarak yer alıyor. Şirketin 5.200 personeli yaklaşık 2.000 araçla, toplamı 1 milyon metrekareden fazla olan depolarda hizmet veriyor.
Panasonic’in çevik TOUGHBOOK el terminallerini kullanan Planzer, lojistik personellerinin her gün çalıştığı zorlu koşullara göre tasarlanan donanımın faydalarını sonuna kadar kullanıyor. Ek olarak, TOUGHBOOK el terminallerinin ergonomik bir açıyla yerleştirilen barkod okuyucuları da sürücülerin işlerini fazlasıyla kolaylaştırıyor. Planzer çalışanları artık eşyaları iki kat daha hızlı tarayabiliyor.
Panasonic, Planzer’in cihaz seçim sürecinde ücretsiz test cihazlarını hızlı bir şekilde ulaştırarak vaatlerini kanıtlamış oldu. Buna karşılık olarak Planzer de Panasonic’in sunduğu çevik ve güvenilir TOUGHBOOK el terminallerinin yüksek tarama hızından ve kapsamlı, profesyonel satış sonrası hizmetlerinden etkilendi.
TOUGHBOOK el terminalleri 280 gramdan az ağırlığına karşın 4.7” ekran ve tam dayanıklı koruma sunuyor. MIL-STD 810G sertifikasına sahip olan bu cihazlar 2,10 metreye kadar yüksekliklerden düşmeye dayanabiliyor. Aynı zamanda IP68 standardıyla suya ve toza karşı dayanıklı olan terminalleri, -20 gibi düşük derecelerde bile güvenle çalışıyor.
Panasonic Kurumsal Mobil Çözümler DACH Bölgesi Pazarlama Yöneticisi Marco Rach, “Planzer’in çevik el terminallerimizi tercih etmesinden mutluluk duyuyoruz. El terminallerini lojistik sektöründeki kapsamlı deneyimlerimizden yola çıkarak tasarladık ve optimize ettik. Planzer’in cihazlarımızı tercih etmesi ve kullanmaktan memnuniyet duyması, profesyonellerin işlerinde kullanması için dayanıklı ve çok fonksiyonlu el terminallerini geliştirme stratejimizin başarısını bir kere daha gözler önüne seriyor” dedi.
Planzer Teknik Proje Yöneticisi Miguel Schiltknecht de konuyla ilgili şunları söyledi: “Eskiden sıradan tüketici akıllı telefonlarını kullanıyorduk. Yaptığımız işlemlerin vazgeçilmez bir parçası olan bu cihazların birçoğu çok kısa bir zamanda kullanılamaz hale geldi. Akıllı cihazlarımızı ulaşım sırasında ürünleri takip etmek, sürücülere bilgi vermek için onlara ulaşmak ve ürün teslim edildiği zaman müşterinin dijital imzasını almak için kullanıyoruz. Sürücüler de bunlara ek olarak telefonla konuşmak, e-postalarını takip etmek ve navigasyon için akıllı cihazları kullanıyor. Dolayısıyla bir tanesinin bile kullanılamaz olması, bizim için büyük bir sorun.”
Planzer Yurtiçi Ulaşım Proje Yöneticisi Lanso Vezhaparambil de “Panasonic’in cihazlarıyla artık bunun için endişelenmemiz gerekmiyor. Çok zor hasar alıyorlar ve son derece dayanıklılar. Bunun doğal bir sonucu olarak bozuk cihazlar yüzünden işi aksayan sürücü sayımız bir hayli azaldı. Aynısı tamir maliyetimiz, geçici cihaz sayımız ve yedek cihazların komisyonu için de geçerli. Entegre ve ergonomik olarak ayarlanan barkod okuyucu da ürünleri taramak için harcadığımız zamanı gözle görülür derecede azalttı. Bu ürünle geçirdiğimiz bir yıldan sonra, benzer bir durumda kesinlikle bu cihazı tercih edeceğimizi rahatlıkla söyleyebilirim” dedi.

Red Hat Enterprise Linux 8 ile Linux deneyimi tüm kurumlara, bulutlara ve iş yüklerine ulaşıyor
Fiziksel sunucu ve Linux konteynerlerinden genel ve özel bulutlara, dünyanın öncü kurumsal Linux platformu zeka otomasyon ve geliştirici verimliliğini üst seviyelere taşıyarak daha tutarlı bir iş temeli sunuyor.
Açık kaynak çözümlerinde dünya lideri Red Hat, Inc. (NYSE: RHT), kurumsal BT ortamlarında daha fazla kurulum yapma imkanı sunan işletim sistemi Red Hat Enterprise Linux 8’in kullanıma açıldığını duyurdu. Herhangi bir ortamda çalışan tüm iş yükleriyle uyumlu olan Red Hat Enterprise Linux 8, evrilen tüm kurumların farklı teknoloji ihtiyaçlarını tek bir kurumsal Linux deneyimiyle karşılıyor. Yeni nesil kurumlar, yeni Linux iş yüklerinin üretimi ve dijital dönüşüm stratejilerinin uygulanması gibi birçok işlemidünyanın öncü kurumsal Linux platformu üzerinde gerçekleştirecekler.
Hibrit bulut dönemi için yeniden tasarlanan Red Hat Enterprise Linux 8, iş yüklerini ve işlemlerini kurumsal veri merkezlerinden çoklu genel bulutlara kadar her yerde destekleyecek şekilde oluşturuldu. Red Hat’e göre bir işletim sitemi, teknoloji yığınında sadece var olmanın ötesinde, inovasyonu hızlandırmalı. Linux konteynerleri ve hibrit buluttan DevOps ve yapay zekaya (AI), Red Hat Enterprise Linux 8 sadece hibrit bulutta kurumsal BT’yi desteklemek için değil, bu yeni teknolojilerin gelişmesine yardımcı olmak için oluşturuldu.
Red Hat Ürün ve Teknolojiler Başkanı Paul Cormier, konuyla ilgili şunları söyledi: “Son yirmi yıl içerisinde Linux’un niş bir işletim sisteminden kurumsal veri merkezleri için bir varsayılana dönüştüğüne tanıklık ettik. Müşterilerimizin tasarlayabileceği neredeyse tüm kurumsal BT ortamlarını ve günlük iş yüklerini destekleyen Red Hat Enterprise Linux da bu dönüşümün ön saflarında yer aldı. Red Hat Enterprise Linux 8 bunu yapmaya devam ediyor. Ek olarak yalnızca üretime hazır bir Linux olmanın yanında bulut ölçeğindeki inovasyonların da hızlandırıcısı oluyor.
Hibrit ve çoklu bulutu hizmete almanın önemi artarken, işletim sisteminin de evrilmesi gerekiyor.IDC’ye göre müşterilerin yüzde 70’i halihazırda çoklu bulut ortamlarını hizmete alırken, tipik BT portföyünde yer alan uygulamaların yüzde 64’ü de genel veya özel bulut ortamında yer alıyor. İşletim sistemini bu BT inovasyonunun ve çok daha fazlasının temel taşı olarak nitelendiren Red Hat’in sponsorluğunda gerçekleşen bir IDC araştırmasına göre Red Hat Enterprise Linux’un 2019’da küresel iş gelirinin 10 trilyonluk kısmını etkilemesi bekleniyor.
Red Hat Enterprise Linux 8: Hibrit bulut için akıllı Linux
Red Hat, kurumların 15 yıldan uzun süredir ilk başta veri merkezlerinde, bugün ise hibrit bulutlarında Linux üzerinden inovasyon yapmasına yardımcı oluyor. Veri merkezlerinin boyutu, sunduğu imkanlar ve iş yüklerinin karmaşık yapısı büyüdükçe Linux temelli üretim sistemlerini hizmete almak ve yönetmek için gereken beceriler de aynı şekilde kritik öneme sahip oluyor. Red Hat Insights ile tüm bunlar için gerekli zeka özellikleri ve uzmanlık, Red Hat Enterprise Linux aboneliğinin içinde dahili olarak yer alıyor. Böylece Red Hat’in Linux uzmanlığı da ‘Hizmet olarak’ (as-a-service) şeklinde kullanıcılara ulaştırılıyor.
Red Hat Insights, güvenlik zafiyetlerinden kararlılık sorunlarına kadar birçok BT sorunun proaktif olarak tespit edilmesine ve çözülmesine yardımcı oluyor. Red Hat’in açık teknoloji alanındaki engin bilgilerini temel alan tahmin analitiğini kullanan Insights, yöneticilerin sorun yaşamamasına ve üretim ortamlarında beklenmeyen duraklamalarla karşılaşmamasına yardımcı oluyor.
Bina içindeki ve bulut tabanlı çeşitli altyapılarda çalışan karmaşık yönetim sistemleri, BT departmanlarının işini güçleştiriyor. . Red Hat Enterprise Linux için katmanlaştırılmış bir eklenti olan Red Hat Smart Management, yönetim uygulamalarının karmaşıklığını en aza indirirken BT ekiplerinin hibrit bulut bilişimden faydalanmasını sağlıyor. Red Hat Enterprise Linux’un ayrık hizmete alımları için Red Hat Satellite’ı bina içindeki sistem ve bulut yönetim hizmetleriyle birleştiren Red Hat Smart Management, Red Hat Enterprise Linux hizmete alımlarını hibrit bulutta yönetmek, yamalamak, yapılandırmak ve gözlemlemek için birçok özellik sunuyor.
Red Hat Enterprise Linux 8: Modern uygulamalar için son derece hızlı bir yol
BT organizasyonları, kurumlarının evrilen ihtiyaçlarını karşılamak ve kalabalık pazarlarda rekabet avantajı elde etmek için yapay zekadan (AI) nesnelerin internetine (IoT) birçok yeni iş yükü arıyor. Linux bu farklılaşmış hizmetlere gerekli inovatif gücü sunuyor ancak sadece Red Hat Enterprise Linux 8 bu inovasyonu dayanıklı bir kod tabanıyla, kapsamlı güvenlik güncellemeleriyle, ödüllü destekle, geniş test edilmiş ve doğrulanmış destekleyici teknoloji ekosistemiyle ulaştırıyor.
Red Hat Enterprise Linux her zaman uygulamalar için istikrarlı ve güvenli temeliyle biliniyor. Ancak geçmişte geliştiricilerin istediği en güncel dilleri ve yapıları bu istikrardan ödün vermeden eklemek çok zordu. Red Hat Enterprise Linux 8, Application Streams‘i tanıtarak sürekli güncellenen ve hızla değişen dilleri, yapıları ve geliştirici araçlarını Red Hat Enterprise Linux’a ekliyor. Bu sırada Red Hat Enterprise Linux’u sektörün temel ölçütü haline getiren ana kaynakları olduğu gibi kalıyor. Böylece geliştiriciler, kurumsal sınıf bir işletim sistemi sayesinde üretim süreçlerini kararlı bir şekilde devam ettirebiliyor ve çok daha hızlı inovasyon yapabiliyor.
Red Hat Enterprise Linux 8: Fırsatlar dünyasının kapısı herkese açılıyor
Linux, yeni nesil kurumsal uygulama tasarlayan geliştiricilerin bir numaralı işletim sistemi olmaya devam ediyor. Uygulamaların üretim aşamasına geçildiğinde kararlılık, gelişmiş güvenlik ve test/sertifika süreçleri çok daha önemli bir hale geliyor. Bu noktada artık sorumluluk, geliştiricilerden operasyon ekiplerine kayıyor. Üretim uygulamalarında da Linux’un birincil platform olarak kabul edilme trendi gözleniyor. Linux’un yönetim becerileri modern veri merkezleri için kritik öneme sahip. Red Hat Enterprise Linux 8, Linux dünyasına adım atmayı kolaylaştırırken Windows yöneticilerinin, Linux’u yeni kullanmaya başlayanların ve yeni sistem yöneticilerinin komut satırından korkmadan çok daha fazla içeriğe erişebilmelerini sağlıyor.
Red Hat Enterprise Linux 8, granüler sysadmin görevlerinin karmaşıklığını Red Hat Enterprise Linux web konsoluyla yok ediyor. Konsol, Red Hat Enterprise Linux sistemini yönetmek ve gözlemlemek için sanal makinelerin sağlığından bütün sistem performansına kadar her alanda kullanımı kolay ve tutarlı bir grafik ara yüzü sunuyor. Red Hat Enterprise Linux, kullanım kolaylığını daha da artırmak için bina içinde yapılan güncellemeleri de destekliyor. Böylece Red Hat Enterprise Linux 7 instanslarını Red Hat Enterprise Linux 8 sistemlerine dönüştürmek isteyen kullanıcılara daha modern, verimli ve az zaman gerektiren bir yol sunuyor.
Red Hat Enterprise Linux 8, aynı zamanda Red Hat Enterprise Linux System Roles ile birlikte geliyor.Red Hat Enterprise Linux System Roles, üretim esnasında Linux’u yönetmek ve yapılandırmak için gereken karmaşık görevleri otomatikleştiriyor. Red Hat Ansible Automation’ın güç verdiği System Roles, yaygın ve karmaşık sysadmin görevlerine yönelik hazır iş yükleri için önceden yapılandırılmış Ansible modüllerinden oluşuyor. Bu otomasyonla yeni sistem yöneticileri Linux protokollerini çok daha kolay benimseyebiliyor ve yapılandırma sorunlarının en yaygın sebeplerinden biri olan insan hatası azalıyor.
Red Hat Enterprise Linux: Yeni fırsatları güvenlikten ödün vermeden sunuyor
BT inovasyonları açık kaynak dünyasında gerçekleşiyor. Linux da Linux konteynerleri, Kubernetes, sunucusuzlar ve yapay zeka gibi kurumsal teknolojilerde yaşanan büyük gelişmelerin hızlandırıcısı olarak sıkça görev alıyor. Daha güvenli ve sağlam açık kaynak tedarik zinciriyle desteklenen Red Hat Enterprise Linux 8, BT kurumlarının yalnızca belirli iş yükleri için gerekli paketleri hizmete alarak üretime hazır inovasyonları benimsemesine yardımcı oluyor. Bu da potansiyel riskleri en aza indirirken gelişmekte olan teknolojilerin benimsenmesini güçlendiriyor.
Red Hat Enterprise Linux 8, güvenliği daha da artırmak için OpenSSL 1.1.1 ve TLS 1.3 kriptografi standartlarını destekliyor. Bu destek sayesinde yalnızca tek bir komut ile tüm sistemde uygulanabilen kriptografi standartlarının en güçlülerinden ve yenilerinden bazılarına erişerek uygulamalara özel ilke ve ayarlamalara duyulan ihtiyaç da azalıyor.
Bulut yerlisi uygulamalar ve hizmetler sıklıkla dijital dönüşüme yön veriyor. Red Hat Enterprise Linux 8 de Red Hat konteyner araç setine tam destek sunuyor. Açık standartları temel alan bu araç seti, konteynerleşmiş uygulamaları yaratmak, çalıştırmak ve paylaşmak için gerekli teknolojileri sağlıyor. Konteyner geliştirmelerini modernleştirmenin yanında çok yer kaplayan ve daha az güvenli konteyner bekletici programlarına duyulan ihtiyacı azaltıyor.
Her veri merkezinde. Her bulutta. Her uygulamada.
Sürekli büyüyen bir iş ortağı ekosistemine sahip olan Red Hat Enterprise Linux 8, binlerce sertifikalı uygulamanın, Linux konteyner imajının, donanım yapılandırmasının ve bulut sağlayıcılarının bir parçası. Red Hat’in kapsamlı testler sonucunda diğer BT liderleriyle oluşturduğu derin iş birliklerinden güç alan Red Hat Enterprise Linux 8 belirli donanım yapılandırmaları ve iş yükleri için katma değer sunuyor. Yapılandırmalar arasında ARM ve POWER mimarilerinin yanı sıra gerçek zamanlı uygulamalar ve SAP çözümleri yer alıyor.
Red Hat Enterprise Linux 8, Red Hat OpenShift Konteyner Platformu 4 ve ilerleyen günlerde kullanıma açılacak olan Red Hat OpenStack Platform 15’ten başlayarak Red Hat’in tüm hibrit bulut portföyünün temelini oluşturuyor. Red Hat Enterprise Linux 8 üzerine kurulan bir diğer çözüm ise yakında çıkacak olan Red Hat Enterprise Linux CoreOS. Red Hat OpenShift Konteyner Platform hizmete alımlarını düzenlemek üzere tasarlanan Enterprise Linux CoreOS, mümkün olan en küçük boyutlarda ayak izi bırakan bir işletim sistemi olarak dikkat çekiyor.
Red Hat Enterprise Linux; Red Hat OpenShift 4, Red Hat OpenStack Platform 15 ve Red Hat Virtualization 4.3’ün yer aldığı Red Hat hibrit bulut altyapısında genellikle misafir işletim sistemi olarak destekleniyor.
Red Hat Enterprise Linux 8, Red Hat sertifikalı Linux konteynerlerini oluşturmak için Red Hat Enterprise Linux’tan elde edilen bir kullanıcı alanı görüntüsü olanRed Hat Evrensel Görüntü Temeli‘yle aynı zamanda kullanıma açılıyor. Red Hat Evrensel Görüntü Temeli, Red Hat Linux aboneliğine sahip olan veya olmayan tüm geliştiricilerin erişimine açık. Böylece kurumsal kullanıma hazır konteynerleştirilmiş uygulamaları oluştururken daha güvenli ve güvenilir bir altyapı kullanılabiliyor. Evrensel Görüntü Temeli’yle yapılan uygulamalar, her yerde çalışabiliyor. Aynı zamanda Red Hat Enterprise Linux veya Red Hat OpenShift Konteyner Platformu üzerinde çalıştığında Red Hat Enterprise Linux’un yaşam döngüsünün faydalarına ve desteğine de sahip oluyor.
Google Cloud İş Ortağı Ekosistemi Başkan Yardımcısı Kevin Ichhpurani, “Google Cloud ve Red Hat’in müşterilerine sunduğu kurumsal sınıf çözümleri yelpazesi Google Cloud üzerinde çalışan Red Hat Enterprise Linux 8 ile daha da büyüyor. Kurumların buluttan daha fazla fayda kazanmasına yardımcı olacak inovatif teknolojilerimizi ve hizmetlerimizi bir araya getirmekten mutluluk duyuyoruz” dedi.
IBM Bulut ve Bilişsel Yazılım Kıdemli Başkan Yardımcısı Arvind Krishna, “Şirketler bulut yolculuklarının bir sonraki aşamasına başlarken, kendi veri merkezlerini özel ve genel bulutlarla açık ve güvenli bir yolla bir araya getiren hibrit bulut stratejisine ihtiyaç duyuyor. Red Hat ve IBM, inovasyonu açık kaynak üzerinden yürütmek için 20 yıldan uzun süredir birlikte çalışıyor. IBM en başta Linux’un ilk destekçilerinden biri olarak kurumların kullanımı için geliştirilmesine ve büyümesine yardımcı oldu. Daha yakın zamanda ise Kubernetes’i ve hibrit bulut çözümlerini müşterilerine sunmaya başladı” dedi.
IDC Altyapı Sistemleri, Platformları ve Teknoloji Grupları Başkan Yardımcısı Ashish Nadkarni, “Kurumların altyapılarını daha güvenli, kararlı ve yüksek performans sunan bir platformla oluşturması ve modernleştirmesi gerekiyor. Kurumsal hibrit bulutun temelini oluşturan Red Hat Enterprise Linux, kurumların bugünkü ve gelecekteki ihtiyaçlarına, kullanılan altyapı ne olursa olsun, aynı kullanıcı deneyimiyle karşılık verecek şekilde tasarlanan bir sistem” dedi.
SAP Küresel İş Geliştirme ve Ekosistemler Kıdemli Başkan Yardımcısı Arlen Shenkman, “SAP Çözümleri için Red Hat Enterprise Linux 8, kolay erişilebilen kapasiteler sunuyor. Bu da SAP iş yükleri için çok önemli. Aynı zamanda S/4HANA gibi kurumlar için kritik uygulamaların da kullanılamaması kabul edilemez. 20 yıldan uzun süredir SAP uygulamaları için stabil ve açık bir temeli Red Hat’le birlikte yönetiyoruz. Bu sayede müşterilerimizin hibrit bulutla ilgili daha doğru ve hızlı karar vermesine yardımcı oluyoruz” dedi.

İş dünyasının önemli isimleri Bir Dilek Tut Derneği yönetiminde

Bir Dilek Tut Derneği (Make-A-Wish® Türkiye) yeni yönetim kurulunda iş dünyasının önemli isimleri bir araya geldi.

Bir Dilek Tut Derneği (Make-A-Wish® Türkiye) yeni yönetim kurulunu belirlemek üzere İstanbul’da bir araya geldi. İş dünyasının önemli isimlerinin bir araya geldiği toplantıda derneğin yeni yönetim kurulu başkanı Ultra Ajans Yönetici Ortağı Lize Karaboğa Kaptan oldu. Sabancı Holding Perakende Eski Grup Başkanı Ata Köseoğlu, BSH Pazarlama Direktörü Hilal Eksel Merter ve Egon Zehnder İstanbul Kıdemli Ortağı Murat Yeşildere yeni yönetim kuruluna seçilen üç yeni isim oldu.

Lize Karaboğa Kaptan’ın Başkan, Ogilvy Türkiye CEO’su Emine Çubukçu‘nun Başkan Yardımcısı seçildiği genel kurulda Boston Consulting Group Türkiye Genel Müdürü ve Yönetici Ortağı Burak Tansan Sayman, BSH Pazarlama Direktörü Hilal Eksel Merter  de Sekreter Üye olarak belirlendiler.

Üç sene boyunca görev yapacak olan yeni yönetim kurulunda ayrıca Sabancı Holding Perakende Eski Grup Başkanı Ata Köseoğlu, Egon Zehnder İstanbul Kıdemli OrtağıMurat Yeşildere, The Walt Disney Company (TWDC) Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs eski Ülke Müdürü Sinan Ceylan (üye) yer alıyor.

Derneğin yedek listesi de yine iş dünyasının önemli isimlerinden oluşuyor. Zorlu Holding İletişim Yöneticisi Furkan Aydıncı, MG Medya Kurucu Ortağı Gönül Sayan Birkiye, Vodafone TV İçerik Müdürü Mert Yılmaz, Akbank Kurumsal İletişim Bölüm Başkanı Murat Göllü, Tema Vakfı Yönetim Kurulu Danışmanı Oben Akyol, Zorlu Enerji Pazarlama Müdürü Özlem Katırcıoğlu, Yöntem Communications Kurucu Ortağı Yöntem Akmen İnanç, Bir Dilek Tut Derneği (Make-A-Wish® Türkiye) yeni yönetim kurulunda yedek listede yer alıyorlar.

Hayati hastalığı olan çocukların dileklerini gerçekleştiriyorlar

Hayati tehlikesi olan hastalıklarla mücadele eden çocuklara yönelik uluslararası bir oluşum olan Bir Dilek Tut Derneği (Make-A-Wish® Türkiye) 2000 yılından beri Türkiye’de faaliyetlerini sürdürüyor. Türkiye’de kuruculuğunu Carole Hakko’nun üstlendiği Bir Dilek Tut Derneği hayati tehlike taşıyan bir hastalıkla mücadele eden 3– 18 yaş arası çocukların kalplerinde yaşattıkları dilekleri gerçekleştiriyor.

Hayata geçen dilekler çocukların hayata tutunmalarını motive ediyor

Araştırmalara göre, dileği yerine gelen çocukların yüzde 42’si arkadaşlarıyla daha sağlıklı ilişkiler kuruyor yüzde 72’sinin enerji seviyesi ve canlılığı artıyor, yüzde 64’sinin hayata tutunma arzusu artıyor ve yüzde 39’unun tedavi sebebiyle yaşadıkları fiziksel sıkıntılar azalıyor. Bu yüzden tedavi altındaki tüm çocukların dileklerinin yerine gelmesi çok kritik bir öneme sahip.

Önümüzdeki üç yıl boyunca derneğin yönetim kurulu başkanlığını sürdürecek olanLize Karaboğa Kaptan, “İş dünyasının önemli isimlerinden oluşan yeni yönetim kurulumuzda öncelikle amacımız, üyelerimizin kendi birikimi ve çevresini aktive ederek, hem kurumsal şirketlerle olan iş birliklerimizi, hem de bireysel bağışları arttırmak olacak. Ayrıca dernek olarak Türkiye’de bu alanda ilk akla gelen STK’lardan biri olmaya devam etmeyi hedefliyoruz. Bunların hepsinin ötesinde de Türkiye’de dileğinin gerçekleşmesini bekleyen tüm hasta çocuklara yardım elimizi uzatmak ve onlara umut olmaya devam etmek istiyoruz” dedi.

2019-2022 Dönemi Dilek Tut Derneği (Make-A-Wish® Türkiye) Yönetim Kurulu

Asil Üyeler (Görev dağılımları ile)

Lize Karaboğa Kaptan:               (Başkan)

Emine Çubukçu:                            (Başkan Yardımcısı)

Burak Tansan:                                 (Sayman)

Hilal Eksel Merter:                         (Sekreter Üye)

Ata Köseoğlu:                                 (Üye)

Murat Yeşildere:                            (Üye)

Sinan Ceylan:                                  (Üye)

Yedek Üyeler (Alfabetik sıra ve şirketleri ile)

Furkan Aydıncı, Zorlu Holding İletişim Yöneticisi

Gönül Sayan Birkiye, MG Medya Kurucu Ortağı

Mert Yılmaz, Vodafone TV İçerik Müdürü

Murat Göllü, Akbank Kurumsal İletişim Bölüm Başkanı

Oben Akyol, Tema Vakfı Yönetim Kurulu Danışmanı

Özlem Katırcıoğlu, Zorlu Enerji Pazarlama Müdürü

Yöntem Akmen İnanç, Yöntem Communications Kurucu Ortağı

İki kişiden biri annesine sadece Anneler Günü’nde hediye alıyor
Türkiye’nin öncü e-ticaret sitesi GittiGidiyor, Anneler Günü’ne dair beklentilere Poltio üzerinden düzenlediği anketle ışık tuttu. Toplamda 4 bin 405 kişinin oy kullandığı ankette her iki kişiden birinin annesine en son geçen yıl Anneler Günü’nde hediye aldığı ortaya çıkarken; annesine özel bir günü beklemeden son 1 ayda hediye aldığını belirtenler ise yüzde 17’lik kesimi oluşturdu. Sonuçlara göre, 10 kişiden 7’si Anneler Günü’nü annesine hediye almadan geçirmezken, annelerin 3’te 1’inin de mutlaka bir hediye beklediği ortaya çıktı.
Anneler Günü’ne sayılı günler kala annesini mutlu edecek özel bir hediye almak isteyenlerin telaşı her geçen gün artıyor. Türkiye’nin öncü e-ticaret sitesi GittiGidiyor’un bu özel güne dair sosyal anket platformu Poltio üzerinden gerçekleştirdiği araştırma, çocukların annelerine hediye alma alışkanlıklarının yanı sıra annelerin de beklentilerine ışık tutuyor. Sonuçlara göre, Türkiye’de her iki kişiden biri annesine sadece Anneler Günü’nde hediye alıyor.
24 Nisan- 3 Mayıs tarihleri arasında gerçekleştirilen ve 4 bin 405 kişinin oy kullandığı ankette, “Annenize en son ne zaman hediye aldınız?” sorusunu cevaplayanların yüzde 51’i “Geçen sene Anneler Günü’nde” yanıtını verdi. Bu yanıtı yüzde 18’le “Doğum gününde”, yüzde 17’yle “Son 1 ay içinde” ve yüzde 14’le “Geçen 6 ay içinde” takip etti.
Annelerimize mutlaka hediye alıyoruz
“Anneler Günü’nde annenize hediye alır mısınız?” sorusuna katılımcıların yüzde 73 gibi büyük bir çoğunluğu “Mutlaka alırım” yanıtını verirken; bu yanıtı yüzde 17’yle “Annem için o günü hatırlamak önemli, almam”, yüzde 6’yla “Hediye almam, birlikte vakit geçiririm” ve yüzde 4’le “Almam” yanıtı izledi.
Anneler hatırlanmak istiyor
Annelere “Anneler Günü’nde hediye bekler misiniz?” sorusunun yöneltildiği ankette, katılanların yüzde 35’i “Çocuklarımla birlikte vakit geçirmek isterim, hediye beklemem” yanıtını verirken, bu yanıtı yüzde 33’le “Mutlaka beklerim” ve yüzde 32’yle “Hatırlanmak önemli, hediye beklemem” takip etti.
Hediye seçiminde hazır giyim ürünleri revaçta
Hediye seçimleri için “Anneler Günü’nde annenize ne hediye alırsınız?” sorusunun yöneltildiği ankette katılımcıların yüzde 42’si “hazır giyim” yanıtını verirken; yüzde 17’si “Küçük ev aleti”, yüzde 15’i “Çiçek”, yüzde 10’u “takı ve aksesuar”, yüzde 9’u “Mobilya ve ev aksesuarı”, yüzde 4’ü “Parfüm”, yüzde 2’si “Cep telefonu” ve yüzde 1’i “Kozmetik” şıkkını işaretledi.
Annelerin beklediği favori hediyeler: Takı ve aksesuar
Hediye bekleyen annelerin ise hediye tercihlerinde birinci sırayı yüzde 28’le “Takı ve aksesuar” aldı. Bu yanıtı yüzde 21’le “Çiçek”, yüzde 16’yla “Küçük ev aleti”, yüzde 15’le “Hazır giyim”, yüzde 7’yle “Mobilya ve ev aksesuarı”, yine yüzde 7’yle “Parfüm”, yüzde 5’le “Cep telefonu” ve yüzde 2’yle “Kozmetik” yanıtı takip etti.
Anneler Günü için binlerce hediye yüzde 70’e varan indirimle GittiGidiyor’da
GittiGidiyor, annesine en güzel hediyeyi vermek isteyen kullanıcılarına giyim ve aksesuardan kitaba, ayakkabıdan teknolojiye kadar pek çok kategoride yüzde 70’e varan indirimlerle hediye seçeneği sunuyor. Platformun Anneler Günü’ne özel sayfasına linkten ulaşılabiliyor.

Connect for Creativity projesi ile Türkiye, Birleşik Krallık, Sırbistan ve Yunanistan’dan yaratıcı platformlar kültürlerarası diyaloğu güçlendiriyor

British Council önderliğinde, Türkiye, Sırbistan ve Yunanistan’dan proje ortakları ile gerçekleştirilen Connect for Creativity, Avrupa genelinde yaratıcı platformlardan oluşturulan ağ sayesinde, öğrenciler, akademisyenler, sanatçılar, yaratıcı profesyoneller ve politika yapıcılar için yaratıcı keşif ve iş birliklerini desteklemeyi amaçlıyor.

British Council önderliğinde, Türkiye’den ATÖLYE ve Abdullah Gül Üniversitesi, Yunanistan’dan Bios ve Sırbistan’dan Nova Iskra iş birliğiyle gerçekleştirilen Connect for Creativity projesi, Avrupa genelinde sanatçıları, yaratıcı girişimcileri, akademisyenleri öğrencileri ve politika yapıcıları kültürlerarası diyaloğu güçlendirmek amacıyla bir araya getiriyor.

Proje, Avrupa Birliği ve Türkiye Cumhuriyeti tarafından finanse ediliyor

Yunus Emre Enstitüsü tarafından yürütülen Türkiye-AB Kültürlerarası Diyalogprogramı kapsamında, Avrupa Birliği ve Türkiye Cumhuriyeti tarafından finanse edilenConnect for Creativity, 18 aylık bir proje olarak hayata geçiyor. Proje ile kültürel etkileşim ve iletişimin güçlendirilmesi ile toplumların birbirini daha iyi tanıması ve anlaması hedefleniyor. Connect for Creativity, daha uyumlu, açık ve iletişimi güçlü bir toplumun gelişmesine katkı sağlamak üzere, Avrupa genelinde yaratıcı platformlardan oluşturulan ağ sayesinde, yaratıcı keşif ve iş birliklerinin geliştirilmesi ve yeni fırsatların yaratılmasını desteklemeyi amaçlıyor.

Proje kapsamında, yaratıcı platformların kültürlerarası diyaloğun desteklenmesindeki rolüyle ilgili yapılacak uluslararası araştırmanın yanı sıra; Belgrad, Kayseri ve Atina’da gerçekleştirilecek üç iş birliği geliştirme konferansı, çalışma ziyareti ve İstanbul, Atina ve Belgrad’da eş zamanlı gerçekleşecek altı haftalık sanat ve teknoloji odaklı rezidans programı ve üretilen işlerin Birleşik Krallık’ta gösterileceği bir sergi yer alacak.

7 Mayıs Çarşamba günü ATÖLYE’de gerçekleştirilen proje lansmanına, Birleşik Krallık’ın kültürel ilişkilerinden sorumlu uluslararası kuruluşu olan British Council’dan Türkiye Ülke Direktör Vekili Nilgün Yalçın Felchner’in yanı sıra; İstanbul merkezli disiplinlerötesi inovasyon platformu olan ATÖLYE’den Etkinlik ve Proje Yöneticisi Emre Erbirer, sanat ve transmedya için Atina’daki çok işlevli yaratıcı platform olan Bios’tan Kurucu Ortak Vassilis Haralambidis, Belgrad’daki yaratıcı endüstriler, teknoloji ve insanlar arasında somut bağlantılar kurma fikriyle oluşturulan Nova Iskra’dan Kurucu OrtakRelja Bobic ve Kayseri’deki öncü üçüncü nesil devlet üniversitesi olan Abdullah Gül Üniversitesi’den Gençlik Fabrikası Direktörü Zeynep Tuğçe Çiftçibaşı Güç de katıldı.

“Topluluk ve aidiyet duygusu geliştirmek önemli”

Projenin tüm ayrıntılarının paylaşıldığı lansmanda, British Council Türkiye Ülke Direktör Vekili Nilgün Yalçın Felchner, “Dünyamız, yaşam, iletişim ve kültür deneyimimizde değişikliklere neden olan ve küreselleşmenin reddedilmesine ve sosyal bütünlüğün riske girmesine yol açan çok çeşitli sosyal, politik ve ekonomik zorluklarla karşı karşıya. Çok kültürlü bir dünyada, barışçıl ve yapıcı bir şekilde bir arada yaşamayı öğrenmek ve topluluk ve aidiyet duygusu geliştirmek her zamankinden daha önemli. Birleşik Krallık’ta son on senede yaratıcı endüstriler birçok diğer sektörü geride bırakarak çok hızlı bir büyüme gösterdi. Bugün, yaratıcı endüstrilerin ekonomiye katkısı 100 milyar Sterlinin üzerinde ve her sene ortalama yüzde yedi oranında bir artışla büyüyor. Bu büyümenin arkasındaki en önemli etken yaratıcı platformlar olarak kabul ediliyor. Yaratıcı platformların sayısı gün geçtikçe artıyor ve küresel anlamda yaratıcı toplulukları desteklemek de hızla önem kazanıyor. Connect for Creativity projesini de bu motivasyonla, yaratıcı platformlar ve toplulukları bir araya getirerek kültürlerarası diyalogu güçlendirmek amacıyla, geliştirdik.” sözleriyle, projenin çıkış fikrini paylaştı.

Projenin Türkiye, Birleşik Krallık, Yunanistan ve Sırbistan’ı birbirine bağladığını ve uluslararası ağlara birçok fırsatlar sunduğunu belirten Nova Iskra Kurucu Ortağı Relja Bobic, “Bu proje, geçtiğimiz yıllarda filizlenen ATÖLYE, Bios ve British Council ile olan ilişkimizin doğal bir gelişimi. Ayrıca, ülkeler ve kültürlerarası diyaloğu güçlendirmek ve kendi topluluklarımızda aktif olan kültürel ve yaratıcı aktörleri bir araya getirmek için de bir şans. Balkanlar’da, çoğu zaman sadece Kuzey’den ve Batı’dan gelen yaratıcı ve sanatsal başarıya odaklanıyoruz. Halbuki, Güney’e ve Doğu’ya doğru uzanan kültürel zenginlikler de var. Açıkçası, bizi bu projede en çok heyecanlandıran, Türkiye ve Yunanistan’ın kültürel zenginliklerini Sırbistan’dan katılımcılar ve yaratıcı profesyoneller ile buluşturacak olmak’” dedi.

Kurulduğu günden bu yana, başta Avrupa olmak üzere dünyanın farklı yerlerindeki birçok yaratıcı platform ile iş birlikleri yapan ve şu anda Avrupa Yaratıcı Platformlar Ağı’nın yönetim kurulunda yer alan ATÖLYE adına konuşan Etkinlik ve Proje Yöneticisi Emre Erbirer, Connect for Creativity projesinin yaratıcı topluluklar ve bireyler için önemli bir iş birliği fırsatı olduğunun altını çizdi: “Bu proje ile Türkiye’de yaratıcı endüstriler alanında çalışan kişi ve toplulukların Avrupa’da benzer platformlar ve ağlara dâhil olmasını, birbirlerinden öğrenmesini ve birlikte üreterek yeni iş birlikleri geliştirmesini amaçlıyoruz. Bunun için de en büyük önceliğimiz, yaratıcı iş birliklerini tetikleyecek yeni tanışma yolları ve hikâyeleri oluşturmak.”

18 ay sürecek projede, seyahat masrafları ve işlerin üretimi için yapılan harcamalar karşılanıyor

Connect for Creativity kapsamında öğrenciler, akademisyenler, sanatçılar, yaratıcı endüstri ve kültür profesyonelleri ve politika yapıcılar için Avrupa’da uluslararası iş geliştirme ve iş birliği imkanları, tecrübe ve bilgi alışverişinde bulunma fırsatı ve empati-katılım-güçlendirme prensipleri üzerinde yaratıcı araştırmalara katılım şansı sunuluyor.

Proje doğrultusunda, çalışma ziyareti, iş geliştirme konferansı ile sanat ve teknoloji odaklı rezidans programına katılanların seyahat masraflarının yanı sıra, işlerini üretmek için yapacakları harcamalar da proje tarafından karşılanıyor. Londra, Manchester, İstanbul, Kayseri, Belgrad ve Atina’da yapılacak proje aktivitelerini www.connectforcreativity.euadresinden takip edebilir ve başvuru yapabilirsiniz.

Hakkında Davut Güleç

Gazeteci, televizyoncu, Uzman polis-adliye muhabiri, Spor yazarı, TEMA’cı, Kızılay’cı, Dağcı, Trekkingci, Alp disiplini kayak milli hakemi, Herkes İçin Spor Federasyonu Kayseri il temsilcisi, Erciyes Kar Kaplanları Spor Kulübü Basın sözcüsü, Kayseri Spor Adamları Derneği yönetim kurulu üyesi, Kent Güvenlik konseyi üyesi

Göz Atabilirsiniz.

Türkiye’nin en iyi 3.’cü oteli, Radisson Blu Hotel Kayseri oldu

ETS ve Odamaxx müşterilerinin değerlendirmesine göre, Türkiye’nin en iyi 3.’cü oteli Radisson Blu Hotel Kayseri …